Bilmek istediğin her şeye ulaş

Sokak Çocukları

Çocuk

Sokak çocukları şehrin sokaklarında yaşayan çocukları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Temel olarak aile bakımıı ve korunmasından mahrumdurlar. Sokaklarda yaşayan çocukların pek çoğu 5 ile 17 yaş arasındadırlar, populasyonları farklı şehirlerde değişkenlik gösterir. Sokak çocukları terkedilmiş binalarda, karton kutularda, parklarda ya da kendi sokaklarında barınırlar. Onları tanımlamak için çok sayıda şey yazılmış olmasına karşın, temel zorluk onları tanımlamak için kesin bir kategorinin bulunmamasıdır. Daha ziyade sürekli olarak vakitlerinin tamamını sokaklarda geçirip, yetişkinlerle aynı evde uyuyan ve hiçbir erişkinin gözetimi ve denetiminde olmayan çocuklar olarak tanımlanırlar. Genel kabul görmüş tanımalaması, özellikle UNICEF tarafından, sokak çocuklarını iki ana kategoriye ayırır: Sokak çocukları dilencilikten işportacılığa kadar çeşitli aktiviteleri kendilerine meslek edinmişlerdir. Çoğu gün sonunda evlerine giderler ve kazandıklarıyla ailelerine katkıda bulunurlar. Okula gidebilirler ve bir aileye ait olma duygusuna sahiptirler. Ailelerinin ekonomik kırılganlıklarından dolayı, bu çocuklar sonunda sokaklarda kalıcı bir yaşamı tercih edebilirler. Sokak çocukları gerçekten sokakta yaşarlar (ya da normal aile ortamının dışında) Aile bağları olabilir ama zayıftır ve sadece rastlantı olarak devam eder. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin büyük şehirlerinde yaşayan sokak çocukları istismar, ihmal, sömürü hatta bazı durumlarda polis veya yerel işletmeler tarafından tutulan temizlik timleri tarafından cinayete maruz kalabilmektedirler. Latin Amerika'da, çocuklarını besleyemeyen fakir aileler tarafından çocukları terk etme yaygın bir sebepken Afrika'da ise artan yaygın sebep AIDS'dir.

Mart 2016

Ali Sinan Demirörs, bir soruya yanıt verdi.

Tiner insan sağlığını nasıl etkiler?

Akciğer yapısına ve beyin damarlarında tahribata sebep olur
Ekim 2014

Mustafa Kemal Taştekin, bir soruya yanıt verdi.

Tiner insan sağlığını nasıl etkiler?

İnsanı inceltir, kibarlaştırır.
Mart 2014

Barişcan Sapanci  yeni bir  gönderide  bulundu.

Berkin İçin Bir Şarkı Yaptım..Sadece Dinlemek ve Hatırlatmak İçin.Ticari Bir Amacı Yok !

Bu şarkıyı BERKİN ve diğer nedenlerle hayatını kaybeden TÜM ÇOCUKLAR için yazdım... Bu şarkının hiç bir ticari amacı yoktur. Tamamen amatör bir ses kaydıyla yapılmıştır. Bir zamanlar pop müziğin dev gruplarından ABBA grubunun CHİQUİTİTA adlı şarkısının müziği üstüne amatör bir ruhla , türkçe sözler yazılarak cover yapılmıştır.
13308

işte o şarkı
BARIŞCAN SÖYLÜYOR BERKİN VE DİĞERLERİ... BİZ ÇOCUKLAR
söz: Barışcan-Müzik: Abba (CHİQUİTİTA)



BİZ ÇOCUKLAR

Biz çocuklar çok günahsız
Biraz masum ve kararsız
Kim haklı, haksız?
Bi fikir yok Çok yalnızız

Bunu nasıl göremedik
Denizlerde mavilik ölmüş
Tut yine bir ümit , oltanızla
Balıkçı Amca

Biz çocuklar bir gün uçtuk
Hani nerde o beyaz bulut
Uç! Bana bir temiz hava al , getir
Pilot Amca

Sana bir gül verecektim .
Örtülerde kuraklık var anne
Bir ağaç; bir insan. Unutmuş mu ?
Ormancı Amca

Biz çocuklar gelin elele verelim
Bu rüyayı yeniden gör yada düşle
Bir sihirbaz olmalı dünyayı yeniden
Özenip baştan kurmalı

Bir dilek tutalım! Olsun
Dunyayı baştan kurmalı

Biz çocuklar tarih olsak
Bu mirası bir bir yazsak
Her kültüre saygı, hani nerde?
Asker Amca

Biz Çocuklar yolu tutsak
İnsanoğlu belki alışmaz
Ne içki , alkol ne sigara
Barmen Amca

Biz çocuklar gelin elele verelim
Bu rüyayı yeniden gör yada düşle
Bir sihirbaz olmalı dünyayı yeniden
Özenip baştan kurmalı

Bir dilek tutalım! Olsun
Dunyayı baştan kurmalı
Mart 2014

Barişcan Sapanci  yeni bir  gönderide  bulundu.

DİYARBAKIR GENÇLERİ ''ÇOCUK CEZAEVLERİ KAPATILSIN GİRİŞİMİ'' İÇİN AÇILAN İMZA KAMPANYASINDA ..

DİYARBAKIR GENÇLERİ ''ÇOCUK CEZAEVLERİ KAPATILSIN GİRİŞİMİ'' İÇİN AÇILAN İMZA KAMPANYASINDA ...
470

Çocuklara zarar veren ve çocuk cezaevlerinin kapatılması; alternatif olabilecek modellerin geliştirilmesi ve alt yapısı ile kurum ve kuruluşların acilen oluşturulması için başlatılan “Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi” İmza kampanyası'na Diyarbakır'da gençler yoğun ilgi gösteriyor.
Diyarbakır Sanat Sokağında açılan imza standında gençler bu konuyu destekleyen imzalarını veriyorlar.
Bizde sizin için bu kampanya ilgili bir bilgi haberi hazırladık. İşte gerekli adres ve bilgiler...
470
“Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi” için BASINA VE KAMUOYUNA YAPILAN BASIN AÇIKLAMASI ;
Barış ve Demokrasi Partisinin “Çocuk Tutukluluğu Sistemine İlişkin Teklifi” çocuk adalet sistemi açısından sevindirici bir gelişme ama…
Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi taleplerine TBMM den ilk olumlu destek, BDP Hukuk Komisyonundan geldi! ... Basında geçen haberlere göre Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişiminin tam da 5 ilde eş zamanlı olarak yaptığı açıklama yaptığı gün, BDP Bingöl Milletvekili İdris BALUKEN imzasıyla TBMM başkanlığına Çocuk Tutukluğunu Düzenleyen 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda 21 Maddedeki 15 Yaşının 18’e Çıkarılması Yasa Değişikliği Teklifi Verildiği anlaşıldı.
Yasa değişikliği teklifinde 15 yaş altı çocukların tutuklamalarına büyük oranda engel olan; tutuklama engeli sınırını 15 YAŞ’dan, 18 YAŞ’a çıkarılması teklif edilmiş olduğu görülmüştür. Teklif, girişimiz tarafından çocuk hakları açısından anlamlı ve ileri bir adım olarak değerlendirilmiş ise de; yine aynı yasa maddesi içeriğinde
“Üst Sınırı Beş Yılı Aşmayan Suçlar” ibaresi bulunduğu için, girişimimiz ilkesel olarak 18 yaş altında hangi suçu işlerse işlesin, çocukların hiçbir koşulda tutuklanmaması gerektiğini kamuoyuna deklare etmiştir. Bu sebeple bu teklif girişim adına taleplerimizin derhal yankı bulması açısından çok sevindirici olmakla birlikte, aşağıda kısaca anlatacağımız üzere maalesef ki çocuk adalet sisteminde ve çocuk ceza infaz sisteminde yaşananların çözümü açısından kuşkusuz ki yetersizdir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, yasa değişikliği teklifinin gerekçesinde uluslararası sözleşme ve mevzuatta 18 YAŞINA KADAR HERKESİN ÇOCUK OLARAK KABUL EDİLMESİNDEN HAREKETLE bir kanun teklifi hazırladıkları belirtilerek, çocukların özgürlüklerinin kısıtlanması “en son” çare olduğu vurgusuna yer verilmiş olması çocuk hakları savunucuları olarak bizleri mutlu etmiştir.
Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi olarak, çocuğun gerek tutuklama gerek mahkumiyet gerekse başka kapalı kurum ve kuruluşlara alınması noktasında özgürlüğünden yoksun bırakılmanın son çare olarak uygulanmasını sağlamak hedefine ulaşmak için; hukukçular, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikolojik danışmanlar ve çocuk gelişimi uzmanları yani sorunun bütün tarafları ile yapacağımız çalıştay, seminer ve konferans gibi bilimsel çalışmalar sonucunda çocuk adalet sistemine ilişkin alternatif modelimizi de kamuoyu ile paylaşacağız. Ancak bu süreçte 18 yaş altındaki çocuk tutukluluğuna bütünüyle son vermeye yönelik tüm girişimlere destek olacağımızı da kamuoyunun bilgilerine saygı ile sunarız.

470
Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi üyelerince kaleme alınan Bilgi Notu ise şöyle;
Yakın tarihte başta Pozantı, Şakran, Kürkçüler, Antalya ve en son olarakSincan Çocuk Ceza İnfaz Kurumları’nda kalan çocukların işkence, kötü muamele ve diğer onur kırıcı muamelelere maruz kalmalarını insanlık adına utançla ve büyük bir kaygıyla takip ediyor, yaşanan sorunların ve çocukların maruz kaldığı tüm hak ihlallerinin ancak çocuk cezaevleri kapatılarak sona ereceğine inanıyoruz. Asıl olarak ise, çocuk yargılamasında tutukluluğun “Erken İnfaz” olarak uygulanıyor olması sebebiyle, 18 yaş altı çocuk tutukluluğuna artık son verilmesini talep ediyoruz.
Türkiye’nin de taraf olduğu başta Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, uluslararası sözleşmeler ve 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu uyarınca;
  • 18 yaşına kadar her bireyin “çocuk” kabul edilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunun;
  • Hiçbir ayrım gözetmeden her çocuğun yaşaması, gelişmesi, yaşama katılımının sağlanması ve tüm düzenlemelerde çocuğun yüksek yararının gözetilmesi gerektiğinin;
  • Çocuk adalet sistemi içinde yer alan her çocuğa yaşına özgü muamelelerde bulunulmasının ve çocuk adalet sistemi içinde yer alan çocuklarla ilgili verilecek kararlarda çocuğun özgürlüğünün kısıtlanmasına son çare olarak başvurulması gerektiğinin;
  • Adalet sistemine -her ne sebeple olursa olsun- giren çocuğun toplumdan izole edilerek cezalandırılmasının değil, eğitici ve onarıcı bir yaklaşım sergilenerek toplum içinde toplumla bütünleşmesinin sağlanmasının yasal bir zorunluluk olduğunun;
  • Başta cezaevleri olmak üzere tüm kapalı kurumların şiddet oluşmasına ortam yarattığının ve kapalı kurum yapısının çocuk adalet sisteminin felsefe ve yaklaşımına aykırılık taşıdığının;
  • Çocukların yaşadıkları hak ihlallerinin gerek çocukların yaşamında gerekse toplumda kalıcı ve telafisi çok zor izler bıraktığının göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır.
  • Bütün bu ilkeler birlikte değerlendirildiğinde uluslararası sözleşmeler ışığında çocukların özgürlüklerinin kısıtlanması “en son” çaredir. Alternatif tedbir ve yöntemlerle suça yönelen çocukların toplumla bütünleşmesi hem çocuklar hem toplum için yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu nedenle; TÜRKİYE’DEKİ ÇOCUK CEZAEVLERİNİN KAPATILMASINI TALEP EDİYORUZ!
    Bu talepte bulunan sivil toplum kuruluşları olarak, talebimizin bir an önce hayata geçmesi için aşağıda imzası bulunan 14 sivil toplum örgütü olarak çizeceğimiz yol haritasında, bizimle birlikte çalışacak tüm kurum, kuruluş ve şahıslara açık çağrıda bulunuyoruz. Tekrar vurgulamak isteriz ki; bu kapsamda yapılacak her türlü çalışmada, -bize düşen her ne ise- yapmaya hazırız. Ancak yaşanan ihlallerin bir an önce sona erdirilmesi için, acil olarak;
  • Cezaevindeki çocukların nasıl ve hangi koşullarda tutulduğunun tespiti için, tüm infaz kurumlarının, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) standartlarına uygun bir şekilde sivil ve bağımsız inceleme ve denetime açılmasını;
  • Çocukların cezaevlerinde karşılaşmış oldukları hak ihlallerinin önlenmesini, tespitini, tekrarlanmamasını;
  • Bugüne kadar yaşanmış olan hak ihlalleri sorumlularının cezasız kalmaması için etkin yargı mekanizmalarının harekete geçirilmesini; • Tüm bu nedenlerle çocuk yargılamasında tutuklamaya son verilmesini, Adalet Bakanlığının 2013 yılında 5 adet olan çocuk cezaevlerinin sayısını 15’e çıkaracağını ve yapılacak cezaevlerinin f tipi ve tek kişilik hücrelerden oluşacağı da bildirildiğinden öncelikle bu yeni cezaevlerinin yapımlarından vazgeçilmesini ve sonuçta tüm çocuk cezaevlerinin kapatılmasını
  • T A L E P E D İ Y O R U Z!
    Ç o c u k C e z a e v l e r i K a p a t ı l s ı n G i r i ş i m i (İmza Kampanyası İçin Tıklayınız)
    İletişim: [email protected]gmail.com
    * 0505 918 00 39 & 0532 326 44 52*
    Yüksel Cad. No: 34/10 Kızılay/ Ankara
    facebook.com/cocukcezaevlerikapatilsin
    *twitter.com/cocukcezaevison
    Bilgi Notu: 1[1] 15 Ocak 2014
    “İnsanlık çocuklara en iyisini sunmayı borçludur”
    Cenevre Beyannamesi, 1924

    470
    Çocuk Cezaevlerinde Yaşanan İşkence, Kötü Muamele ve Onur Kırıcı Durumlar Hakkında Genel Bilgiler
    2011 yılında Adana Pozantı Çocuk Cezaevinde kalan çocuklara yönelik cinsel şiddet, işkence ve kötü muamele iddiaları ile birlikte “Çocuk Adalet Sistemi” ciddi anlamdan tekrar tartışılmaya başlandı. İddiaların kamuoyunda gündem oluşturmasıyla çocuklar apar topar Ankara Sincan F tipi cezaevi içinde bulunan “Çocuk ve Gençlik Cezaevine” nakledildi. 2012 yılı yaz aylarında, yine Sincan’da ve aynı çocuklara yönelik baskı ve işkencenin devam ettiği tespit edildi. Ankara Barosu, Sincan’daki “yumuşak oda ve benzeri işkence ve kötü muameleler” sebebiyle suç duyurusunda bulundu.
    Pozantı cezaevinde yaşanan olaylar hakkında etkili adli ve idari soruşturma yapılmamış, Adalet Bakanlığı sadece ilgili cezaevini kapatmış, sorumlular hakkında kamuoyunu tatmin edecek tedbirler almamıştır. Çocukların yaşadıkları hak ihlalleri, Türkiye’nin imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme ve ek protokolleri ile Birleşmiş Milletler İşkenceyle Mücadele Sözleşmesi’nin de açıkça ihlal edildiğini göstermiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gereği etkili soruşturma yükümlülüğü de yerine getirilmemiştir.
    2013 yılında İzmir Şakran ve Antalya Çocuk Cezaevi’nde çocuklara yönelik istismar, kötü muamele ve ağır işkence iddiaları basına ve kamuoyuna yansıdı. İlgili kurumlarda çocuklara işkence, kötü muamele ve onur kırıcı muamele yapıldığı ve özellikle Antalya Çocuk Cezaevi’nde cinsel şiddet yaşandığı iddiaları gündeme geldi. Konuyla ilgili başta Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), Çakıl Derneği, Gündem Çocuk Derneği ve bazı milletvekillerinin yaptıkları görüşmeler ve araştırmalar sonucu bu şikâyetlerin doğrulu tespit edildi.
    Çocuk cezaevlerinde işkence ve kötü muamele ilk değil!
    Çocuk cezaevlerinde yaşanan ihlaller konusunda 2006 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan ve çocukların TMK kapsamında yargılanmasının yolunu açan değişikliğin, çocuğa özgü adaletin inşasında bir kırılma noktası olduğu açıkça görülmektedir. 2006 -2010 yılları arasında TMK kapsamında özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanan yaklaşık 6.000 civarındaki çocuk, TMK kapsamındaki suçlardan gözaltına alınıp tutuklanmış, şiddet, kötü muamele, her türlü psikolojik ve cinsel istismar gibi çok ciddi hak ihlallerinin mağduru olmuşlardır. 2010 yılında kanun değişikliği ile çocuk yargılamaları özel yetkili mahkemeler yerine Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılmaya başlamış olsa da bu çocukları tutuklu yargılama alışkanlığını değişmemiştir. Kaldı ki, mükerrer fiiller bakımından TMK uygulanmaya devam etmektedir.
    Sorunun Temel Kaynakları
    Çocukların cezaevlerinde yaşadığı hak ihlallerini tek tek saymak yerine, öncelikle belirtmek gerekir ki; tüm bu yaşananların en temel sebebi Türkiye’de çocuk yargılamasının ve çocuk ceza infaz sisteminin evrensel kriterlere uygun olmamasıdır. Yine yaşananların ilk en önemli nedenlerinde biri de tutuklamaya sıkça başvurularak, çocuk yargılamasında tutuklamanın bir tür “erken infaz” olarak uygulanıyor olmasıdır. Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’deki infaz kurumlarında 12-17 yaş arasında 1.879 çocuk bulunmaktadır. Bunların 1.456’sı tutuklu, 423’ü hükümlüdür. Cezaevlerinde 1.763 çocuk mahpus olup, bunların
    Verilere göre tutuklu yargılama oranının yüksek olduğu ortadadır. Çocuklar için düzenlenen cezaevlerinin mevcut sayısının (5 cezaevi), 2016 yılı sonuna kadar 15′e çıkarılacağı Adalet Bakanlığı’nın 2013 yılında yapmış olduğu açıklamalar arasındadır. 2012-2017 mali yatırım programında 10 yeni çocuk cezaevi yapımına dair açıklama yapan Adalet Bakanı; İstanbul Ümraniye Çocuk Eğitimevi 2013 Aralık, yeni İzmir Çocuk Eğitimevi 2014 Temmuz, Elazığ Çocuk Eğitimevi 2017 yılında, Erzurum Çocuk Eğitimevi 2014 Kasım, Diyarbakır Kapalı Çocuk Cezaevi 2014 Aralık, Hatay Çocuk Kapalı Cezaevi 2014 Aralık, Tarsus Çocuk Kapalı Cezaevi 2014 Aralık, Kayseri Çocuk Kapalı Cezaevi 2015 Ocak, Konya Çocuk Kapalı Cezaevi 2015 Kasım, Çorlu Çocuk Kapalı Cezaevi ise 2016 yılında faaliyete geçeceğini belirtmiştir. [3]
    Cezaevlerinin sayısını üç kat arttırmaya yönelik bu çalışmaların, adalet sistemine giren çocukların özgürlüklerinin kısıtlanması yönteminin daha yoğun kullanılacağını düşündürtmektedir. Ayrıca söz konusu yeni cezaevlerinin çocukları tamamen tecrit eden F tipi hücreler şeklinde yapılandırılması, çocuğa özgü adaletin temel felsefesi açısından endişe vericidir.
    Çocuk yargılamasında ve çocuk adalet sisteminde ulusal ve uluslararası tüm çocuk hakları metinlerinde yer bulan en temel ilke; yargılamada çocukların tutuklanmasının istisnai bir uygulama olması gereğidir! ... Çocuğun kişisel güvenliği gerektirmedikçe tutuklanmasına karar verilmemeli, psikososyal gelişimine engel olmayacak tedbirlere başvurulmalıdır.
    Çocuk cezaevlerinde yaşanan kötü muamele, işkence ve onur kırıcı durumların en önemli sebebi özgürlüğün kısıtlanmasıdır. Yargılama aşamasında “masumiyet karinesi altında olan” yani henüz yapmış olduğu eylemle ilgili haklarında herhangi bir karara hükmedilmemiş olan çocuklar “ağır koşullarda” kapalı tutulmaktadır. Anlaşılmaz olan bir başka konu ise; tutuklu çocukların, hakkında cezaya hüküm verilen çocuklardan bile daha izole ve zor koşullar altında kalmak durumunda olmalarıdır. Ayrıca hakkında cezaya hükmedilen çocukların toplumla bütünleşmelerine yönelik oluşturulan “eğitimevleri”nin yıllarca şehir içinde; çocuğun okuluna, çalışma mekanına ve daha birçok sosyalleşme ortamına yakınlığı gözetilmişken, son yıllarda tüm eğitimevlerinin tutukevi ve cezaevlerinin bulunduğu kampüslere taşınmıştır. İzolasyona yönelik bu tür yaklaşımlar çocuğa özgü adalet sisteminde kabul edilemez durumlardan biridir. Dolayısıyla çocuk cezaevlerinin yanı sıra cezaevleri içinde yer alan “eğitim evleri” derhal kapatılmalı, çocuğun anlamlı ve etkin sosyalleşme ortamı bulacağı merkezlere taşınarak yeniden yapılandırılmalıdır.

    2012 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin özelikle çocuklar açısında cezaevlerinde yaptıkları incelemeler ve İHD-TİHV ile yaptıkları görüşmeler sonucu oluşturdukları rapora rağmen, benzer iddiaların tekrardan yaşanmaya başlaması nedeniyle; Adalet Bakanlığının cezaevlerindeki idareci kadroları tümüyle değiştirmesi gerektiğini ve tutuklama konusundaki sorunları gidermek için CMK’da radikal tedbirler alarak, uygulamada kötü örnek oluşturan Hakimlere gerekli yaptırımları uygulaması gerektiğini belirtmek isteriz.

    Özgürlüğün kısıtlanmasının son çare olması için;
    Çocuğa özgü adalet sistemi içerisinde çocuğa yönelik uygulanan yaptırımların eğitici, onarıcı, telafi edici ve toplumsal barışı ve dayanışmayı sağlayıcı özelliklerinin olması göz önünde tutulmalıdır. Çocuklar için diversiyon (adalet sistemine sokmadan yönlendirme), uzlaşma- arabuluculuk, uyarı, ikaz, tazmin ve telafi yolları (sosyal alıştırma kursları, sosyal çalışma yükümlülüğü vb. ), etkin ve işlevsel gözetim ve rehberlik, vaka yönetimi, etkin psiko sosyal destek ve tedbirler vb. Gibi farklı ülkelerde uygulanan yöntemlerin biran önce yasal ve örgütsel alt yapısı oluşturulmalıdır. Bu yöntemlerin özgürlüğün kısıtlanması seçeneğinin hemen ve ilk değil “gerçekten son çare” olarak kullanılmasını sağlayan, farklı ülkelerde uygulanan, denenmiş ve başarıya ulaşan yöntemler olduğu göz önünde tutulmalıdır.
    Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme ve ilgili diğer insan hakları belgeleri doğrultusunda;
    1. 18 yaşına kadar herkes çocuktur! Bir çocuğun –nerede ve hangi nedenle olursa olsun- “çocuk olduğu” unutulmamalıdır.
    2. Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım hakları güvence altına alınmalıdır.
    3. Her an çocuğun öncelikli ve yüksek yararı, esenliği gözetilmelidir.
    4. Çocuk adalet sistemi içerisine giren bir çocuk için insan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir yargılama süreci yapılandırılmalıdır.
    5. Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmelidir.
    6. Çocuk için çocuğun, ailesinin, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, medyanın, yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının işbirliği içinde çalışmaları sağlanmalıdır.
    7. Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulmalıdır.

    470
    Cezaevlerinde İşkence, Kötü Muamele ve Onur Kırıcı Yaşantıları Olan Çocukların Mağduriyetinin Giderilmesi için:
    1. Hak ihlali ve işkenceye kötü muameleye tabi tutulan tüm mağdur çocukların çocuğa özgü adaletin gereklilikleri doğrultusunda derhal tahliye edilmeli yargılamaları tutuksuz yapılmalıdır.
    2. Çocuğa yönelik her türlü kötü muamele, ihmal ve istismar suçtur. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme’ye göre Devlet, çocukları üçüncü kişilerin ihmal ve istismarından koruma yükümlülüğünü yerine getirmelidir
    3. Pozantı, Şakran, Antalya ve Sincan Cezaevlerinde yaşanan olaylarda sorumluluğu olanlarla ilgili derhal adli ve idari soruşturma başlatılmalı, sorumlular hızla tespit edilmeli ve cezalandırılmalıdır.
    4. Bir an önce çocuğa özgü adalet sisteminin standartlarına uygun, çocuğa özgü bir adalet sistemi oluşturulmalıdır.
    5. Mağduriyet yaşayan ya da tanık olan bütün çocuklara psikolojik destek sağlanmalıdır.
    6. Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmenin Ek İhtiyari Protokolü (OPCAT) uyarınca oluşturulması zorunlu olan Ulusal Önleme Mekanizması bir an önce oluşturulmalı ve yapılacak ziyaretlerde çocuk kapalı ve açık ceza infaz kurumları bağımsız kuruşların incelemesine açılmalıdır.
    7. Cezaevlerinde çocuklara yönelik cinsel şiddet, “süngerli odada dayak”, “hücre cezası” gibi her tür işkence ve kötü muamele derhal son bulmalı, sorumlular derhal yargı önüne çıkarılmalı ve çocuk tutukluluğuna son verilip çocuk cezaevleri kapatılmalıdır.
    Çocuk Cezaevleri Kapatılsın girişimi; çocuk tutukluluğuna son verilmesini ve çocuk cezaevlerinin kapatılmasını talep eden insan hakları ve çocuk hakları örgütlerinden oluşan bir birlikteliktir.

    Talebimiz ortak: #çocukcezaevlerikapatılsın
    19-02-2014 itibariyle imzacı kurumlar:
    Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi Bileşenleri
    • İnsan Hakları Derneği: ihd.org.tr
    • Türkiye İnsan Hakları Vakfı: tihv.org.tr
    • Çağdaş Hukukçular Derneği: chd.org.tr
    • Gündem Çocuk Derneği: gundemcocuk.org
    • Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) :
    • Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği (Öz-Ge Der) : ozgeder.org.tr
    • İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) : mazlumder.org
    • Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) : cezaevindestk.org
    • Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUD) : shudernegi.org
    • Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı: tcyov.org
    • İştar Kadın Merkezi: istarkadindanisma.com
    • Uluslararası Çocuk Merkezi: icc.org.tr
    • Çocuklar İçin Adalet Takipçileri
    • Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) : egitimsen.org.tr
    • Çakıl Derneği: cakildernegi.org
    • Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP) : todap.org
    • Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) : ses.org.tr
    • Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği: cocukistismari.org
    • Özgürlükçü Hukukçular Derneği
    • Diyarbakır Barosu
    • Mersin Barosu

    Haber Derleme ve Kapak Resmi; BARIŞCAN / 12.03.2014
    Ocak 2014

    Şenol Deniz Ikizer, bir soruya yanıt verdi.

    İslam dininde yeni yıl kutlaması konusunda ne düşünüyorsunuz? Yoksul çocuklara hediye dağıtılması amacıyla yapılan yeni yıl kutlaması sizce doğru mudur?

    İçten gelen her kutlama her iyilik doğrudur. Eğlenin dini kurallarınıza göre, düşüncenize göre isteginiz göre kim nasıl eğlenmek istiyorsa eğlensin bunun için bahaneye gerek yok iyilik yapmak içinde öyle oda içten gelir.
    Ocak 2014

    Solsoledo, bir soruya yanıt verdi.

    İslam dininde yeni yıl kutlaması konusunda ne düşünüyorsunuz? Yoksul çocuklara hediye dağıtılması amacıyla yapılan yeni yıl kutlaması sizce doğru mudur?

    Öncelikle Noel/ Christmas (yani şükran günü) ile "yeni yıl" kutlamasını birbirinden ayırmak gerekir. Noel Hıristiyanlar yarafından, yani Hz. İsa'nın doğum günü olarak kabul edilen gün, 25 Aralık'ta kutlanır ve aslında Hıristiyanlık'la da hiçbir ilgisi yoktur. Zira noel geleneklerinin Hristiyanlık'ta hiçbir temelinin olmadığı, İncil'de ve başka kutsal kitaplarda, Hz. İsa'nın doğum gününün kutlanması gerektiği ya da doğumunun 25 Aralık'ta olduğuna dair hiç bir bilgi bulunmadığı biliniyor. Ancak bütün dinlerin kökenlerinde, ritüel esaslarında saklı olduğu gibi, Noel de Hıristiyanlığa bir pagan inancının devamı/ uzantısı olarak girmiştir.
    Güneşin gökyüzünde güneye doğru hareket ettiğini, günlerin gittikçe kısaldığını gören ve güneşin tekrar geri dönmeyeceğini düşünen eski insanlar, güneşin tekrar kuzeye geri dönmesi için güneş tanrısına güç vermek ve onu tekrar hayata döndürmek için büyük ateşlerin yakılması, yeşil ağaçları çobanpüskülü, sarmaşık ve ökseotu gibi bitkiler ile süslemek gibi çeşitli ritüeller ve törenler düzenlemişler. 21 Aralık kış gündönümünde, yılın en kısa gündüzünün yaşandığı günde, güneşin güneyde (oğlak dönencesine güneş ışınlarının dik geldiği zaman) durmuş gibi göründükten sonra tekrar kuzeye doğru hareket ettiğini ve günlerin de uzamaya başladığını gören insanlar bu ayinlerin başarılı olduğunu düşünüp, bunu da kutlamaya değer görmüşler. Bu durum binyıllarca böyle devam etmiş, taa ki Constantine, Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu'nun resmi dini ilan edene kadar...
    Hristiyanlığı kabul etmeden önce büyük oranda pagan olan Roma halkı'nın hükümdarı Constantine, 4. Yüzyılda Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu'nun resmi dini olarak duyurur ve dinin insanlar üzerindeki gücünü bilen biri olarak, daha fazla insanı kontrol altına almak amacıyla (paganların Hristiyanlığa geçisini kolaylaştırmak için veya Hristiyanlığı paganlaştırmak için, kim bilir) halkın çoğunluğunun dini olan paganizmi Hristiyanlık ile bütünleştirir. O dönemden sonra pagan ritüellerine ve idollerine Hristiyan isimler verilir, paganların kutsal günleri Hristiyan bayramları olarak değiştirilir ve Hz. İsa, güneş tanrısı Sol Invictus'un yerine geçirilerek Dürüstlüğün Güneşi olarak adlandırılr. Papa 1. Julius Hz. İsa'nın doğum tarihinin 25 Aralık olduğunun ortaya çıkarılmış olduğunu da duyurunca "the Mass of Christ" veya "Christ's Mass" (mass=ayin, tören) zamanında Roma Güneş Tanrısı'nı Mithras'ın doğumu yerine artık Christ'in doğumu kutlanmaya başlanır (Doğuş da neredeyse tüm paganlarda ana-tanrıça ve çocuğunun doğumuna odaklanan aslen Babil kökenli inanıştan gelmektedir ve bu inanış da Hristiyanlık'ta Meryem-İsa'ya adapte edilmiştir) .
    Hediye verme, ağaçları süsleme, şarkı söyleme, noel kütüğü, ökseotu gibi noel ile ilgili geleneklere bakarsak hepsinin çeşitli pagan halklarının kış gündönümlerindeki bayramlarından ve kutlamalarından Roma Katolik Kilisesi tarafından Hristiyanlığa uyarlanmış olduğunu görürüz.
    Eski Roma'da da kış gündönümü öncesinde ve sonrasında insanların, tarım tanrısı Saturn'u ve Güneş tanrısı Mithras'ı onurlandırdıkları Saturnalia isimli kış festivali kutlanırdı. 17-23 Aralık'ta yemeklerle, içkilerle, insanların birbirlerine şans hediyeleri vermeleriyle neşeli bir biçimde kutlanan festivalden hemen sonrası, yani 25 Aralık tarihi de güneş tanrısının doğum günü olarak kabul edilirdi. Noel'in 25 Aralık tarihinde, neşeyle ve hediyelerle kutlanmasının kaynağı budur. Ayrıca Saturnalia festivalinde sokaklarda şarkı söyleyen insan grupları da bugün söylenen noel ilahilerinin ve şarkılarının temelini oluşturur (christmas carols) . Ağaç süsleme geleneğine bakarsak da, kış gündönümünde Romalıların evlerini yapraklarını dökmeyen ağaçlarla ve defne dallarıyla süslediklerini ve bu ağaçlara, birçok ağacın yapraklarını döktüğü kışın bile yeşil kaldıkları için ölümsüzlüğün bir sembolü olarak değer verildiğini görürüz.
    Kuzey Avrupa paganları da "Yule" veya "Yule-tide (Yule zamanı) " adı verilen kış gündönümünü şölenlerle kutlardı. Ağaçlar ve diğer yeşil bitkiler baharın geri döneceğini hatırlatmak için süslenir ve güneşin gelecek yıl da doğması için güneş tanrısını cesaretlenirmek amacıyla ağaçlara elmalar ve mumlar asılırdı. Kuzey Avrupa'da sarmaşık, çobanpüskülü ve defne evlerin süslenmesinde ve dini ritüellerde kullanırken, her zaman yeşil kalan ağaç dallarının da kötü ruhları kovduğuna inanılırdı. Kutlamalarda ağaçların kullanılmasın tarihi Druidlere kadar gider. Noel ağacının günümüzdeki formunun da Almanya kaynaklı olduğu ve Kraliçe Victoria'nın Alman eşi Prens Albert'in etkisiyle İngiltere'de de yaygınlaştığı bilinmektedir. Amerika'ya ise 17. Yüzyılda ulaşan Noel Ağacı bu yüzyılın ortalarında dünyanın büyük bir bölümünde süslenir hale geldi.
    Noel kütüğü (yule log) de karanlık zamanlarda güneşi hatırlatması için yakılan büyük ateşin içine atılırdı. Ökseotu altında öpüşmenin kaynağı da keltik-nordik ritüeller ve mitolojisidir. Druid inancına göre kutsal bir ot olan, medikal özellikler ve doğaüstü güçlere sahip ökseotu, pagan Romalılar tarafından da bereket rütüellerinde kullanılırdı ve evlerin içlerinin de yeşilliklerle süslenmesi, kış süresince, sıcak baharın ve yaz aylarının yakın zamanda geleceğini hatırlatırdı.
    Bizim Noel Baba olarak adlandırdığımız Santa Claus nam-ı diğer St. Nicholas ise aslen 4. Yüzyılda Antalya'nın Demre ilçesinde doğmuş ve fakirlere hediyeler vermesiyle tanınan bir psikopostur. Fakat Santa'nın, Kuzey Avrupa mitolojisindeki yaşlı, uzun beyaz sakallı bir adam olarak betimlenen Asgard'ın yöneticisi Odin ile birçok benzerliği vardır. Odin göklerde uzun mesafeleri alabilen sekiz bacaklı atı Sleipnir ile gezip av partileri düzenleyen bir tanrı. Kış zamanında çocuklar çizmelerini Sleipnir için havuç veya saman ile doldurup ocağın yanına koyarlarmış. Odin de bu çocukları ödülendirmek için çizmelerinin içine hediye bırakırmış. Bu gelenek, Hristiyanlık zamanında devam ederek fakirlere hediye dağıtan St. Nicholas ile özdeşleştirilmiş ve sekiz bacaklı Sleipnir zamanla Santa'nın rengeyiklerine dönüşürken, günümüzde şömine kenarlarına çizme yerleştirme geleneği de şöminelere çorap asma haline gelmiş. Hollandalılar New Amsterdam'a geldiğinde bu geleneklerini ve St. Nicholas için kullandıkları Sinterklaas ismini beraberlerinde getirmişler, bu isim de zamanla Santa Claus olmuş. Bugünkü Noel Baba ise Coca Cola'nın reklam kampanyası için yeniden tasarlanmış hali.
    Fakat tüm bu kutlamaların pagan geleneklerinden kaynaklandığını bilen Püritenler, Christmas'ın kutlanmasına karşı çıktılar ve İskoçya'da 16. yy'da Christmas'ın kutlanması yasaklandı. ABD'nin ilk yıllarında da özellikle Massachusetts gibi New England eyaletlerinde Püritenlerin etkisi büyük olduğundan Noel kutlanmıyordu. 16. Yy'dan 19. Yy'a kadar Noelin kutlanması Püritenler'in Britanya ve ABD'deki etkisi nedeniyle Anglo-Saxon dünyasında yasak olarak kaldı. Son yüzyılda ticari hamleler ve kitle iletişimin de etkisiyle Noel kutlamalarında popülarite patlaması yaşadı ve bir çok ülkede yeni yılın gelişi ile kutlanmaya başlandı.
    Sonuçta her ülke ve kültürde uygulamalar farklı olmuşsa da temsil etiği şey aynıydı: Kışın etkisinin azalmaya başladığı kış gündönümünde doğanın ve hayatın geri dönüşünü kutlamak. Bu yüzden tüm pagan halklarda kış güdönümünün hemen sonrası olan 25 Aralık tanrıların doğumgünü olarak görülmüştür çünkü bu gün, günlerin uzamaya başlaması ve doğanın yenilenmesi ile birlikte yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülmüştür.
    Kısaca Noel, kendi inançlarından vaz geçmek istemeyen ama Hıristiyan olmak zorunda kalan halkların, kendi geleneklerini din içinde yaşatmalarından kaynaklanmış bir kutlamadır. Ve zamansal veya takvimsel bir yeni yıldan çok, doğasal yeni yılın kutlanmasıdır (malum o zamanlarda takvimler doğaya göre şekilleniyordu) ... Diğer taraftan bizim ülkemizde de yapılan "yeni yıl" kutlaması tamamen zamansal/ takvimsel bir kutlamadır ve bu kutlamaların ne Hıristiyan İsa'nın doğumu ile ne de pagan gündönümü bayrmlarıyla ilgisi vardır. Ha, burada ama ikisi çok yakın tarihler diye düşünülebilir. Bu gayet normaldir, çünkü az önce de dediğim gibi, bizim bugün kullandığımız takvimler, doğanın hareketlerini baz alarak yapılmış takvimlerden güncellenmişlerdir. Ayrıca "ağaç süsleme" geleneği bugün bir batıl inanç olarak bizim inançlarımızda da yaşamaktadır. Ağaçlara çaput bağlayarak dilekte bulunmak bunun yansımasıdır. Yine Noel Baba'nın Anadolu'lu Demreli olduğunu düşünürsek, bir şekilde ona sahip çıkmanın da yanlış olmayacağını düşünüyorum. Zira bu istendiğinde turizmimiz için bile kullanılabilir...
    Ek olarak, kendini Müslüman olarak addedenlerin de yeni yılı "Mekke'nin Fethi" olarak kutladıklarını belirtmekte de fayda var. Bence bir şeyi kutlayacaksan, onu başka kisvelere büründürmeden kendi anlamıyla kutlamak lazım (aksi taktirde gülünç bir durum yaşanıyor) ; ilk olduğu şekliyle, bir pagan bayramı olarak mesela...

    Kaynak: 1. aysunacarhazer.blogspot.com/2010/12/duny...
    2. blog.milliyet.com.tr/inanclarimizin-kok...
    Ocak 2014

    Fatma Yıldızhan, bir soruya yanıt verdi.

    İslam dininde yeni yıl kutlaması konusunda ne düşünüyorsunuz? Yoksul çocuklara hediye dağıtılması amacıyla yapılan yeni yıl kutlaması sizce doğru mudur?

    İslam dininde yılbaşı kutlaması diye birşey yok. Yardım adı altında insanlar nefslerini tatmin ediyorlar; ''yılbaşı kutlamıyoruz yardım ediyoruz'' diyorlar. Sadece korkularını haklı bir yönle bastırmaya, kamufle etmeye çalışıyorlar. Yardım için özel sayılan bir güne mi ihtiyaç var ki yılbaşı özel bir gün değil!!! Amaç yardım etmekse, amaç Allah rızasını kazanmak ise bunu İslam dininin gereklerine göre yapmak gerekir.
    Ocak 2014

    İlginc Adam, bir soruya yanıt verdi.

    İslam dininde yeni yıl kutlaması konusunda ne düşünüyorsunuz? Yoksul çocuklara hediye dağıtılması amacıyla yapılan yeni yıl kutlaması sizce doğru mudur?

    Kısaca şunu söyleyeyim, din ile ilgili konulara girmek istemiyorum fakat yardıma muhtaç insanları düşünmek için yılbaşını beklemek gerekmiyor bence... Her fırsatta bu yardım gerçekleştirmeli ve bunu insanlara şu kadar kişiye bu kadar yardım yaptık diye de anlatılmamalı.
    Aralık 2013

    Barişcan Sapanci  yeni bir  gönderide  bulundu.

    Barışcan'dan Başbakan Yardımcısı Sn.Bülent Arınç'a Mektup

    Diyarbakır'da bir yerel kanalda 1997 yılından beridir her hafta canlı olarak yayınlanan BİZİM ÇOCUKLAR programının yapımcı ve sunucusu Barışcan
    "Bütün kanallar çocuk eğitim programı yapmalı" diyen Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'a bir mektup yazdı.
    İŞTE O RESİMLİ MEKTUP

    Bülent Arınç

    PROGRAM HAKKINDA TIKLAYINIZ
    PROGRAM PROJESİ İÇİN TIKLAYINIZ
    PROGRAM VİDEOLARI İÇİN TIKLAYINIZ

    Sayın Başbakan Yardımcım ,

    Bizim Çocuklar ve Barışcan programını yıllardır Diyarbakır'da bir yerel kanalda yapıyor fakat sadece Diyarbakır ili sınırları içinde yaşayan çocukları bu programa çağırma imkanı bulabiliyorum.

    Bu programın bir benzerinin hiçbir kanalda yapılmadığını farketmiş ve uzun yıllardır bende sizin gibi bir çocuk programının mutlaka kanallarda olması gerektiğine inanıyorum.

    Tv Yöneticlerinin Sırf reyting kaygıları ve reklam alamayacak korkuları yüzünden , bir çocuk programı yapamayacaklarını bildiren cevapları, bu programı uzun yıllardır sadece yerel bir kanalda yapmama neden oldu.

    Çocukların katılacağı ve eğlenirken eğitilecekleri bir program yerine, vurdulu kırdılı çizgi filmleri izlerken hala büyük üzüntü içindeyim...

    1997 yılından beri BİZİM ÇOCUKLAR VE BARIŞCAN programını her hafta çok zor şartlarda bir yerel kanalda yapmaya çalıştım. Çocukları eğlendirirken eğitmekti görevim. Şarkılarla, şiirlerle, oyunlarla öğrettim hep konuları.

    "1. Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi"nin tanıtım toplantısı öncesinde ajans, televizyon ve gazetelerin genel yayın yönetmenleri ile kahvaltıda bir araya gelmeniz ve Bütün Tv’lerde çocuk programlarının olması gerektiği konusunda söyledikleriniz bana ümit verdi ve çok heyecanlandırdı...

    Eğer imkan verilirse 17 yıldır bıkmadan usanmadan yaptığım bu programı bir ulusal kanalda yaparak sizin hayalinizdekileri gerçekleştire bilirim. Bu şekilde daha geniş kitlelere ve daha çok çocuğa seslenebilirim .

    Türkiye de hiç bir kanalda bir programın bu kadar uzun soluklu (şu an itibariyle 17 yıl ) olmadığını biliyorum.

    Ulusal kanalların yöneticilerine ulaşmakta çok zorlanıyorum. Ulaşabildiğim bir kaç yöneticiden ise ''Çocuk programıdır, Çok fazla reklam almaz, Çocukları servis yapamayız'' diye olumsuz cevaplar aldım.

    Programımı inceledikten sonra bir Tv kanalı yöneticisine beni önermenizi ümit ediyorum...

    Sevgilerim ve saygılarımla
    BARIŞCAN
    BİZİM ÇOCUKLAR PROGRAMI
    YAPIMCI VE SUNUCUSU


    Bülent Arınç


    SADECE DİYARBAKIR DEĞİL TÜM TÜRKİYE'YE İZLETMEK İSTİYORUM

    Barışcan bu programı yıllardır Diyarbakır'da bir yerel kanalda yaptığını fakat sadece Diyarbakır ili sınırları içinde yaşayan çocukları bu programa çağırma imkanı bulduğunu söylüyor. Bu programı bir ulusal kanalda yaparak daha geniş kitlelere ve daha çok çocuğa seslenmek istiyor. Türkiye de hiç bir kanalda bir programın bu kadar uzun soluklu olmadığını belirten Barışcan ulusal kanalların yöneticilerine ulaşamamaktan yana bir hayli dertli...
    Ulaşabildiği bir kaç yöneticiden ise
    ''Çocuk programıdır, Çok fazla reklam almaz', diye olumsuz cevap almış.
    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın ''TV kanallarında mutlaka çocuk eğitim programları olmalıdır'', haberini okuyan Barışcan , çocuk programlarının da önemseneceği konusunda bir hayli ümitli...
    Programının içinde çocukları eğlendirirken eğitecek birçok bölümün olduğunu vurgulayan Barışcan , ulusal bir kanalın yöneticisine önermesi için de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a kendi web sitesinden bir resimli haber göndermiş.

    BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ'IN İLGİLİ HABERİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
    Bülent Arınç

    Sosyal Platformlarda Bu haber Sanattan politikaya, STK'lardan Magazin Sitelerine kadar bir çok medya çalışanına ve kurumuna gönderilmesine rağmen malesef bir kaç kişi ve kurum bu haberi paylaşmış ve ilgilenmemiştir.
    Basın ve medya dünyasının çocuklar için özel eğitici programlar yapmaması ve bunun yerine vurdulu kırdılı çizgi filmler oynatmayı neden tercih ettiği hala açıklanamamıştır.
    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın bile Televizyon müdür ve yöneticilerini HER KANALDA ÇOCUK PROGRAMI YAPILMALIDIR diye uyarması , görülüyorki onlar için yeterli olmamıştır.
    Temmuz 2013

    Sevgiseli, bir soruya yanıt verdi.

    Neden evsiz ve sokakta yaşayan insanların çoğu erkektir?

    Damacanaya tecavüz eden erkeklerin yaşadığı dünyada kimsesiz bir kadın olarak sokakta yaşama özgürlüğünüz bile yoktur da ondan, yaşatmazlar!
    Temmuz 2013

    Gündüz Ayar, bir soruya yanıt verdi.

    Neden evsiz ve sokakta yaşayan insanların çoğu erkektir?

    Bu bence cinsiyetten kaynaklanıyor. Kadınların bu konuda çıkar yolları daha fazladır. En kötü ihtimali düşünürsek bir kadın sokakta kalmaz çünkü kendisini kurtarmanın en kötü yoluna gitse bile kendisini kurtarabilecek bir yolu vardır. Bu en kötü ihtimal... Diğer türlü düşünürsek kadın sahiplenilendir, erkek sahiplenendir. Bu yüzden sokağa düşen bir kadın iyi veya kötü bir taraftan sahiplenilir, sokakta kalmaz. Hem bu konuda yani hayatı idare ve idame konusunda da kadın zayıftır. Bu sebeple sahiplenilme ve korunmada öncelik daima kadınındır. Bu sebeple de diyebilirim ki bu yüzden evsizlerin çoğu erkektir :)
    Haziran 2013

    Devrim Güren, bir soruya yanıt verdi.

    Evsiz insanların çocuk sahibi olmasına izin verilmeli midir?

    Evsizlik kavramı ‘yaşayacak mekâna sahip olamama durumu’ anlamındadır. Evsizlik bir çok etiketlenmeye neden olduğu için, sokak çocukluğu etiketlemesini de doğurur. Şehirlerde var olan bu tür problemlerden en çok etkilenen yaş grubu çocuklardır. Yoksul, az gelişmiş ya da bazı gelişmiş ülkelerde çocukların temel ihtiyaçları karşılanamamaktadır. Dolayısıyla sokak çocukluğu veya evsizlik problemi, içinde bulunulan sosyal ortamdan doğan bir sonuçtur. Bu sorununun en önemli nedeni olarak sosyal dışlanma kavramı etrafında toplumsal düzeyde ve devlet katında bu kesimin dışlanması söz konusudur. Bunun yanında çocuk işçileri ve sokak çocukları göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle evsiz insanların çocuk sahibi olması planlı bir şekilde olmayacağı için olumsuz sonuçlara neden olabilir.
    Daha fazla

    19 kişi

    Konunun Takipçileri

    Alt Konu Başlıkları

    Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.