Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ruh

Ruh, din ve felsefede, insan varlığının maddi olmayan tarafı ya da özü olarak tanımlanır ve genellikle bireysellikle (zât) eşanlamlı olarak ele alınır.Teoloji'de ruh kişinin ilahîliğe iştirak eden kısmı olarak tanımlanır ve genellikle bedenin ölümünden sonra kişinin varlığını sürdüren kısmı olarak ele alınır. Birçok kültür insan yaşamının ya da varlığının cismani olmayan kaynağını ruh ile özdeş tutmuş ve birçok kültür tüm canlıları ruhlara dayandırmıştır. Tarih-öncesi halklarda bile vücut ile onu canlı kılan arasında bir ayrım yapıldığı görülmektedir. Birçok dini ve felsefi akımda, her canlının bir unsuru olan, var olması için fiziksel maddeye ihtiyaç duymayan, madde-dışı, algılanamaz, tezahürleriyle kendini gösteren, aşkın, yaşama yeteneğine sahip, değişen ve gelişen, maksatlı bir prensip (kaynak) ya da bir kudret olarak tanımlanan ruh, birçok dini ve felsefi akımda da ebedi, yetenekler sahibi, insan davranışlarının motoru, hata ile sevap yapma iradesine sahip bir varlık ya da varlığın saklı yüzü olarak kabul edilir. Bununla birlikte ruh kavramının kültürden kültüre, dinden dine, felsefeden felsefeye geniş ölçüde çeşitlilik gösterdiği görülmektedir. Çeşitli dinler ve filozoflar, ruhun doğası (yapısı), beden ile ilişkisi, kökeni ve ölümlü olup olmayışı konularındaki farklı görüşleriyle bir sürü teori ortaya koymuşlardır. Birçok dini ve felsefi gelenekte ruhun her canlı oluşumun içteki özünü içeren, kendine özgü bir varlık olduğu ve insanın temel unsurunun -beyninden veya organizmasının herhangi bir kısmından ziyade- ruh olduğu kabul edilir. Buna karşılık diğer bazı din ve felsefelerde ise ruhun beden ile kendisi arasında aracılık görevi görecek maddi bir elemanı bulunduğu kabul edilir. Ruh ile can kavramları arasında kimi kültür, din ve felsefelerde bir ayrım yapılmamış, kimilerinde ise bir ayrım yapılmış olmasına ve bu kavramları belirten iki ayrı ya da birkaç terim...

Mart 2017

Metin Atabay  yeni bir  gönderide  bulundu.

Temmuz 2016

Marty Mcfly, bir soruya yanıt verdi.

Varlık, madde ve ruhtan mı oluşur?

Tersten bakalım ; yanlış bir soru ile ilerleyelim : Yokluk neyden oluşur ?

Yada bir adım daha ileri gidersek "yokluk , ne olursa yokluk olmaz" (bunoktada varlığı anlamaya başlarız diye düşünüyorum.)

Yokluğun yokluğu varlıktır ; dersek yanlış mı olur ?

Varlık her şeyden oluşur. Mana, maddeye taayyün ettiği anda yani belirginleştiğinde bilinç ortaya çıkar. Bilinçsiz olanın varlığı bilmesi mümkün müdür ? Sadece madde olarak var olmanın sözkonusu olduğu bir alemde , bilinç olmasaydı ne anlam olabilirdi ?

Örneğin bir masanın kendi varlığını bilmesi mümkün müdür?
-Ben masayım ve işlevlerim şunlar ; aslına bakarsanız ustam beni bir ağaçtan halk edene kadar ben yoktum.. Diyebilir mi ?

Bilinçli Varlık, bu örnekten bakıldığında "düşünceye yani manaya muhtaçtır" diyebilir miyiz?

O zaman şöyle bir soru sorulabilir mi ? Bilinç ve düşünceden mahrum oluşan maddenin yanında , düşünebilen ve bilinci olan bir varlığı meydana getirmek "Tanrı" olgusu olmadan açıklanabilir mi ?

Manayı , bilinci , farkındalığı ve düşünmeyi "sadece bir yıldız tozu olmakla" açıklayıp şin içinden çıkabilir miyiz?
Mart 2016

Seckin, bir soruya yanıt verdi.

Sizce ruh, bu dünyada edinilen bilgileri ve anıları öbür dünyaya taşır mı?

Bunu inançlı insanlar cevaplamalı o yüzden cevabı çok kesindir zaten bir satırında vardır elbet cevabı. Ama sizce demişsin. Bence öldüğümüz zaman herşeyimiş bitecek. Basit ve net.
Ocak 2016

Tayyar Ceyhan, bir soruya yanıt verdi.

Sizce ruh, bu dünyada edinilen bilgileri ve anıları öbür dünyaya taşır mı?

Gönül , diğer tüm metafizik yönlerimizin yansıdığı ve resmedildiği bir aynadır. Diğer metafizik yönler derken ruh ve benliği ifade etmeye çalışıyorum. Nefsani yansımaların gönül aynasında görüntülenmesi ile akıl devreye girer ve benliğin o an için çevresi ile hangi kıyaslamayı yaptığını, çünkü o her an duygu , düşünce ve psikolojimizde vardır, çözümlemeye çalışır. Varlık birliği denen tevhidi bilinci oluşturarak , yani o anki kıyası bertaraf edip , kıyas sonucu bir üstünlük beyan edilemeyeceğini içimizdeki bir anış ile ifade ederek , üstünlükleri onların tek sahibi olan yaratıcıya tevdii edip devamında davranış kararlarının alınmasını sağlar. Davranış kararlarımızdaki ikinci etkin unsur olan ruh ise ilahi ilhamları gönle fısıldayan yönümüzdür ve hakkaniyet çerçevesindeki tüm eğilimlerimizin kaynağıdır ve görevi yaratıcı katında insan davranışları konusunda kabul gören uygulamaları gönül aynasında sergilemektir. Yaşanan çok üzüntülü bir olayın ardından sabır edilmesi gerektiğini bize söyleyen odur. Ruh, ledün yani derinlikler alemini insana tanıtan yönümüzdür. Kur'anı kerimde benliğin yani nefsin tekamül , gelişim gösterebilen bir varlık olduğuna dair açık kayıtlar bulunmaktadır ve eğer bir nefs yaşamış olduğu tüm hayat ve tanıdığı varlık alemi ve onun yükleri , yükümlülükleri karşısında yaratıcısının çizmiş olduğu hayat seyrinden ötürü tatmin olmuş bir benlik haline evrilememişse diğer tarafta işi zor olacaktır. Yani diğer tarafta sorgulamaya muhatap olacak olan benliğimizdir. Bu sebeple üstünlüklerin sahibini nefsani algıların oluşumu sırasında onun İsimleri aracılığı ile anarken imanın bir bilinç üretir hale getirilmesi çok önemlidir. Ahiret hiç bir gözün görmediği ve kulağın duymadığı bir ortam ve orada bu dünyada yaşadıklarımızın her hangi bir şey ifade edeceğini zannetmiyorum. Gerçekten sevdikleriniz, uyguladığınız adalet, yaptığınız iyilik, söylemediğiniz yalan, yemediğiniz insan hakkı, içine gömülmediğiniz cehalet mutlaka yanınızda olacaktır.
Ocak 2016

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

Sizce ruh, bu dünyada edinilen bilgileri ve anıları öbür dünyaya taşır mı?

Bildiğim kadarıyla İslam inancında taşımıyorlar. Çünkü ruhların kabirde hesaba çekilecekleri öğretildi.
Ocak 2016

Hakan, bir soruya yanıt verdi.

Sizce ruh, bu dünyada edinilen bilgileri ve anıları öbür dünyaya taşır mı?

Hmmm enteresan bir soru çünkü cevabı kişinin dini inancına göre değişecek bir niteliği var. Dolayısı ile bu soruya asla doru cevap verilemez. Şu olacaktır misal ben Allahın varlığını ve birliğini kabul etmiş bir müslümanım . Tüm İbrahimî dinlerde cennet ve cehennem kavramı vardır ve ölen kişinin ruhu ya cennete ya da cehenneme gider mahşer günü. O güne kadar da kabir hayatı yaşar ruh. Bir müslüman defnedildiği zaman iki melek tarafından sorguya çekilir "dinin ney, Allah'ın peygamberin kim" diye sorulur. Bu soruların cevapları malum olduğu üzere bilgidir. Demek ki ruhlar kabire bilgi götütecekler ayrıca hesap günü geldiğinde insan sevap ve günahları kendisine gösterilerek ve şahitler (canlı cansız her şey) huzurunda yargılanacak. İslamiyette Allah'ın isimlerinden birisi El Adl yani adaletli olan demektir. Demek ki o sorgu da dünyada işlenen sevap ve günahlar ruh tarafından bilinmelidir ki yargılama adil olsun. Sonuç olarak İslamiyet için "evet, ruh ahirete bilgi götürecektir" hatta bunu kullanacaktır.

Diğer yandan bir Ateist için ruhun varlığına ihtiyaç yoktur. Canlıyı canlı kılan şey vücudun bilimsel olarak açıklanabilen yaşam enerjisi (60 mili Volt) ve / veya kimyasal biyolojik teoriler ile açıklanmaya çalışılan sistemlerdir. O halde ona göre öbür dünya yoksa ve ruh yoksa edindiğimiz bilgi de ruhta değildir.
Temmuz 2015

Kağan Şeker, bir soruya yanıt verdi.

Akıl kalpte midir beyinde mi?

Bu makine kalp akciğer makinesi olarak bilinir ve genellikle kalp ameliyat sırasında kalp ve akciğerin görevini üstlenir... Eğer şu makina düşünebiliyorsa evet akıl kalptedir! : -P
Akıl
Haziran 2015

Simay Ayan, bir soruya yanıt verdi.

Bir insanın çok okuması zararlı mı? İnsan için günlük okuma (bütün okumalar) ne kadar olmalı?

Su bile çok fazla içildiğinde zehirliyorken, çok okumanın hiçbir sıkıntısı yok.
Nisan 2015

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Nisan 2015

Hakan Inan, bir soruya yanıt verdi.

Nisan 2015

Birkan Aydin, bir soruya yanıt verdi.

Bir insanın çok okuması zararlı mı? İnsan için günlük okuma (bütün okumalar) ne kadar olmalı?

Korkutuğun şey, Ludwig Van Beethoven, Albert Einstein, Galileo Galilei, Charles Darwin gibi olmaksa, gözünü seveyim ol, sen deli olsanda sonraki nesiller asla o adam deliydi diye bahsetmeyecekler :) Uğur, bazarov, portakallı ördek'in cevaplarına baktığında hepsinin düzenli kitap okuma alışkanlıkları olduğu aşikar.. Ne kadar çok okursan, o kadar çok insan tanırsın, o kadar çok bilgi edinirsin ve yeterince okuduktan sonra, okuduğun verilerin doğru olup olmadığını kabul etmeden önce kaynaklarını doğrulamak için tekrar okuyup teyit edersin. Ben okumayı 3 faza ayırıyorum.
Alt okuyucular: Okur ve inanırlar, kim yazmış, neden yazmış, nasıl yazmış bakmazlar.. Günlük gazeteden fazlasını okuduklarını da düşünmüyorum.
Orta Okuyucular: Küçük bir aydınlama içerisinde, kitap okuma alışkanlığı edindiğinin farkında ve haklı mutluluğunu yaşan arkadaşlardır ve üst okuyuculardan ayırt edebilmek için sohbete girmek gerekmektedir.
Üst Okuyucular: Ne okuduğunu ve neden okuduğunu bilen, sadece kütüphanesine yeni bir kitap ekleme amacını taşımayan ve sırf para kazanmak için yazılmış olan kitapları ön sözlerinden ayırabilen üstün arkadaşlardır. Yanlış kitabın zaman kaybı olduğunu bilen ve asıl bilginin önüne çekilmiş bir set olduğunun farkındadır. Üst okuyucularla yapmış olduğun sohbetler bazen seni/beni/bizi sıkabilir.. Çünkü bu abiler, bizi, bizim tanıdığımız karakterleri hatta bizim hayal bile edemediğimiz karakterlerin, doğumuna, büyümesine ve ölümüne okudukları kitaplarla şahit olmuşlardır. Bu abiler ve ablalar hayatı nirvana noktasında yaşarlar ve senden benden farklı oldukları için, normal olmayan kapsamındadırlar. Üst seviyedeki her okuyucu, ben merkezli olmaktan çıkmış ve tüm canlılara eşit miktarda sevgi beslemektedir.
Kısacası lütfen kitap okuyunuz. Eğitimli birer psikopat olmadığınız sürece, akıl sağlığınızın yerinde olmaması sorun teşkil etmeyecektir. Hatta o kıvama geldiğinizde bu sizin içinde sorun olmayacaktır.
Nisan 2015

Bazarov, bir soruya yanıt verdi.

Bir insanın çok okuması zararlı mı? İnsan için günlük okuma (bütün okumalar) ne kadar olmalı?

Evet, okumak oldukça zararlı bir alışkanlıktır. Hala aklınız yerindeyken kitaplardan uzak durun.

İlk bakışta okumanın tek doğrudan zararı gözlerinizin bozulması gibi görünebilir. Ancak okumanın çok ciddi yan etkileri vardır. Biraz bunlardan bahsedelim.

Öncelikle, okuyan insan bilgili olur bilgili insan da doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü daha iyi ayırt edebilir. Kulağa güzel geliyor dimi? Aman dikkat. Sakın düşmeyin bu tuzağa sakın. Bir anda kendinizi yanlışların içine gömülmüş hissedebilirsiniz. Herkesin yalanlar söylediğini, insanların aslında göründükleri gibi olmadığını fark edebilir ve bir anda katlanılmaz bir mide bulantısıyla baş başa kalabilirsiniz. Var mı gereği?

İkincisi ve belki de daha kötüsü, okumak sizi düşünmeye sevk edecektir. Bir anda kutsal kabul ettiğiniz tüm kavramları sorgulamaya sonra da hepsinden uzaklaşmaya başlayabilirsiniz. Yer yüzünde bir bitkiden ya da hayvandan daha değerli olmadığınız hissine kapılabilirsiniz. Önce kendinizi sonrada tüm değerlerinizi yeniden inşa etmeniz gerekebilir. Kim ister bunu?

Yine bu okuma ve düşünmenin kötü etkisiyle, evrendeki tüm canlıların, tüm olayların sorumluluğunu bir anda omuzlarınızda hissetmeye başlayabilirsiniz. Korkarım bu durum yine hiç gereği yokken uykularınızın kaçmasına sebep olabilir. İkinci arabanız, yazlığınız için çalışmak, şık restaurantlarda konum bildirimi yapmak yerine kendinizi gönüllü faaliyetlerde, sahip olduklarınızı herkesle paylaşırken bulabilirsiniz. Kafayı yemenin ilk belirtileri..

İlk akla gelen bu yan etkilerden sonra kitaplar sizin bedeninize daha çok sahip olmaya başlayacaktır. Nur topu gibi dertlerinize çözümleri de yine bu kitaplarda arayacaksınız. Arada bulur gibi olup mutluluğu yakaladığınızı düşüneceksiniz ama kısa zamanda bir kolonya gibi uçup gidecek mutluluk. Hep birileri size hayal kırıklığının en güzelini, en beklenmeyenini, iddiada 20 oran verilenini tattıracak. Ayağa kalkar gibi olup yine düşeceksiniz. Bu süreçte, ya kitaplardan kurtulmayı başarıp siz de herkes gibi, kalabalıklar gibi olacaksınız. Ya da birileri sizi deli diye çağıracaklar. Arkanızdan hakkınızda saçma sapan tespitlerde bulunulacak, "Çok okudu, çok zeki ondan böyle oldu" diyecekler.

Son olarak, sizlerle çok sevdiğim ve kutsal gördüğüm bir sözü paylaşmak isterim. Lütfen not alın: "Ignorance is bliss". Mealen: "Cahillik mutluluktur". Sakın ola okumayın.
HÜLLLOOOOOOOOOĞĞĞĞ. .
Nisan 2015

Uğur Çakmak, bir soruya yanıt verdi.

Bir insanın çok okuması zararlı mı? İnsan için günlük okuma (bütün okumalar) ne kadar olmalı?

Sevmediğin alanda okumaya mecbur kalırsan, stresin üst düzeyde olur. Bu da her türlü hastalığa davetiye çıkarır. Sevdiğin alanda okuyorsan o 14 saat dediğin 2 3 saat gibi gelir sana. Tarihte ruh sağlığı bozuk olan bilim adamları ve sanatçılar az sayıdadır. Bazıları deli gibi görülebilir çünkü normal dediğiniz şey çoğunluk tarafından kabul edilmiş normlardır. Kişi bu normlara karşı gelince deli damgası yer.
Daha fazla

23 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.