Bilmek istediğin her şeye ulaş

Romantik Dönem Şiirleri

Şiir

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Temmuz 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Hayatın kapı eşiğinden kırıntı toplayan küçük bir kuş gibi DİDEM MADAK


1747
şiirlerin içinden
çıkıp gelen kadınlar
vardır.
öpse şiir,
saçını dağıtsa mısra,
gülse kıta olur.

Benim için tam anlamıyla budur Didem Madak şiirlerden gelmiş ruhundaki toz bulutunu sevgiyle örselemiş bir çiçektir o.Bazen bir papatya olur bazen deste deste ismini her şey koyduğu üzerine milyonlarca anlam yüklediği bir çiçek, anne şevkatindedir kaleminden çıkan her şiir, öylesine öpülesi öylesine narin...



1970, İzmir doğumludur Sevgili Madak. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlanıyor, sonrasında ise Grapon Kağıtları(2000),Ah'lar Ağacı(2002) ve Pulbiber Mahallesi(2007) şiir kitaplarıyla kendini bizlere iyice benimsetiyor güzel şair.
Çok olmadı aslında şahsımın Madak şiiriyle içime işleyene dek tanışması. Uzaktan aşinalığım var olsada, 4-5 aydır gitgellerle okuyarak hayranlığın, imrenmenin tam mânasını yaşattı bana.
“Sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin
Bir bakardım eğilmiş su içiyor
Gamzelerinden kuşlar. ”


1747
“Bilmiyorsunuz.
Darmadagın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. ”


keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım. ”



“Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım.
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım. ”

Şimdiden bir hatırasın
Bulutsa, tozsa, uçarsa
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın
Ne bir şarkısın,
ne de dillerde nağme adın
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın.
.

1747

Saçlarım düşler görüyor
Rengarenk uçan balonlar havalanıyor her telinden
Saçlarımda kiraz bahçeleri
Salıncak kuruyor dallarına çocuklar
Hep ben düşüyorum, hep ben..



Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu.
Bir yığın insan tanıdım.
Ama hep yalnızım
.


“Ruhumu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi seven bir kadınım” diyor bir ropörtajında Didem Madak. Belkide diyorum bende, bundandır onun her şiirinde ufacıkta olsa bulunan çocuk ruhu portresi. Yani onun en umutsuz şiirlerinde bile bulunan “reçel kavanozları”, “çikolatalar”, “fötr şapkalar”, “kelebekler”.. Aynı zamanda çocuk olduğu kadar, kadınlığınıda hissettirir şiirlerinde. Yalnız, ayakta, güçlü ve feminen halleriyle de, naif, haroşa, sıcak sofralar kuracak olan anne halleriylede.
“Cennete gitmek istedim otostopla,
Cinnete kadardı tüm yollar oysa,
Tüm hayatı okşamak istedim kedilerin şahsında
Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak. ”


2011 yılında kanser nedeniyle ölen Didem Madak, 41 yıllık yaşamına üç şiir kitabı sığdırıyor. Varlık dergisine verdiği ropörtajda da, yazarın Ah'lar Ağacı kitabındaki kimi şiirindede bahsettiği zorlu geçen üç yıl görüyoruz. Ona çok şey öğreten, Allah'la sanimi olmasını sağlayan üç yıl. Bu üç yılın şiirlerine yansıması olacaktır ki en popüler kitabı diyebiliriz Ah'lar Ağacı kitabına.
Yazar bu kitabına Wirgina Woolf'un Orlando'sundan da yola çıkarak şöyle bir yorum/tanım yapıyor;
“Orlando yıllarca göğsünde taşıdığı ve bir meşe ağacından esinlenerek yazdığı şiiriyle ünlü olur ve bir ödül kazanır. O zaman kitabını meşe ağacının altına gömmeye karar verir. Galiba bende bütün birikmiş ahlarımı, söylediklerimi, söyleyemediklerimi Ahlar Ağacının altına gömdüm. ”

“Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta. ”

Üç kitapla ardında bol bol cümle bırakmak, bir kadın olarak kadın şairlerin az olduğu bir coğrafyada böylesine güçlü bi kadın şair olmak, Didem Madak denildi mi akılda o dişlerinin allığında gülen fotoğrafla kalmak..
Sevgi Soysal, Tomris Uyar, İnci Aralgiller'den tercih sırasına koyamadıklarımdan biri oldu Madak kadın.
Tahmin ederim ki şairi, şiirinden iyi kimse açıklayamaz. Cümlelerinde benlik okunan kadını, tekrar tekrar dinleyelim o vakit.

“İki sigaram kaldı bu gece için
Yüzyıl yetecek çocukluğum,
İki muhabbet kuşum,
Biraz da ateşim var.
Dua ediyorum ateşe
Vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece”
“Hayata söyleyin bundan sonra gitsin
Anlamını masallarda arasın
Hay!
Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım da çiçekler açsın ruhunuz.
Hadi alkışlayın!
Biliyorum hâlâ biraz safım. ”
“Bazı vakitler tren geçiyor evin yakınından
Yaşlanıyorum pencereden her bakışımda
Anna Karenina'yı taklit ediyor zaman,
Atıyor kendini raylara.
Neden her aşk
Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka. ”
“Yuva yaptım kaç paket cigaranın bacasında
Yorgunum, kahvem çamur gibi
Batmaya da razıyım, artık beni anla. ”


1747


Ah, göğsündeki her yarayı merhametle öptüğüm.
Geç kalınan hiç bir hayat,
hayat değildir.
Hayatın olmayı dilerdim…



Size de olmadı mı? Bir şiirini okuduğunuzda ılık bir rüzgar değmedi mi kalbinize ?
Sevgiyle kalın...














Mayıs 2015

Uğur Mumcu Yalçın  yeni bir  gönderide  bulundu.

Aşka Kaç Şeker / umey

Sözler: Kim ölse sabaha şiir kala Kulağına bir bestenin notası takılmışcasına Acıyla, hüzünle nefes nefese Aklına takılanlara veda edercesine Biri gelse saat...
Aralık 2014

Abdullah Gürel  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ölüm,Aşk,Diyar

Ölüler Diyarındayım Sensiz,
Limandayım Bazen, Yine Sensiz,
Üflesen Sönecek Bir Mum Gibiyim,
Mum Söndü, Ölüler Diyarındayım Sevgilim...

Adın Haneme Yazıldı Aşk Diye,
Şevhetle Yaklaştı, Aşkın, Sevgin,
Kelimeler Kifayetsiz Kaldı, Yazılar Silindi, Aşk Haricinde...

Diyarın İsmi Olur Sevgilim,
İstanbul, Ankara, Samsun Gibi,
Yeri Bilinir Diyarın Sevgilim,
Aşk Denen Yere Senin, Aşk Denir,
Rastgele Der Balıkçılar Gibi Diyarında Sevgilim. . .
Kasım 2014

Dursun Akyüz  yeni bir  gönderide  bulundu.

Victor Hugo ve Fransız Devrimi

Victor Hugo ve Fransız Devrimi : İnsan türünün zarar gördüğü fakat ilerlediği barbarlık durumlarına devrim adı verilir. Bir yandan Floransa gibi şehirlerde ki entellektüel Avrupa kültürü, diğer taraftan Rönesans ( Renaissance : yeniden doğuş ) arayışları. Bununla birlikte, 1572 tarihinde Parise davet edilen Protestanların IX. Charles’ın annesi tarafından Barthelemy katliamında öldürülmesi. Tüm lidellerini kaybetmiş Protestanların katolik olması ile güçlü bir hale gelen Vatikan’ın nüfuzu.

Avrupa kıtasında Monarşilerin hakimiyeti sürerken, Fransa, İspanya ve İngiltere aralarında yapmış olduğu evliliklerle akraba olmuştur. Portekiz ve Holanda gibi ülkeler bir yandan sürdürdükleri sömürge politası sayesinde zengin ve brujuva haline gelmiştir. Tüm bu gelişmeler, Voltaire, Jean-Jaques Rousseau gibi düşünürlerin de önderliğinde 18. Yüzyıl Fransa’sını büyük bir evrime yani özgür düşüncenin görüldüğü aydınlanma çağına doğru sürüklemiştir. Halk seçkin insanların emirleri altından yavaş yavaş çıkmaya başlamıştır. Tüm bu geşimelerle birlikte, toplum içinde ki sınıflar birbirlerinden kopmaktadır. Tepki olarak, burjuvalar sahip oldukları ayrılacıkları ve statüleri korumaya, köylüler ise üzerlerinde büyük bir yük olan verginin hafiflemesini istemektedirler.
Ülkenin yaşadığı evrimsel ortamda fakir düşen halk 1789 yılında Paris’te ayaklanmaya karar verir. Ancak merkezi otorite hala bu durumun farkında değildir. Bunun ardından, 1791 yılında İnsan Hakları ve Yurtdaş Bildirisini kabul edilir. Krallık değişimi kabul etmemiş ve bu ret krallığın sonunu hazırlamıştır. İnsan Hakları ve Yurtdaş Bildirisinin ilanının hemen sonra, XVI. Louis giyotinle idam cezasına çarptıtılr. Artık krallığın sonu gelmiştir. Tüm bunlar devam ederken, 1799 yılında Cumhuriyetçi bir asker olan Bonapart önemli başarılara imza atarak Fransa’nın imparatoru olmuş.

Fransa’da fırtına eserken, Fransa’nın Besonç kentinde cumhuriyetçi bir babanın oğlu doğar. Yani doğan oğullarına Victor ismi verilir. Bir askerin eşi olan Sophie ise cepheden cepheye koşan kocası yüzünden yorgun düşmüş ve daha 1 yaşında olan oğlu Victor ile Paris’e yerleşmeye karar vermiştir. Artık Paris’te yaşamaya başlayan Victor Hugo‘nun eğitimi başlamıştır.

Chateaubriand’ın fikirleriyle büyüyen Victor Hugo ( “Je veux être Chateaubriand ou rien ” (Victor Hugo raconté par un témoin de sa vie)), çoçukluk arkadaşı Adéle’e tutulur. Genç Victor Hugo, 21 yaşında sevdiği Adéle ile evlenir. Edebiyat ürünlerini o dönemde yazmaya başlayan Hugo, daha sonra sarayın ilgisini çekecek olan Odet ve Ballades eserlerini yayınlar. Bir taraftan İlk mısralarını yazarken, diğer taraftan Hugo ilk romanını,Fransız devriminin etkisi altında olan Karayiplerde yaşayan halkın mücadelesini anlattığı Bug-Jargal adlı romanını yazmaya başlamıştır. İdama mahkum edilmiş bir tutuklunun 3 yıl boyunca hapishanede yazmış olduklarına bize tanıklık eden “Le Dernier Jour d’un Candamné – İdam Mahkumunun Son Günü” adlı eseri 1829 yılında yayınlanır.

Fakat Victor Hugo‘yu üne aslı üne kavulturan roman ise uğruna tiyatroların oynandığı ve müzikallerin yapıldığı 1831 yılında yayınlanmış olan “Notre Dame de Paris – Notre Damın Kamburu” eseridir. Daha sonra bu eser, Fransa’nın en başarılı müzikallerinden biri olan ve Paris Kongre Sarayı’nda oynanan mükemmel bir müzikal haline gelmiştir. Klasik bir aşk hikayesi olan müzikalin sözleri Luc Plamondon tarafından yazılmış, bestesi Richard Cocciante tarafından yapılmıştır. Luc Plamondon ve Richard Cocciante tarafından modern sahneye uyarlanmıştır.

“Yoksulluğa katlanmayı bilmeyenin , özgür olmayada gücü yetmez”
Otuzlu yıllarda eserleri sahneye konulan Victor Hugo Romatizm akımın temsilcisi olmakta çok ısrar etmesine rağmen, o dönemin Fransız Akademisi Hugo’nun bu arzusunu görmeden geliyordu. Sonunda 1841 yılında, bu hayali gerçek olur. O tarihten sonra, Hugo ölüm cezasına karşı olduğunu ve medyanın özgür olması gerektiğini vurgular. Bu söylemleri onu politik bir lider yapacaktır.

Hugo yazılarına devam ederken, Bonapart Waterloo’da yenilgiye uğramış ve monarşi sistemi tekrar ortaya çıkmıştır. Fakat bu sefer soyluların direnişi kısa sürecektir. Diğer tarfatan, sanayi devrimin beraberinde getirdiği fabrika sayısında ki artış yine beraberinde günde 15-16 saat çalışan mutsuz işçilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çalışan işçi sınıfı artık mutsuzdur. Hele hele 1848 yılında imzalanan Komünist Manifesto pandora kutusunu açmıştır. Bu kez ayaklanma sadece Fransa’da gerçekleşmeyecek gibi gözüküyordu. Ayaklanma git gide civar ülkelere de yayılmaya başlamıştı.

Gençlerin Paris’te ayaklanmasının hemen ardından tahtı bırakan Orleans Hanedanı’nın yerine Bonaparte’ın yeğeni 3.Napolyon geçer. III. Napolyon 3 yıl sonra imparatorluğunu ilan eder. Sıkı bir cumhuriyetçi olan Victor Hugo 3.Napolyonun tek kişiliğine karşı gelir. Hogo’nun bu karşı gelişi onun sürgün edilmesine sebeb olacaktır. Yıllar sonra af kararı gelir ancak Hugo, Louis Napolyon’un halen başta olması yüzünden sürgünden geri gelmez. Daha sonra Hogo Brüksel’e oradan Manş denizinde ki küçük adalara geçer. Mali sıkıntı içinde olan Hugo, para kazanmak için Fransızca dersler vermeye başlar. Yazarın en ünlü eserlerin başında gelen “Sefiller-Les Misérables” adlı eserinide bu dönemde yazar. Hayata dair herşeyi iyiliği, kötülüğü bu eserinde ustaca işlemiştir. Ayrıca eser içinde din ve politika gibi kavramları sıklıkla görmek mümkündür. Victor Hugo sürgün döneminde iki eser kaleme almıştır. Bunlardan biri “Les Travailluers de la Mer – Deniz İşçileri” diğeri ise L’Homme Qui Rit (Gülen Adam) dır.

Tüm bu sürgün hayatının ardından, Victor Hugo 1870 yılında çok sevdiği ülkesine geri döner. Victor Hugo tam bir paris sevdalısıdır. Olgunluk döneminini siyasetle geçiren Hugo, ilk seçimlerde meclise girememesine rağmen, seksenli yaşlarında onuruna tören düzenlenir. 83 yaşında hayatını kaybeden Hugo Paris’te Pantheon’a defnedilir. Notre damme de Paris gibi yazarın Sefiller adlı eseriNde bir çok filme uyarlanır.
Eylül 2014

Uğur Mumcu Yilmaz  yeni bir  gönderide  bulundu.

GİZEM

Geceydi ilk göründüğünde , yüzünü gömmüş karanlığa bulunmayı bekliyordun.Sevilmek ya da sevmek umurunda değil, karanlıkta atsın istiyordun kalbin. Biraz soğuk, az da çiseliyor gözlerin, yeşil de gibi biraz.Mavi mi yoksa, karadenizin rengi mi? Damlayan yaşları nereye gidiyor, oysa o kadar çok gördüm ağlamanı. Yüksekte ne yapıyor ruhun, söyle insin aşağıya.Girsin bedenine. Havalar da soğuk malum, üşütürsün.Alışkınsındır gerçi bu havalara, üşütmez seni fazla ama sen elden bırakma yine de ehemniyeti.Ne olur ne olmaz. Yarın çıkar da gelirsen sağlam gel, anladın mı? Çok da verebilecek bir şey yok bende ama sen bilirsin işte.Ruhunla sevişirim, bedeninin kokusu yeter. Akarsa yaşın silmem, bakmazsa gözlerin çevirecek de değilim. Çınar altında çay içeriz işte, şiir okur genel bilgiler veririm sana.Aslanların uykusunu, o meşhur altın rengimsi japon balığının nasıl beslenmesi gerektiğini falan anlatırım işte.Atlar var bir de. Onlar da değişik hayvanlar. Bildiklerim bildiklerin olur, elma sayımız birken iki olur işte.Sen bilirsin güzel, geleceksen gel.Bekletme fazla, sevmekten çok sevilmek ister insan çünkü.
Eylül 2014

Ahmet Avcı,  yeni bir soru sordu.

Nisan 2014

Sedat Durmuş  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yaseminlerin Sabahı

Gökyüzü bulut bulut uyanıyordu
Tanrının büyük yalnızlığından
Ağaçlar birer ses salkımıydı kuşların ağzında
Ayın puslu cümlesinde evler okunaksız harflerdi
Yasemin kokularından bir ışık sokaklarda
Gittim denizin lacivert bahçesine oturdum
Ölümün mü hecesiydim yaşamın mı bilmiyorum
Arzuyla vazgeçiş canımda halkalanıyordu
Ses değil sessizlik değil zaman değil mekân değil
Ağzımda bir çocuktan kalma süt kokuları
Kirpik ırmakları dil pınarları parmak yağmurları
Kayaların masalını dinliyordum kumlardan
Dağlar gecenin merhametinde çıkıyordu sabaha
Ey yalnızlığın yaprak döken mahşeri
Ayrılığın büyük harfiydi her şey
Sen bir deniz kıyısında gonca zamandın
Ben eski şarkılardan eskiydim kimsesizdim
İçimde dünyanın bütün akşamları
Tuttum ağzının sabahına sözler söyledim
Ey güzelliğin ölümden büyük yaşama gücü
Yalnız ölenler unutur birbirini
Seni sevmeye yeni başladım…


Şükrü Erbaş
Nisan 2014

esra dem  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kal

Sevdigin gidince arkasindan bakmak dunyanin en zor seyi, onu birakmak istemedigin halde birakmak zorunda olusun, ellerini birakmamasi icin sıkį sıkı tutmak... Ve icinden gecen tek bir cumlenin agzindan cikamamasi. Kal Ey Sevgili! ...
Nisan 2014

Sedat Durmuş  yeni bir  gönderide  bulundu.

BİLİR MİSİN?

Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek...
Ama... Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurşun.
Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup ağlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
Bütün benliğini sarar, ısıtır.
Her gülüşte yeniden doğarsın
Ve bin kere ölürsün her iç çekişte
Nasıl anlatsam bilmem ki.
Yani ´sevmek´ işte.
Duymak nedir bilir misin?
Duymak, ama anlatamamak
Çemberini kıramamak kelimelerin.
Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek
´Seviyorum´ diyememek
Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?


Ümit Yaşar OĞUZCAN
Nisan 2014

Sedat Durmuş  yeni bir  gönderide  bulundu.

ÇOCUKTUM

Çocuktum
Hep kardan adamlar süslerdi düşlerimi
Büyüdüm
Hep kandan adamlar oydular yüreğimi

Çocuktum
Hep ölümsüz aşkları okurdum masallarda
Büyüdüm
Ne aşklar satıldı o körkütük masalarda

Çocuktum
Şerefti itibardı bütün kapıları açan anahtar
Büyüdüm
Hiçbir güç tanımadım para kadar

Çocuktum
Saçlarından yakalardım ümitleri
Büyüdüm
Ezberledim bütün ihanetleri

Çocuktum
Yaşam bir yağmur gibi düşerdi avuçlarıma
Büyüdüm
Şimdi hep çocukluğum geliyor aklıma

Sakın
Sen büyüme çocuk!

AHMET SELÇUK İLKAN
Nisan 2014

Sedat Durmuş  yeni bir  gönderide  bulundu.

HİKAYE

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

CAHİT KÜLEBİ
Nisan 2014

Sedat Durmuş  yeni bir  gönderide  bulundu.

DERDİM BAŞKA

Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha âşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka…

ORHAN VELİ KANIK
Nisan 2014

Sedat Durmuş  yeni bir  gönderide  bulundu.

Tutuklu

Birden
Kurşun yemiş gibi susar
Gözbebeklerime karşı
Susar da
Açılıp yol verir şehir
Sade radyolarda bir gamlı hava
"Elaziz uzun carşı"

Firarda gözüm yok
Namussuzum yok
Yok pişmanlık bir halim
Yaslanıp
Bir cigara yakmak isterim
Dumanı cevahir değer

Mağlup mu desem mahçup mu
Ama ikisi de değil
Ben garip sen güzel
Dünya umutlu
Öyle bir tuhafım bu akşamüstü
Sevgilim
Canavar götürür gibi
Iki yanım
Iki süngü


Ahmed ARİF
Nisan 2014

Sedat Durmuş  yeni bir  gönderide  bulundu.

UNUTAMADIĞIM

Açardın,
Yalnızlığımda
Mavi ve yeşil,
Açardın.
Tavşan kanı, kınalı - berrak.
Yenerdim acıları, kahpelikleri...

Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne.
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı
Gözlerin hani?

"To be or not to be" değil.
"Cogito ergo sum" hiç değil...
Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
Durdurulmaz çığı
Sonsuz akımı.

İçmek,
Gözlerinde içmek ayışığını.
Varmak,
Gözlerinde varmak can tılsımına.
Gözlerin hani?

Canımın gizlisinde bir can idin ki
Kan değil sevdamız akardı geceye,
Sıktıkça cellad,
Kemendi...

Duymak,
Gözlerinde duymak üç - ağaçları
Susmak,
Gözlerinde susmak,
Ustura gibi...
Gözlerin hani?


Ahmed ARİF
Nisan 2014

Sedat Durmuş  yeni bir  gönderide  bulundu.

Anlıyorum Deme Bana

Anlıyorum deme bana

Anlayabilir misin hissettiklerimi
Bakabilir misin hayata benim gözlerimden
Sığdırabilir misin otuziki seneyi beş dakikaya
Çözebilir misin beynimin gizemini
Silebilir misin unutmak istediklerimi
Senin için yanlış olan değer yargılarımı
Değiştirebilir misin anlayacağın şekilde
Bir gülüşün kıymetini bilebilir misin
Sevgilimin dudaklarındaki
Ruhumda kopan fırtınaları
Canlandırabilir misin hayalinde
Yaşayabilir misin aynı acı ve üzüntülerimi
Delice düşlerimi sorgulayabilir misin içinde
Boşuna anlıyorum deme bana
İçiçe yaşadığım bunca seneye rağmen
Kendimi ben bile anlayamadım daha

Yaşar Kemal Seçkin
Daha fazla

8 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.