Bilmek istediğin her şeye ulaş

Siyaset (Türkiye)

Türkiye

Siyaset veya Politika, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış. Siyaset kelimesi Arapça Seyis (At Bakıcısı) kelimesinden türemiştir. Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, "polis"e veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır.Politika bilimi (politoloji) politik hareketler ve güç edinilmesi ve kullanımı konusunu inceler. Poli yunanca çoğul kelimesini iade eder. Politika, toplumun halka dair yaptığı tüm etkinliklerdir. (Aristoteles)

Temmuz 2018

Metin Atabay, bir soruya yanıt verdi.

Sizce bir 15-20 yıl sonra Türkiye'nin durumu ne olur? Irak gibi parçalanmış, sömürülen bir ülke haline mi geliriz yoksa bugünkü halimizden daha iyi mi oluruz?

Halkımız uyanacak ve Cumhuriyeti kurtaracak. Yeniden yüce milli ruh ile şahlanacağız ve tüm düşmanlardan temizlenerek Atatürk ilkeleri ışığında Allah'ın izniyle refah, bolluk, bereket ve barış dolu günlere ulaşacağız.
Mart 2018

Ali Enes Küçükdemir, bir soruya yanıt verdi.

Okullarda zorunlu Osmanlıca dersinin getirilecek olmasının maksadı neler olabilir?

Hiçbir mantığı yok biz boş boş oturuyoruz kalkıpta Osmanlıca öğrenecek halimiz yok haftada 2 derste.. .
Ocak 2018

Yarenbaba Kurtbey  yeni bir  gönderide  bulundu.

TUNA’DAN ALTAYLAR’A ULKUCU HAREKET

Türk Milletinin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber her Türkün zihninde ve bedeninde yer tutan Türk Milletini sevme, onun yücelmesi, gelişmesi için çalışma ve ona karşı yönelmiş her türlü tehlikeyle mücadele etme duygusu aradan geçen binlerce yılda katlanarak artmış ve bugün milyonlarca Türk-İslam ülkücüsü tarafından vazgeçilmez bir yaşam felsefesi haline getirilmiştir.
Yüce Türk Milletinin ilk defa siyasi bir teşekkül olarak ortaya çıkmasında, bu siyasi teşekkülün önce devletlere, ardından da imparatorluklara dönüşerek tüm dünyayı Türk? Ün cesareti ve yeteneğiyle tanıştırmasında da işte bu sönmez duygu en büyük etken olmuştur. Asya? Nın ortalarından önce güneşin doğduğu yöne ilerleyip Çin Denizi? Ne ulaşan, ardından da Tanrı? Nın verdiği Kut? La güneşin battığı yönde at sürüp Türk? Ü cihanda hakim kılmaya çalışan bu ülkü, bugün Türk Milletinin birliği ve önderliğiyle dünyaya nizam verme gayesinde olan Türk-İslam ülkücülerinin en büyük ideolojik mirası olmuştur.
Türklerin Asya? Nın batısında yer tutup cesaret ve yeteneklerini tek hak din olan İslamiyet? Le birleştirmeleriyle Türk-İslam Ülkücülüğü felsefi alt yapısını bütünüyle tamamlamıştır. İslamiyet? İn kabulüyle beraber bütün Türk Devletlerinin sahip oldukları Türk? Ün sancaktarlığında İslam? In tanıtılıp yayılması ülküsüyle yüzlerce yıl Yüce Türk Milleti cihanda hakimiyet kurmuş ve binlerce yılda geliştirdiği yüksek medeniyetini tüm insanlığa aktarmıştır.
Türk Devletlerinin bu şekilde siyasi yapılarını geliştirip yaygınlaştırmalarının temelinde yatan toplumsal kabulü belirtmek belki de daha öncelikli olan konu olacaktır. Türklerin İslamiyeti kabulüyle beraber İslamın temel prensiplerini Türk kültür öğeleriyle birleştirerek, İslamiyetin Türkler arasında hızla yayılmasında ve bunun bir hayat felsefesine dönüşmesinde etkili olan gönül erenlerinin etkisi tartışılmazdır. Bu etkiyi bırakanlar arasında şüphesiz Hoca Ahmet Yesevi? Nin yeri çok ayrıdır. Hoca Ahmet Yesevi İslamiyeti sade ve anlaşılır bir dille Türk kültür öğeleriyle özdeşleştirerek etrafına anlatmış, dergahlarında yetiştirdiği alperenlerle Anadolu? Nun Türk yurdu haline gelmesinde ve Anadolu? Da Türk Devletlerinin kök salmasında büyük hizmet vermiştir. Hoca Ahmet Yesevi hiçbir şahsi ve siyasi çıkar gözetmeden Türk Milletinin menfaati ve sadece Cenabı Allah? In rızasını kazanma amacıyla ömrü boyunca bu ülkü yolunda mücadele vermiştir. İşte bu ülkü Müslüman Türk Ülkücülüğünün en önemli tarihsel temelini oluşturmaktadır. Yesevi ile beraber atılan bu tohumlar Anadolu? Da, Asya? Da, Balkanlar? Da, Kafkaslar? Da, Kutsal Topraklar? Da velhasıl dünyanın birçok yerinde yüzlerce yıl sürecek olan Türk Devletlerinin hakimiyetini ve bu hakimiyetle beraber birçok milletin refah ve huzur içinde yaşamasını sağlamıştır.
İşte bu ülküyle bezenmiş Anadolu coğrafyasında kök salıp üç kıtaya yayılan Osmanlı İmparatorluğu Türk ve İslam aleminin merkezi haline gelerek, yüzlerce yıl bu fikirlerin uygulayıcısı olmuştur. Başta Osmanlı Devleti olmak üzere, Anadolu ve çevresinde kurulmuş olan Türk Devletleri yüzlerce yıl Türklere ve İslama yapılan her türlü saldırının karşısında durmuş, Türklerin liderliğini İslamiyetin sancaktarlığını yapmışlardır. Türkleri İslama sancaktar yapan, dünyaya hakim kılan işte bu ülkücü düşünce olmuştur.
Osmanlı? Nın doğal sınırlara dayanıp ardından kademeli olarak kök salıp doğduğu Anadolu coğrafyasına çekilmeye başlaması ve sonunda 20. Yüzyılın başında Birinci Cihan Harbi? Nden yenilerek ayrılmasının neticesinde Türk İslam aleminin kalbi olan bu coğrafyanın haçlı zihniyetini taşıyan batılı devletlerce işgaliyle beraber insanlık tarihinin bugüne kadar dahi benzerine rastlamadığını topyekun bir direnişin ve dirilişin kahramanları olan Başbuğ Gazi Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Milletinin her ferdinin ortaya koyduğu mücadele ülkücü duruşun en büyük timsali olmuştur. Gazi Mustafa Kemal de, onunla beraber bu coğrafyada küllenen ocağı alevlendiren ve yeni bir medeniyetin yaratıcısı olan kahraman Türk Milletin her biri de birer ülkücüydü.
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti? Nin bütün siyası yapısı ve devleti oluşturan toplumun sosyal yaşam biçimi Türk Milliyetçiliği fikri çizgisinde oluşturulmuştur. Türk Milliyetçiliği ekseninde kurulan bu yeni devlet, Müslüman Türk? Ün ayakta kalan ve direnen son kalesiydi. Gazi Mustafa Kemal? İn devletin kuruluşuyla beraber uygulamaya koyduğu ilk icraati; Türk inkılâbının esaslarına bağlı, Türklük şuurunu taşıyan bir gençlik yetiştirmeye çalışmak olmuştur. Uygulanan program neticesinde daha önceleri adı ? Darü? L-Fünun Talebe Cemiyeti? Olan öğrenci hareketi 1924 yılında fakültelerin talebe birliklerinin ortak kararı ile ? Milli Türk Talebe Birliği? Adını almıştır. MTTB fikri anlamda bugün Ülkü Ocaklarının sahip olduğu kırılmaz çizgiyi temsil eden önemli bir yapı olmuştur. Başbuğ Atatürk? Ün vefatıyla beraber geri plana itilen Türk Milliyetçiliğinin 20. Yüzyıl Türk Siyasi Tarihine damgasını vuran asil başkaldırısı 3 Mayıs 1944? Te vuku bulmuş ve binlerce Türk genci Ankara sokaklarında ? Yaşasın Türk Milliyetçiliği? Sloganlarıyla Türk Milliyetçiliğine yönelen her türlü baskı ve zorluğa karşı direneceklerini bir kez daha göstermişlerdir. 3 Mayıs 1944 tarihi Türk milliyetçilerine bir Başbuğ armağan etmiştir. 3 Mayıs 1944? Teki Turancılık Davası? Nın mağdurlarından Alparslan Türkeş ilerleyen dönemlerde Türk Milliyetçiliğini sosyal bir direniş olmaktan çıkarıp aynı zamanda siyasal bir temsil mekanizması haline de dönüştürecektir. İşte bu dönüşüm süreci Başbuğ Alparslan Türkeş? İn 1960 ihtilalı sonrası sürgüne gönderildiği Hindistan? Dan yurda dönüp Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi? Nde siyasete girmesiyle başlamıştır. CKMP Başbuğ? Un önderliğinde 1969 kongresinde ismini ? Milliyetçi Hareket Partisi?, amblemini de ? Üç Hilal? Olarak değiştirirken; Ülkücü Hareketin mutlak iktidarının sadece siyasi bir zaferle elde edilemeyeceği aynı zamanda toplumsal bir fikri zeminin de oluşturulması gerektiğine inanan Başbuğ, toplumun önderi konumundaki gençliğin de bu iktidar yürüyüşünde aktif bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünerek Ülkücü Türk Gençliğini de ? Ülkü Ocakları? Çatısı altına toplamıştır. Artık Ülkücü Hareket hem siyasi hem de toplumsal temsil yeteneği olan bir hayat felsefisi haline gelmiştir. Türk Milletine çağlar üstünden bir sıçrama yaptırarak dünyanın en güçlü devleti ve toplumu haline getirecek olan Ülkücü Hareket? İn mutlak zafer yolculuğunun son aşaması böylece başlamıştır. 1970li yıllar Ülkücü Hareket? İn zafere giden yolda en büyük bedeli ödediği yıllar olmuştur. Türk Devletini ve Milletini kuzeyden esen kızıl rüzgara karşı koruma uğruna beş binden fazla Ülkücü genç kahpe kurşunlara göğüs gererek toprağın kara bağrına bir gül bahçesine girercesine düşmüştür. Binlerce Ülkücü gazi olmuş, birçoğu bu asil mücadelenin cefasını zindanlarda çekmiştir. Ama Müslüman Türk Ülkücüleri, Türk Milliyetçileri, binlerce yıldır olduğu gibi yine yılmamışlar, yıkılmamışlardır. Bozkurtlar zafere giden yolun uzun ve çetin olduğunun farkındadırlar. Ülkücü Türk Gençliğinin asil mücadelesi sayesinde püskürtülen kızıl rüzgarın kesilmesi ve 1980li yılların büyük bölümünün cezaevlerinde geçmesinin ardından 1990lı yıllar Ülkücü Hareket? İn 21. Yüzyılda Türk Milletinin dünyaya liderliği için hazırlanacak strateji ve kadroların oluşturulduğu yıllar olmuştur. Fakat ne büyük bir hazindir ki hiç beklenmedik bir anda Türk Dünyasının bilge lideri, Ülkücü Hareket? İn Başbuğu Alparslan Türkeş 1997 yılında Hakk? In rahmetine kavuşmuştur. Ardında yetişmiş milyonlarca bozkurt bırakan Başbuğ, Ülkücü Hareketin binlerce yıllık tarihinin en zorlu mücadelesini veren kahramanlarından biri olarak ebediyen yetiştirdiği bozkurtlarının gönlünde yaşamaya devam edecektir. Başbuğun vefatının ardından Ülkücü Türk Gençliğine bir başka bilge lider Dr. Devlet Bahçeli önderlik etmeye başlamıştır. Başbuğun ışık tuttuğu yolda lider Dr. Devlet Bahçeli, bozkurtlara ilk hatırlatmasını yapmıştır; Ülkücü Gençlik, Türk Gençliğinin tamamına öncü, örnek ve önder olacaktır. Lider, bozkurtlara ve millete yakın siyasi hedefi de göstermiştir; Cumhuriyetin kuruluşunun 100. Yılı olan 2023 yılında Türkiye bölgesinde, İstanbul? Un fethinin 600. Yılı olan 2053 yılında da dünyada lider ülke olacaktır. İşte bu hedefler doğrultusunda binlerce yıllık şanlı tarihinden aldığı güçle, taşıdığı azim ve kararlılıkla, tarihte olduğu gibi bugün de, Ülkücü Gençliğin önderliğinde Müslüman Türk Milletinin dünyaya nizam verecek iktidar yürüyüşü devam etmektedir.
Ülkücü Hareket ve onun yılmaz gençliği dün olduğu gibi bugün de Türk Milletinin menfaatleri uğruna her türlü fedakarlığı yapmaya, mücadeleyi vermeye kararlı bir şekilde bu iktidar yürüyüşünde yerlerini almıştır ve almaya da devam edecektir.
15076
Aralık 2017

Gokmen Guner, bir soruya yanıt verdi.

Okullarda zorunlu Osmanlıca dersinin getirilecek olmasının maksadı neler olabilir?

İlber çokça yanıtladı bunu. Osmanlıca dil değil bir ağızdır. Jargondur.
Konuşurken Türkçenin ağdalı halidir. Ağızda yuvarlanır.
Yazarken Arap ve Fars karışımıdır.
Latin alfabesi bile daha çok yakındır Türklere 1000 kar daha fazla.
Gelelim zorunlu osmanlıca dersine. Eğitimin içine etmektir. Kafaları boşuna mesgul etmektir.
Tarihçi için gereklidir arabın alfabesi. Her Türk için gerekli değildir.
Aralık 2017

Newssaglik, bir soruya yanıt verdi.

Okullarda zorunlu Osmanlıca dersinin getirilecek olmasının maksadı neler olabilir?

Osmanlıca Arapça ve Farsça alfabelerinin kullanılmasından türetilmiş bir yazı dilidir. Dolayısıyla okullarda buna gerek ve de ihtiyaç yoktur. Üniversitelerin tarih bölümlerinde ve lisansüstünde ihtiyaç olabilir ama lise ve orta okullarda hiç gerek yok. İsteyen zaten dışarıda da öğrenebilir Osmanlıcayı. Birçok belediye bedava öğretiyor... Ayrıca Osmanlıca öğrenmek için önce elifba öğrenmek gerek.
Ağustos 2017

Hilal, bir soruya yanıt verdi.

Okullarda zorunlu Osmanlıca dersinin getirilecek olmasının maksadı neler olabilir?

Osmanlıca'nın Türkçe olduğu, sadece yazı dilinin Arap alfabesiyle yazıldığını bilmeyenlerin desteklediği , bunu bilen ama Osmanlı'yı kendine reklam malzemesi yapmak isteyenlerin gündeme getirdikleri bir durum. Osmanlı Türkçesi öğrenmek ister miyim ? Hem de çok. Fakat bunu siyasi malzeme yapan ve Battal Gazicilik oynayan tiplerin zorlamasıyla değil, bu konuda akademik bilgisi ve çalışmaları olan kişiler aracılığıyla öğrenmek isterdim. Ne yazık ki Osmanlıca dersi projesini samimi bulmamakla birlikte tarihimizi sadece Osmanlı'dan ibaret sayan ve Arap fanatizmi olan bir grup insanın şovu olarak görmekteyim
Ağustos 2017

Hilal, bir soruya yanıt verdi.

Türkiye'ye şeriat gelir mi?

"Şeriat nedir?" sorusunu doğru düzgün cevaplayamayan ülkemiz insanı bu konuyu yıllardır tartışıyor, yorumluyor... Erbakan zamanında ha geldi geliyor, şu zamanda aman kapıda şeriat İran gibi olacağız denildi (Hoş İran şeriat ile yönetilmiyor gerçi ama kelime anlamını bilmeyenlere göre; ki bu yarı cahiller %70'in üzerindedir, şeriat= İran mentalitesi vardır). Velhasıl bu ülkeye ne İran tipi (?) şeriat ne İslam'da bahsedilen şeriat gelmez. Ülkemizdeki laik hukuk devleti anlayışı devam eder. Sadece biz bu sorularla, tartışmalarla kendi içimizde kavga ederken adamlar buldukları gezegende suni atmosfer oluşturma çalışmaları yaparlar, gelişirler, üretirler... Takvimler 2117'yi gösterir, biz hala tartışırız...
Ağustos 2017

Kenan Keskin, bir soruya yanıt verdi.

Liberalizm ve Liberteryenizm arasındaki farklar nelerdir?

Liberalizm kademesiz özgürlük. Bir sınırı var ve ötesinden özgürlük yok. İnsanları belirli özgürlüğe kadar savunan fikir.
Liberteryenizm kademeli özgürlük. Birisi daha çok, biri daha az olur. Bu fikir ivme kazandıkça yavaşça özgürlüğün olduğu bakış açısı değişir. Örneğin çok liberteryen olan birisi Anarko-Kapitalist olabilir, az olan ise Liberalist olur. Olay bu açıkçası. Siyasi kimliğin pusulasıyla alakalı bir durum.
Haziran 2017

Birkan Aydin, bir soruya yanıt verdi.

Son zamanlarda özellikle büyük şehirlerde bulunan önemli caddelerin başında dilenen Suriye'liler hakkında ne düşünüyorsunuz?

İyi ve kötü insanlar her zaman her yerde var olacaktır. Kötüleri görerek, bir ülke halkını genellemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Suriyelilerin gelmesiyle artan nüfusun daha ciddi sorunlar yarattığını düşünüyorum. İş verenler bu vatandaşları sigortasız ve karın tokluğuna çalıştırarak, kendi vatandaşlarına en büyük zararı veriyorlar. Açıkçası dilenenlerin bize sadece turistlik açıdan zarar verdiklerini düşünüyorum. İzmir'de gözlemlediğim, tekstil ve ayakkabıcılık sektöründe, çalışanların %70'i yabancı ve çoluk çocuk kaynıyor. Dilenenleri gördüğümde acıyamıyorum. Hepsinin kucağında iki tane çocuk... O çocukları yapabilecek güçleri varsa, çalışacak güçleri de olmalı diye düşünüyorum. Devlet, iş verenleri yaptırım altında tutup denetlemediğinde çok daha ciddi sorunların baş göstereceğine inanıyorum. Suriye vatandaşları içerisinde de iyi ve kötü insanlar var. Kötü insanları sevmiyorum. Çocuklarını dilendiren ailelere yardım etmiyorum. Allah rızası gibi sözlerini duymuyorum bile... Benim bir diğer korkumda bu kitlenin manipüle ediliyor olmasıdır. Konak, alsancak gibi kalabalık yerlede bu çocukların eline verilen boncuk tabancalarla sağa sola sıktıklarını ve kendi aralarında gülüştüklerini görüyorum. Başlarında ne anne var ne de baba... Metro, izban gibi toplu taşıma araçlarında dahi, nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyorlar. Toplumun huzurunu kaçırdıkları bir gerçek fakat onlara kızamıyorum çünkü şuan sadece çocuklar... Biz asıl bu çocuklar büyüdüğünde ne yapacağız onu düşünmeliyiz. Hükumet bu çocuklara doğru ve yanlışı ne zaman öğretecek merakla bekliyorum.
Mart 2017

Erol Ayyıldız  yeni bir  gönderide  bulundu.

Referanduma doğru...

Referanduma Dair Hatırlatmalar ve Düşüncelerim:
1- 1982 Anayasası'nın değiştirilmesi gerektiği konusunda ülkede neredeyse herkes aynı fikirde. Sorun sadece bunun yangından mal kaçırır gibi acele, içeriğinin demokrasi kavramından uzaklaştıracak nitelikte ve bir dayatma şeklide yapılıyor olmasıdır.
2- Ülkemizde siyaset adına temel sorun: Parti içi demokrasinin olmaması nedeniyle başarısız siyasetçilerin liderliğinde ve yine onlar tarafından seçilen vekiller ile siyasal sistemin devam etmesidir.
Önerilen yeni sistemde olacak olan şey; parti içi demokrasi adına şikayetçi olduğumuz bu durum tek kişi sultası ve onun seçeceği insanların ülke kaderini belirleyecek şekilde daha da kötüleşerek devam edecek olmasıdır.
3- Referandumun tarafları ne sağ-sol, ne de dinci-laik, fetö-pkk veya başka bir düşünceyle kutuplaştırılamaz. Çünkü bu referandum hepimizin geleceğini aynı seviyede etkileyecektir. Geçmişte ülkenin kaderini belirleyen önemli yanlışlar yapan siyasilere hesap sorulamamasının boyutu bu yeni sistemde çok daha imkansız bir hal alacaktır.
4- Ekonomik ve sosyal yaşamdaki başarılı yönetim anlayışlarıyla alkışladığımız ve pek çoğumuzun orada yaşamanın güzel olacağını düşündüğü ülkelerde ülkenin kaderi bir kişinin eline bırakılmadığı gibi oralarda kurulan sistem denetlenebilir bir demokrasidir. Onların başardığı sistemin temel başarı nedeni; iyi bir eğitim süreci sonunda denetlenebilir, sosyal politikaları olan, başarısız ve yanlış siyasetçilerin kolayca sistemden uzaklaştırılabilir olmasıdır. Böyle bir yapının oluşabilmesi için eğitim sisteminin de düşünmeye, araştırmaya ve gelişmeye dönük bir yapıda olması gerekir.
5- Ülkemizi çevreleyen uluslararası tehlikeler nedeniyle her zamankinden çok daha dikkatli ve kenetlenmiş bir toplum olmamız gerekiyor. Bu referandum öncesi söylemlere baktığımızda bizleri arkadaşlarımız ve ailelerimizle %50-50 bölen bir anlayışın devamında bu kutuplaşma çatışmaya dönüştürülmek istenmektedir. Böyle bir çatışmanın halk içinde bir kazananı olmayacaktır, kazanan sadece düşmanlar olacaktır.
Ülkemize yeni bir anayasa lazım mı? Lazım. Peki bu anayasa kimler tarafından, hangi yöntemlerle, neyi amaçlayarak ve ne zaman yapılmalıdır? Normalde bu anayasanın yapılması gereken yer TBMM'dir. Ancak mevcut siyaset anlayışında meclisi oluşturan yapının aslında sadece 4 kişinin iradesiyle şekillendiğini düşündüğümüzde ne yazık ki TBMM halkın meclisi değildir. Yani bizlere seçim dönemlerinde sizi kim temsil etsin istersiniz sorusu sorulmadan, parti liderlerinin belirlediği adaylarla meclis şekilleniyor. Yani bizler TBMM yapısının oluşumunda sadece liderlere oy veren figüranlarız. Bu durumda meclisin tek başına anayasa değişikliği yapması işte bugün olduğu gibi kişiye dayalı bir sistem önerisi ile karşımıza çıkacaktır. Bu durumda model olarak kabul edilecek gelişmiş bir demokratik ülkenin anayasası akademisyenler önderliğinde oluşacak bir kurulca incelenerek azami şekilde ülkemize uyarlanabilir. Böyle bir yöntem hem işimizi kolaylaştıracaktır, hem de denenmiş olması nedeniyle başarı ihtimali yüksek bir sisteme kavuşmamızı sağlayacaktır. Bu tip bir çalışmanın olabilmesi için çok acele edilmemelidir, sanırım 2-3 yıl yeterli bir süre olacaktır.
Bu arayış olurken varolan siyasi yapıdan da AKP önderliğinde bir mutabakat hükümeti beklentisi ülkemizi günümüz risklerine karşı korumak adına doğru bir beklenti olacaktır.
Yukarıda sıraladığım açıklamalar gerekçesiyle bu referandumda "Hayır" diyeceğim.
Ocak 2017

Evren Bilimci, bir soruya yanıt verdi.

Demokrasi işe yarayan bir yönetim biçimi mi?

Tamamen işe yaramaz bir yönetim biçimi. Kimsenin devlet hakkında tam yetkiye sahip olmaması bir grup parlomento üyesini manipüle ederek emir komutanınçok yavaş işlemesine yol açar.
Aynı zamanda hiç bir zaman hiç bir devlet bahsedildiği gibi bir demokrasi yaşamamıştır. Her zaman bunun demoraksini azlığına işaret ettiği dile getirilerek suç hale demoraksiden aklanmaya devam etmiştir.
Cumhuriyetin gerekliliklerinden olan bu şeytan icadı bir batı ürünü. Darbesiz yaşayamaz.
Ocak 2017

Melek Özaslan, bir soruya yanıt verdi.

Demokrasi işe yarayan bir yönetim biçimi mi?

Tanımı tam olarak karşılayan mevcut bir yönetim biçimi görmemiz pek olası değil; fakat en iyisi olduğu da tartışılamaz bir gerçeklik.

1351 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Demokrasi

86 Kullanıcı   47 Soru   166 Yanıt

Açılım

26 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt

2010 Anayasa Referandumu

18 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt

Dış Politika

97 Kullanıcı   20 Soru   53 Yanıt

Hüseyin Çelik (Milletvekili)

1 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt

Plebisit

3 Kullanıcı   2 Soru   4 Yanıt

Anayasa Değişikliği

3 Kullanıcı   1 Soru   2 Yanıt