Bilmek istediğin her şeye ulaş

Türkiye Cumhuriyeti

YÖNLENDİR Türkiye

Ekim 2015

Dilara  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ağustos 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Aralık 2014

Abdullah Gürel  yeni bir  gönderide  bulundu.

27 Aralık 1936-27 Aralık 2014

Mehmet Akif Ersoy'un Ölümünün 78. Yılında Rahmetle Anıyoruz...
Hastalığının son zamanlarında yanındaki kişiler İstiklal Marşı böyle yazılsaydı daha iyi olurdu dediler Akif de Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın demiştir... Başımız Sağ Olsun Mekanı Cennet Olsun...
Hayatımda Utandığım Bir Konudur Bize Mehmet Akif Ersoy Ölüm Zamanı Ve Nerede Öldüğü Sorulduğunda Bilememiştim- 27 Aralık 1936 İstanbul da Mısır Apartmanında Hayatını Kaybetmiştir...

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
"Medeniyet! " dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hakk'ın;
Kim bilir? Belki yarın? Belki yarından da yakın!

Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı!
Düşün, altındaki binlerce kefensiz yatanı!
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Rûhumun senden, ilâhi, şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım;
Her cerihamdan, ilâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerret gibi yerden nâşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl!
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakka tapan milletimin istiklâl!
Aralık 2014

Ayhan Şimşek  yeni bir  gönderide  bulundu.

Fatih Akın'ın Yeni filmi Cuma gösterime giriyor...

Fatih Akın: Bir yüküm vardı, onu izleyiciye bıraktım | Agos

Demokratikleşme, azınlık hakları, geçmişle yüzleşme, Türkiye’deki çoğulculuğun korunması ve geliştirilmesi konularını merkeze alan politik haftalık gazete.
Ekim 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

BAKANA DA GÖRENE DE BAYRAM MAKALESİ

Mustafa Kemal'i anlamak, bir faniyi putlaştırmak, boş lakırdılarla kendini avutmak, "sen kalk ben yatayım" deyip ağustos böceğinden farksız yaşam sürmek değil, sadece kendini kalkındırmanın hesaplarını yapmak kadar hainlik ve gaflet içinde olmak, hak etmediğini almak, kendini maaşa bağlatmak, eğitimi, bilimi yapıyormuş gibi yapmak ve ömrünü malayani ile çürütmek hiç değil...

İlericilik; adam gibi miskinliğe savaş açmakla, bu toplumun yeni filizlerinin doğru yeşermesi için, mahalle bakkalı olunsa yine de dert edinmekle, gayret etmekle, el vermekle olur, omuzlarına bastırıp gelenleri yüceltmekle olur, yüzünü aydınlığa doğru düzgün dönüp, şairin dediği gibi; rakı şişesinde değil ama ilim şişesinde balık olmakla olur.
2072

Atatürkçülük; çocuğunun cebine hırs, ihtiras, bencillik koyup sevmediği ve topluma fayda üretemeyeceği mesleklere, kariyer, statü, çok gelir uğruna iteleyip kakalayarak sokmakla, sınavperest kurs kuşu yapmakla değil, cebine idealler, fikirler, insan ve toplum sevgisi, canlı ve evren ilgisi, önce kendine ve sonra diğerlerine inanç, özgüven, ortak ideal bağı koyarak özgür iradesiyle toplum makinasında üreten bir dişli olmasını sağlamakla baki olur. Kötü alışkanlıklara aşinalıktan onu korumak, önce örnek olma erdemini göstermekle samimi olur.

Kimi âlim olur, kimi ilim yolcusu. Kiminin mecali yoktur, ilim heveslisi olur. Kimi dinleyicisi olur. Kimi ilme doğru adım atanları çok seven. Kimi gider, kapısını süpürür bir irfan yuvasının, kimi eşiğinde paspas olur. Kimi başını sıvazlar bir öğrencinin kimi kalem olur, silgi olur. Hepsi efdaldir, muteber. Yeterki gelişme davası, bayramdan bayrama törenlerde acıklı şiirler okuyup, çocuklara ve gençlere zorla kuleler yaptırmaktan ibaret sayılmasın.

Evirip çevirmemeli lafı. Eğitimin iki amacı var, üçüncüsünü söyleyen çarpılsın: Biri gerçeğe yaklaşmayı sağlamak, onu kavramak ve ona göre bendeliği şekillendirmek. İkincisi ise insanlığa ve dahi tüm canlılara fayda üretmek. İşte bu bakıştır medeniyetin "muassır" sırrı.
2072

Tarihi, okumayı sevmeyen insanlardan olmasına rağmen bir mite yapışıp onun gölgesinde, sonuna -çı, -çü takısı koyarak avareliğine, idealsizliğine kılıf üretmemektir, Atatürk akılcılığı. Kimi gerçek devlet eliyle üretilmiş, uydurma kahramanlık hikayeleriyle yatıp kalkmak değildir, zaman kaybetmek, kendini darı ambarında görmek değildir. Yüzünü ileriye, inovasyona, gelecek için tüm dünyaya verebileceklerine dönmektir. Kendini ve koca bir toplumu kandırmamaktır...

Devrimcilik; önce içi boş söylenceleri bayrak edip umarsızca sallayıp durmak değildir, elbet. Ha bire üretenlere, eski köye yeni adet çıkaranlara, bilimi rehber edip geliştiren ve sonra da teknoloji üretip yedi düvele satanlara sadece sömürülecek bir pazar olmaktan aklıyla, fikriyle, idealizmiyle kurtulabilmek, bu alandaki bağımlılık zincirini koparabilmektir, inkılapçılık. İlkel çöllerde gerçekleşen, kanla beslenen toprak savaşlarından kendini kurtarıp bir saksı kadar toprakta, teknolojisiyle yön verenleri görebilmektir.

Bir Kemal olmak; başarının tanımını doğru yapmakla olur, işine gelmediği ve kendi civarından bile geçmediği için neslinden, çocuğundan ve hatta kendinden gizleyip anlamını çarptırarak değil: Başarı mutlu olduğu, hakkını verip içini doldurduğu ve dolayısıyla mutlu ettiği bir yaşamı arzulamak, kurgulamak ve yaşayabilmektir. Hayata değer katmak, ışık saçmak, haline bakıldığında; asra yemin edilerek hüsranda olduğu vurgulanan insanlığa yılmamacasına gayret dolu sabrı ve hakikati çağrıştıran bir suret ve kalbe sahip olmaktır. İnsanlığa fayda katıp, bir derde derman olup, hayırla anılmak üzere hayat denen tiyatro sahnesinden ayrılabilmektir. Başarı asla kazanılan para, pul, geçici mevki ile ölçülecek bir mevhum değildir.

Mustafa Kemal'i anlamak için 10 Kasım'larda düdük çalmaktan çok daha fazlasına ihtiyaç var. Aslanlı yolda yürüyüp mozoloye çelenk bırakanların yanlarındaki çıkınlarında medeniyet duvarına kendi ürettikleri, insanlığa hediyeleri yok ise, bu şekilciliğin dibine vurmak değil midir? Tıpkı dini bir karış sakalla dolaşmaktan ibaret sayıp, dini kendi ticaretlerine malzeme yapıp, daha ilk emri olan "Oku"dan bihaber yaşayan ve gereğini yapmayan tembel, cahil cühelalar gibi.

İyi veya kötü, kırık dökük veya gıcır gıcır, bu memleketin sırasında, sınıfında yer bulup okuduğunu, ekmeğini yiyerek suyunu içtiğini unutup hiç borcu olmadığı aymazlığı ile bilmem hangi nedenle, soluğu yurtdışında almak ya da yurtiçinde olup bilmem kimlerin "wolrdwide" imparatorluklarının kapı kulluğunu yapmak değildirki Ata'yı sevmek. Daha da vahimi; yurtdışından, bırakıp gittiği memleketi karıştırmaya, yönetmeye, yeni imparatorluklara oyuncak olsun diye çalışmak, hiç değildir.

Odasının ışıklarını, istisnasız mesaisi bittiği an söndürüp ilmi, üretmeyi, araştırmayı yarım bırakan olmak da değildir, şüphesiz. Projesi bitmeden, odasının kapısını kilitleyip evde mışıl mışıl uyumak da hayata sormadan, sorgulamadan bakmak da değildir, mutlaka. Gözlerinden çakmak çakmak öğrenmenin aşkını çıkaramayan, bilgiden önce aşk veremeyen, en kötüsü; böyle bir derdi olmayan öğretmen olmak, memur olsa bile ruhen de memuriyete bulanıp o gözle yaşamak da olmamalı Alpaslan'dan Atatürk'e layık evlat olmak.

... Ne de çok kandırmacaların içinde uyuşmuşuz, meğer. Oysa sorulunca, mangalda kül bırakmıyor, bez parçalarında saç sakal şekillerinde arıyoruz ilericiliği. Bir diğeri de kitlesi var diye, dini ticarete alet etmekten çekinmiyor, sırça kulelerde gazeteler çıkarıp, pop rock ilahi albümleri yayımlıyor.
2072

Kısaca çoğumuz geçmişteki bir lideri, tarihi kişiliği, fikrini alıp kalkındırmak, geliştirmek için değil; adının sonuna -çı takısı takıp ürettiğimiz sanal kulübe üye olarak başta kendimize anlam bulmak için seviyor. Bu ahval, su götürmez bir vakıa: Takım tutar gibi; Fenerbahçeli, Beşiktaşlı olmak gibi, onda bile ayıplanması gereken bir taassup içinde fanatizmle bayraklaştırılıyor birileri.

Halbuki şu da bir gerçek ki; kulübüne dahil olunan düşüncenin zerre kadar gereğini yapana, savunduğu fikirler ışığında dünyaya bir yenilik katana da aşkolsun. Ağızlarda bir sakız, çiğnenip duruluyor ve olan, bunlarla ömürleri çürütülen, zihinleri uyuşturulmaktan dolayı üretmekten, araştırmaktan alıkonulmuş nesillere ve koca bir toplumun bekasına oluyor.

Yeni atalar da putlaştıracağız endişelenmeyin; bizde bu eğilim varken. Türkiye siyasetinde 10 yıldan fazla hüküm süren her kişilik, öldükten sonra putlaştırılmaya adaydır. Çünkü onun da -çı'ları ürer etrafında, markalaşırlar ve kararlılıkla beslendikleri bu birlikteliği korumaya çalışırlar. Onun kaybolması halinde, varlıklarının bir anlamı olmayacağından korkarlar. Çünkü hayatta gerçekten de bireysel olarak bir değer üretmeye hiç yatırım yapmamış çok insan görürsünüz. Bunların ya bir kulüp ya da bir fanatik hareket içinde olmalarıyla kendilerini tatmin etmeleri, bu nedenle anlaşılabilirdir.

Oysa kendimizden ve bilmesek de sorumluluğunu taşıdığımız toplumdan sonra en büyük zararı, artık bir dünya sakini olmayan, her insan gibi ölümlü olan o mevtaların ruhaniyetlerine veririz. Kabirlerini daraltır, kemiklerini sızlatır, ruhlarını ızdıraba sevk ederiz. Hiçbir fani putlaştırılmak kadar büyük bir eziyeti hak etmez. Kendimize inanmayıp, yapabileceklerimizi görmeyip bilmem kimin ruhunun koruyuculuğuyla yaşamaya devam etmek ne de kolaycı bir miskinlik ama bunun faturasını, artık dünyada olmayan ve artık berzah (ruhlar) aleminin sakini olmuşlara çıkarmanın, onları mütessir etmenin sonuçları hazindir.

Geçmişi ve onu yazan büyüklerimizi saygı ile anıyorum. Hatalarıyla doğrularıyla birlikte bir bütündür tarih ve aslında hatalar, insanlar ve toplumlar için öğretici, geliştiricidir. İyiki vardır hatalar, çok şey borçluyuz onlara. Bu erdemle tarihi okumak gerek, gerçekleri yalanlamak, kendi uydurma tarihlerimizi üretip onlara inanarak kendimizi kandırmamız olmuştur, "muassır medeniyet" çizgisinden bizi koparan. Bundandır, gerçek bilim ve sanatın bizi terk etmişliği. Sanatçık ve bilimciklerle idare edişimiz ve bir türlü yaşamımızın tam ortasına, bir yaşam şekli olarak getirememiş olmamız.

Çocuklarımıza öncelikle inovasyonu doya doya yaşayacakları çevreler sunmamız gerek. Geçmişin mirasyediliği ile kendimize anlam yüklemeyi bırakıp yeni efsanevi başarılar için toplumun kadranını ayarlamak, bakışını düzeltmek zorundayız. Çünkü vaktiyle oluşturulan ve her körpecik çocuğumuzu, beynini öğretim adı altında kodlayarak içine yuvarladığımız hikayeler denizinde hayalleri, öz düşünce üretkenliği elinden alınmış ve hep geçmişle övünür bir halde yüzmekten kurtarmak durumundayız ve bu sanıldığı kadar kolay bir iş değil: Toplumların alışkanlıklarından sıyrılması, her yeri gökdelenlerle donatmaktan daha güçtür.

Halen devam eden, tanımlanmış öğretim motorumuz; devlete bağlı vatandaş ve orduya asker üretme amacıyla çalışmaya devam ediyor. Gözümüze takılan bu zahiri gözlüğü çıkardığımızda, her Türk'ün alında asker doğmadığını, askerleştirilmeye çalışıldığını anlıyoruz. Devlet güdüsü halen düşünmeyen ve sadece tabi olan vatandaş en iyi vatandaştır, kurgusu üzerinden hareket ediyor. Devlet için de kötü alışkanlıklarından vazgeçmek kolay değil. Artık bir şeylerden, kendini korumak için zamanında oluşturduğu suni hayal motorunun varlığından artık rahatsızlık duyduğunun işaretlerini veriyor ancak bundan kurtulmak konusundaki samimiyet testinde zaman zaman tökezlediği oluyor.

"Türk, övün, çalış, güven" hedefi ile geçtik son iki nesli. Ne oldu? TÜRKlüğü kan meselesine döndürdük, ÖVÜNmekten ve geçmişe methiyeler dizmekten başka bir iş yapmadık, "Türk gibi kuvvetli" gibi uydurmalarla böbürlenip "Türk gibi akıllı ve ÇALIŞkan" olamadık, üretmedik, üretir gibi yaptık, montajı endüstriyel üretim sandık. İstatistikler gösteriyorki patentli buluş derdimiz olmadı ama uluslararası markaların kara listeye aldıkları taklit sanayimizle GÜVENİLMEZ olduk. Atatürkçüyüz diye diye biz Atatürk felsefesinden, küllerden bir efsane doğuran, bilmem kaç etnik ve kültürel toplumu bir araya getiren güçte ve kahramanca çıkan ruhtan ayrıldık. Çünkü bu değerli felsefe, yol haritası bir statükoyu korumak ve birilerinin çıkarlarına alet etme pahasına bozuk para gibi harcandı lakin artık dönme zamanı.

İnsanların onlarca belki yüzyıllar içinde kazandığı bu miskinlik batağından çıkmak, köprüler, tüneller, toplu konutlar yapmak kadar kolay bir iş değil ama ancak bu yatırım ve kararlılık bizi, çıktığımız raya yeniden sokar, yeniden tarihi ve kültürel köklerimizden gelen gerçek inovatif ve atılımcı ruha taşır.

Bu düşüncelerle bayramımızı tebrik ederim. Şimdi yeni bayramlar üretmek için yeni liderler yetiştirme, yeni inovatif projeler üretme, dünyaya yenilik adına getireceklerimizle "biz döndük" deme vakti: Geçmişi rahmetle yâd edip üstümüzdeki ölü toprağını atarak geleceğe katılma, medeniyet duvarına bir kürek harç bir adet tuğla olabilmek için gayret göstermenin tam saati.

İbn-i Sina söylesin son sözü: İlim ve sanat, takdir görmedikleri ve himaye edilmedikleri toprakları terk ederler. Etrafınıza bakın; hangileri imitasyon hangileri gerçek siz karar verin. Peki ya siz, gerçek misiniz, bunun neresindesiniz?

Cem TURAN
Ekim 2014

Abdullah Gürel  yeni bir  gönderide  bulundu.

Çay Dibini Görmeden

4473

Allahu Ekber Allahu Ekber

Allahu Ekber Allahu Ekber

Eşhedû en lâ ilâhe illallah
Eşhedû en lâ ilâhe illallah

Eşhedû enne Muhammeden
resulullah
Eşhedû enne Muhammeden resulullah

Der hocaefendi bir
Eyüp Sultan da bir Fatih te bir Sultanahmet te devam eder sabah ezanıyla
İstanbul sabah ışıklarına İstanbul gibi tüm memleketim başlar hayata

Bir sabah ezanıydı bu ses

Bir hoca efendinin sesiydi

Günaydın diyen gökyüzünün

Denizin sesiydi bu…

4473

Çanakkale der

Dur Yolcu bilmeden
gelip bastığın

Bu toprak , bir devrin battığı yerdir

Çanakkale şehitliği abidesinden bahseder bahseder buralarda
başlar der hayat tarih kokan memleketimde

Sabah ezanıyla başlar hayat İstanbul dan Çanakkale ye geldikçe devam eder




4473

Ve saatler ilerledikçe gelir o eşsiz güzellikteki Peri
bacalarına ve Kapadokya güzellerin bir arada toplandığı şehre

Bir balon keyfiyle sürer gider sürdükçe sürer

4473

Gelir hoşgörü şehri
Konya ya gelir Mevlana ya o eşsiz büyük Mevlana ya

Ne güzel der

Aşk kime benzer dedi

Aşk bir neyzene benzer dedim

Aşk bir neyzene benzerse biz neyiz

Evet dedim çok doğru

Aşk bir neyzene benzerse Biz Ney iz




4473

Devam eder
devam eder






4473





Aşk ın için katlanılan şehre İstanbul a tekrar geri döner ve
Üsküdar da kız kulesi geçer izlersin

Üsküdar dersin sen
sevdiğimi sevildiğimi

Şu Kule dediğin Kız
Kulesinde bıraktın
Aşkı olur olmaz yine hatırlattın






4473

Yarışma sorularına konu olan tarihi Kapalıçarşı ya gelir
sıra dizilere konu olan dizisi yapılan
bir kapalıçarşıya gelir

4473

Türkiye nin her yeri her yeri güzeldir vatan toprağıdır
yaşlı amcasından, balık tutanına, okeye dörtlü arayandan, çaban ına, camisinden, Pazar
yerine, simit çayından her şeyine ayrı güzeldir…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE sözleri boşuna değildir

İstiklal marşı boşuna değildir Korkma, sönmez bu şafaklarda
yüzen al sancak diyene Türkiye dir...

4473

Sümela ya gelir sıra çıkmakla bitmeyen çıktımı inmek istenmeyen
bir yerdir Sümela

4473

Hele bir de karnımız acıktı diyenlere Türk yemekleri
meşhurdur Gaziantep ten Adana sına Hatay ına Trabzon dan aklınıza gelecek her
yerine kadar …

4473

Hele bir de işkence olan Maraş dondurmasını külaha koyma
işlemi vardır

Abicim külahta Maraş dondurmasını alana dondurmamız bedava
bedava alamazsın sonunda verirsin yine yersin afiyetle

4473

Çay ın dibini görmeden
Ey yolcu bir sohbet edelim
Dibini görmeden yolcu

Anlat bana ne getirdin şu güzel memleketimden …

4473
Ekim 2014

Gökhan Biçer  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ağustos 2014

Ayhan Şimşek, bir soruya yanıt verdi.

Recep Tayyip Erdoğanın Başkanlık arzusunu destekliyor musunuz?

Yetenekse işte yetenek gerisi sadece trajıkomik!!!
Ağustos 2014

Ayhan Dinç, bir soruya yanıt verdi.

Recep Tayyip Erdoğanın Başkanlık arzusunu destekliyor musunuz?

Kesinlikle hayır ... Uzun uzun yazmaya gerek yok ... Benim şehidime kelle diyebilen bir zihniyetin hala Türk siyasetinde olmasını kabul dahi edemiyorum ... ...
Temmuz 2014

Devrim Güren, bir soruya yanıt verdi.

Atatürk kimdir? Sizin Atatürk'ünüz nasıl biri?

Benim Atatürk'üm bir kahraman... Bir devrimci... Bir sosyolog... Bir asker... Bir siyasetçi... Gözümde öne çıkan en önemli özelliği çok yönlü bir lider olması. Tarihte her liderin belli bir özelliği öne çıkar. Kimisi iyi savaşır, kimisi çok adildir. Devrimler yaparlar ama hep belli bir özellikleriyle öne çıkar. Atatürk ise çok başka. Tarihten topluma kadar her alanda ayrı ayrı dehasıyla öne çıkan bir lider.

Benim Atatürk'üm aynı zamanda ezilen ama yine de yılmayan bir insan. Hani sosyal paylaşım sitelerinde bir yazı var. Onu bu cevabın sonunda paylaşacağım. Ezilen dedim çünkü kendi döneminde de eziyet görmekle kalmadı bugün de büyük bir kesim tarafından hakaretlere uğruyor.

Benim Atatürk'üm büyük bir insan, gerçekten çok büyük...

7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.
8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.
10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkmadı.
17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek basına bir hücrede hapis yattı.
25 yaşında sürgüne gönderildi.

27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinden rakibi törenle karşılanırken kalabalık arasından yalnız başına olanları izliyordu.
30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
37 yaşında böbrek hastalığından Viyana’da iki ay hasta ve yalnız yattı.
37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.
38 yaşında savunma bakanı tarafından görevinden alındı.
38 yaşında bir toplantıda giyebileceği tek bir sivil elbisesi yoktu ve bir başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.
38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

Sonra ne mi oldu?
42 yaşında TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI oldu.



Kim mi?
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK!
Ona “Para yok! ” dediler. “Bulunur” dedi. “Düşman çok” dediler “Yenilir! ” dedi. “Silah yok! ” dediler “Halledilir” dedi. Ve sonunda tüm dedikleri oldu.

Hayatta bazen aksilikler üst üste gelebiliyor inanarak, sabırla, çalışarak; bunları aşmak bizim elimizde yeter ki gerçekten isteyelim.
Temmuz 2014

Gökhan Biçer  yeni bir  gönderide  bulundu.

Lozan Antlaşması

Bugün, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan (Lausanne) Antlaşması'nın yıldönümü.

Birinci Dünya Savaşı'nda dokuz cephede savaşa giren Osmanlı İmparatorluğu, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros (Mudros) Ateşkes Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalmıştır. Bu antlaşma ile Osmanlı toprağı kolayca işgal edilebilecek hale gelmiş, böylece devletin varlığı fiilen sona ermiştir.

Kurtuluş düşüncesiyle General Mustafa Kemal (Atatürk), işgal altındaki İstanbul'da toplanan Osmanlı Milletvekilleri Meclisi (Meclis-i Mebusan) 'nin işgale karşı bir tavır koymasını beklemiş, fakat bu meclis işgal kuvvetleri tarafından dağıtılmıştır.

Osmanlı toprağının yabancılarca işgal hareketleri devam etmiş ve 15 Mayıs 1919 günü bunlara, İzmir'e Yunanistan'ın asker çıkarması eklenince, Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919 günü deniz yoluyla, Karadeniz'den Anadolu'ya yola çıkmıştır.

19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, o günden itibaren bir kurtuluş hareketini örgütlemeye başlamıştır.

Yapılan kongrelerle ilk önce Ankara'da bir halk meclisinin açılmasının yolu açılmıştır.

23 Nisan 1920 günü, düzenli orduyu kuracak, Mustafa Kemal'i bu ordunun başkomutanı yapacak olan yetkileri verecek, yabancı devletlerle muhatap olacak komisyonları kuracak olan meclis açılmış, başkanlığına Mustafa Kemal seçilmiştir.

Bağımsızlık mücadelesi sürerken, Osmanlı'nın sonunu getirmek isteyen devletler Osmanlı'ya Sevr (Sévres) Antlaşması'nı imzalatmışlar ve böylece kâğıt üzerinde Osmanlı paylaşılmıştır.

Ankara'daki olağanüstü yetkilerle donanmış halk meclisi (Türkiye Büyük Millet Meclisi) bu paylaşma antlaşmasını tanımamış ve kurtuluş mücadelesine devam etmiştir.

30 Ağustos 1922'de, bağımsızlık mücadelesi veren halkın düzenli ordusunun zafer kazanması neticesi yeni Türk Devleti (Türkiye Cumhuriyeti), İsviçre'nin Lozan kentine, görüşmelere davet edilmiştir.

Uzun ve çetin görüşmeler sonucunda Lozan Antlaşması imzalanmış, böylece Osmanlı'yı paylaşmak için ortaya konmuş olan Sevr Antlaşması'nın hükmü kalmamıştır.

23 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.