Bilmek istediğin her şeye ulaş

Tasavvuf

Sufizm'in diğer anlamları için Sufi (anlam ayrımı) sayfasına bakınız Tasavvuf (Arapça: تَصَوُّف‎ taṣawwuf, Farsça: تصوف‎ tasavvof) ya da Sufizm veya Sufilik (Arapça: صُوفِية‎ ṣūfīya, Farsça: صوفیگری‎ sūfīgarī), İslam inancında insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatlere ve Gayb âlemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur.

Ekim 2016

Birkan Aydin, bir soruya yanıt verdi.

Takva nedir?

Takva, her an Allah ile birlikte olduğunu bilen bireyin kendi düşünce ve hareketlerinin bilincinde olması ve bu bilince göre davranışlarına yön vermesidir. Takva, kısaca haram, mekruh ve israfı terk eden bireylere verilen sıfattır.
Ağustos 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

Fususu-l Hikem notları (2)

... "Bir kaynağa dayanarak var olan şey, hakîkî vücût değildir. Belki kendinden
evvelki vücûdun izâfetlerinden ve bağıntılarından olur. Su ile buz arasındaki
bağıntı gibi"

Değerli dostlar , 100 saygınlık puanım olmadan tartışma açamıyormuşum , belki bu başlık tartışmalar kısmında yer almalıydı ama teknik sebeplerle şimdilik burada yayınlıyorum.

Eğer imkan varsa , düşüncelerinizi almak isterim.

Saygılarımla
Ağustos 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

Fususu-l Hikem Notları (1)

Aşağıdaki konuyu , bu konuya farklı yorum katacak dostlarla konuşmayı çok isterim.
Değerli katkılarınızı esirgemeyin.
Selamlar

Vücûdun hakîkati bir küllî nûrânî ma’nâ olduğundan o kadar latîftir ki,
onu akıl, idrak, vehîm, duyular ve kıyâs ile anlamak mümkün değildir. Çünkü
idrâk vâsıtaları olan bu belirli vâsıtalar, o latîfin latîfi karşısında kesîfin
kesîfidir.

Kesîf* olanın kesâfet mertebesinde kaldıkça kendi aslı olan latîfi idrâk
etmesi mümkün değildir.

Mutlak vücût öyle bir sonsuz hazînedir ki, içindekiler kendisinden gizlidir.
Çünkü salt vücût kendi zati cemâlinde gark olmuştur**. “Kendinden haberdar
olmak” bir sıfat olduğundan, bu mertebesinde, salt vücût ondan dahi
münezzehdir.

Sonradan meydana gelen vücûdun bu mertebeye aslâ şuûru
olamaz.

Çünkü sonradan meydana gelme(hudus) ve öncesizlik(kıdem) birbirinin
zıttıdır. “İki zıt bir arada olmaz” kaidesi gereğince, birinin görünmesiyle
diğeri kaybolur.

*Kesif : yoğun, saydam olmayan (TDK) ; **gark olmak : gömülmek, batmak, boğulmak (TDK)
Ekim 2015

Tayyar Ceyhan  yeni bir  gönderide  bulundu.

Tasavvuf

Kainatı içine alabilecek yücelikte olan gönül , nazar makamı ve edep aynası olmakla övünmez . Yüceliği tanımakla kalmayıp yokluğunda kendisidir aslında . Hayatta bir saman çöpünden farkınız olmasın öğüdü , her halde insanda böyle bir kabiliyetin varlığı bilinerek yapılmıştır , kısacası yokluğu ve hiçliği içine sindirmiştir gönül , duaya aşıktır, bitmeyen iman hasretini bekler , özler durur . Dua varlığının sebebidir , bu yüzden her zorluğa katlanmak gibi bir sabır şuuru içindedir , emre aykırılıktan korkar, istekleri beklentisizdir, olmasını şarta bağlar ki aklanması edebin korunması ile olsun, yani istedikleri kendisi için değildir .

Gönül aslında hayat yolculuğundaki insanın kendisidir . Düşündüğümüzde insan bizim hangi yönümüzdür sorusunun karşılığına en uygun düşen figür , gönül olarak kendisini hissettirmektedir. Yaşanılan acı tatlı, kolay yada meşakkatli her hal gönülle bir mana ifade eder . Varlık nedeni olan dua , ruhun kendisine ilham
ettiği her nasihatteki hassasiyetidir , ruh gönlü Allah'a salmıştır , benlik ise tam tersi . Benlik gönlü kendisine ister, her aşırılığının himayesini bekler ondan, çektirdiği her acıda ortaklık isterken her davranışta da kimlik arar , yani birlikte mahzun olalım derken çözümleri ben üreteyim der. Anlaşılacağı gibi üreteceği çözümlerdeki günaha ortak aramaktadır.

Gönül bu nevi tüm aşırılıklara tahammül eder , benliğin verebileceği her türlü üzüntüye katlanır , onun vermediği ise haya sırrıdır. Gönül haya sırrı ile kaplıdır , bu sırrın aşılmasına asla izin vermez , çünkü kendisi ve haya duygusu ile birlikte insandaki ilme arkadaşlık ederler , yönettiği manevi unsurları o kadar iyi tanımaktadır ki verilmiş ilim sayesinde insana ait kainatta ne varsa her şeyin ayağına geleceğini de bilir .

Bir davranış oluşurken gönlün ortaya koyduğu o muazzam tavır olan "bunu yapmaktan haya ederim" yakarışı ile rabbine rücu etmesi, mizanı yerinden oynatacak ölçüdedir. Allah ' tan utanma duygusu gönlü nazar makamı yapmıştır .

İmanı arayışında aklın ona geç olsa bile yapacağı iyilik ile, benliğin de gerçeği idrak etmesine sebep olur ki yine ona ram olan nefsin , ancak imanı makamına tayin etmiş bir gönlün ışığı ile aydınlanabileceği hususunda , hiç bir şüphe kalmayacak şekilde nihayetlenmesine vesile olacaktır .

İşte insan kompozisyonundaki farklı unsurların bir birleri ile olan ilişkilerini , bir orkestra şefi örnek alınarak müziğin sonsuzlukta yansıyan müthiş ahengi gibi her an değişebilen hallerimizi gönlümüzün süzgecinde eritip varlıklar arasındaki ritme dönüştürerek onu kuramsal olarak çözümleyen yaklaşımı sufism olarak anlamaktayız.

algilarveteklik.com
Mart 2015

Gurkan Bektaş,  yeni bir soru sordu.

Kasım 2014

Aslan Oz, bir soruya yanıt verdi.

Türkiye'nin muhtelif yerlerinde bildiğiniz tasavvuf dergahları var mı?

Türkiye'de bir çok Dergah vardır benim bildiklerimin tamamı şirk yuvasıdır. Şeyhleri Allah'a ortak koşarlar. Şeyhlerine Allah'ın sıfatlarını yakıştırırlar. Sizden kendilerine tapmanızı isterler. Muhammed Rasulullah'a cok çirkin yakıştırmalar yaparlar. Sizi köleleştirmek isterler. En iyisi siz uzak durun. Yolunuzda varsa yolunuzu değiştirin.
Ekim 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

OKUMAK: NADİDE BAHÇELER TEPELERDE OLUR

Bir film ancak görselleşebilen öğeleri içerir, izleyicinin hayal gücü dinlendirilir. Oysa bir kitap görselleştirmeyi okuyucunun beynine bırakır. Görebilmek dışındaki bütün duyularınıza hitap eder. Bir kitap içeriğini filminden izlemek, sahilde suyun tadına bakıp "yemeğin tuzunu fazla kaçırmışlar" demek kadar aslıyla alakadar fikir verir dinleyiciye. Asıl konu kitapta kalmıştır, çünkü. Kitap başka bir şeydir. Kağıt başka hiçbir şeye yakışmaz, yazıyla yakıştığı kadar. Kokusu ve hışırtısı bile cezbedicidir, dimağ tutkunu için.

978

Bahaneler türlü türlü, asıl dava; okumak emek ister, onu da herkes vermez. Yeni birşeyleri anlamaya çalışırken beyin, yorulur insan. Vücudumuzun günlük enerji tüketiminin dörtte birini, bu yüzden tek başına beyin yapar.

Çünkü öğrenmek güç ister, gayret ister. Ancak hemen söylemeli; en güzel çiçekler ayak ortası olmayan yerlerde kalır, belki yüksek tepelerin üzerinde. Çıkmayı göze almalı insan eğer muradı Cennet gibi bir manzara görmekse. Hiç gayret gerektirmeseydi, aydınlığın hükmü, değeri olur muydu?

Bir gerçek: Bir kitabı okumak, okumak eyleminin en ilkel halidir aslında. Siz hiç bir insanı okumayı denediniz mi? Ya yerde koşuşturan karıncalara birkaç saat takılıp milimetrik dünyayı okumaya çalıştınız mı? Başınızı göğe kaldırıp, sanki aranızda akit varmış gibi yarın da aynı noktadan doğmasını umduğunuz güneşin, göz yüzünde yay çizerek yerdekilere, işlerini yapmaları için gün diye bir mühlet vermesini hiç düşünüp okudunuz mu?

978

Okumak gerçekten zor görünür insana, eğer niyeti okumaya yoksa. Okuma yolculuğunda bir eşik vardır aslında; o eşikten önceki yeni yetişenler eğer sebat edip, ıkına sıkına okumakta dirayet gösterirlerse, yakınlarda bir gün eşiği geçecek ve artık okumadan yaşayamaz duruma gelecekler elbet. Sorup sorgulamadan, araştırmadan yaşamayı bir tür biyolojik asalaklık olarak kabul edecekler ve başları içindeki yaklaşık 2.2 kilogramlık beyinlerinin diyetini vermeye gönüllü olacaklar.

Okumalı... Ne pahasına olursa olsun. Evde, otobüste, metroda, kırda, denizde, nerede olursa olsun okumalı. Hem kitaptan hem mahlukattan her daim okumalı. İnsan düşünmek için yaratılmış çok özel bir canlı. Okumak ise insan sistemine bilgi giriş yöntemi. Kendinizi kandırmayın, film seyrederek bu bilgiyi beyninize sağlamış olmazsınız. Zafiyetten kurtarmak gerek beyinleri.

Cem TURAN
turancem.blogspot.com
Haziran 2014

Beyza Hilal Nur, bir soruya yanıt verdi.

Haziran 2014

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Tasavvufun temel kavramları nelerdir?

  • Vücudu Mutlak : Tek varlık.
  • Vahdeti Vücut : Birlik.
  • Tecelli: Allah ile bir olmak, Allah’ın varlığının göstergesi.
  • Ayan-ı Sabite: Allah'ın yansıması.
  • Fenafillah: Tasavvuftaki son aşama, Allah’ta yok olma.
  • İnsan-ı Kamil: Fenafillah'a ulaşmış kişi, olgun insan, kamil insan.
  • Maşuk: Sevgili.
  • Aşık: Allah aşkıyla yanan, seven.
  • Şarap: Anlamların özü.
  • Meyhane: Allah aşkının sunulduğu yer.
  • Meclis: Allah’ı anmak için yapılan toplantılar.
  • Sarhoş: Allah aşkıyla kendinden geçen derviş.
  • Saki: Mürşid, Allah aşkını sunan, yol gösteren.
  • Tekke: Tasavvuf ehli kişilerin, tarikat mensuplarının barındıkları, eğitim gördükleri yer, kuruluş.
  • Pir: Tarikat kurucusu.
  • Şeyh: Tarikatta en yüksek dereceye ermiş kişi.
  • Tarikat: Allah’a varma yolunda benzer biçimde düşünenlerin oluşturduğu topluluk, yol.
  • Derviş: Bir tarikata girmiş, onun kurallarına uygun yaşayan kimse.
  • Abdal: Gezgin derviş.
  • Halife: Tarikat kurucusunun ya da şeyhin kendisine vekil tayin ettiği, yetki verdiği kişi.
Haziran 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Haziran 2014

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Takva nedir?

Takva; korunma, sakınma demektir. Allah'a karşı sorumluluk duyarak, her türlü günahlardan kendini korumanın niyet ve gayreti içinde olmadır. Allah'ın rızasını kazanmak için, onun himayesine girerek emirlerine sımsıkı sarılmak ve yasaklarından da sakınmaktır. Korunmak istenilen günahların başında takvanın zıddı olan şirk yani Allah'a ortak koşma ile küfür, yani örtme manasına gelen Allah'ı inkar etme nankörlüğü ve imansızlık gelir. Kur’an; nefsin kötü sıfatlarından zulüm, bozgunculuk, kibir, yalancılık, her türlü azgınlık, hainlik, israf vb’den de korunulması gerektiğini belirtmektedir. Takvanın ilk şartı ; insanın yaratıcısına karşı minnet ve şükran borcunu fark edip, kul olduğunu sezme bilincine ermesidir.

Takva sahipleri, Hz. Muhammed'i örnek alarak ibadeti ve insanlara hizmeti “Muhammedi Şefkat” anlayışıyla yaparlar. Böyle bir gayret içinde olan müminler, nefsini kötü sıfatlardan arındırarak kazandığı ilahi ahlak ile kemale erer ve takva sahibi kul olma mutluluğuna erişirler. Kurtuluşa erenler onlardır, cennet onlar için hazırlanmıştır. Takva sahipleri, kuran’a göre Allah'ın sevdiği kullarının başında gelmektedirler.

Allah’ın dostluğuna ve sevgisine takva sahipleri erişmişlerdir. İmanın kuvvetlendirilmesi ve nefsin kötülüklerden arınması ile kemale erenler takva sahipleri, Allah’ın kendilerine ihsan ettiklerini, onlar da insanlara ihsan etmek suretiyle yansıtan yüce benliklerdir.
Haziran 2014

jennywilly,  yeni bir soru sordu.

Mayıs 2014

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Tasavvuf nedir?

Tasavvuf
Temel olarak tasavvuf, insan terbiyesi anlamına gelir. Çok kapsamlı bir konudur. Tasavvufta amaç bir kişiyi "insan" yapmak, iradesini sağlamlaştırmak ve kötü insani nefsinden uzaklaştırmaktır. Özel olarak tasavvuf bir İslam düşüncesidir. İnsan güzel ahlaka sahip olunca makam kazanır, makamı artar. Kişi tasavvuf düşüncesine girdiğinde en düşük makamdadır, "beşer"dir. Belli süreçler sonunda nefsani duygularından, düşüncelerinden, kötü huylarından arınmaya başlar ve bu süreç sonunda insan-ı kamil olur. Yani olgun, güzel ahlaklı bir insan olur. Bu bakımdan diyebiliriz ki tasavvuf insanı güzelleştiren, insanın insanla münasebetini güzel bir şekilde ortaya koyan, bunları yaparken Yaradan'ı merkez alan bir anlayıştır.

Tasavvuf geniş bir kavramdır dedik. Her tasavvufçunun tasavvufun ne olduğuna dair farklı tanımları mevcuttur:
  • Tasavvuf, Allah’ın, seni sende öldürüp, kendinde ebediyen diri kılmasıdır. (Cüneyd Bağdadi)
  • Tasavvuf, Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uymak, fazla konuşmayı, fazla yemeği ve fazla uykuyu terk etmektir. (Alâüddevle Semnânî Ala' Ad-Dawla As-Simnani)
  • Tasavvuf, insanı Allah’tan uzaklaştıran şeylerin hepsini terketmektir. (Ali ibn Sahl Rabban al-Tabari)
  • Tasavvuf ahlâktan ibarettir. Bu bakımdan ahlâkı senden yüksek olan, senden daha fazla arınmış demektir. (Ebû Bekr el-Kettânî)
  • Tasavvuf, kâinatı eksik görmek, daha da ötesi bütün eksikliklerden münezzeh olanı müşâhede ederek bu eksik varlıkları hiç görmemektir. (Ebû Amr ed-Dımeşkî)
Kişinin tasavvuf felsefesine tamamen kendi vermesinden sonra o kişi sufi olur. Tasavvuf ve sufi, "saf olan" anlamına gelir. Anlattıklarımıza paralel olarak buradan çıkarabiliriz ki tasavvuf insanın saflaşma, temizlenme, paklanma uğraşısıdır.

Tasavvufun doğuşu ise 9. yy. dolaylarında başlamıştır. Bu başlangıçta tasavvufun yayılmasında Fars ve Türk mutasavvıfların etkisi büyüktür. Nitekim özellikle 10. Yy'da Fergana bölgesi birçok büyük sufi yetiştirmişti. Tarihteki büyük mutasavvuflar: Abdal Musa, Beyazid Bistâmî, Bişri Hafî, Celâleddîn Rûmî, Cüneyd Bağdadi, Fudayl bin İyâz, Hacı Bektaş, Hâris el-Muhasibî, İbrahim Edhem, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddîn İbn Arabî, Şâh-ı Nakşibendî, Yunus Emre, Mevlana, Ahmet Yesevi, Abdülkadir Geylani gibi birçok tasavvufçudur. Burada hepsinin adını zikredemeyiz çünkü tasavvuf zamanla kurumsallaşmış birçok mutasavvıf kendi tarikatında tasavvuf ekseninde birçok büyük mutasavvuf yetiştirmiştir.

Ayrıca belirtmekte fayda var ki tasavvuf İslam tarihinde sanatı en çok etkileyen felsefedir. Günümüzde etkisi hala sürmektedir. Edebiyattan müziğe kadar pek çok sanat dalında tasavvufi sanatın ayrı bir kol olduğunu görürüz.
Mayıs 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Daha fazla

40 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.