Bilmek istediğin her şeye ulaş

Toplum

Toplum, insanı etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. Belli bir toprak üzerinde yaşamak, ortak bir politik iradeye bağlı olmak ve kültürün ortaklığının olması ile karakteristiktir. Birey kelimesinin zıttıdır.

Haziran 2017

Birkan Aydin, bir soruya yanıt verdi.

Son zamanlarda özellikle büyük şehirlerde bulunan önemli caddelerin başında dilenen Suriye'liler hakkında ne düşünüyorsunuz?

İyi ve kötü insanlar her zaman her yerde var olacaktır. Kötüleri görerek, bir ülke halkını genellemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Suriyelilerin gelmesiyle artan nüfusun daha ciddi sorunlar yarattığını düşünüyorum. İş verenler bu vatandaşları sigortasız ve karın tokluğuna çalıştırarak, kendi vatandaşlarına en büyük zararı veriyorlar. Açıkçası dilenenlerin bize sadece turistlik açıdan zarar verdiklerini düşünüyorum. İzmir'de gözlemlediğim, tekstil ve ayakkabıcılık sektöründe, çalışanların %70'i yabancı ve çoluk çocuk kaynıyor. Dilenenleri gördüğümde acıyamıyorum. Hepsinin kucağında iki tane çocuk... O çocukları yapabilecek güçleri varsa, çalışacak güçleri de olmalı diye düşünüyorum. Devlet, iş verenleri yaptırım altında tutup denetlemediğinde çok daha ciddi sorunların baş göstereceğine inanıyorum. Suriye vatandaşları içerisinde de iyi ve kötü insanlar var. Kötü insanları sevmiyorum. Çocuklarını dilendiren ailelere yardım etmiyorum. Allah rızası gibi sözlerini duymuyorum bile... Benim bir diğer korkumda bu kitlenin manipüle ediliyor olmasıdır. Konak, alsancak gibi kalabalık yerlede bu çocukların eline verilen boncuk tabancalarla sağa sola sıktıklarını ve kendi aralarında gülüştüklerini görüyorum. Başlarında ne anne var ne de baba... Metro, izban gibi toplu taşıma araçlarında dahi, nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyorlar. Toplumun huzurunu kaçırdıkları bir gerçek fakat onlara kızamıyorum çünkü şuan sadece çocuklar... Biz asıl bu çocuklar büyüdüğünde ne yapacağız onu düşünmeliyiz. Hükumet bu çocuklara doğru ve yanlışı ne zaman öğretecek merakla bekliyorum.
Mart 2017

Erol Ayyıldız  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yalnızlaşmak ve Güvensizlik

Günümüzde insanların güvensizliğe bağlı hızlı bir yalnızlaşmanın içine sürüklendiğini düşünüyorum. Ekonomik gerekliliğe bağlı zor yaşam mücadelesi ve teknolojik gelişmeler bu yalnızlığı iyice perçinliyor.
1970 ve öncesi kuşağın temsilcileri toplumsal yaşamdaki bu hızlı değişimi çok daha net değerlendirebiliyor.
Bir "merhaba" nın bile "acaba" şüphesiyle duymazdan gelinmesinin nedeni bu ne yazık ki!
Kasım 2016

Onur Özbey, bir soruya yanıt verdi.

İlluminati denilen örgüt kurmaca mıdır yoksa hakkında söylendiği gibi dünyayı kontrol eden ciddi bir örgüt müdür?

Örgüt dünyayı ele geçirdi bile.. Hedeflerini yavaş yavaş gerçekleştiriyorlar. Mesela her şeyin başında Allah'ın değilde şeytanın ismi olması (www'nin sayısal değeri 666, barkodlardaki 3 tane 2 uzun çizginin anlamı da 666'dır) gibi. .
Ağustos 2016

Marty Mcfly, bir soruya yanıt verdi.

Ülkemizin şu anda içinde bulunduğu duruma Amerika'nın 1950'li yıllardaki Marshall yardımlarının etkisi nedir?

Yardım içeriğinde süt tozu da vardı diye hatırlıyorum.

Nasıl bir tozsa artık , bugün halimiz ortada. .
Ağustos 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

Eşler niçin birlikte uyur ?

Bu soruya , denizci bir subay ile evli olan yakın bir dostum şöyle cevap vermişti :

"Yokluğunun verdiği his öyle ağırdır ki , varlığına doyamazsın. "

Kendi hayatıma dair şöyle bir tecrübe ile yanıt vereyim ; evli değildik ama eştik. İmzalar vb ritüelleri çok önemsemeden yaşadığımız o muhteşem ilişkide , gece uyanıp yanımda mı diye bakardım . Yanımda olduğundan emin olduğum halde bakar , saçlarını sever ve uyurdum tekrar.

Buradan yola çıkarak şöyle yanıt verebilirim : Belki de ilişkinin en olağanüstü halidir birlikte uyumak. Sessizliğin içinde kalp atışlarına evrilen , nefes alıp verişlerin , iç çekişlerin ve kokunun zirve hali. .
Temmuz 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Hayatın kapı eşiğinden kırıntı toplayan küçük bir kuş gibi DİDEM MADAK


1747
şiirlerin içinden
çıkıp gelen kadınlar
vardır.
öpse şiir,
saçını dağıtsa mısra,
gülse kıta olur.

Benim için tam anlamıyla budur Didem Madak şiirlerden gelmiş ruhundaki toz bulutunu sevgiyle örselemiş bir çiçektir o.Bazen bir papatya olur bazen deste deste ismini her şey koyduğu üzerine milyonlarca anlam yüklediği bir çiçek, anne şevkatindedir kaleminden çıkan her şiir, öylesine öpülesi öylesine narin...



1970, İzmir doğumludur Sevgili Madak. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlanıyor, sonrasında ise Grapon Kağıtları(2000),Ah'lar Ağacı(2002) ve Pulbiber Mahallesi(2007) şiir kitaplarıyla kendini bizlere iyice benimsetiyor güzel şair.
Çok olmadı aslında şahsımın Madak şiiriyle içime işleyene dek tanışması. Uzaktan aşinalığım var olsada, 4-5 aydır gitgellerle okuyarak hayranlığın, imrenmenin tam mânasını yaşattı bana.
“Sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin
Bir bakardım eğilmiş su içiyor
Gamzelerinden kuşlar. ”


1747
“Bilmiyorsunuz.
Darmadagın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. ”


keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım. ”



“Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım.
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım. ”

Şimdiden bir hatırasın
Bulutsa, tozsa, uçarsa
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın
Ne bir şarkısın,
ne de dillerde nağme adın
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın.
.

1747

Saçlarım düşler görüyor
Rengarenk uçan balonlar havalanıyor her telinden
Saçlarımda kiraz bahçeleri
Salıncak kuruyor dallarına çocuklar
Hep ben düşüyorum, hep ben..



Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu.
Bir yığın insan tanıdım.
Ama hep yalnızım
.


“Ruhumu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi seven bir kadınım” diyor bir ropörtajında Didem Madak. Belkide diyorum bende, bundandır onun her şiirinde ufacıkta olsa bulunan çocuk ruhu portresi. Yani onun en umutsuz şiirlerinde bile bulunan “reçel kavanozları”, “çikolatalar”, “fötr şapkalar”, “kelebekler”.. Aynı zamanda çocuk olduğu kadar, kadınlığınıda hissettirir şiirlerinde. Yalnız, ayakta, güçlü ve feminen halleriyle de, naif, haroşa, sıcak sofralar kuracak olan anne halleriylede.
“Cennete gitmek istedim otostopla,
Cinnete kadardı tüm yollar oysa,
Tüm hayatı okşamak istedim kedilerin şahsında
Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak. ”


2011 yılında kanser nedeniyle ölen Didem Madak, 41 yıllık yaşamına üç şiir kitabı sığdırıyor. Varlık dergisine verdiği ropörtajda da, yazarın Ah'lar Ağacı kitabındaki kimi şiirindede bahsettiği zorlu geçen üç yıl görüyoruz. Ona çok şey öğreten, Allah'la sanimi olmasını sağlayan üç yıl. Bu üç yılın şiirlerine yansıması olacaktır ki en popüler kitabı diyebiliriz Ah'lar Ağacı kitabına.
Yazar bu kitabına Wirgina Woolf'un Orlando'sundan da yola çıkarak şöyle bir yorum/tanım yapıyor;
“Orlando yıllarca göğsünde taşıdığı ve bir meşe ağacından esinlenerek yazdığı şiiriyle ünlü olur ve bir ödül kazanır. O zaman kitabını meşe ağacının altına gömmeye karar verir. Galiba bende bütün birikmiş ahlarımı, söylediklerimi, söyleyemediklerimi Ahlar Ağacının altına gömdüm. ”

“Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta. ”

Üç kitapla ardında bol bol cümle bırakmak, bir kadın olarak kadın şairlerin az olduğu bir coğrafyada böylesine güçlü bi kadın şair olmak, Didem Madak denildi mi akılda o dişlerinin allığında gülen fotoğrafla kalmak..
Sevgi Soysal, Tomris Uyar, İnci Aralgiller'den tercih sırasına koyamadıklarımdan biri oldu Madak kadın.
Tahmin ederim ki şairi, şiirinden iyi kimse açıklayamaz. Cümlelerinde benlik okunan kadını, tekrar tekrar dinleyelim o vakit.

“İki sigaram kaldı bu gece için
Yüzyıl yetecek çocukluğum,
İki muhabbet kuşum,
Biraz da ateşim var.
Dua ediyorum ateşe
Vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece”
“Hayata söyleyin bundan sonra gitsin
Anlamını masallarda arasın
Hay!
Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım da çiçekler açsın ruhunuz.
Hadi alkışlayın!
Biliyorum hâlâ biraz safım. ”
“Bazı vakitler tren geçiyor evin yakınından
Yaşlanıyorum pencereden her bakışımda
Anna Karenina'yı taklit ediyor zaman,
Atıyor kendini raylara.
Neden her aşk
Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka. ”
“Yuva yaptım kaç paket cigaranın bacasında
Yorgunum, kahvem çamur gibi
Batmaya da razıyım, artık beni anla. ”


1747


Ah, göğsündeki her yarayı merhametle öptüğüm.
Geç kalınan hiç bir hayat,
hayat değildir.
Hayatın olmayı dilerdim…



Size de olmadı mı? Bir şiirini okuduğunuzda ılık bir rüzgar değmedi mi kalbinize ?
Sevgiyle kalın...














Temmuz 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

Bir garip Orhan Veli..

Bir gün yolum Orhan Veli ye takıldı. Kimdi Orhan Veli nasıl bir başkaldırıştı? Niçin edebiyatın garip bir akımıydı?
1747

“Orhan Veli’nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi. Sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz. ”
demişti Cemal Süreya.Peki neydi bu dava? 1747

Sanatına dair garip akımına dair yapmak istedikleriyle ilgili şu manifestoyu kurmuştu Orhan Veli:
“Yirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik dünyalar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkânlar arayalım dedik. (…) İlk işimiz, bilinen sanatları bir tarafa bırakıp şiiri bu sanatlar dışında şiir yapan özellikleri aramak oldu. Böylelikle onu bir reçete, bir tarife matahı olmaktan kurtaracaktık. Bu işi başarabilmek için de şiir tarifelerinin verdiği tertiplere karşı gelmek gerekiyordu. O tertipleri bulmuş olan şiirle o şiire sıkıca bağlı kimselerin bu dikine giden hareketten memnun olmayacakları besbelli idi. Üstelik biz de görmek istediğimiz işin ne olduğunu belirtmek için, birtakım softaların damarına basmaktan hoşlanıyorduk. Şiirlerimizin yadırganışı sadece alışılmış kalıplar çıkışından değil, çıkmak isteyişinden, bunda ayrı bir keyif buluşundandı. Gayretimizin nasıl bir sebebe dayandığı anlaşılınca biz de biraz yumuşar gibi olduk. Gelgelelim, bu arada şiire girmiş olan bazı şeyler, şiirin öz malı imiş gibi, yerleşti kaldı. Bunlardan biri eski şiirin yüksekten konuşmasına karşılık olarak şiire sokulan alelade konuşma; biri de eski şiirin büyük konularının büyük heyecanlarının yanı başında yer alan küçük, alelade olaylar, küçük, alelade insanlardı. İlk niyet hiçbir şeyin şiir dışı kalmamasını sağlamaktı. Ama bu yeni şiir yavaş yavaş yayılıp birçok kimse tarafından da tutulunca iş değişti. Genç okuryazarlar, hatta bu işle uğraşanlar, sandılar ki şiir yalnız küçük olayların, yalnız alelade bir dille anlatılmasından meydana gelir. Böyle böyle bu basitlik, bu aleladelik şiirin bir tarifi, bir şartı oldu. Basitlik, aleladelik derken belki de biraz insaflı davranıyorum. ‘Basitlik, aleladelik’ diyeceğime ‘boşluk, hiçlik’ desem daha doğru olur. Şairin, mısraları içinde, okuyucuya hiçbir şey söylememesi bir yana, söyleyişteki basitliğin de gerektiği gibi anlaşıldığını sanmıyorum, kolay okunan mısranın kolay yazılır bir şey olmadığı pek bilinmiyor. Bunu anladığımız an şiirin güçlüklerini görecek, emeğe saygı göstermesini öğreneceğiz. Yalnız şairin emeğine değil; bütün insanların emeğine. Ondan sonra da kolay kolay boş lakırdı edemeyeceğiz. (…) Yazımın baş tarafındaki sözlerden de anlaşılacağı gibi, şiirin bu hale gelmesinde de galiba bizim neslin büyük payı var. (…) Zaman zaman alelade şeylere de dokunabilmek başka. Ayrıca, türlü işlerde çalışan milyonlarca insanın, iş görmüş adam olmanın hakkını kazanabilmek için, göbeği çatlarken iki lakırdı çırpıştırıp bir iş yaptım sanmanın kolay kolay hoş görülemeyeceğini bilmek lazım. ”
Tam olarak böyle ifade eder Orhan Veli yapmak istediklerini. Yol arkadaşları Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu olur. 1747
Hedefiyle çoğu şairin eleştirilerinden geçer fakat kararlılığından asla vazgeçmez. Yahya Kemal Beyatlı, Garipçilerin karşı durdukları geleneğin içinde yer alan fakat bu geleneğe yeni boyutlar kazandıran bir şairdir. Garipçiler de onun, şiir işçiliğini ve saf şiiri öne çıkaran, sanatta sürekliliği öngören anlayışı karşısında yalın şiiri destekleyen tutumu ile karşı kutuptadırlar. Ne var ki şiir anlayışlarındaki bu keskin ayrım, onların günlük yaşayış içinde birbirlerine beğeniyle yaklaşmalarına hiçbir zaman engel olmamıştır.

Bir çok temayı şiirlerinde ele alan Orhan Velinin benim gözümde en nacizane teması yaşama sevincini ele aldığı şiirler olmuştur, bu sevinci küçük olaylarla yakalamaya çalışır. Bu küçük mutluluklar, hayatın genel anlamda iyimser ve umutla algılanmasına zemin hazırlar çoğu zaman.

Sokakta Giderken

‘Sokakta giderken, kendi kendime

Gülümsediğimin farkına vardığım zaman

Beni deli zannedeceklerini düşünüp

Gülümsüyorum. ’
Mayıs 2016

Hasan , bir soruya yanıt verdi.