Bilmek istediğin her şeye ulaş

Sürdürülebilir Yaşam

Sürdürülebilir Yaşam Ağı ile ilgili ilk açıklamayı siz girin.

Mart 2014

Imren Aykut  yeni bir  gönderide  bulundu.

Dünyanın Tek Komünist Köyü

ekoköy

“Euro krizi” nedeniyle işsizliğin ve yoksulluğun en çok etkilediği Avrupa ülkelerinden biri olan İspanya’da, bir köy bütün bunlardan etkilenmeden yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Her şeyin taban demokrasisi ve komün ilkeleriyle idare edildiği köy “yeni bir ütopya”ya yolculuğun adresi gibi. Akdeniz kıyısındaki Endülüs Bölgesi’nin Sevilla kentine bağlı Marinaleda köyündeki komünün kurulması 1980’e kadar uzanıyor. Franco faşizmin yıkılmasından sonra yapılan ilk serbest seçimleri köyde Kolektif İşçiler Birliği- Endülüs Sol Cephesi (CUT-BAI) kazanıyor.
Madrid’de yaşayan bir aristokrata ait topraklarda gündelikçi olarak çalışan Marinaleda’lı köylüler, “Tarlalarda kim çalışıyorsa, tarlalar onundur” diyerek, kamulaştırılması için eylemler yapmaya başlamışlar. Başlarında ise öğretmenlikten gelen ve halen köyün belediye başkanı olan Juan Manuel Sánchez Gordillo vardır. 1250 hektarlık tarlaların kamulaştırılmasını talep eden köylülerin açlık grevleri, gösteriler, yürüyüşler, polis saldırıları, tutuklamalar vs. Şeklindeki mücadelesi yıllarca sürmüş, ama onlar hiç yılmamışlar. Çünkü, gündelikçi olarak çalışmak onlar için kölelikten başka bir şey değildir. Aldıkları ücretler geçimlerini sağlamaya yetmediği gibi, yaşanılmaz halde olan barakalarda kalmak zorundaydılar.
Kararlı mücadelenin sonucunda Endülüs Bölge hükümeti 1991 yılında toprakları aristokrattan alarak kamulaştırır ve Marinaleda köylülerin kurduğu kooperatife devreder.
O günden bugüne köyde her şey bu kooperatif üzerinden yürütülüyor. Bugün 2 bin 600 nüfuslu Marinaleda’daki evlerin duvarlarında çok sayıda slogan yer alıyor. En çok da “Ütopyaya yolculuk” yazılmış. Bir duvarda ise “Sermayeye karşı sosyal savaş” yer alıyor. Belediyenin ambleminde ise “Barışa giden bir ütopya” yazıyor.
Sánchez Gordillo, 21 Nisan 2012’de Junge Welt gazetesinde yer alan bir yazıda politik çizgisini “liberal komünist” diye tanımlıyor ve şöyle devam ediyor: “Bugün geçmişten daha fazla ütopik görüşlere sahibim. Çünkü biz burada halk için mümkün olan her şeyi başardık”.
Zira daha önce kaysı, fasulye, biber, zeytin gibi pek çok sebzenin yetiştirildiği tarlalarda elde ettikleri zenginliklere el konulduğu için açlık ve yoksulluk içinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalıyorlardı.


HERKESE GÜNDE 47 EURO
Marinaleda’da toplantılar için kullanılan binaya “Halkın Evi” adı verilmiş ve girişinde “Başka bir dünya mümkün” yazıyor. Emekliler, kadınlar boş zamanlarını bu binada yapılan kültürel ve sosyal etkinliklerde geçiriyorlar.
Özel mülkiyetin olmadığı, tarlaların kamu malı olduğu Marinaleda’da bütün kararlar halkın katıldığı toplantılarda alınıyor. Yani yüzde 100 taban demokrasisi işliyor. Ne kadar vergi verileceğine, elde edilen fazla gelirin nasıl harcanacağına da bu toplantılarda karar veriliyor. Köydeki tarlalarda çalışan herkese günde 6 saat çalışma karşılığında 47 Euro ödeniyor. Elde edilen gelirlerin fazlasıyla köye spor tesisleri, büyük bir park ve çok sayıda bakımlı yeşil alan yapılmış.
Belediye Başkanı Sánchez Gordillo, “Burada yaşayan insanların fazla paraya ihtiyacı yok“ diyor. Bir çok yerde konut kredileri ve yüksek kiralar söz konusu iken Marianaleda’de konut sorunu da çoktan çözülmüş. 70 yıllığına kiralanan evler için aylık 15 Euro kira ödüyorlar. Komşu köylerde ise kiralar ortalama 500 Euro.
Evin yapımı için gerekli malzemeler ve araç gereçler ve işçilik köy kooperatifinin kasasından karşılanıyor. Bir tek evi yapan kişiye inşaatta çalışması şartı var. Köydeki 350 ev bu şekilde yapılmış. 90 metre karelik iki katlı evlerin 100 metrekare bahçesi bir de araba garajı var.
Keza benzer bir durum kreş için de geçerli. İsteyen aile ayda 12 Euro karşılığında çocuğunu kreşe gönderebiliyor. Bölgenin başkenti Sevilla’da kreş parası 200 Euro. İlk okul, ortaokul ve lisede ise öğrenciler yemeklerini ücretsiz olarak köyün gıdalarını veren kantinde yiyorlar. Ocak 2012’de bölge hükümetinin okul kantinlerini özel bir firmaya vermesi üzerine Marianaledalılar eğitim bakanlığını işgal etmiş ve kantinin işletmesinin özelleştirilmesine karşı çıkmışlar. Sonunda bölge hükümeti geri adım atmak zorunda kalmış.


DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ YAŞAYAN BİR BELEDİYE BAŞKANI
2008’de aynı zamanda Birleşik Sol (IU) listesinden Endülüs Bölge Parlamentosu’na da seçilen Belediye Başkanı Sánchez Gordillo, milletvekilliği aylığını da kooperatifin kasasına aktarıyor. Sosyal demokratlarla (PSOE) ile muhafazakar Halk Partisi’nin temsil edildiği bölge parlamentosunda Marinaleda’nın tek oyu altın değerinde. Zira, Gordillo her iki partiyle de ortaklık yapmaya karşı. Ancak ülke genelinde sosyalistler ve komünistlerle birlikte çalışmadan yana. Gece gündüz yollarda olan belediye başkanının makam arabası yok. Arabası da yok. Bir yere gittiğinde köylülerden birisine kendisini tren istasyonuna bırakmasını rica ediyor.
Marinaleda Belediye Meclisi’nin 11 üyesi var. 9’u belediye başkanının kurduğu UI’den, ikisi de sosyal demokrat partiden. Meclise seçilenlere maaş verilmiyor. Hepsi de tarlalarda çalışıyor, meclis üyeliğini fahri olarak sürdürüyorlar. Üyeler genellikle 25-35 yaşları arasında. Sosyal demokrat parti üyesi muhalifler de Sánchez Gordillo’nun inançlarına göre yaşayan bir devrimci olduğunu kabul ediyor. Ancak koltuğuna yapışıp kaldığı, AB’den alması gereken sübvansiyonları almadığı, işsizlik konusunda doğru söylemediği şeklinde eleştirilerde bulunuyorlar. Köyde muhafazakar ve sağcı partilere oy çıkmıyor. Sánchez Gordillo henüz 25 yaşındayken belediye başkanlığına seçilmiş.
Zengin ve geniş arazilerin bulunduğu Endülüs’te, Marinaleda’nın elde ettiği ekonomik ve sosyal başarı doğal olarak bölgede tarlalarda gündelikçi olarak çalışan diğer köyleri de hareketlendirmiş. 4 Mart 2012’de Cordoba beldesinde benzer bir hareket ortaya çıkmış. Ancak 26 Nisan’da polis şiddet kullanarak bu hareketi dağıtmış. Endülüs’te toprakların yüzde 50’si bölgede yaşayanların sadece yüzde 2’sine ait. Bu nedenle toprak reformu bölge için büyük bir önem taşıyor.


MARİNALEDA: KRİZİN ORTASINDA BİR MÜCİZE
İspanya’daki krizin teğet geçtiği Marinaleda’nın belediye başkanı izlenen politikalarla krizin üstesinden gelmenin mümkün olmadığını söylüyor ve devam ediyor: “Kapitalizm koşullarında krizden çıkış mümkün değildir. Bütün reformist çözümler iflas etti. Piyasanın her şeyi düzenleyeceği mitosu da sosyal demokrasi gibi her şeyi mahvediyor. ”
Marinaleda, hem İspanya içinde hem de dışında sosyal hareketler ve muhalif güçlerle ilişkilerini geliştiriyor. Brezilya’daki topraksız köylülerle iyi ilişkileri var. Son yıllarda köyde üretilen zeytin ve diğer gıda maddelerinin Venezüella’ya ihraç edilmesi için girişimler başlatılmış.
Özetle, Avrupa’nın ortasında, krizin sarstığı İspanya’da Marinaleda gibi bir yerin olması mucize gibi bir şey. Kapitalizmin egemen olduğu bir ülkede yapılanlar az değil. Bu nedenle Marinalede şu sıralar dünya basının da merak ettiği bir yer. Sürekli dünyanın değişik yerlerinden televizyon ekipleri, gazeteciler köyü ziyaret ederek haber yapıyorlar. Bu mucizenin sırrı ise hiç şüphesiz doğrudan taban demokrasisinde. Halkın katılımıyla alınan kararlar yine halk tarafından uygulanıyor.

(yenihayat - derleyen: yücel özdemir – yenihayat.de/kutur/dunyanin-tek-komunist... . )
Kasım 2013

Imren Aykut  yeni bir  gönderide  bulundu.

Permakültür; Sürdürülebilir Yaşam!

Nedir Permakültür ?

Permakültür öncelikle sadece organik tarım ya da doğal tarım demek değildir. Permakültür esas olarak bir tasarım bilimidir, sürdürülebilir insan yerleşimleri tasarımı bilimi.

Bu kavramı anlayıp hayata geçirmeye başlamak için bekleyecek vakit yok artık. Neden mi? Çok yakında tüm kaynakları tüketecek ve kendimizle birlikte bir çok türü de dünya üzerinden silecek bir hale gelecek olduğumuzdan...

Günümüzde dünyada her 6 dakikada bir, bir canlı türü yok oluyor. Çevreci terminolojide bu durum 3E krizi (3E crisis) olarak da tanımlanıyor. Buradaki 3E ekoloji, ekonomi ve enerjiyi simgeliyor. Sona yaklaştığımıza dair her şey ortada artık; pek çok araştırma, kitap, belgesel elimizin altında. Peki ama ne yapılması gerekiyor? İşte bu noktada permakültürün farkı belirginleşiyor.

Permakültürün fark yarattığı nokta, sadece kanıtlar ortaya koymakla kalmaması; çözüm üretmek konusundaki netliği. Permakültürde, olumlu olana ve istenilene bakılıyor. Neyin nasıl yapılması gerektiği her zaman için net. Permakültürün babası Bill Mollison’un dediği gibi: “İçinde bulunduğumuz sorunlar karmaşıklaşsa da, ne yazık ki hala çözümleri utanç verici derecede basit. ”
Permakültür anlayışı 1970’lerde Avustralya’da Bill Mollison ve David Holmgren
tarafından geliştirildi. Terim, yıkıcı değil canlılığı arttırmaya yönelik bir gıda üretim anlayışını ifade etmek üzere, “permanent” (daimi, sürekli) ve “agriculture” (tarım) kelimelerinden türetilmiştir. Zamanla ve başka insanların da katkılarıyla, tarımla sınırlı kalmayıp insan toplumlarının bütün temel unsurlarını kapsayacak şekilde genişlemiştir; toprak, gıda, su, iklim, etik, enerji, barınma (ekoköyler, ekolojik evler) .

Permakültür

Permakültür kısaca etik temelli, sürdürülebilir insan yerleşimi tasarımı olarak tanımlanabilir. Bir şeyin sürdürülebilir olması, ömrü boyunca varlığını sürdürmek için kullandığı kaynağı ya da daha fazlasını üretebiliyor olması anlamına geliyor.

Permakültür tasarımcıları, özellikle endüstriyel tarımın ortaya çıkardığı toprak kaybı, çevre kirliliği ve ekonomik krizler gibi sorunlar karşısında, toprak ve su kaynaklarını artıran, adil, huzurlu toplumsal yapılara olanak tanıyan çeşitli somut, uygulanabilir öneriler ortaya koymakta ve dünyanın çeşitli coğrafyalarında bunları hayata geçirmektedir.

Bu videoda permakültür uzmanı Penny Livingston-Stark, doğal sistemlerin bize nasıl daha iyi tasarım yapmayı öğretebildiğini anlatıyor. Toprakla birlikte çalışmayı öğrenmek sadece daha sağlıklı bir çevre sunmakla kalmaz aynı zamanda o toprağın üzerinde yaşayan insanları besler de.



Permakültürün Etik İlkeleri Nelerdir?
Permakültürün 3 esas ilkesi vardır;
  • Dünyayı gözet,
  • İnsanı gözet,
  • Üretim ve ihtiyaç fazlasını bu iki prensibe vakfet.


Holmgren Permakültür Prensipleri:
  • Gözle & harekete geç,
  • Enerjiyi yakala & depola,
  • Ürün elde et,
  • Kendi düzenini kur & eleştiriye açık ol,
  • Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullan,
  • Atık üretme,
  • Örüntülerden detaya doğru tasarla,
  • Ayırma, ilişkilendir & birleştir,
  • Küçük, yavaş adımlar at,
  • Çeşitliliği kullan & değer ver,
  • Sınır bölgelerini kullan & marjinale değer ver,
  • Yaratıcı ol & değişime karşılık ver.

Permakültür

Doğada Örüntü- Pattern



Neden Permakültür?

Doğanın örüntülerine aykırı olanı değiştirmek bizim elimizde. Örneğin, dünyadaki tüm insanların ihtiyaç duyduğu besin değerinin tamamını şu anda dünya üzerindeki ekim alanlarının %2 sinden sağlayabileceğini biliyor muydunuz? Oysaki, gıda çölleri yaratılarak ihtiyaç olandan çok daha fazla tarım alanı kullanımı ile doğanın düzenini bozduk ve bozmaya devam ediyoruz.

Mustafa Fatih Bakır'ın gıda çölleri konusu ile açılış yaptığı, sonrasında permakültürün insana ve doğaya neden gerekli olduğunu anlattığı, Marmariç permakültür’den görüntüler. TRT 2′de yayınlanan “Bir Şey Yapmalı” isimli programdan…



Şehirde Permakültür

Permakültür tasarımı için illa kırsal bölgelerde şehirden kopuk yaşamak gerekmiyor. Peki bu bakış açısıyla şehirlerde neler yapılabilir?

- Şehirlerde değerlendirilemeyen bir çok kaynak kirliliğe dönüşüyor. Kanalizasyon aslında çok önemli bir kaynak. Organik atıklar, kent tarımı için toprağı ve küçük hayvancılık işletmelerini besleyebilir.

- Kanalizasyon ve organik atık fazlaları çok basit sistemlerle biyogaza, dolayısıyla enerjiye dönüştürülebilir.

- Şehirlerdeki yakıt, emek ve kaynak israfı olmaktan başka bir işe yaramayan hektarlarca çim alan gıda alanlarına, dolayısıyla gıda üretimine vakfedilebilir.

- Gruplar halinde örgütlenilip şehir tarımı ve küçük hayvancılık projeleri geliştirilebilir.

- Şehir çeperindeki çiftçilerle toplum destekli tarım (TDT) projeleri aracılığıyla üretici-tüketici bağları kurulabilir. Türkiye’de de bunun örnekleri oluşmaya başladı: Ankara’da TDT Güneşköy Kooperatifi, İzmir’de Marmariç Toplum Destekli Tarım projesi, İstanbul’da Yeşil Tabak (Özgen Saatçılar) projesi gibi.


“Bütün sorunlar bahçede çözülür”

"Kara tahtanın önünde bir çiftçi var; öğretmenimiz... Bize sürdürülebilir bir yaşamı nasıl tasarlayabileceğimizi anlatıyor. Oysa hepimiz okumuş, üniversite bitirmiş insanlarız ama kendi kendimize yetebilen bir yaşamı nasıl kurabileceğimizi hiç birimize öğretmediler. " Oya Ayman'ın kaleminden...

Çoğumuz kentte yaşıyoruz. Aramızda Brezilyalı, Güney Afrikalı, Fransız, Portekizli, Hollandalı, İtalyan, Slovenyalı, Bulgar, Amerikalı, Kanadalı, kısacası dünyanın dört bir yanından hemen her türlü iklim ve coğrafyadan insanlar var. Bazılarımız mimar, bazılarımız şehir plancı, biyolog, işletmeci, turizmci, öğrenci, siyaset bilimci, felsefeci, ekonomist, müzisyen, ressam, çevirmen, halkla ilişkiler uzmanı, tasarımcı, mühendisler... Ve çiftçiler... Toprağın, ağacın, suyun ve havanın değerini bilen; ilacı, kimyasal gübreyi reddedip, doğayla dost üretim hakkında daha fazlasını öğrenmeye gelen; değişmeye başlayan iklimlerde nasıl hayatta kalabileceğini, kuraklıkla ya da sellerle nasıl baş ederek üretmeye nasıl devam edebileceğinin yollarını arayan...

Hepimiz, nerede olursak olalım, hangi iklimde yaşarsak yaşayalım, yaşamımızı sürdürebilmek için evimizi, bahçemizi, arazimizi kısacası tahrip ettiğimiz gezegenimizi nasıl restore edeceğimizin yollarını öğrenmek için biraradayız.

Soframıza gelen yiyeceği nasıl yetiştirebileceğimiz, kentin ortasında mahalle bahçelerimizi nasıl kurabileceğimizi, yağmur suyunu nasıl toplayabileceğimizi, kendi enerjimizi nasıl üretebileceğimizi, kısacası kendi kendine yeterli sürdürülebilir sistemleri nasıl tasarlayabileceğimizin yanıtlarını bulmak için buradayız.

14 gün süren eğitim çalışmasının ilk gününde, “Ürettiklerinizin çoğu 6 ay sonra çöp olur” diyor Geoff Lawton ve ekliyor: “Oysa şehirde 12 ayda çıkardığımız çöpten yaklaşık 5 santimlik bir toprak oluşturabiliriz. Ama bunu yapabilmek için ekosistem süreçleriyle ortaklık kurmalısınız... ”
Lawton, kendisini dünyanın restorasyonuna adamış bir çiftçi. Dünyanın ekolojik olarak tükenmiş alanlarında ve şiddetli kültürel çatışmalara sahne olan bölgelerinde uygulamalar yapıyor ve eğitimler veriyor.


Aynı zamanda Avustralya Permakültür Araştırma Enstitüsü’nün kurucusu ve yöneticisi, Türkiye, ABD, Kanada, Ürdün, Afganistan ve başka birçok ülkede, geliştirdiği “Permakültür Master Planı” çerçevesinde Permakültür Araştırma Enstitülerinin kurulmasına ve faaliyetlerine destek oluyor. Lawton, Permakültür’ü, bu sistemin fikir babası olan Bill Mollison’dan öğrenmiş. 26 yıldır durmadan, usanmadan gezerek, tasarım yaparak, eğitimler vererek ve yazarak Permakültür’ün tohumlarını gezegenin dört bir yanına ekmeye çalışıyor. Bugüne kadar binlerce öğrenci yetiştirmiş. Onlardan bir kısmı, Geoff Lawton gibi, Mollison’ın kurduğu Permakültür Enstitüsü’ne bağlı olarak dünyanın farklı coğrafyalarında eğitimler veriyor. İki yıl önce Mollison ve Lawton’dan eğitim alan ve çiftliklerindeki uygulamalara katılan Mustafa Fatih Bakır ve Erkan Buğday da, parçası oldukları Marmariç ekibiyle birlikte Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’nü kurdular. Bir yandan İzmir, Marmariç’te permakültür uygulamalarını hayata geçiriyor, diğer yandan da Anadolu’nun restorasyonu ve biyolojik zenginliğimizin devamlılığı için Permakültür eğitimleri düzenliyorlar.

Dünyada insanın yarattığı tahribatla ilgili kaygı duymakla kalmayıp, gezegenin sürdürülebilirliği konusunda birşeyler yapmak isteyen bir grup insanı, İstanbul’da biraraya getiren Permakültür Tasarım Sertifikası kursunda Mollison ve Lawton, çölde vahaların nasıl oluşturulabileceğini, çorak toprakların nasıl verimli hale getirilebileceğini, afetlerin nasıl önlenebileceğini, kentin ortasında nasıl gıda ormanları kurulabileceğini anlatıyor. “Çok az zamanımız var” diyor Lawton, dünyadaki hızlı tahribat ve iklim değişikliğine dikkat çekerek... “Çok gelişmiş dünyada çok tüketiyor, az gelişmiş dünyada nüfus patlaması yaşıyoruz. Modern dünyanın zenginlik tanımının mutluluk, barış ve adalet getirmediği, aç karınları doyuramadığı ortada. Sürdürülebilir yaşamlar kurabilmek için zenginliği yeniden tanımlamamız gerek”. Ardından paraya değil, temiz havaya, temiz toprağa, temiz suya ve makul barınağa ihtiyacımız olduğunu anlatıyor. Dünya nüfusunun artık kentlerde yaşayan yarısından fazlası kentlerde gerçek olmayan gıdalarla besleniyor. Milyonlarca insan parçası olduğu doğadan uzakta, onun nimetlerinden yararlanıyor, bir yandan kirletiyor ama diğer yandan temiz su, temiz gıdanın ayağına gelmesini bekliyor. Çoğumuz yanlış bir zenginlik hayali kuruyor!

Lawton, “Ancak çeşitliliğe dayalı zenginliğe ulaşmak için çabaladığımızda yaşamımızı sürdürebiliriz” diyor ve ekliyor: “İnsan dünyayı onarabilecek tek varlık. Gezegenimizde tahrip olmuş alanları yeniden tasarlamamız gerekiyor. ”

Bugün dünyada Bill Mollison ve onun öğrencilerinin yaymaya çalıştığı Permakültür tasarım sistemi, kendi varlığımızı sürdürmemizin doğayı besleyerek mümkün olabileceğinin örneklerini gösteriyor. Çünkü permakültür tasarımlarında esas alınan çeşitlilik istikrara, istikrar verimliliğe, verimlilik üretkenliğe yol açıyor.

Dünyada her gün milyonlarca insan sabah evden çıkıp işine giderken araba kullanıyor ve sadece yarım saat araba kullanan bir kişi, milyonlarca yıl önce 1 hektar ormanın üzerine 100 yıl boyunca inmiş güneş ışığını kullanıyor. Hepimiz geçmiş zamanda depolanmış enerjiyi çalarak bugünü kurtarmaya çalışıyoruz. Ve bunu yaparken de havayı toprağı, suyu, denizleri kirletiyor, iklimleri değiştiriyoruz.

“Oysa, ” diyor Geoff Lawton, “Fosil yakıtlar tükenmek üzere ve hayatımızı, geçmişte biriken değil, şu anki güneş ışığına göre planlamazsak başımız belada! Güneş hâlâ orada ve bize yansıttığı enerjiyi dünyamızı kirletmeden de kullanmamız mümkün. ”

Ancak güneşten yararlanmak derken sadece elektrikten söz etmiyorum. Bitkilerden suya, toprağa kadar güneşin değdiği herşeyden... Güneş enerjisi, en verimli ve en düşük teknoloji gerektirecek şekilde, ancak ekosistemler içerisinde değerlendirilebilir. Permakültür, bir sisteme giren güneş dahil her türlü enerjiyi, herhangi bir kayba uğramadan en verimli şekilde kullanarak, sürdürülebilir bir sistemi yapılandırmanın yollarını gösteriyor.

Mollison ve Lawton da eğitim çalışması boyunca bu sürdürülebilir, kendi kendine yetebilen sistemleri kuranlardan örnekler veriyor: “Path to Freedom, Los Angeles’ta 400 metrekarelik bir bahçede 3 ton gıda üretiyor... Bir arakadaşım tahıllar, kurutulmuş meyve, kabak ve ay çekirdeğinden oluşan bir yıllık müsli ihtiyacını 12 metrekarelik bahçesinden sağlayabiliyor... Siz de 50 metrekarelik bir bahçede, bir kişinin yıllık sebze ve baklagil ihtiyacını karşılayabilecek tasarımlar yapabilirsiniz. ”

Önceleri “bizi ve dünyamızı öldürmekte olan politik ve endüstriyel sistemler”e karşı protesto eylemlerine girişse de, sonradan yanlışları haykırıp durmanın yanı sıra pozitif bir yaklaşımla doğru sistemi ortaya koymaya karar veren Bill Mollison ise “Bütün sorunlar bahçede çözülür” diyor ve devam ediyor: “Sürdürülebilir tarım olmaksızın istikrarlı bir sosyal düzen mümkün değildir”.

Soframızdaki yemek her geçen gün biraz daha sunileşirken, sularımız atıklarla kirletilip, topraklarımız doğadan daha fazlasını almak için kimyasallarla fakirleştirilirken, çok geç olmadan alternatif çözümleri uygulmaya başlamamız gerekiyor. Bahçemize yeniden bakabilirsek eğer, gerçek zenginliğimizin orada olduğunun farkına varacağız. Bu, evimizin arka bahçesi, çiftliğimiz, mahallemizdeki park, Anadolu ya da gezegenimiz olsun fark etmez... Restorasyon nereden başlarsak başlayalım tasarımlarımız doğayla işbirliği yapıyorsa, işe yarayacaktır...

Yararlanılan kaynaklar:

alternatifyasam.blogspot.com/

permakulturplatformu.org

surdurulebiliryasam.wordpress.com

yesilplatform.com


*Permakültür , Türkiye'de henüz bebek denebilecek kadar yeni olduğundan bilinçli olarak yavaş yavaş oturtulması gereken bir yaşam biçimi. Asla kâr amacı ile gündeme getirilmemesi gereken bir konudur! Kaynakların git gide tükendiği bu dönemde doğadan aldığımızı ona geri vermek gibi bir görevimiz olduğunu biliyor ancak bunu nasıl yapacağımızı henüz yeni yeni öğreniyoruz. Hepimize bol şans.







1 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.