Bilmek istediğin her şeye ulaş

Sosyal Yaşam

Yaşam

Ne varsa, sokakta var!

Ekim 2012

netismeslekkursu.com'>Hanife Şeker @Buroogretmen

Tanışırken ve tanıştırırken nelere dikkat edilir

Yeni gelenler mevcut olanlara, Astlar üstlerine, Gençler yaşlılara, Genç kız, yaşlı erkeğe ve kadına tanıştırılır.



Tanıştırma işlemi ilk karşılaşıldığı veya salona girildiği zaman hemen yapılmalıdır.

Tanıştırılmak istenen kişiler için birbirlerinden izin alınması gerekir.



Yolda giderken ayaküstü birkaç söz ettiğiniz bir arkadaşınızı
yanınızdaki arkadaşınıza tanıştırmanız gerekmez. Bu kısa görüşme
süresince arkadaşınız, sizi bir iki adım geride bekler. Eğer konuşma
uzayacaksa tanıştırmak gerekir.



Tek şahıs, gruplara tanıştırılır. Gruptaki her kişi ile tek tek
tanıştırmak gerekmez. Bu durumda tanıştırılan şahsın adını yüksek sesle
söylemek yeterlidir.



Adetleri, düşünceleri, fikir ve inançları birbirine çok ters kişileri birbirine tanıştırmanın bir yararı yoktur.



Tanıştırıldığınızda kim olursa olsun, önünüzü ilikleyiniz ve tanıştırılırken daima güler yüzlü olunuz.



Bir bayan, hiçbir zaman, bir erkeğe kendisini tanıştırmaz.



Evlenmemiş veya dul bayanlar, evli bayana tanıştırılır. Yalnız bayanların sosyal durumunu dikkate almak gerekir.



Bir erkek, sosyal durumu birbirinden farklı iki bayanı birbiriyle tanıştırırken, durumu yüksek olanına tanıştırır.



Bir delikanlı, genç bir kıza tanıştırılmadan önce onun ana-babasına
tanıştırılmalıdır. Eğer daha önce kızla tanıştırılmışsa, vakit
geçirmeden ana babasıyla tanıştırılmalıdır.



Tanıştırmada küçüğün adı her zaman önce söylenir.



İki kişi birbirleriyle tanıştırılınca her ikisi de birbirlerine “
Nasılsınız, iyimisiniz, memnun oldum, şeref duydum.” gibi cümleler
kullanmak gerekir.



Tanıştırılırken kullanılacak en ince sözlerden biri de şudur: “Ali Bey, Mehmet Beyi tanıyor musunuz?”.



Kendinizi tanıtırken isim ve soyadınızı söyleyiniz. Tanıştığınız şahsa ismiyle hitap etmekle de ilk olumlu puanı almış olursunuz.



Daha önceden tanıdığınız birisiyle karşılaştığınızda eğer adını
hatırlayamazsanız “Tanıyamadım, Hatırlayamadım” demeyiniz;”En son nerede
görüşmüştük?” demek daha kibar bir davranıştır.



Tanıştırmadan sonra konuşmaya ilk başlayan daima bayan olmalıdır.



Eşinizle bir bayanı tanıştırırken, önce kendi eşinizin ismini söyleyiniz.

Kaynak: yenibirhedef.com/yazi/insan-iliskileri/tanisirken-ve-tanistirirken-nelere-dikkat-edilir/183
Sosyal Yaşam



Kasım 2012

Ali Okur @Konyaninnabzi

KÖŞE YAZISI " MESAJ "

Yaradılışımız ile birlikte öğrenmeye başladığımız bu dünya üzerindeki yaşam mücadelemizde, bizi biz yapan her özellik taşıdığımız genlerimiz ve sosyal çevremizdeki deneyimlerimiz ile anne rahminden doğuma ve doğumdan ölüme kadar uzanan olağan üstü bir sıra dışılık harikasıdır.

Tüm yaşadıklarımızdan elde ettiğimiz tecrübelere dayalı kazanımlarımızın tamamı bizi biz yapan özelliklerimizin temel taşlarıdır.

Yaradılmışların en şereflisi olarak ve bizi özenerek Yaradan Allah tarafından yaratılan her bir insan, Yaradan’dan dolayı sevilmeye ve saygı görmeye şartsız layıktır.

Mükemmeliyet ise zerreden bedene, bedenden ruha uzanan bir bütünün tamamıyla kendi karmaşık hayran olası döngüsü içerisinde dahi bir fenomendir.

İnsanı insan kılan ise sahip olduğu vücud ile bedeni görünümü, vücuduna anlam veren ve değer katan onu o yapan yaşayışına sebep olan can, canı ve bedeni Yaradan’a kul eden Yaradan’dan gelen Ruh’u dur.

Sahip olunan bilgi beceri yetenekler ile beraber, şekli güzelliğimiz simalarımız olgunluk ahlak dini inanç ve sosyal ilişki kurabilme uyumluluk sıra dışı başarılar iyiliklerimiz kötülüklerimiz hatalar acılarımız sevinçlerimiz aşklarımız üzüntülerimiz yaşam sürecinde, ekilmiş ve büyüyen, olaylarla biçimlenen harmanlanan her bir insanın, insanlığının yaradılış sebebi Rabbi’ne şükretmeye ve ben’den biz olamaya uzanan yoldaki zorlu sınava tabi olamaya zorunludur.

İnsan; insani değerleri imanı ve inancı ile birlikte Yaradan’ın yüce lütfu ve emaneti olanı algılayan, anlayan her insan, şeytani olan tüm olumsuz davranışlardan, riyadan gıybetten kibirden ve “Ben” şirkinden bir başka insana yapabileceği her hangi cahil gaflet ve delaletten arınmış olarak şerefle yaşayabilir.

Zor olan, insana yakışmayanı yapmaktan uzak durmak, nefse ve şeytana uymadan şer ve ahlaksız olan her şeyden uzak insana insanca ve hak ettiği şerefli şekilde yaşayabilmektir.

Yasak olan her şey tatlı güzel ve ulaşılması gereken hedef gibi görünür ve zaaf içinde olan herkesi davet ederek cezb eder, adeta onu çağırır ve beni al ben senin için vazgeçilmez olanım ve ben senin için varım der ki insanı en zayıf anında adeta vurur ve çepeçevre kuşatır hatta kendine aşık eder.

Yaradan Allah Teala’ya her halde ve şart’ta hamd etmek, isteyerek ve istemeyerek yaptığımız hatalardan dolayı pişman olmanın farkına varıp da tövbe etmek, sahip olduklarımızı bize nasip eden ve sahip olmanın anlamını bize yaşatan, her şeyin sahibi olana Rabbi’mize teşekkür etmek, tevazu ile ihtiyaç sahiplerini aramak onlara ulaşmak ve gönül büyüklüğü etmeden asla kibirlenmeden ve mutlaka verirken incitmeden yardım etmek ne güzel şeydir.

Ne güzeldir !...

Selam vermek ve selam almak, ne güzeldir haram’a bulaşmadan helal kazanmak, ne güzeldir ki, riya kibir gıybet gurur olamadan kelam paylaşmak, herkes ile dost ve arkadaş olmak, her hangi bir zulme sebep olmamak ve zulme uğramamak, fakir olmadan zengin olmak, zengin olduğunun farkına servet sahibi olmadan varmak, hak edenin hakkını, hakkınca eksiksiz eli titremeden ve teri kurumadan vermek verebilmek, verdiğinde ve sahip olmadığında gözü olmamak, ne güzeldir…

Ne güzeldir birlik olmak, aynı lokmayı paylaşmak, ihtiyaç sahibini arayıp yardımcı olmak, benden önce senin olsun diyebilmek, komşusu yada dostu aç iken boğazından lokma geçmemek, yardım için yarışmak, her faydalı işe herkesten önce koşmak, hatta dua ederken dahi, ben değil önce ihtiyacı olana ver Rabbim diyebilmek, her halde her haline şükretmek, Ne mutlu ki, ismi bir yerde anıldığında, tüm yüzlerde tebessüm ve gönüllerde ise taht kurmak, ne de güzeldir, hem de ne güzel….

Bir insana dostum demek, komşum demek, hemşerim, vatandaşım ve milletim demek, toprağı ekmek biçmek ve paylaşmak, toprağa yaradan aşkıyla yaklaşmak, ceddin mirasına sahip çıkmak, vatan aşkına varmak, mirası miras etmek ne güzeldir.

Kolay olan parçalamak ve bölmek, küfretmek, yediğin kaba pislemek, çirkin olmak, basit olmak, ahlaksız ve saygısız olmak,insanlıktan çıkmak.

Adam olmak ve insan olmak için 40 yıl gerek, insanlıktan çıkmak için ise çirkinlik ve ahlaksızlık sadece bir sebep.

Allah, herkese herkesin yüzünde bir tebessüm olmayı ve tüm gönüllerde taht kurmayı nasip etsin,

Riyadan gıybetten haramdan uzak olabilmeyi, kaldırabileceğimizden ağırı ile imtihan edilmemeyi nasip etsin,

Başımıza layık olmadığımız yönetimleri ve layık olmadığımız yöneticileri getirmesin,

Yaradan ilhamımızı ilmimizi imanımızı daim, neslimizi baki, birliğimizi kaim eylesin,

Bizleri ceddine layık, nesline örnek, düşmanına dahi dost olabilme örneği , düşmanın gönlünde ise korku sebebi, Dostlarına ise Aşık eylesin.

Lütfen; hep beraber temennimize icabet edelim , herkesle paylaşıp dillere pelesenk edelim,


DUA & AMİN


“Öyle bir Dua etmek isterim ki; herkes o anda AMİN desin,

Öyle bir AMİN demek isterim ki herkes o anda DUA etsin! ”



Ünlü bir söz şöyle diyor,


" Basit Beyin’ ler İnsan’larla uğraşır,

Orta seviye Beyinler Olaylarla uğraşır,

Büyük Beyinler ise Fikirler ile uğraşır!... "


“Basit olanı herkes, Zor olanı ise “Büyük İnsanlar” başarır!”




Ceddim TÜRK & Neslim TÜRK & İyalim TÜRK


Bizler ki fikir insanlarıyız, Ceddimiz bir Çağ Açmış ve bir Çağ kapatmıştır,

İmanımız ise, nice Sed’leri sınırları aşmış, İsmi ’miz de Cihan ’a ulaşmıştır,

Bizleri herkes tanır, ismimiz anıldığında ise kim olsa toparlanıp, Destur alır,

Bizi tanımayanlar ise ancak, Gaflet ve Delalet içinde, Ceddi Gayip olanlardır.

Yazan: Ali OKUR




VATAN & BAYRAK

”Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”.

Arif Nihat Asya




NEFSİ MÜDAFA

" Benim Hakkım’a tecavüz edilme niyeti hasıl olduğu an,

Nefsi Müdafa hakkı, kaçınılmaz ve en doğal hakkımdır! "




"Yurt’ta Sulh Cihan’da Sulh!”



Baş Komutan

Cumhuriyet’in Kurucusu

Mustafa Kemal ATATÜRK




Savaş ve Barış

" Barış için atılan İmza 'daki Kalem 'den akan Mürekkep,

Savaş'ta dökülen Kan 'dan çok daha Kutsaldır! "



İstiklal Marşı


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.



Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,

'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?



Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.



Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.



Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.



Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:

Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!

Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.



Allah Rahmet Eylesin

Mehmet Akif Ersoy

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!



Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

Köşe Yazıları

ÖNEMLİ NOT:

Her şeyden kıymetli olan ve her bir karış toprağı ceddimizin kanı ile yoğrulmuş bu Aziz Vatanımızın topraklarını bölmeye çalışan gaflet ve delalet içindeki adı ismi her kim olursa olsun, tüm göz dikenler;

Tüm varlığımız ve inancımız ile, sahip olduğumuz eşi benzeri olmayan birlik ve bir bütün olabilme özelliğimiz ile ,tarihte yazılmış olan ve tarihlere kaynak olmuş o mücadelenin aynısının, hatta daha da destansı şekilde yapılacağından ve bu aziz vatan topraklarını, kokuşmuş niyet ve nefeslere hiçbir zaman, asla ve asla lokma edilemeyeceğinden hiç kimsenin tereddüdü olamamalıdır.

“ Bir Türk ’ün dostluğunu kazanmak, hayatta yapılacak en kararlı ve en doğru hareket,

Bir Türk ’ün hasmı olmak ve düşmanlığını kazanmak, en hatalı ve en yanlış harekettir.”

Saygı ve Sevgilerimle,


Ali OKUR

Genel Yayın Yönetmeni

Konya’nın Nabzı Gazetesi

KORKMAZ MEDYA GRUP

Aralık 2012

Dilan Naki @optumsenisapsup

Nisan 2013

Idris Er @idris

günümüzde boşanma oranları neden arttı?

Bu soru kafamı çok kurcalıyor, dedelerimiz ninelerimiz görücü usulü ile evlendiler ve ölünceye kadar birbirlerine karşı sadık, dürüst oldular ancak günümüz evliliklerinde eşler birbirlerini tanıyarak evleniyor ve belli bir süre anlaşamıyoruz diye ayrılıyor ve bu bir kısır döngüye dönüyor. 3-5 defa evlenip boşananların sayısı geçtikçe artıyor. Acaba kadın ekonomik özgürlüğünü kazandığı ve kendi ayakları üzerinde durup bir erkeğin korumasını mı kabul etmiyor yoksa erkek kadının eşitliğini mi kaldıramıyor? Oysa aklın yolun bir : eğer mantıklı düşünülürse her iki tarafında ortak buluşacağı bir nokta olmalı. Sevgi emek ister, sadakat ister, fedakarlık ister. Bunları gördükçe evlilikten soğuyorum, niye hep birşeyler böyle eksik kalıyor? Dini inancın zayıflığından mı kaynaklıyor acaba??? Kafamda sorular sorular sorular...
Nisan 2013

Ece Naz Sonat @lorquina

Zeki İnsanlardaki İletişim Zorlukları

Kendinizi zeki bir insan olarak görmenize rağmen insanlarla iletişimde zorluklar mı yaşıyorsunuz? Eğer öyleyse bu sizi şaşırtıyor olmalı. Gerçek şu ki sosyal beceriler ve zeka, her zaman bir arada olmayabilir. Ortalama zekaya sahip insanlar küçük bir sohbeti daha başarılı sürdürebilir. Çoğu zeki insansa ilginç sohbetlerde ve sosyal becerilerde başarısızdır.

Neden Böyle Olur?
  • Zeki insanlar çoğunlukla mükemmelliyetçidir. Yaptıkları her şeyde bunu gösterirler. Herhangi bir başarısızlıklarında kendilerini hemen suçlarlar. Güzel bir sohbet geliştiremeyecekleri ihtimalini düşünmek onları gerer. Bu yüzden rahatlayamaz ve sohbetin tadını çıkaramazlar.
  • Zeki insanlar genellikle hayatlarının büyük kısmını entellektüel gelişimlerine harcarlar. Bunu yaparken sosyal becerilerini ve duygusal taraflarını geliştirmeyi ihmal edebilirler. Hatta bu tarz becerilerin çok da önemli olmadığını düşünüyor olabilirler. Bazen de bunları geliştirmek için çok geç olduğuna inanırlar.
  • Zamanlarını sadece ciddi tartışmalara ve önemli durumlara harcamaları gerektiğini düşünebilirler. Bu düşünce tarzı onları bulundukları sohbet ortamından uzaklaştırabilir çünkü insanların konuştuğu şeyleri o kadar önemli görmeyebilirler.
  • Bazı durumlarda, ortalamanın üstünde zekaya sahip kişiler kendini diğerlerinden üstün görebilir. Bu insanlar, diğerlerinin kendilerinin yakınlık ve sohbetini hak etmediklerini düşünebilirler.
  • Bir çok zeki insan kendine güvensiz yada utangaçtır. Bu nedenle ilginç insanlar olmadıklarını düşünebilirler. Yüksek zeka ve kendine güven her zaman eşit olmayabilir.


Zeka insanlığın yalnızca bir tarafıdır. Ne kadar zeki de olsa bir insan sosyal anlamda başarısızsa, bu onun hayatını ve kariyerini önemli ölçüde etkiler.
Mayıs 2013

Nese özalp Akın @NeseOzalpAkin

EY İÇİM DIŞIMA ÇIK!

Bugün popüler yaşamdan, haber sitelerinin flaşlarından uzaklara, yürüdüğümde mesafelerin olmadığı cümle şablonları bertaraf eden içimden bahsetmek istiyorum. Bu sabah uyandığımda EY İÇİM DIŞIMA ÇIK! dedim. İçine kapanık biri değilim, zaten içine kapanık tabirine de karşıyım.. Çünkü içine kapanık değildir; içine açık dışına kapanıktır o, o sana kapanıktır… Bunu öğreneli çok uzun zaman olmadı. Hala taze.

"Derler ki kalabalıklar içinde yalnızım" bu kendini ifade edememenin şairane tabirine
gülümsüyorum. Dürüst olmakta fayda var yalnız değilim kocaman bir ailem ve dostlarım var. Peki içimdeki bu his anlatılamayan bu his tabiri bulamayan, tasvir edilemeyen bu his? Düşünüyorum da yalnızım desem imanıma ters, demesem içimdeki boşluğa anlam vermekte zorlanıyorum. Peki nedir içimdeki bu kargaşa, bu neyin arayışıdır bu?
Her hayat başlı başına bir tarihtir. Kendi tarihinizde kendi ayaklanmalarınızı, kendi savaşlarınızı başlatır yada bitirirsiniz. Ve buna kader dersiniz işin içinde kadere iman varsa vira Bismillah deyip Allah'ı analım ve içimizdeki boşluğa bir çare bulalım."Ben gizli bir hazine idim, sevdim ki bilineyim."
Gönderiliş amacını unutmuş hatta her gün tekrar tekrar unutan insanoğluna yüzyıllar boyunca gönderilmiş olan yol göstericilerden bahsetmeden geçemeyeceğim. Anmakla yeşeren kalplerimize girizgah olsun. bu güzel günde ruhumuza ışık tutsun.
Kasım 2013

Solsoledo @Yersinios

PAL SOKAĞI ÇOCUKLARI

pal sokağı çocukları

İnsanlar ikiye ayrılır; birinci grup Pal Sokağı Çocukları’nı okuyanlar, ikinci grup ise Pal Sokağı Çocukları’nı henüz okumayanlar. Birinci gruptansanız sorun yok, eminim sizde benim gibi üç kere okumuşsunuzdur bu kitabı. Ama eğer ikinci gruptansanız şimdiye kadar boşuna yaşamışsınız demektir; ve dahası insan olma yolunda gelişiminiz yarım kalmış demektir; yarım bir insansınız demektir. Şimdi siz, bu kitap ne anlatıyor da bu kadar önemli kılıyor onu diyeceksiniz! Ama önemli olan bir kitabın ne anlattığı değil, bunu nasıl yaptığıdır; bunu yaparken size ne verdiğidir.

Kitap bizim dünyamızdan farklı bir şeyi anlatmıyor maalesef; son zamanlarda moda olan fantastik kitaplardan değil, ya da bir bilim kurgu kitabı! Kitap tam anlamıyla yaşadığımız dünyayı anlatıyor; tüm gerçekliği ve acımasızlığı ile. Aynılarını bizim de çocukluğumuzda yaşadığımız şeyleri anlatıyor!

Kitap iki farklı mahalle çocuklarının oyun oynadıkları arazi parçası için birbirleriyle savaşmalarını anlatıyor; yani bir “mahalle kavgasını” (size tanıdık geliyor mu?) ! Ama büyüklerinin yaptıkları savaşlar gibi, çocukların savaşı da trajik bir olaydır ve hangi şekilde biterse bitsin bir savaş ‘mutlu sonla’ bitmez! Kazandığımızı zannetsek de aslında kaybettiğimiz şeyler zaferimizi gölgede bırakır. Savaş alanında kazanan
da kaybeden de birdir; öyleyse savaşmak niye, sonunda uğruna savaştığımız toprak parçasından başkaları kazanç sağlayacaksa!

Pal Sokağı Çocukları, adından da anlaşılacağı gibi bir çocuk kitabı; ama çocuk kitabı deyip geçmeyin, yüzyılın en iyi çocuk kitabı! Sizi fantastik bir dünyaya değil, her şeyiyle gerçek bir dünyaya götürecek ve burada arkadaşlığın o gerçek ve sonsuz duygusunu yaşayacaksınız; kavgalara ve ihanetlere şahit olacaksınız; ölümü ve kaybetmeyi yaşayacaksınız ve sonunda göz yaşlarınıza hakim olamayacaksınız!

Yaşınız kaç olursa olsun, 10-20-30-50, eğer şimdiye kadar bu kitabı okumadıysanız hemen gidip alın! Yoksa yarım bir insan olarak mı kalmayı tercih edersiniz?
Şubat 2014

Mehmet @mehmet47

BiR UMUT GEREK

BİR UMUT GEREK
Yeni bir yelken açmıştım oysa
Kimsesiz,durgun denizlere
Kaybetmenin altında ezilmemiş miydim
Boşvermemiş miydim hayata
Bir köşeye çekilip düşüncelere daldığım o günleri...
Bakıpta kendimi alamadığım gözleri, o gülüşleri
Uzaklaşmak, terketmek
Ardına bakmadan gitmeyi istememiş miydim
Güneşe kavuşmak için bekleyen bir tohum gibi
Umutlu olmayı
Kavuşmak için o can alışları isterken
Kavuşmamak,kaybetmek
Sonrada umutsuzluğa kapılmak
Kendinden geçip,boşver demek geçer içimden.
Yelken açarak uzaklara çok uzaklara
Bu izleri, bu yüzleri unutmak için boşverip uzaklara gitmek gerek.
Diclede bir damla olmak gerek, süzülüp akmak gerek sonsuzluğa.
Sonra ölmeyi bekleyen bir hasta olmak gerek
Ölmek isteyipte ölmemek.
Boşvermişliğe umut bağlamayı, düşünmek gerek.
Belkide bir umut gerek çaresizliğinde insanın

Abdurrahman Seyhan
21:02:2014
Mart 2014

Nazende @nazende

Twitter...

Twitter kapatılmış. Benim aklım ermiyor böyle şeylere! Dediğim gibi aklım ermiyor bu yasaklara!!! Baksanıza aynı sonuca çıkacak cümleler kurmaya başlamışım. Valla çok zorluyorum aklımı anlamak için. Bak yine zorladımmm... Cıksss olmadı! Ben kullanmıyorum ki twiter, banane ne zorlayacam aklımı!!! Bakın yine saçmaladım! Benim beynim errorrr vermeye başladı. Hazır erorr vermeye başlamışken format atın istediğiniz programı yükleyin bu beyne! Ne ben yorulayım anlamak için nede siz...
Nisan 2014

Engin Ergül @enginergul

Kitap kurdu barlar

Bar mı arıyorsunuz? Yoksa bir kitapçıda sakince oturup kafa dinlemek mi istersiniz? Size bu ikisini aynı anda yapabileceğinizi söylesek? Türkiye devleti, alkollü içecekler konusunda gün geçtikçe muhafazakarlaşıyor, evet. Ekonomi ise kitapçılara pek nazik davranmıyor. Fakat yine de bar-kitapçılar pek ütopik değil. Hatta İstanbul'da da raftan bir kitap seçip, soğuk biranızı yudumlarken, kitabınızı okuyabileceğiniz iki yer mevcut. Türkiye'deki bu iki kitapçı ile ABD, İngiltere ve Avustralya'daki benzerlerini sizler için buluşturduk:

1274

White Horse Trading Co., Seattle, Washington: White Horse Trading Co., kaderin bir cilvesi olarak kötü ünüyle nam salmış Pike Place Market'in hemen yanındaki Post Alley'de gizlenmiş bir dükkan. Seattle şehir merkezinde görülmesi gereken yerlere yürüme mesafesinde. Sadece bir blok ötesinde yer alan, önünden sırası eksik olmayan dünyanın ilk Starbucks'ına göre daha az turistik olduğu kesin. Hem gizli kalmış konumundan hem de dekorundan dolayı geçmişi anımsatan bir kaliteye sahip.

1274

BookBar, Denver, Colorado: Kitap seçimleri, hareketli içki muslukları ve Colorado bira şişe koleksiyonları kadar mükemmel. Aynı zamanda büyük bir şarap listesine sahipler. Yemeklerin çoğu edebiyat efsanelerinden yola çıkarak isimlendirilmiş. Çalışanların arkadaş canlılığı ve kibarlığı şaşırtıcı derecede memnuniyet verici. Kitaplardan yapılma masaları da son derece güzel.

1274

Books & Brews, Indianapolis, Indiana: Bu yepyeni edebi pub, listemizdeki başka bir bar-kitapçı olan The Spotty Dog Books & Ale'den etkilenmiş. Sahibi Jason Wuerfel, bir kitapçı açmak için heveslenmenin yanı sıra bağımsız kitapçıların karşılaştığı ekonomik zorlukların da farkındaymış. Bu riske cevabı ne mi olmuş? Uzun soluklu bir çoksatan ile biranın dengelenmesi. Daha da havalı olmak için bütün biralar yerinde üretilmekte. Gerçek bir bira-kitapçısı.

1274

Elements: Books Coffee Beer, Biddeford, Maine: Gördüğünüz en havalı tabelaya sahip olabilir. Yerel ve bölgesel biralardan hem fıçıda hem de şişede olmak üzere birçok çeşit sunuyorlar. Aynı zamanda şarapları, kahveleri ve şarküteri ve peynir seçmeleri var. (Ve tabiki de kitapları) . Elements size yolculuğa çıkma isteği verecek!

1274


The Spotty Dog Books & Ale, Hudson, New York: Tarihi bir anıt haline gelmiş bir itfaiyenin yeniden düzenlenmesi sonucu ortaya çıkmış. Yerel bira ve şarap seçimlerinden dolayı kendileriyle gurur duyuyorlar. Aynı zamanda sanat malzemeleri de satıyorlar. Bu da The Spotty Dog'u herkes için bir şeylere sahip özel bir salon yapıyor. Canlı müzik yaptıklarını da unutmamak gerek. The Spotty Dog'un toplum için vazgeçilmez olduğu çok bariz.

1274

Kelepir Cafe Bar, Şişli, İstanbul: Bir Foursquare kullanıcısı şöyle tarif ediyor bu mekanı: "Sadece bir şeyler içip, sohbet edip çıkayım diyor insan ama o sırada okudugu bir kitap yoksa utanası geliyor bir yandan. Kitap bar. "

1274

Tezgah Kitapevi Cafe Bar, Beyoğlu, İstanbul: Bir Foursquare kullanıcısı burayı, "Müzik, kitap ve huzur" diye özetliyor. Bir diğeri ise şöyle diyor: "Arkadaşınızla, sevgilinizle sohbet ederken, ister biranızı ister kahvenizi keyifle içebileceğiniz, kitap kokusu dolu nezih bir mekan. "

sabitfikir.com/haber/kitap-kurdu-barlar
Ekim 2014

Cem Turan @cemturan

Ekim 2014

Cem Turan @cemturan

Teknoloji ve Tarih: Masum değiliz hiçbirimiz.

Hiç düşündünüz mü? Tarihsel süreçler mi teknolojinin gelişimini tetikledi yoksa teknoloji mi tarihin yol haritasını çiziyor? Yoksa sahip olduğumuz tüm gelişmişliği savaşlarda kazanma hırsımıza mı borçluyuz? Bugün tıpta şifa için kullandıklarımız silah yapalım derken kazara bulunanlar mı? İnsanoğlu çok tuhaf, tarihi de öyle ve ürettiği teknolojileri de...

10422
Ekim 2014

Cem Turan @cemturan

MESLEKLERİN ENFORMATİĞİ: HEPİMİZ BİRBİRİMİZE MUHTACIZ

1776

Bir mühendis adayının mesleği ile endişelerini dile getirerek yönelttiği sorudur, bu makalenin doğumunun nedeni. Dilimden düşürmediğim gibi; asıl öğretici olanın, evrendeki anlamlı ve kullanılabilir bilgi miktarını artıranın, isabetli sorulmuş sorular olduğuna inanıyorum:

Hemen her bilim alanındaki insanın yaptığı temel hata, hayata sadece kendi mesleki perspektifinden bakmak oluyor. Aslında aynı konuyu farklı uzaylarda çalışan insanlarız hepimiz ve ortak paydamız; iletişim, etkileşim ve enformatik.

Çalışma uzayımız mikro hatta nano ölçekten makro ölçeklere kadar uzanan geniş bir değişkenlik gösteriyor. Bir gök bilimci gezegenler, göz cisimlerinin birbirleri ile olan etkileşimiyle ilgiliyken, bir nörolog vücudumuzdaki sinir sistemleriyle taşınan duyusal beyin sinyalleri ile ilgilenir. Bir sosyolog insanlar arası gidip gelen iletişim trafiğinin toplumsal izdüşümlerine odaklıyken, bir psikolog bu akışın bireyin kendi dünyasındaki izleri üzerine yoğunlaşır. Bir jeofizikçi yerkürenin oluştuğu bileşenler arasındaki etkileşimi, zaman zaman olan iletişimsel boşalmalar diyebileceğimiz depremleri incelerken bir siyaset bilimci toplum içerisinde üretilen sinyallerin yönetimsel bir güce dönüştürülerek kontrol altında kullanılmasıyla ilgilenir.

Hukuk iletişimin uçbirimleri olan bireyler arasındaki veri akışının, birbirlerinin tanımlı özgürlük alanlarına taşmamasına duyarlı iken, edebiyat bu etkileşimin daha estetik, ruhu besleyen bir forma kavuşması, insanileşmesi için uğraşı verir. Tarih ise insanlar ve dolayısıyla toplumlar arasındaki akışlardan sonra kalanlarla ilgilenir, yaşananları not eder ve medeniyet yolculuğumuza etkilerini değerlendirir. Mikro biyoloji etkileşime hücre boyutunda bakarken ilahiyat bu etkileşimin kapsamını insanla Yaratıcı arasında tanımlayarak en geniş ölçeğe yerleştirir.

Aynı yere baksak bile mesleki ve sosyal olarak taktığımız gözlüklerle hayata bakıyoruz: Bir toprak parçasına, ziraat mühendisi ekilebilme durumunu değerlendirmek üzere yaklaşırken, inşaat mühendisinin bu toprak üzerinde yükselteceği görkemli binaları hayal etmesi normal karşılanmalıdır. Bir zoolog akan bir nehre, hayvan çeşitliliğini algılamak ve artırmak için bakarken bir elektrik mühendisi suyun debisinin elektrik üretimi için yeterli olup olmadığı konusuyla meşgul olabilir...

Maddeler dünyasında iki maddenin birbiri üzerindeki etkisine kimyager maddelerin birbirine ikram ettikleri enerji, tepkime, birlikteliğin ortaya çıkardığı ısı nazarıyla bakarken bir fizikçi momentumları, kuvvetleri, torkları işin içine sokabilir pekala. Ve tüm bu katı bilimlerin hayatımıza yumuşak bir geçiş yapabilmeleri, hayatımızı mekanikleştirmeden yaşanabilir kılmaları için sosyal bilimlere muhtacız.

Bir de suni olarak üretilen bilgilerin etkileştiği durumlar sözkonusudur ki özellikle bugünün teknoloji tanımının lokomotif aktörleridir: Üretilen elektrik ve radyo sinyalleri ile de dünyamızın dışına taşan yoğun bir etkileşim vardır günümüzde. Bu sinyalleri mikro ölçekte irdeleyen elektronik mühendisliği ve daha çok sayısal etiketlerle değerlendiren bilgisayar mühendisliği bu alanın yön verenlerinden sayılabilir. Bu meslekleri doya doya yaşamak isteyenlerin geniş bir resim profilinden mesleklerini görmelerini sağlamak için matematiksel meziyetlerinin yanında iyi birer mantık, felsefe hatta psikanaliz ilgilisi olmalarının faydalı olacağını düşünüyorum.

Sayısal elektroniği, insanın düşünsel mantık yapısını taklit ettiği için zevkli ve derinlikleri olan bir uğraşı alanı olarak görüyorum. Diyotlardan transistörlere, kapılardan zavallı opamplara bu anlamları yükleyen, herhalde numune bir yaklaşım oldu benimkisi.

Özellikle teknik bilimlerin ve teknolojinin, yani yapay mekanizmaların ve özellikle sayısal dünyanın insanla etkileşimini konu alan enformatik bilimler ise son yıllarda daha da önem kazanan bir alan haline geldi. Eğer sosyal yaşamda doğru konumlandıramıyor ve insanlara faydalı olacak halde kullanıma sokamıyorsanız, geliştirdiğiniz şey atomik zaman makinesi olsun, kimin umurunda?

Algılarımızdaki çevresel ve sosyal edinimlerimizle paralel gelişen seçiciliğimiz, birlikte bir medeniyeti yaşatma ve geliştirme gerekliliğinde birleşerek dengelenmelidir. Ne bir mimarın güdülerine kapılıp dünyayı betonlara boğmalı ne de bugünün insanını mağaralarda yaşatmalı.

Tüm bu cümlelerin bakiyesi şu ki; dünya bizim kesitimizle tümüyle kapsanamayacak kadar geniş ve hassas dengeler üzerine kurulu. Bu nedenle işimizi yaparken dünyanın sadece bize gözüktüğü haline aldanmadan tamamını görmeye çalışırsak, zarar verici olmadan dünyaya artılar üretebiliriz. Medeniyet el birliği ile gelişen bir süreç; bu sürece bir profesörün de kapımızın önünü her gün süpüren belediye çöpçüsünün de bir katkı sağladığı gerçektir, biri diğerine tercih edilemez.

Ne yaparsak yapalım, en iyisini yapmaya çalışalım. İnsanlığa fayda vermek için çalışalım. Okuduğumuz sıraları bize sunanlara, sınıflarında yer açanlara, bize nefes tüketenlere, ekmeğini, suyunu verip bize yaşam sağlayan dünyaya borçlu olduğumuzu unutmadan, sosyal yaşam içindeki sorumluluklarımızın bilinciyle ifa edilmesi gereken bir uğraşıdır, meslek. Bir çatıyı aktaran da, gelen turistleri ağırlayan da, ekmeğimizi pişiren de nükleer santral yapan da her gün muntazam çalışması gereken yaşam makinesinin saygın çarklarıdır, birisi durduğunda hepsi durur. Bakmayın öyle burnu bir karış havada gezenlere; hepimiz birlikte, varlığımızı borçlu olduğumuz yaşam resmini oluşturuyoruz. Bu inançla yapılan her iş çok değerli ve kutsaldır çünkü insanlığın bir açığını kapatmakta, ihtiyacını karşılamakta ve medeniyet duvarının inşasına harç ve tuğla sağlamaktadır.

Her mesleğin özü insanlığa fayda sağlamaktır, zarar vermek olamaz. Bencillik ve daha fazla kazanma hırsı ile şirazesinden çıkmış gibi görünen bazı uygulamalar var. İki gün daha uzun rafta kalsın veya maliyetler düşsün diye kimyagerlerin cirit attığı bir alan haline gelen gıda sektörü ve ekilebilir alanları, orman ve fidanlık alanları beton kulelere dönüştürenler gibi. Onları da geç olmadan yeni neslin ahlaklı, erdemli yetişmelerini umut ettiğim meslek erbaplarına havale ediyorum çünkü hayat, içinde hepimizi taşıyan bir gemi; dibini delmemek gerekir.

Cem TURAN
Özgün makale linki: turancem.blogspot.com.tr/2014/10/meslekl. . .