Bilmek istediğin her şeye ulaş

X Olmak Nasıl Bir Duygu

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Nisan 2014

Mine, bir soruya yanıt verdi.

Yakın bir kişi tarafından aldatılmak/kandırılmak nasıl bir duygudur?

Birincisinde şok, inanıp-inanmama arası gel-gitler, olumluya ikna olma eğilimi; tekrarlarsa en tepedeyken elinizin birakılıp yüksekten yere düşmek gibi, bir kez daha olursa uçurumun kenarında kalmak gibi... Bundan sonra düşmek ya da kanatlanıp uçmak size kalmış... .
Mart 2014

Pelin Şen, bir soruya yanıt verdi.

Yemeksepeti'nde çalışmak nasıl bir duygu?

Bir Yemeksepeti çalışanının gözünden:

"Pek çok arkadaşımın da değindiği gibi ‘Yemeksepeti’, ‘yemek yemek’ demektir. Gün içerisinde defalarca zikredilen yemek isimlerinin ardından bilinç altı tarafından ele geçirilen zavallı çalışanın kendini kaybedercesine yemek yemesi, tüm mutfakları tatma arzusu yahut stres, kutlama veya sırf güneş açtı diye kollektif olarak siparişe asılma sorunsalı, bünyemize yeni katılan restoranları yer yer şımartması, yapılan promosyonlarla (ki pişirdiği yemeği yiyemeyen annelerden öte yaptığı promosyonları yiyememe sıkıntısı olan editör problemleri bir yana) restoranları daha nicelerine teşvik etmesi için keyfî yeme saatleri yaratılması sadece yeme arzusunun günahını paylaşmaktan mütevellittir…"


kaynak: blog.yemeksepeti.com/index.php/2011/03/1... .
Mart 2014

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Adada yaşamak nasıl bir duygu?

Çocukluğumda bir sene kadar Burgaz Ada'da yaşamıştık. Aslında anlatılmaz yaşanır deyip geçmek lazım ama nefis bir duygudur.

Zaten adaya gidiş gelişin keyfini herkes bilir, sürekli bir tatil rüzgarı eser o ada vapurlarında... Vapurdan inip eğer iskeleye uzak bir yerde oturuyorsanız faytona binersiniz. Bir de benim o zaman olduğum gibi afacan oldunuz mu faytoncunun yanında atın uyumlu adımlarını dinleyerek, dansvari yürüyüşünü seyrederek gidersiniz eve kadar.

İnsana huzur veren sağlı sollu yemyeşil ve rengarenk çiçekli daracık ada sokaklarında yürürken ya da faytonla giderken o kekik ve diğer yaban baharlarının kokusunun faytonları çeken atların pisliğinin kokusu ile harmanlanması insanı her türlü kötü düşünceden uzaklaştırır, içsel bir dinginlik verir. Hele yağmurdan sonra o çam ormanından yükselen koku anlatılmaz koklanır.

Bütün evler alçak yapılardır, bir ev bir evin önünü kapatmaz, adanın dik yamaçlarında, ister İstanbul'a bakın ister Marmara'ya manzara nefistir. Ada insanı da bildiğimiz İstanbul insanından çok farklıdır. O güzelliğin, dinginliğin içiende yaşayan adalılar, ılımlıdır, mülayimdir, agresyondan uzak keyifli insanlardır.

İskele meydanından sağa doğru hafif bir yokuş çıkar, adının nereden geldiğini bilmediği Kalpazankaya'ya kadar gidebilirsiniz o yolu takip ederseniz. Kalpazankaya'nın tepesinde mütevazi bir restoran vardır. Orada tandır yemek bir başkadır. Bu yaşımda gittiğimde artık yanında rakı da içiyorum. Manzarası çok güzeldir, restoranda bir de oturan Sait Faik vardır, heykel tabii.

O restoranın benim için diğer önemli özelliği ise ilk sarhoşluğumu orada yaşamış olmamdır. Leş gibi sıcak bir günde denizden çıkıp susamış olarak o restoranda arkadaşlarıyla oturmuş yeyip içen babama gidip su istemiştim, dinlememişti tabii, ben de masada buz gibi saydam bir sıvıyla dolu olan su bardağını kafaya dikmiştim, dikmiştim demişken, o hararet ve sıvının buz gibi olmasından dolayı gerçekten dikip bitirmiştim. Neden sonra içindekinin votka olduğunu söylediler ama ertesi gün. O gün artık hiçbir şey dinleyecek halim yoktu. Etraftaki bütün çocukları da peşime takarak en deli oyunları oynamıştım. En delisi de kafamıza etraftan bulduğum hasır bir matı alıp altına sıra sıra dizilip tırtıl gibi koşmamızdı. Deli diyorum çünkü o sarhoşlukla matla gözlerimi de kapamış ve restoranın kenarında 2m kadar aşağıdaki içecek deposuna düşmüştüm. Neyse ki basamak basamak içecek kasaları vardı onların üstünden yuvarlanarak yumuşak düşmüştüm hiçbir şey olmamıştı ama o günün gerisini hatırlamıyorum :)

Restoranın altındaki yamacı iner, adanın tek mütevazi plajsısına ulaşırsınız. Büyük bir kaya vardır orada suyun 2-3 metre içinde, hep o kayanın "Kalpazankaya" olduğunu hayal etmiştim, deniz anaları kuruturduk çocukken üstünde, ne vahşiymişiz. Hemen oradan suya dalarsınız yine 2-3 metre ileride suyun altında bol bol midye ve deniz kestanesi toplayabileceğiniz bir kaya vardır. Çocukken oradan midye ve kestane toplar, hemen oracıkta plajda topladığımız kozalaklarla ufak bir ateş yakar ve orada bu lezzeti daha önce tatmış öncekilerin bıraktığı bir teneke üstünde topladıklarımızı kızartıp afiyetle yerdik. Adanın, o plajın bir nevi geleneğiydi arada midye be kestane kızartıp yemek.

Yaz sonlarına doğru yabani kocayemişler tatlanır ve sulanırlar, dalından koparıp yerdik onları da.

Kışları sobada yakmak için üç erkek kardeş elimizde bir karton kutu ormana gider ve kozalak toplardık. Dönüş yolunda da o kutudan çıkan akrep ve çıyanları sayardık Tabii çocuktuk, yakaladığımız akrepleri öylece salmazdık. Vahşi deney yapılmalıydı, hemen kuru çam iğnelerinden bir çember yapılır, akrep ortasına konulur ve çember ateşe verilirdi, akrepler ateşten çemberin ortasında kalınca kendilerini sokup gerçekten öldürüyorlar. Erkek çocuklarının vahşeti bununla da bitmiyor tabii, yoğurt kaplarıyla bol bol olup ortalıkta gezinen kertenkeleleri yakalamaya çalışırdık, hayvanları nadiren yakalayabilirdik ama kuyruklarını bırakıp kaçtıklarına defalarca şahit oldum.

O civarda evlere belediye suyu verilmezdi o zamanlar. Her hafta bir su tankeri gelir evimizin altındaki sarnıcı doldururdu. O su oradan kapalı devre bir tulumbayla çatıdaki su deposuna çekilir ve o depodan kendi basıncıyla akıtılarak kullanılırdı. Yazın sadece sıcak su kışınsa sadece buz gibi su olurdu. Sanırım, hatırladığım kadarıyla, pompalama esnasında musluğu açtığınızda sarnıç ve depodan karışık su da alabiliyordunuz ama bunun için de tulumbayı su alma esnasında çalıştıracak biri gerekiyordu.

Farkındayım, hikayem biraz sürreal oldu ama o zaman hayat şimdiki şartlara göre zaten sürrealdi. 70'lerin başlarından bahsediyorum. Bırakın İnternet'i, bilgisayar'ı, cep telefonu hatta normal telefonu, televizyon bile yoktu ülkede de bizde de. Hatta orada yaşarken evimizde radyo bile yoktu. Elektriğimiz vardı ama o da sadece akşamları ışık vererek bize hizmet ediyordu. Belki duyanlarınız olmuştur bazı yaşlılar ışığın kapatılması ya da açılmasını istediklerinde elektriği, ya da cereyanı kapat derler, bunun nedenini de açıklamış olduk, elektrik bizim için Edison zamanında olduğu gibi sadece ışığı ifade ediyordu.

Neyse bu konuyu da sevdim, çocuk gözünden adada yaşamaya bugünlük bu kadar hoşça kalınız, yarın yine gelirim darılmayınız.
Ocak 2014

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

90'larda internette olmak nasıl bir duygu idi?

Açıkçası hayran olmuştum ilk Internet bağlantımı sağlayıp, sayfaları görüntülemeye başlayınca.
O zamana kadar etkileşim olarak dünyaya açıldığım tek iletişim aracı telefondu (TV tek taraflı yayın yapıyor, ben onu etkileyemiyorum, o beni etkiliyor) Telefonda, alan kodu, ülke kodu tuşlamak gibi aşamalardan geçtikten sonra karşı tarafa bağlanabiliyorsunuz. Burada böyle bir şey yoktu. 'www... com' yazdıktan sonra doğrudan o siteye erişebiliyorsunuz. Yani önce kendi şehrimden çıkayım, sonra ülkeden çıkayım derdi yoktu. Aslında geri planda böyle şeyler olabileceğini tahmin ediyor insan ama size 'dert' olmaması güzel bir şeydi.
Evdeki tek telefon hattımı meşgul etmeme, ailemin hoşgörüyle bakması da ayrı bir güzel yönüydü Internet kullanımının.
Bir kaç yıl sonra, sahip olduğumuz bir mülkte tadilat yaparken, üç tane telefon hattı çektirmiştim. Biri telefon, biri faks, diğeri de Internet için kullanılmak üzere. Meğer ADSL çıkmış: )
Arama motorlarını keşfetmek galiba önemli bir basamaktı.
Arkadaşlar her gün birbirlerine yeni duydukları bir şeyleri aktarırlardı: icq, mirc gibi.
90'larda Internet'in ayrı bir tadı vardı.
Ocak 2014

Zuhal Feza, bir soruya yanıt verdi.

90'larda internette olmak nasıl bir duygu idi?

Özgürlük,
merak,
açılan kapılar,
yeni insanlar,
yeni bilgiler.
Ocak 2014

Eski Inploider, bir soruya yanıt verdi.

90'larda internette olmak nasıl bir duygu idi?

İyi ki o dönemleri yaşadım:
  • 33.6K modemli yıllarım
  • İnternete yalnızca işimiz olduğunda girdiğimiz yıllar çünkü çok pahalıydı
  • Kaç saat internete girdim telefon faturasına ne yansır diye hesap kitap yaptığımız yılar
  • Gece girersek internet daha hızlı olur dediğimiz yıllar
  • ICQ, MIRC, Netscape, Winamp unutulmayanlar arasında
  • Frontpage Express, Macromedia Flash : )
Ocak 2014

Serhat Zorer, bir soruya yanıt verdi.

90'larda internette olmak nasıl bir duygu idi?

Ve daha aklıma gelmeyenler...

Aslında o zamanlar daha 10 yaşlar civarında olduğumdan ve eski dönemleri bilmediğimden, işin büyüsü ve mucizenin pek farkında değildim. Şu anki nesil hiç farkında değil. Ama benden daha eskilerin olayı çok daha iyi anladığını ve takdir ettiğine şahitlik ettim. Onların da ilk günkü hevesleri kalmamıştır şimdi ya...
Ocak 2014

Goul Chakir Katsapoulos, bir soruya yanıt verdi.

90'larda internette olmak nasıl bir duygu idi?

96'da daktilo dersine giderken, annemin bilgisayarını kurcalayarak interneti öğrenmeye başlamıştım. 97de taksitle ilk bilgisayarımı aldığım zaman, dial-up çalıştırıp 3 numara çevirip garip garp bağlantı seslerinden sonra meşgul tonunu yüzlerce kez duymaya rağmen heyecanla tekrar deneyerek internete girmeyi başarabilen siyah-beyaz Telefunken'den gelme bir çocukluktu bizimki : ) Ve şimdi bütün bunlar sayesinde 15 yıllık bir medya uzmanıyım.
Ocak 2014

Ayhan Şimşek, bir soruya yanıt verdi.

90'larda internette olmak nasıl bir duygu idi?

E-Ticaret'in TR'de kocaman bir sıfır olduğu dönemler. Arama motorlarına türkçe bir şey arattırdığında karşına çıkan dataların tamamı ingilizceydi:) Fakat her şey bir yana Front Page vardı bilenler bilir. Ne paralar kazandık Laleli piyasasından:) )
Aralık 2013

Kuzeymavi, bir soruya yanıt verdi.

Küçük bir ilçede öğretmen olmak nasıl bir duygu?

3. Kez küçük bir ilçede çalışıyorum. Olumsuz yanları toplumumuzun genel yapısı itibariyle dedikoduya düşkün olması hasebiyle attığınız her adımın denizde dalga yaratması bir de öğretmen olduğunuz için ekstra da gözlem, süzme operasyonları laf aramalar. Dışarıdan gelenlere karşı bu küçük ilçede yaşayan insanların adeta buranın sahibi sadece biziz bakışları. Her yer bizim mantığından mütevellit yolda trafikte olabilecek bütün psikopatlıklar. İlçe kaymakamı, milli eğitim müdürü vs. Ne kadar protokol varsa zırt pırt hepsiye karşılaşmanız her şeyin adeta törensel olması.

Güzel yanı dostlarınıza bağlanmanız, ailenizin kıymetini daha iyi anlamanız. Sinema tiyatro etkinliklere hasret kalıp ilk fırsatınızda iliklerinize kadar hissetmeniz.
Kasım 2013

Ertan Şahin, bir soruya yanıt verdi.

Kumarbaz olmak nasıl bir histir?

Çok güzel bir histir... Bir gün çok param olursa en büyük meblağlarla oynardım. Sonucun yaklaştığı anda zaman sonsuzluğa doğru uzanır... Para ne kadar büyük olursa zaman o kadar uzundur... Beyin o anda bir bombardıman halindedir, o yüzden zaman uzun gelir. Beyin zamanı böyle algılar mesela hasta olduğun bir gün sana daha uzun gelir, çünkü beyin acı bombardımanı halindedir...
Eylül 2013

Şahin Akdeniz, bir soruya yanıt verdi.

Polis olmak nasıl bir duygudur?

Polis olmak, Siyasetten uzak durup, sadece kendi birimini ilgilendiren işleri yaptığın müddetçe çok güzel ve çok hoş bir duygudur. Günümüzde Polisin ne kadar agresif olduğundan bahsediliyor. Polisin çalışma saatleri gerçekten çok ağır ne yazık ki... Bu agresiflik sadece vatandaşımıza yansımıyor, Polisin ailesine de yansıyor yeri geldiğinde. Bu da takdir edersiniz ki ayda 10 gün gece, 10 gün gündüz, 10 gün de (yarısı uykuda geçiyor) izin şeklindeki sistemin ufak bir yansımasıdır. Daha torpilli kesimin ettiği hakaretleri bile dile getirmiyorum. Söz konusu sizin çalıştığınız yerde 1 en fazla 4 kişi sizden sorumlu üst düzey yetkili iken Polislikte; Komiser Yardımcısı, Komiser, Başkomiser, Emniyet Amiri, Müdür, Savcı, Milletvekili, Bakan, Siyasi Dostluklar Edinen herhangi bir birey Polisin canını sıkabilmektedir. Tabiiki bunların arasında Dürüst ve Ahlaklı olanları tenzih ediyorum. Ama Polisi eleştirmeden önce Empati kurup bütün bu saydığım makamların altında nasıl ezildiğini anlayın lütfen.
Eylül 2013

Serkan Kiose, bir soruya yanıt verdi.

Türkiye'de girişimci olmak nasıl bir duygudur?

Türkiye'de girişimci olmak başlıklı yazımda bu konuya da ışık tutabilecek bazı fikirlerimi paylaşmıştm. Buraya da eklemiş olayım. Umarım faydalı olur.
Haziran 2013

Hakan Köse, bir soruya yanıt verdi.

inploid.com'da çalışmak nasıl bir duygu?

Soruya iki açıdan cevap vermek istiyorum, birincisi bir startup'ta çalışmanın farklılıkları ve inploid'de çalışmanın farklılıkları nelerdir.

Bir startup yani (girişim şirketinde diyelim) çalışmak diğer şirketlerde çalışmaktan çok farklıdır. Bir girişim şirketi, herşeyden önce yenilikçi bir düşünce yapısı üzerine kurulduğu için, kesinlikle bir yenilik üzerine çalışıyor olursunuz. Yani bir GSM şirketinde yazılımcı olarak mevcut işlere ve düzene dahil olmak ve sıra gelen işlerden payınıza düşeni yerine getirmek, diğer bir deyişle sadece görevinizi yapmak yerine, bir girişim şirketinde çalışırken kendinizi ortaya koyma şansına sahip olursunuz. Bunun anlamı şudur; bir girişim şirketinde fikirleriniz önemlidir, ve bu fikirler her zaman yaptığınız işe katkı sağlar ve ayrıca hayata geçer ve bunun yanı sıra gerçekten hep çok yeni şeyler öğrenme şansınız olur, sürekli olarak bir eğitim içinde olursunuz. Bir girişim şirketi başlangıçta hep küçük ve çekirdek bir ekiple yola çıktığından, ekip içinde görev ve paylaşım üst seviyededir ve bunun yanı sıra çekirdek ekip içinde edindiğiniz tecrübeler hep üst seviyededir. Çünkü şirketin gelecekteki üst düzey konumlanacak üyeleri ile aynı ortamda ve sürekli iletişim halindesinizdir. Elbette ki siz de ekipte gelecekte üst düzey ünvanlara sahip olma şansına sahip olursunuz. Genellikle girişim şirketlerinde çekirdek ekip işi sırtlar ve başarıya ulaştırdığında o çekirdek ekip daha yönetici bir konumlanmaya sahip olur. Ekibe yeni katılanlara iş kültürlerini ve yaptıkları işi aktarmaya çalışırlar. Bu çok önemlidir, çünkü bu işlev şirket çok çok büyüdüğünde de ekip hiç tanımadığınız insanların bile şirkete ve şirketin iş yapış şekline sahip olmasını sağlar.

Gelelim inploid'e :) Şirkette, yukarıda bahsettiğim tüm noktaları barındırmanın dışında, gerçekten çok kenetlenmiş bir ortama sahibiz. Bizde şirkete geliş gidiş mesaisi gibi bir durum ve ortam yoktur. Ekibin her üyesi direk olarak işin içindedir ve ara ara yaptığımız beyin fırtınası oturumlarında herkes fikrini aktarır ve tartışır. Bu fikirler küçük notlardan, dökümanlara (1-2 sayfa) ve ardından kenarında isminizin yazılı olduğu küçük veya büyük iş paketlerine dönüşür. Hedefler konulur, iş paketleri bu hedeflerin içine alınır ve sırayla tamamlanır. Bizde iletişim her zaman iki yönlüdür ve kesintisizdir. Böylece herkes birbirini hem tanır hem de anlar. Girişim şirketlerinde çok zaman anlayışa ihtiyaç vardır. Genellikle çok keyifli zamanlarımız olur. Dışardan bakıldığında çok komik anlar yaşıyoruz, örneğin öğle yemeğine çıkmak gibi basit bir olay bizde bazen 1 saat sürer, çünkü içimizden biri "yemeğe çıkalım mı" der ve o esnada bilgisayar başında işe dalmış olduğumuzdan yanıt 10 dakika sonra diğerinden gelir "çıkalım". :) Sonra bir 10 dakika sonra ben "bişey mi dedin sen az önce" derim, 20 dakika sonra "hadi abi yemeğe çıkalım" şeklinde ilerleyen bir süreç devam eder bazen ;)

Ofis ortamımız (TTGV - Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı) İTÜ ARI2 Teknokent içinde olması dolayısıyla bir çok yazılım firması ile aynı yerde ve bize benzeyen bir dolu insanla aynı habitat içindeyiz. Bu ayrıca bir avantaj oluyor tabi.

Tüm bunlar dışında inploid'de çalıştığımız çekirdek ekip birbirinden değerli ve birbirini çok iyi tamamlayan zeki ve yetenekli insanlardan oluşuyor. Öyle ki, her birimizin bu işe kattığı çok değerli şeyler var ve bunlar kolay bulunmuyor. O sebeple biz ekibe yeni birini dahil ederken CV'sinde yazanları çok fazla baz almıyoruz. Bizim için öncelikle önemli olan kişinin ekibe katacağı ruhtur, çünkü girişimcilik gerçekten ruh ve heyecan isteyen çok zor ve yorucu bir iş. Buradan ekipteki tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum, kattıkları ruh ve heyecan için.
Haziran 2013

Gürkan Çakıcı, bir soruya yanıt verdi.

Markafoni'de çalışmak nasıl bir duygu?

Markafoni'de çalışanların görüşlerini göz önüne alarak bir yorum yapabilirim. Duyduğum kadarıyla esasen bir kaliteli çalışma ortamı mevcut. Ancak çalışanlar genelde stres altında olduklarını ifade ediyorlar. Bu hemen hemen tüm departmanlarda aynı. Ayrıca yetkililerin de zaman zaman çalışanlara çok ilgisiz kaldığı söylenmekte. Fazla mesai durumu da görülmekte ve çalışanlar yorulabilmekte. Ancak bunun için de ek ücretler var.
Daha fazla

16 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.