Bilmek istediğin her şeye ulaş

Psikoloji

Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır.

Ekim 2018

Ercan Erdi, bir soruya yanıt verdi.

Psikoloji konulu önerebileceğiniz filmler nelerdir?

Konu biraz eski farkındayım ancak psikoloji konulu filmlerin neredeyse hepsini izledim diyebilirim en azından bulabildiğim ve bildiğim hepsini. Genelde bu tarz filmleri sinemia, film beyi veya sinefil gibi öneri ve liste sitelerinden bulmaya çalışıyorum. İzlemeyenlere Akıl oyunları, başrollerinde Leonardo DiCaprio'nun bulunduğu zindan adası ve guguk kuşu filmlerini öneririm. Aklıma geldikçe buradan yazacağım.
Ocak 2018

0543 768 45 00, bir soruya yanıt verdi.

İnsan neden kıskanır? Kıskanmak ya da kıskanılmak güzel bir şey midir?

Kıskanmak diye bir duyguyu taşımasaydık zira örnekleride var günümüzde kimse sevgiden veya aşktan bahsetmezdi herdalde tabiri caizse günü birlik beraberlikler kalıcı olmayan anlık duygular . İnsan her gün heyecan duymalı kıskandığı kişiyi görünce her an sevgi hisstmeli tşkrler. .
Ocak 2018

Mehmet Kozak  yeni bir  gönderide  bulundu.

Psikoz Nedir?

Bazı insanların hayal gücü oldukça gelişmiştir. Özellikle sanatsal yapıtlar ortaya koyan kişiler, bu eserleri sınırsız ve zengin hayal güçleri sayesinde yaparlar. Fakat hayal gücünün de sınırları vardır. Çünkü hayal gücü kontrol edilemez bir hal aldığında kendimizi hiç beklemediğimiz ve de olmak istemediğimiz yerlerde bulabiliriz. Bu yerin bilimsel adı psikozdur.
Psikoz ruhsal rahatsızlık kavramının genel adı olarak nitelendirilebilir. Dünya nüfusunun ortalama %2’lik kısmı hayatı boyunca en az bir kes psikoza girmiştir ya da halen içerisindedir. Ergenlikten 30 yaşına kadar olan aralıkta sıklıkla görülmektedir. Psikoza giren kadınlarla erkeklerin oranı birbirine yakındır. Genel itibariyle şizofreni ile karıştırıldığı olmuştur. Karma psikolojik rahatsızlık olarak da adlandırılan psikoz, adından da anlaşılacağı gibi birden fazla psikolojik rahatsızlığın aynı kişide bulunma durumu olarak nitelendirilir.
Psikoz nedenleri nelerdir?
Psikoz olan kişi kendi hayal dünyasında yaşar. Gerçek ile hayal olanın ayırt edilememesi psikozun başlıca nedenidir. Kişi hayal gücüyle kendisine bir dünya kurar ve onun gerçek olduğuna inanır. Bu kendi istediği ve özlem duyduğu bir dünya olduğu gibi, asla olmasını istemediği, korktuğu ya da kaçtığı bir dünya da olabilir. Bunların ortak özelliği, kişinin o dünyaları kendisinin yaratması ve gerçekliğine inanmasıdır. Şizofreni, bipolar bozukluk, paranoid bozukluk ve psikotik depresyon gibi birçok ruhsal rahatsızlığın aynı kişide toplanmasıyla oluşan psikoz, bazı erken tanı yöntemleriyle önlem altına alınabilir. Dikkat dağınıklığı, iletişim güçlüğü çekme, iştah değişliği, uyku düzeni değişikliği, kişisel bakım ve hijyende özensiz olma, anlamsız hareketlerde bulunma, durağanlık ve buna benzer durumlar psikoz belirtilerinin başlıcalarını oluşturmaktadır. Bu problemler kişinin sosyal ve çalışma hayatını olumsuz yönde etkilemekte ve kişiyi daha da içine kapanık hale getirmektedir. Psikotik Bozukluk Tedavisi: Psikozun bir ileri evresi varsanılar ve sanrılardır. Kişi artık yaşantısını hayal dünyadan çıkartıp gerçek dünyaya taşır. Olmayanı duymak, görmek, hissetmek hatta olmayanın tadını ve kokusunu almak psikozun bu evresinde sıklıkla görülen varsanılardır. Sanrılar ise varsanılardan daha tehlikelidir. Psikozun bir ileri evresi olarak değerlendirmek de mümkündür. Öyle ki kişi kendisini ünlü bir politikacı, oyuncu, yazar vs sanabilir. Kendisinin ölülerle konuştuğunu, bekârsa evli olduğunu ya da tam tersinin var olduğunu, karşı cinsiyette olduğunu, takip edildiğini, aldatıldığını ve buna benzer birçok durumun gerçek olduğunu düşünür. Hatta kendisini yenilmez bir kahraman ve ilahi bir varlık olarak görebilir. Psikoz çeşitleri nelerdir? Psikoz olan kişinin davranışları düzensizlik gösterir. Konuşması hızlanır, anlaşılmaz ve anlamsızlaşır. Günlük rutin işlerini yapmakta güçlük çeker. Bazen düşünce ve üretim güçlüğü çeker ve tepkisizleşir. Kişinin bu ruh hali kısa süreli gelgitler şeklinde olabileceği gibi, uzun süreli, hatta sürekli devam eden bir halde olabilir.
Psikoz ana hatlarıyla pozitif psikoz, negatif psikoz ve bilişsel psikoz olarak üçe ayrılır. Pozitif psikozun başlıca göstergesi halüsinasyon ve kuruntudur. Olmayanı hissetmek, görmek, duymak vs pozitif psikoz işaretidir. Negatif psikoz ise ruhsal ağırlıklıdır. Motivasyon eksikliği, keyifsiz ve heyecansız olma, anti sosyal yaşam şekli vs negatif psikozun göstergelerindendir. Bilişsel psikoz zihinsel yetersizlik olarak tanımlanır. Unutkanlık, cümleyi ya da konuyu tamamlayamama, konsantre olamama vs gibi durumlar bilişsel psikoz olarak adlandırılır. Psikoz tedavisi nasıl yapılır? Psikoz diğer psikolojik hastalıklar gibi tedavi edilebilmektedir. Terapiler, ilaç tedavisinin en önemli yardımcı unsurlarını oluşturmaktadır. Bağımlılık terapisi, sosyoterapi, aile terapisi ve sanat terapisi bunların başında gelmektedir. Görüldüğü üzere psikoz olma durumu hayatı oldukça olumsuz etkilemekte ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Peki, psikoz olmamak için ne yapmalı? Öncelikle psikoz psikolojik direnç zayıflığından dolayı ortaya çıkar. Yani hayatın getirdiği zorluklara ve sıkıntılara gösterilen karşı duruş ve sorun çözme gücü, diğer hastalıklarda olduğu gibi psikozda da önemli rol oynar. Bu sebeple, hayata karşı ne kadar pozitif olursak psikolojik yapımız o derecede dirençli olacaktır. Psikoz durumu hayatımıza girmiş olsa dahi tedavi sürecinde bizim en büyük destekçimiz pozitif bakış açımızdır.
surup.net/psikoloji-hastaliklar/psikoz
Ocak 2018

Melisa Ünal, bir soruya yanıt verdi.

İnsan neden kıskanır? Kıskanmak ya da kıskanılmak güzel bir şey midir?

Kısnamak bir kişiye özgü güveni sağlamak onunla beraber herşeyi yapabileceğini zannetmek ve bir gün o arkadaşınla küsdüğün de yanında kimsenin olmaması seni üzer yıpratır paramparça eder kıskanmak ve kıskanılmak güzel bir şey. Ben eskiden her zaman gaza gelirmişim gibi davranıyodum ama sevdiğim kişiyle küsünce o mutlu oluyor ve ben mutsuz oluyorumb u durumlarda özür dilemeyin özür dilerseniz **t ü kalkar ve hep kendini naza çeker. 1 gün bekle o sana geri döner bana inan :)
Ekim 2017

Rasih Uğur Uyanık, bir soruya yanıt verdi.

Disleksi nedir?

Okumadan önce belirtmek isterim ki, dislektik oğlu olan bir baba olarak yazacaklarım Nisan 2017'den beri edindiğim bilgi ve deneyimleri içermektedir.

Disleksinin MEB nezninde tanımına bakarak başlayacak olursak, bakanlık diyor ki;
"özel öğrenme güçlüğü zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı
anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir
bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğu ve başka
türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu alt gruplarını içerir."

Asıl problem de buradan başlıyor aslında çünkü, yukardaki tanımda yer alan güçlüklerin kaynağı olan beyin ömrü boyunca benzer şekilde işlemeye devam ediyor yani okuyup yazmaya, toplamaya çıkarmaya yapmaya başlayan bir dislektik derdine derman bulmuş olmuyor. O halde bu noktada disleksinin nörobiyolojik tanımlarından (en azından anlayabildiğim kadarıyla) bahsetmek gerekiyor.
"Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksililerde ise eşit büyüklükte ya da sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Disleksililerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor. "
"Dislektik çocuk ve erişkinlerin sol beyin temporo-parieto-oksipital bölgelerinde işlevsel bozukluk, frontal bölgelerde artmış aktivasyon vardır. Normal bir insan okuma, yazma ve anlama gibi eylemler için beyninin sol ön lobunu kullanır. Disleksi olan kişiler beyinin sol ön lobu kullanmakta zorluk yaşarlar. En sık görülen nörodavranışsal bozukluktur. Asıl sorunları hafıza ve dil ile ilgilidir. "

Bu iki tanımı karşılaştırmak bile problemi doğru tanımlamak için en önemli kriterlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü, asıl mesele okuma yazmayı öğrenmek, ödevlerini daha kısa sürede yapmaya başlamasını sağlamak ve buna benzer türlü akademik kazanımlarını normal yaşıtları seviyesine çekmek değil.

Asıl mesele otoyol-patika diyalektiğidir. Normal birey, daha doğrusu lafa şöyle başlayayım, kendilerini günümüz gündelik yaşantısındaki tempoya ayak uyduracak şekilde adapte edebilmeyi beceren bireyin otoyola çıkma izni bulunuyor, ama disleksik bireylerin otoyola çıkma izinleri bulunmuyor. Onlar aynı hedefe patikadan ilerlemek zorundalar. Başka şansları yok. Asıl müdahale edilmesi gereken, gerçek sıfır noktası, bu tespit doğrultusunda müdahale aralıklarını belirlemekten geçtiğini düşünüyorum.

Biraz daha açacak olursam; otoyol diye tabir ettiğim kavram, şu anda neredeyse tüm okulların kanalize olduğu sınav-başarı ikilisi doğrultusunda hayal kurdurma, ufuk açma, problem çözmeyi öğretme, sürecin kıymetini aktarmaktan ziyade; sonuca kitlenen, 8 yaşında bir çocuğa optik okuyucuyu doldurmayı öğreten, acımazsızca rekabeti öğreten, yoğun bilgi bombardımanında ezberci, zaten eğitim fakültelerinden yeterince zayıf mezun olmuşken birde üstüne okul performansına odaklanmış kısır öğretmen kadrosu eşliğinde vızır vızır akan, nefes almaya hiç izin vermeyen yoğun bir tempoyu temsil etmektedir. Patika ise potansiyel sınırı tahmin edilemeyen, sürprizlere ve keşiflere açık, farklılıklara izin veren, başarıyı çeşitlendiren, sadece başarıyı değil çabayı da ödüllendiren, her bireyi kazanmaya odaklı, yeteneğin doğmasına gelişmesine zemin yaratan, ezberletmeden öğreten, yenilikçi bir süreci temsil etmektedir.

Bu noktada en doğru tanıma ulaşıyoruz.Disleksi, öğretme bozukluğudur.

Normal veya normal üstü bir zekaya sahip ise teşhis edilebilen bu farklılığın herhangi bir tanım içinde bozukluk diye adlandırılmasının tek sebebi belki de bozukluğun çoğunlukta olduğunu görememekten kaynaklanıyor. Bir an düşünün ki, yapılan tahminlere göre nüfusun %5-10 'u arasında disleksiye sahip bireylerin çoğunluk olduğunu. Şu ana kadar ki biriken tüm bilgi ve onu kuşaklara aktarma, dolayısıyla tüm öğrenme ve öğretme pratikleri bambaşka olacaktı.

Bu ütopyayı bir kenara bıraksak da, barındırdığı gerçeği inkar edemeyiz. Dislektik bireyler öğrenebilirler. Önemli olan nasıl öğrendiklerini keşfedebilmekte.

Google'da yapılacak kısaca aramayla bulunabilecek ebeveynlere sıralanan tavsiyelerden ziyade ki zaten tüm ebeveynlerin çocukları için faydalı olacakları süreç içinde keşfedeceklerinden şüphe duyulmayacağından, öğretmenlerin bilmesi ve harfiyen uymaları gerektiği tavsiyelerin bilinmesini daha kıymetli bulduğumdan, cevabı da onlarla bitireyim.

  • Sınıfta kullanılan komutlar basit, kısa ve net olmalıdır.
  • Çocukların işitsel ve görsel uyaranları bellekte tutabilmeleri söze dayalı materyalleri hatırlamaları güç olduğundan aileyle diyaloga geçip, evde derslere ilişkin soru-cevap tarzında zihin egzersizleri yaptırılabilir.
  • Çocuk, harfleri kopya edemeyebilir. Bazı geometrik şekilleri birbirinden ayırt edemeyebilir.
  • Bu çocukları eğitim faaliyetlerine katılmaya teşvik edin.
  • Çocuklarda işitsel algılama problemlerine normal çocuklardan daha fazla rastlanmaktadır.
  • İşitsel algılama problemi olan çocuklar, kapı ziliyle telefon zilinin sesini ayırt edemeyebilir.
  • Bu duruma dikkat edilmelidir.
  • Çocuklar başarısızlık beklentisi yaşadıklarından, onlara sınıfta söz hakkı verilmeli, derse katılımları sağlanmalı ve başarıları ödüllendirilmelidir.
  • Başarısızlığın üstesinden gelmeye hizmet edecek stratejilerin çocuğa kazındırılması gerekmektedir.
  • Çocuklar hoşa gitmeyen bir davranış gösterdiğinde, o davranışı ortadan kaldırmak için, davranış değiştirme yaklaşımına yer verilmelidir.
  • Bulunan yere, zamana, ortama uygun olmayan şekilde söz yakut davranışta bulunan kişinin, bu tür davranış ve sözlerini görmezden gelerek, onun bu ortamdan uzaklaştırılmasının sağlanması faydalı olacaktır.
  • Çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini göstermektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk çoğu zaman mutsuzdur. Kendini değerlendirmesi olumlu değildir. Sınıftaki çocukların kiminle oynadığı araştırıldığın da genellikle özel öğrenme güçlüğü olan çocukların görmezlikten gelindiği belirtilmektedir. Bu çocuklar arkadaşlarına olumsuz şeyler söyleme eğilimindedirler.
  • Öğretmen, özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun hiperaktif olduğunu anlarsa sınıf içinde ortam düzenlemesine gidebilir. Öğrenciyi duvardan tarafa oturtarak ve sırasında yer alabilecek dikkat dağıtıcı unsurları ayıklayarak bu tip davranışları azaltabilir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken, çocukla konuşularak yapılanların, cezalandırma için yapamadığı anlatılmalıdır.
  • Çocuğun, herhangi bir eyleme girişmeden önce düşünmesi sağlanmalıdır. Burada amaç; öğrencinin kendisinin kullanabileceği stratejileri sağlayarak kendine yeterli ve bağımsızlığını kazanmış öğrenciler yetiştirmektir.
  • Okuduğunu anlamayı arttırmak için kendi kendini sorgulama tekniğiyle öğrenciyi destekleyen taktirler kazandırabilir. İlk olarak öğrenci kendisine "bu parçaya neden çalışıyorum" sorusunu sormak, ana fikirlerini bulup altlarına işaretleme, ana fikirlere ilişkin soru düşünüp yazma, soruya ve yanıtlarına tekrar bakıp, nasıl daha fazla bilgi sağlanabileceğini gösterilmelidir.
  • Özel öğrenme güçlüklerinin oluşmasını artıran ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların, yararı olmayan öğretmen tipi, tüm çocukların aynı şekilde öğrendiğini ve başarılı öğretim tekniğini sadece kendisinin bildiğine inanan ve bir tek öğretme sürecine yer veren öğretmendir.
Eylül 2017

Beraat K, bir soruya yanıt verdi.

Çok üzgünken insan kendini bırakmaması için neler yapabilir?

Düşünmeye ihtiyacınız var sadece. Eğer mantıkvari bir insansanız bu üzüntünün geçeceğini, bunların bir deneyim olduğunu ve çıkartmanız gereken dersleri ve yanlışlarınızı düşündükten sonra düzeltmek için ne yapmalı diye devam etmelisiniz.

Üzüntü zaman zaman iyidir gaflete dalmış beyni, vücudu kendine getirme aracıdır. Ve unutmayın ki insanoğlu için en etkili öğrenme şekli acıdır.

O yüzden acıya bir gazap gibi değil bir ders gibi yaklaşmayı deneyebilirsiniz.

Allah büyük acılar yaşatmasın, hayırlı günler.
Ağustos 2017

Ece Naz Sonat, bir soruya yanıt verdi.

Çok üzgünken insan kendini bırakmaması için neler yapabilir?

Bu sorunun cevabı herkes için değişiklik gösterebilir bu yüzden herkes kendi tecrübesine göre yanıtlar vermiş.
Ben dibe vurduğum zamanlarda yalnız kalmayı ve evden çıkmamayı tercih ediyorum. Sanırım toparlanmaya ihtiyacım olduğunu anlamam için acıyı dibine kadar hissetmem gerekiyor. Bu noktaya ulaşmam çok da zaman almıyor. Sonrasında yoğun fiziksel aktivite ve dışarıda olmak çok iyi geliyor.
Üzgün olmak mutlu olmak kadar normal bir durumdur ve acıya direnmemeni tavsiye ederim. Güzel bir arkadaş çevresi ve müzik de süreci hızlandıracaktır.

2664 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Takıntı

60 Kullanıcı   14 Soru   46 Yanıt

İkna Teknikleri

92 Kullanıcı   2 Soru   4 Yanıt

Melankoli

20 Kullanıcı   4 Soru   65 Yanıt

Öğrenilmiş Çaresizlik

87 Kullanıcı   4 Soru   37 Yanıt

Halüsinasyon (Varsanı)

13 Kullanıcı   4 Soru   9 Yanıt

Hipnoz

37 Kullanıcı   11 Soru   20 Yanıt

Obsesyon

8 Kullanıcı   6 Soru   9 Yanıt

Sendrom

11 Kullanıcı   8 Soru   15 Yanıt

Bipolar Duygulanım Bozukluğu

27 Kullanıcı   10 Soru   29 Yanıt

Kişilik Bozukluğu

35 Kullanıcı   16 Soru   62 Yanıt

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)

11 Kullanıcı   3 Soru   11 Yanıt

Baskı

5 Kullanıcı   4 Soru   5 Yanıt

Ruhsal Sorunlar

31 Kullanıcı   14 Soru   45 Yanıt

Terapi

40 Kullanıcı   12 Soru   22 Yanıt

İnsan Psikolojisi

303 Kullanıcı   63 Soru   351 Yanıt

Psikoterapi

147 Kullanıcı   62 Soru   209 Yanıt

Kendilik Psikolojisi

37 Kullanıcı   21 Soru   83 Yanıt

Utangaçlık

5 Kullanıcı   4 Soru   14 Yanıt

Konuşma Terapisi

6 Kullanıcı   3 Soru   3 Yanıt

Davranış Terapisi

9 Kullanıcı   2 Soru   7 Yanıt

Duyusal Analiz

6 Kullanıcı   5 Soru   8 Yanıt

Psikolojik Testler

15 Kullanıcı   2 Soru   4 Yanıt

Gelişim Psikolojisi

21 Kullanıcı   7 Soru   26 Yanıt

Eğitim Psikolojisi

10 Kullanıcı   2 Soru   47 Yanıt