Bilmek istediğin her şeye ulaş

Yazarlar

Edebiyat

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Ağustos 2017

Seda Kahraman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kimlik

Nefes alıp verdiğimiz, yaşamımızı sürdürdüğümüz bu hayatta kaç kere öldük? Her ölüm anından sonra yeni bir hayat başladı bizler için. Yeni hayat kavramına kalp kırıklıklarıyla, güvensizlikle, nefret ve kin ile başladık . İnsanlara olan nefretimiz her geçen gün arttı. Güvenmek istedik ama olmadı. Güvenebileceğimiz tek kişinin aynadaki yansımamız olduğuna inanmak zorunluluğunu hissettik damarlarımızda. Beynimizde bin türlü düşünce; geçmiş acılar, travmalar… Yenilenen inançlar, arkadaşlar biraz da döngü içinde yaşamayı öğrendik. Kim anlayabilir ki yaşantımızı, kafamızın içindeki düşünceleri? Sevgi nedir? Gerçek olma durumunu silmek için elimizden gelenin fazlasını yaptık. Zor olanı istedik. Kötü olmayı tercih ettik. Baktık, kavradık, oynadık ve taklit ettik. Tıpkı çocuklar gibi inandık; inanmak istedik. Kendi benliğimizden koptuk , biz kimiz?
Ağustos 2017

Seda Kahraman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yaşama Dair

İnsan ancak kendisi olabilir bunun dışında başka bir şey olması mümkün değildir. Zaten güzel olan Her şey güzelliğe, tazeliğe, hoş bir kokuya ve canlılığa sahiptir. Taklit olan her şey cansız, donuk, sahte ve plastiktir. Başka biriymiş gibi rol yapabilirsiniz ama acaba kimi kandırmış olursunuz? Kendiniz dışında kimseyi kandıramazsınız. Üstelik bunun ne gibi bir amacı olabilir, bundan ne elde edersiniz? Kendinizi bilebilmeniz için önce kendiniz olmalısınız. Tüm kişilikleri tıpkı üzerinizden kıyafetlerinizi çıkartır gibi çıkartmalı ve tamamen çıplak kalmalısınız. Başlangıç oradan başlar . "Senden başkasına inanma, bir sen varsın bu dünyada. Bu kadar da emin olma, gördüğün her şey yalan aslında. Bir sen kendini bil. Bir sen varsın bir de beynin.   Minnet duy beynine; Yaradılış amacını unutma. Bir beynin için yaratıldın bir de düşünmek için. Haydi şimdi bak bakabildiğin kadar dünyaya, duy duabildiğin kadar gürültülü seslerini. Yarattığın bu dünyaya dön bak, tekrar tekrar bak. Sonra yine minnet duy beynine. Ne güzel hazine... Hazinenin tükeneceği gün o gün sen de öleceksin. Ölüm anını düşün. Evreni, mucizeleri düşün.Mucizenin bir parçası da sen! Haydi kalk artık çekin düzen ver kendine. Düzeldiğin halinle zihninde mucizeler yarat. Nefes almak güzeldir. Güzeldir yaşamak. Yaşa dilediğin gibi. Sorgulama, irdeleme, yargılama! Yalnızca Yaşa ! "
Mart 2016

Yaprak Taç, bir soruya yanıt verdi.

Betimleme (tasvir) tekniği geliştirilebilir mi?

Geliştirilebilir bence bunun için çok kitap okumak gerekiyor.
Mayıs 2015

Taner Alp Aydın  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ufacık Bir Kıvılcım

UFACIK BİR KIVILCIM



Ufacık bir kıvılcıma ihtiyacı vardı. Ufka doğru uzanan hüzünlü bakışlarında değildi belki. Aşka âşık olmasında da değildi. - Hem aşka âşık olmak nasıl bir duyguydu ki? - Sabah kendisi için doğan güneşin batana dek onu izlemesinde de değildi. Bulutların ağlamasında mıydı? Hadi canım sen de! Anlaşıldı. Onda da değildi. Buldum! Yıldızların altında denizin şahitliğinde onunla sevişmesinde miydi? Hayır mı?


Peki, nerede, nerede bu? Bulamıyorum. Kumsalda bulduğu cam şişenin içerisinden çıkan mektupta mıydı yoksa? Ya da ruhunu kaybettiği yere tekrar gitmiş olmasında mıydı? Sahiden nerede bu? Hiç bu kadar zor durumda kalmamıştım. Etrafımı saran ”soru işaretleri” benimle alay ediyorlardır eminim. Bulamıyorum işte. Ne aradığını bilmeyen gezgin görüntüsü verdiğim apaçık ortada… Ancak pes etmeyeceğim.



Derken yine üşüşüyor zihnime o akbaba görünümlü ”soru işaretleri”. Omzuna yağan sonbahar yapraklarında olabilir miydi? Aldığım ”hayır” cevabı zihnimin bir düşünce-kırana ihtiyacı olduğunu gösteriyordu. Nasıl bir şey olduğunu bilemiyorum ama kulağa iyi bir kalkan olabileceği düşüncesiyle hoş geliyordu.


Penceresine vuran soğuğa karşı dikenlerine sarılıyor görüntüsü veren, etine dolgun bir kaktüs çiçeğinde miydi yoksa? Hayır mı? Biliyordum. Hem neydi ki sanki? Aldığım her ”hayır” cevabı başka bir evrende yaşanan mevsimin gün batımı mı? Sorduğum her soru da birer gün doğumu. Daha kaç defa soracağım, daha kaç defa güneşi doğuracağım.


Artık soru sormak yok. - Hayır- ı duymaktan bıktım. Hem kendi kendime yaptığım varsayımlar ne güne duruyor.


Belki kütüphanesindeki ciltleri yıpranmış, sayfaları sararmış ellili yıllardan kalan kitaplarındaydı. Belki daktilosundaki, -isminin de ilk harfi olan- ”T” harfinin bozuk olmasındaydı. Aman Tanrım evet! Belki de yazmasındaki sır buydu. Yazdığı her yazılarında ”T” harfinin olduğu kısımları boş bırakıyor ve dolma kalemiyle işe koyuluyordu. Topallayan daktilosunun değnek görevini, mürekkebe susamış bir dolma kalemine gördürüyordu.


Yıllar geçecek. Ve ben hâlâ ondaki bu yazma aşkının nereden geldiğini sorguluyor olacağım. Bazen varsayımımın doğru olduğuna kanaat getireceğim. Bazen de seyretmekten vazgeçemediğim Mavi’ye nerede yanıldığımı sorup, varsayımlarımı arttıracağım. Çok sevdiğim melodiyi dinler gibi. Her gece gözüme kestirdiğim yıldızın sönmesini bekler gibi… Pes etmiyorum…



Taner Alp Aydın
yazaralp.tumblr.com
Mayıs 2015

Goul Chakir Katsapoulos  yeni bir  gönderide  bulundu.

Gercekten yasiyor musun?

yoksa sadece nefes mi aliyorsun? sana karsi dürüst olacagim. bugüne kadar herkes sana ayni seyi anlatmaya calisti. Ailen, ögretmenlerin, toplum, gazeteler, kitaplar... Sana nasil yasaman gerektigini anlattilar, ne yapman gerektigini ve kim oldugunu. Sen fazla bir sey istemedin aslinda... Mutlu, basarili olmak, sevmek, sevilmek, hayallerini yasamak, kendini degerli hissetmek... Yasadiklarinla, zamanla, ruhun ve zihnin karisti. Artik sana anlatilanlara da ruhun doydu. ben de cok slklLdlm. Mutluluk icin, basari icin, kendim olmak icin bana surekli vaatlerde bulunan kitaplardan, seminerlerden, kurallardan ve ogretilerden... yillarca yol aldim, ordan oraya sürüklendim. Sonunda cümleleri topladim. Ve sayfalara tasidim. İnsanlara karistim, gözlerine baktim, yüreklerinde yer buldum. Sorum ayniydi, "gercekten yasiyor musun? Yoksa sadece nefes mi aliyorsun? aret vartanyan - gercekten yasiyor musun?
Mayıs 2015

Maymush, bir soruya yanıt verdi.

Ahmet Ümit'in kitaplarını nasıl buluyorsunuz?

Karanlık bir sokakta yürüyordu sokağın sessizliği içini ürpertiyordu 4. Adımdan beşinci adımını atıcakken etrafında bir şeylerin ters gittiğini sezdi, uğultulu sesler duymaya başladı beşinci adımını attı ve sanki bir ayı ensesinde soluyordu altıncı adımımın başında omzuna dolma parmaklı bir el dokundu ve bu ellerin sahibi çimentocu nejat'tı evet evet bu oydu o dolma parmaklar, kahverengi bir kutup ayısını andıran o soluma yıllar sonra gerimi dönmüştü altıncı adımını iptal etti ve 126 derece arkasına döndü uzun ince bi adam kızım bu senden düşmüş demiş. Sıkıcı.
Maymush
Nisan 2015

Canan Unalan, bir soruya yanıt verdi.

Betimleme (tasvir) tekniği geliştirilebilir mi?

İlk başta taklit gibi gelebilir fakat büyük şair ve yazarların kitaplarını okuyunca kendinize ait dile hakim olduğunuzda zaman içinde sizde o dilin hakimiyetine erişebilirsiniz.
Mart 2015

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

YAŞAR KEMAL'E YAŞAR KEMALCE BİR VEDA

İnsan deyince zihnimde ilk beliren obje bir sürahi oluyor. İnsana dolmak yakışıyor; bilgice ve erdemce. Böyle olması da önemle isteniyor, insanı var Kılan tarafından.
Ezici bir çoğunluk sürahiden bardaktan bihaber iken, kendinden beklentilere duyarsız kalır iken kimileri haznelerini dolduruyor, dolmakla kalmıyor taşıyor, taşmakla kalmıyor dibindeki bardakları dolduruyor hatta başkaca sürahiler üretiyor.

Yazmak, sürahiliğin taşkınlaştığı, birikmişliğin zirve yapmışlığının ulvi mertebesidir ve öyle herkesin harcı da değildir. Bakmayın siz bugünün "Kopyala-Yapıştır" fason yazanlarına. Yazmak, hele hele edebi yazmak; ufuksuzluktan sadece sıradan fonksiyonelliğe odaklananlar için dümdüz bir örtü parçası yeter görülürken, bir rafa örtüp köşesini aşağıya sarkıtmak için; inci ve yakut bezemeli emsalsiz bir oya, nakış, dantel ortaya koyma sanatıdır, böylesi yazmak. Rafa örtü olur yine ama ruha da zarafet yüklü bir gıda olur. Düşünceye zarafet öğretisi ne de güzeldir ve bir o kadar da "kısa kes" deyip işi parantezlerle anlaşmaya varacak kadar sulandıran, zamane anlayışına tezat. Öyle ya; pek kimsenin tahammülü yoktur, hatta güçlü düşünceyi düzgün kelam ile dosdoğru söylemeye "edebiyat yapmak" der, aşağılar kimilerimiz, değil mi?

Beynimizin zorlanmasından haz etmeyiz. Özellikle sağ beyin lobumuzun açlığını, öldürürcesine görmezden gelip köreltirken, test delisi ve dost olarak görmesi gerekirken akranları aklına geldiğinde tüyleri diken diken olup, ezilmesi gereken rakipler gözüyle bakan, mekanik düşünüp mekanik "projelendiren" ama düşünsel zarafet banyosundan geçmediklerinden hissedemeyen, farklılıkların olmamasının ne tür bir kabus olacağından habersiz, herkesi ve herşeyi düşünmeden tek kalıp isteyen bir nesli türetip gururla reklam edenler; muhtemelen bu cümlenin sonuna erişmek ve baştan sonuna kadar aktarmaya çalıştığı anlamı sentezlemek istemeyecekler.

İşte; düşünen adamlar, bunların dışındakilerinin beyinsel, erdemsel açlıklarını gidermek umuduyla yazarlar. Bakmayın siz onların, "sanat sanat içindir, kimse okumasa da yazarım" diyenlerine. Bal gibi de okunmak isterler; sürahilerinden taşanın başka sürahilere doluş sesini duymak isterler. Sahnenin alkışlarını hiçbir şeye değişmeyen yorumcuların, hayatının buluşu yolunda bir ömrü akıtan gerçek bilim insanlarının taşıdıkları ile aynı güdüdür bu; insanidir, ulvidir, çok saygındır ve takdire değerdir.

İnsan bir çiçek gibi şüphesiz; kah bir nehir kıyısında sulak çehreli kah bir çöl kumsalında kavruk benizli doğar ve yetişir. Hangi canlının doğduğu ortamı seçme şansı oluyorki? Dolayısıyla her çiçek coğrafyasına, aldığı suya, ışığa, toprağın ona sunduklarına göre renkleniyor, kokulanıyor, şekilleniyor. Hatta bunlar yüzyıllar içinde sürüp giden devir daimle kalıcı özelliklere dönüşüyor, genetik yapıya işleniyor ve öyle ha deyince söküp atılıp başka şeyle ikame edilemiyor.

Oysa yazarlık ve düşünce üreticisi olmak çiçek oluşa denk düşer: Hangi görünüm, tür, aromaya sahip olduğu önemli değil; çiçek olarak, farklılıklar sunarak hayata kattığı güzelliktir asıl olan. Ne hazindir ki; sürahisinin dibinde üç beş damla suyu dahi biriktirmek gibi bir dert edinmeyenler saplandıkları ideolojik bataklıklar ve fanatizm yüzünden kendi ezberinin dışında konuşanı bir çırpıda afaroz etmeye ne de gönüllü davranır.

Yazmak zordur, beynin tüm hücreleriyle seferberliğidir, düşüncenin doğumudur ki; verdiği sıkıntı gerçek doğumu aratmaz kimi zaman. İki satır sanatı kalem kılarak yazma tecrübesi edinmeden, o sancılarla belki ikiyüzbin satırı devirenlerin kıymetini anlamak olası bile değildir. Yazarlığın gerçeği, olsa olsa böyle tarif olunur.

Herkes kendi yazarlarını, kendi camialarını tutadursun ve gerisini yerden yere vursun, ben bu çiçeklere hayranım. Beni düşündürüp yaşadığımı hissettiren çiçek yazarlar, velev ki benim içinde doğmadığım toprakların, hayatın beni getirmediği görüşlerin, fotosentez ettiğim havanın, suyun, güneşin farklı türlüsü ile beslenmiş olsunlar, bunları savunsunlar; ne çıkar.

Düşünen beyin gibi, beynin ürettiği her fikir de kutsaldır, kadimdir, muteber ve saygındır. Bunu içine sindiremeyen toplumlar için demokrasi sadece minareye kılıf uydurularak oynanan bir oyundan ibarettir.

Ucuz yollu, boş ve dolu sürahilerin ardından, belki de dünyadan elini çekeni badem gözlü yapmak konusundaki abartılı eğilimimizden ötürü, bonkörce kullanageldiğimiz bir ifadeyi sıkça sarfeder, "Bir yıldız kaydı, yeri doldurulmaz" deriz. Oysa ben bu durumlarda biraz daha temkinli davranır, "çekilen bir diş gibi" geride kalan boşluğu değerlendiririm: Gerçekten yeri doldurulamaz bir gedik oluştu mu diye.

Yaşar Kemal'i kaybettik bugün ve tereddütsüz söyleyebilirim ki gerçekten bir yıldız kaydı ve kendi kulvarında ciddi bir gediktir bu. Çünkü örnekleri giderek seyrekleşen gerçek edebiyatçılar silsilesinin günümüze ulaşan çok önemli bir halkasıydı; rengi, kokusu ne olursa olsun, bir çiçekti ve her çiçek gibi dünyaya güzellik katma telaşıdır, yaşamının özeti.

Sanatı, düşünceyi öz ölçüleri yerine holiganlıkla değerlendirmek, cehaletin emaresidir. Bir kalemin gücü, bin devletin gücünü geride bırakabilir. Hiç kimse düşüncesini samimi olarak savunan kadar masum ve etkili değildir. Beyazın siyahtan daha çok betimleyeni yoktur.

Güçlü, erdemli ve dolu sürahili, ahlaklı, sahibinin sesi olmayan güçlü kalemlere tüm dünyanın büyük ihtiyacı var ve şüphesiz bizim de.

Bu yazıyı yazmama sebep, Yaşar Kemal'e Allah'tan rahmet diliyorum. Bir yıldız, işte şimdi gerçekten kaydı, tıpkı gelmiş geçmiş diğerleri gibi.

Saygıyla. . .

Cem TURAN
Mart 2015

Hızır  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ünlü yazarların intihar notları | edebiyathaber.net

Sizin için ünlü yazar ve şairlerin intihar notlarını bir araya getirdik.Söylediği sözler bir insanın son sözleri ise özel bir önem kazanır. Ve intihar notları da özel birer son söz biçimidir. Son sözlerini bir araya getirmeye herkesin şansı olmaz fakat intihar notlarında…
Şubat 2015

Emel Gerçek  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yaşar Kemal'in ardından...

“Bir; benim kitaplarımı okuyan katil olamasın, savaş düşmanı olsun. İki; insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin. Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir. Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar. ” Yaşar Kemal
Şubat 2015

Fazlı Özdemir, bir soruya yanıt verdi.

Ahmet Ümit'in kitaplarını nasıl buluyorsunuz?

"O son kitabı yazmiycaktı. "
Beyoğlu'nun en güzel abisi'ni hiç beğenmedim ve ilk defa kendisinin kitabını yarıda bıraktım. 160 sayfa okuyup hiçbir canlılık bulamadığım, en tekdüze giden ve heyecansız kitabıdır.
İstanbul hatırası, Bab-ı esrar, Beyoğlu rapsodisi, Sultanı öldürmek... Eserlerinin yanında bu kitabın altına imza atarak hiç hoş bir şey yapmadı bence. Sayfa sayfa, bölüm bölüm... Tarih kokan, düşündüren, öğreten, endişelendiren, korkutan adeta bir adrenalin pompası görevi gören satırlar üreten değerli insan...
Kendisini eleştirebilecek son kişi bile olsam bunları yazmak istedim. Çünkü en sevdiğim polisiye kitaplar onun kalemindendir ve bu kitabına asla devam edip bitirmeyeceğim.Adeta "Arka sokaklar" dizisine çevrilmiş sonunu gerçekten hiç merak etmediğim bir hikaye. Ayrıca, son dakika heyecanıyla hafta kurtarılacak hissini de sayfa sayfa yaşadım.
Bir dahaki sefere. . .
Şubat 2015

Cihan Cihan, bir soruya yanıt verdi.

Ahmet Ümit'in kitaplarını nasıl buluyorsunuz?

Daha çok kafayı rahatlatan hafasıyla tam bir hayal dünyasına dalmana ve kendini romanın içinde bulmana yardımcı olan bir yazar ve bence her kitabın okunması gerektiği gibi Ahmet ümitinde kitapları okunmaya değer . En başta sıkabilir ama romanlarında gecen hadiselerin devamını okudukça empatik bir durum yaratabiliyor . Sultanı öldürmek , beyoğlu rapsodisi, kukla, kar kokusu bab-ı esrar ... Kitaplarını tafsiye ederim şahsen beğendiğim bir polisiye yazarı
Şubat 2015

Bazarov, bir soruya yanıt verdi.

Ahmet Ümit'in kitaplarını nasıl buluyorsunuz?

Beyoğlu Rapsodisi kitabını keyifle ve kalınlığına rağmen hızlıca okumuştum ancak finali hayal kırıklığıydı. Sultanı Öldürmek kitabı ise kanımca okunması daha zordu ancak konusu ilgi çekiciydi. Bu iki tecrübemin ışığında okunabilir bir yazar olarak nitelendiriyorum Ahmet Ümit'i. Kimi arkadaşların söylediğinin aksine efsane olduğunu düşünmüyorum zira öyle yeni ufuklar falan açmaz, düşünsel anlamda sizi pek ileri de götürmez ama zorlanmadan, sıkılmadan okuyup keyifli vakit geçirebilirsiniz. Tasvirleri başarılıdır, romanın arka planından bazı bilgiler de edinebilirsiniz fakat yine de okumadan ölebilirsiniz, sıkıntı yok.
Ocak 2015

Fırat Onur Altay  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kadın Özlemi

Kadın Abartıya kaçmamış özlemler içinde bekler...
Yaygaraya ve gürültüye pabuç bırakmayacak kadar gerçekçi anıları vardır. Erkek gibi yüksek sesli özlemez yani...
Hiç tahmin etmeyeceğin yerlerde, senin hatıralarının ucundan bile geçmediği anlarda salar özlemlerini. Beklentisiz ve belli etmeden özlemek kadın işidir...
Sonra topuklu ayakkabılarını çıkarıp, sessiz adımlarla kaybolmasını da iyi bilir...

Fırat Onur Altay

11 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Ebru Gökçe

0 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt