Bilmek istediğin her şeye ulaş

Fen Bilgisi Öğretmeni Nzn Erd inploid.com'da 3 soru sordu, 14 soru yanıtladı ve 11 takipçisi var.

Nisan 2014

Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

CERN'de yapılan deneylerde alınan sonuçlar Einstein'in yıllardır kabul edilen Görelilik Teorisi'nin sonu mu olacak?

Aslında tam tersi. O deneylerde hızlar ışık hızına yakın olduğu için deneyleri organize etmeden önce yapılan hesaplamalarda görelilik kuramı kullanılıyor. Dolayısıyla beklenen şeyler hesaplandığı gibi gerçekleştiğinde görelilik kuramı tekrar gerçeklenmiş oluyor. Şu ana kadar göreliliğe uygun olmayan bir gözlem yok.
Nisan 2014

Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

Dokunmatik ekranların çalışma mantığı nedir? Parmağımızın ekran üzerinde nereye dokunduğunu nasıl anlıyor?

Dokunmatik ekran üretmek için en çok kullanılan 3 teknoloji vardır:

1. Dirençsel (Resistive)
2. Sığasal (Capacitive)
3. Yüzey dalgalı (Surface acoustic wave)

1. Dirençsel sistem, normal bir cam panelin üzerine iletken ve dirençli iki ayrı metalik katmanın aralarında bir miktar boşluk olacak şekilde (iki ekranın arasında ortasında boşluklar olan bir petek olduğunu düşünün) yerleştirilip üzerlerine de çizilmeye karşı dayanıklı bir katman konulması ile elde edilir. Ekran etkin olduğu sürece bu iletken ve dirençli katmanlara elektrik verilir ve kullanıcı ekrana dokunduğunda aralarında boşluk olan iki katmanın buluşup aralarında elektrik iletimi olması sağlanır. Elektrik alanında oluşan değişikliklikler kaydedilir ve üzerlerinde işlem yapılarak dokunuşun hangi koordinatlarda gerçekleştiği (gayet hassas ve kesin bir şekilde) tesbit edilir.
Elektronik

  • Dirençsel dokunmatik ekranlar bir çok katmandan oluşmaları nedeniyle yaklaşık %75 - %80 arasında şeffaflık gösterirler (bunu ekranın parlaklığının seviyesi olarak düşünün). Katmanların kalınlıklarını azaltacak teknolojiler geliştikçe gösterdikleri şeffaflıklar %90 ve üzerine çıkabilmiştir.
  • Ekranın dokunuşu algılaması için basınç uygulayacak herhangi bir nesne (parmağınız, kalem veya pena gibi) kullanmanız gerekmektedir.
  • Bu tip ekranlarda yalnızca dokunmakla kalmaz; hassas seçimler yapabilir, resim çizebilir ve elinizle yazı yazabilirsiniz
  • Ekranda seçim yapmak için basınç uygulamak gerektiğinden, parmağınızı ekranda artistik hareketlerle süzülecek şekilde (ekrana bir yandan hafifçe bastırmazsanız) kullanamazsınız, ancak bunun karşılığında yanlış tuşlara basma ihtimaliniz düşüktür.
  • 2. Sığasal sistemde ekranın üstündeki cam panelin üstünde elektrik yükü taşıyan bir katman vardır. Kullanıcı katmana dokunduğunda, bu elektrik yükünün bir kısmı kullanıcıya geçer ve katmanın elektrik yükü azalır. Ekranın dört köşesinden katmanın üzerindeki elektrik yükünü kontrol eden bir alt sistem bu yük azalımını tesbit eder ve azalımın gerçekleştiği noktayı dört köşeden aldığı verilerle karşılaştırıp dokunuşun hangi koordinatlarda gerçekleştiğini (ortalama bir hassaslık ve kesinlik düzeyi ile) bulur.

    Elektronik

  • Sığasal dokunmatik ekranlarda katman sayısı daha az ve dolayısı ile ekranın üzerindeki kalınlık az olduğundan şeffaflık oranı %90 civarındadır.
  • Ekranın dokunuşu algılaması için ekrandaki akımı alabilecek bir nesne (genelde yalnızca parmağınız uygundur) kullanmanız gerekmektedir.
  • Bu tip ekranlar hassas seçimler yapmaya, resim çizmeye veya elinizle yazı yazmaya müsait değildir. Yalnızca parmağınızla dokunabilirsiniz.
  • Bu tip ekranlar (şu an kullanılan teknolojiler altında) ekranda birden çok noktaya dokunuşu algılayabilmeye müsait tek ekran tipidir.
  • Ekranda seçim yapmak için basınç uygulamak gerekmediğinden, parmağınızı ekranda artistik hareketlerle süzülecek şekilde kullanabilirsiniz, ancak yine basınç uygulamak gerekmediğinden yanlış tuşlara basma ihtimaliniz artar.

  • 3. Yüzey dalgalı sistemlerde ekranın bir ucundan diğer bir ucuna elektromekanik dalgalar (bunlar genelde kızılötesi veya ultrasonik ışınlardır) gönderen bir verici ve bu dalgaları alan bir alıcı vardır. Yüzey dalgalı ekranların çalışma prensipleri, üretilen elektromekanik dalganın vericiden alıcıya ulaşmasının (dokunuş ile) engellendiği noktanın (gayet hassas ve kesin bir şekilde) tesbit edilmesine dayanır. (90'lardaki Türkiye'deki eski dokunmatik bankamatikleri hatırlıyor musunuz? Onlarda dokunuşunuzun sadece belirli bölgelerde olduğu takdirde algılandığını anımsıyorsanız bu ekran tipinin ilk örneklerine yabancı değilsiniz demektir)

    Elektronik


  • Ekranın üzerinde herhangi bir katman olmadığı için şeffaflık oranı %100'dür. Bu, yüzey dalgalı sistemlerin detaylı grafik gösterimleri için ideal olmasına yol açar.
  • Ekranın dokunuşu algılaması için ekran üzerindeki dalga iletimini kesecek bir nesne gerektiğinden, (dalga iletimini kesecek yeterli dirence (örneğin kızılötesi ışın kullanılıyorsa, kalınlığa ve opaklığa) sahip olduğu sürece) hemen hemen herşey ile kullanabilirsiniz; hatta aslında ekrana dokunmak zorunda bile değilsiniz.
  • Bu tip ekranlarda yalnızca dokunmakla kalmaz hassas seçimler yapabilir, resim çizebilir ve elinizle yazı yazabilirsiniz; ancak bunun için ekranın bunlara uygun tasarlanmış olması şarttır (yukarıda bahsettiğim dalga iletimini kesecek yeterli direnci biraz da verici ve alıcıların hassasiyeti belirler)
  • Ekranda seçim yapmak için basınç uygulamak gerekmediğinden, parmağınızı ekranda artistik hareketlerle süzülecek şekilde kullanabilirsiniz, ancak yine basınç uygulamak gerekmediğinden yanlış tuşlara basma ihtimaliniz artar.

    Yukarıdaki bilgilerin özetini verecek olursam... Henüz yüzey dalgalı ekrana sahip cep telefonları olmadığı için bunları baştan eliyorum. Amacınız cihazınızı yalnızca parmağınız ile kullanmak ise size sığasal (capacitive) ekranlı bir cihaz uyacaktır. Ancak yalnızca parmağınızı kullanmak istemiyorsanız size dirençsel (resistive) ekranlı bir cihaz uyacaktır.
  • Nisan 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    Bir hücre kültürü deneyinde hücrelerde belirgin bir ölüm gözlenebilmesi için verilmesi gereken UV veye X ışını dozu ne kadardır?

    Sorunuza radyolog veya mikrobiyologların cevap verebileceğini düşünüyorum.
    Mart 2014

    Nzn Erd bir yanıt verdi.

    Türkiye'de eğitim öğretim ile ilgili yasalar yapılırken akademik anlamda uzman birilerinden görüş, katkı, öneri alınıyor mu?

    En basitinden Milli Eğitim Bakanlarımızın pek çoğu eğitim fakültesi dışında bir fakülteden mezundur diyeyim cevabıda size bırakayım... .
    Mart 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    Öyleyse bir negatif sonsuzluk söz konusu değil midir?

    Öncelikle şunu düzeltmek isterim: Proton ve nötron daha küçük parçalardan (kuarklardan) meydana gelirken elektron bir temel parçacıktır. Yani bildiğimiz kadarıyla daha küçük bir bileşeni yoktur.

    Proton ve nötron için kuarkları oluşturan bir parçacık da yok gibi görünüyor hem kuramsal hem deneysel olarak. Dolayısıyla kuarklar da bunların en temel yapıtaşı diyebiliriz.

    Sicim kuramını da düşünseniz bir temel parçacık (titreşim modu) her zaman buluyorsunuz, dolayısıyla sonsuza kadar küçülerek gitmiyor.
    Mart 2014

    Nzn Erd bir yanıta alt yorum yaptı

    bilimsel sınıflandırmalarda bir de domain yer alıyor alemin üstü. sığırın domaini eucarya :)
    Sığır (Latince: Bos primigenius taurus ile Bos primigenius indicus), memeli hayvanların çift toynaklılar (Artiodactyla) takımının, boynuzlugiller (Bovidae) familyasının sığırlar (Bovinae) alt familyasından evcil büyükbaş hayvan.

    Biyoloji
    Dişi sığır (inek)

    Bilimsel sınıflandırma
    Alem: Animalia (Hayvanlar)
    Şube: Chordata (Kordalılar)
    Sınıf: Mammalia (Memeliler)
    Takım: Artiodactyla
    (Çift toynaklılar)
    Alt takım: Ruminantia
    (Geviş getirenler)
    Familya: Bovidae (Boynuzlugiller)
    Alt familya: Bovinae (Sığırlar)
    Cins: Bos
    Tür: B. Primigenius

    Biyoloji
    Erkek sığır (boğa)

    Çoğunlukla evcil olan, kaba ve hantal yapılı, kuyrukları püsküllü, boynuzlu büyükbaş hayvanlardır. Mideleri dört gözlü olup geviş getirirler. Üst çenelerinde kesici dişleri bulunmaz. Otları alt çenelerinin dişleriyle keserler. Boynuzları daimidir. Kırıldığında bir daha yeniden sürmez.

    Sığır kelimesi, halk arasında geniş manada geviş getiren, etinden, sütünden ve hizmet hayvanı olarak faydalanılan büyükbaş evcil hayvanlar için kullanılır. Dar manada ise, evcilleştirilen ve etinden, sütünden veya gücünden faydalanılan ve birçok soyu üretilen evcil boğa (Bos taurus) dır. Sığırın doğumundan altı aylığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına buzağı; altı aylıktan bir yıllığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına dana; altı aylıktan gebelik dönemine kadar dişilerine düve; altı aylıktan babalık dönemine kadar erkeklerine tosun; damızlık erkeğine boğa; yavrulayan dişiye inek; enenmiş erkeğine (iğdiş edilmiş, kısırlaştırılmış boğaya) öküz denir.

    Biyoloji
    Kısırlaştırılmış boğa (öküz)

    Boğa damızlık olarak, öküz ise iş ve besi hayvanı olarak kullanılır. Ortalama 800 kg gelebilen öküz, 4500 kg'lık yükü rahatça çekebilir. Traktörün giremediği yerlerde ziraatın temel direğidir. Sığırların eti ve sütü insan için en iyi bir besin kaynağı olduğu gibi derisinden de gön ve kösele yapılır. Boynuz ve kemikleri sanayide, gübresi tarlalarda kullanılır. Yayıldıkları merayı at, keçi ve koyun gibi kuvvetten düşürmez, bilakis düzenli otlayarak ıslahını sağlarlar.
    Mart 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    Sığır nasıl bir hayvandır? İnek, boğa, öküz nedir?

    Sığır (Latince: Bos primigenius taurus ile Bos primigenius indicus), memeli hayvanların çift toynaklılar (Artiodactyla) takımının, boynuzlugiller (Bovidae) familyasının sığırlar (Bovinae) alt familyasından evcil büyükbaş hayvan.

    Biyoloji
    Dişi sığır (inek)

    Bilimsel sınıflandırma
    Alem: Animalia (Hayvanlar)
    Şube: Chordata (Kordalılar)
    Sınıf: Mammalia (Memeliler)
    Takım: Artiodactyla
    (Çift toynaklılar)
    Alt takım: Ruminantia
    (Geviş getirenler)
    Familya: Bovidae (Boynuzlugiller)
    Alt familya: Bovinae (Sığırlar)
    Cins: Bos
    Tür: B. Primigenius

    Biyoloji
    Erkek sığır (boğa)

    Çoğunlukla evcil olan, kaba ve hantal yapılı, kuyrukları püsküllü, boynuzlu büyükbaş hayvanlardır. Mideleri dört gözlü olup geviş getirirler. Üst çenelerinde kesici dişleri bulunmaz. Otları alt çenelerinin dişleriyle keserler. Boynuzları daimidir. Kırıldığında bir daha yeniden sürmez.

    Sığır kelimesi, halk arasında geniş manada geviş getiren, etinden, sütünden ve hizmet hayvanı olarak faydalanılan büyükbaş evcil hayvanlar için kullanılır. Dar manada ise, evcilleştirilen ve etinden, sütünden veya gücünden faydalanılan ve birçok soyu üretilen evcil boğa (Bos taurus) dır. Sığırın doğumundan altı aylığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına buzağı; altı aylıktan bir yıllığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına dana; altı aylıktan gebelik dönemine kadar dişilerine düve; altı aylıktan babalık dönemine kadar erkeklerine tosun; damızlık erkeğine boğa; yavrulayan dişiye inek; enenmiş erkeğine (iğdiş edilmiş, kısırlaştırılmış boğaya) öküz denir.

    Biyoloji
    Kısırlaştırılmış boğa (öküz)

    Boğa damızlık olarak, öküz ise iş ve besi hayvanı olarak kullanılır. Ortalama 800 kg gelebilen öküz, 4500 kg'lık yükü rahatça çekebilir. Traktörün giremediği yerlerde ziraatın temel direğidir. Sığırların eti ve sütü insan için en iyi bir besin kaynağı olduğu gibi derisinden de gön ve kösele yapılır. Boynuz ve kemikleri sanayide, gübresi tarlalarda kullanılır. Yayıldıkları merayı at, keçi ve koyun gibi kuvvetten düşürmez, bilakis düzenli otlayarak ıslahını sağlarlar.
    Mart 2014

    Nzn Erd bir yanıta alt yorum yaptı

    Açıklamalarınıza ek olarak uçma prensibini biraz daha açacak olursak; gaz topluluğuna aşağı doğru yer çekimi kuvveti yukarı doğru da gazın basıncı etki eder. ısınan havanın basıncı yükseleceğinden bu sıcak bölge genleşecektir. yani daha yoğun olan soğuk hava kütlesi içinde az yoğun sıcak hava kütlesi oluşur.Bu kütleye basınçtan dolayı yukarı doğru etkiyen kuvvet aynı hacme sahip soğuk havaya etkiyen kuvvetle aynıdır.fakat sıcak hava daha az yoğun olduğu için sıcak hava moleküllerine yerçekimi kuvveti daha az etki edecektir. etki eden yerçekimi ve basınç kuvvetlerinin eşitlenmesi amacıyla sıcak hava yükselir.
    Yani yükselmek istiyorsak havayı ısıtır, alçalmak istiyorsak da soğuturuz
    Balon, ısıtılmış hava ile doldurulan atmosferde uçabilen, genellikle sepetli hava taşıtı. İnsanoğlu ilk olarak uçurtma ile insan ve yük taşımaya çalışmıştır ancak balon ilk "pratik" hava taşıtıdır.

    Uçma prensibi

    Balonun havada yükselmesi, suya atılan bir cismin yüzmesiyle aynı ilke olan boyansi (batmazlık) prensibine dayanır. Bir balon yerini kapladığı havanın ağırlığı kendi ağırlığına eşit oluncaya kadar yükselir. Yükseklik arttığında havanın yoğunluğu azaldığından ağırlık dengelenir ve balon daha yükseğe çıkamaz. Eğer daha yükseğe çıkmak isteniyorsa ağırlığın azaltılması, alçalmak isteniyorsa da balonun içindeki havanın azaltılması gerekmektedir.

    Kumanda etme

    Balonlar bir yerden bir yere ulaşmak için elverişli araçlar değildirler, sadece dikey hareket kontrolü vardır ve rüzgarla sürüklendiklerinden yatay yönlendirme imkânları yoktur. Ulaşım aracı olarak kullanılan güdümlü balonlar olan zeplinlerin sürüklenerek değil itme kuvvetiyle yol almalarını sağlayan motorları ve havada yönlenmesini sağlayan dümenleri vardır.

    Balonun parçaları

    Bir balon; kubbe, sepet denilen iki bölümden oluşur. Kubbe balonun havayla doldurulan yeri olduğundan yüksek iç basınca dayanıklı, küçük yırtıkların büyümesini önleyecek, gözenekli olmayan esnek ve hafif malzemelerden yapılmaktadır. Bu malzemeler "panel" denilen parçalarla yatay, dikey veya diagonal olarak şeritler ile birbirine eklenmektedir. Sepeti ve yükleri taşıyan bir ağ balonu çevreler. Balonun tepesinde alçalmak veya inişten sonra balonu söndürmek için ayrı bir iple çekilerek açılan hava boşaltma deliği vardır.

    İlk uçuş

    Balon fikri ilk kez 1766 yılında hidrojeni bulan Henry Cavendish’in bu gazın havadan hafif olduğunu görmesi ve 1767’de Joseph Black’ın hafif bir aracın hidrojenle doldurulduğu zaman uçabileceğini öne sürmesiyle doğdu. Ancak ilk balon hidrojenle değil sıcak havayla doldurularak uçtu. İlk uçuş 5 Haziran 1783 tarihinde Fransız Joseph Michel Montgolfier (1740-1810) ve Jacques Etienne Montgolfier (1745-1799) kardeşler tarafından Annonay köyünde çapı 10,5 metre olan ketenden bir torbayı sıcak havayla doldurarak olmuştur. Balon 450 metre kadar yükselerek 10 dakikada 1,5 millik mesafe katetmiştir.

    Hava Taşıtı
    Jacques Cesar Charles'in uçtuğu balonu

    İlk insanlı uçuş

    Montgolfier Kardeşler sonraki uçuşlarını 19 Eylül 1783 tarihinde, aralarında Benjamin Franklin’in de bulunduğu kalabalık karşısında Paris’te yapmışlardır. 6 millik uçuşta balonun sepetine bir horoz, bir ördek ve bir koyun koymuşlardır.

    Hava Taşıtı
    Montgolfier Kardeşler'in tarihi balonunun mühendislik bilgilerini de içeren 1786 tarihli bir şeması.

    20 Kasım 1793 yılında sıcak hava balonu Fransız fizikçi Jean François Pilatre de Rozier (1756-1783) ve bir arkadaşını da taşımış tarihte balon kullanan ilk pilotlar olmuşlardır.
    Mart 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    Sıcak Hava Balonu - Balon (Hava Taşıtı) nedir? Nasıl çalışır?

    Balon, ısıtılmış hava ile doldurulan atmosferde uçabilen, genellikle sepetli hava taşıtı. İnsanoğlu ilk olarak uçurtma ile insan ve yük taşımaya çalışmıştır ancak balon ilk "pratik" hava taşıtıdır.

    Uçma prensibi

    Balonun havada yükselmesi, suya atılan bir cismin yüzmesiyle aynı ilke olan boyansi (batmazlık) prensibine dayanır. Bir balon yerini kapladığı havanın ağırlığı kendi ağırlığına eşit oluncaya kadar yükselir. Yükseklik arttığında havanın yoğunluğu azaldığından ağırlık dengelenir ve balon daha yükseğe çıkamaz. Eğer daha yükseğe çıkmak isteniyorsa ağırlığın azaltılması, alçalmak isteniyorsa da balonun içindeki havanın azaltılması gerekmektedir.

    Kumanda etme

    Balonlar bir yerden bir yere ulaşmak için elverişli araçlar değildirler, sadece dikey hareket kontrolü vardır ve rüzgarla sürüklendiklerinden yatay yönlendirme imkânları yoktur. Ulaşım aracı olarak kullanılan güdümlü balonlar olan zeplinlerin sürüklenerek değil itme kuvvetiyle yol almalarını sağlayan motorları ve havada yönlenmesini sağlayan dümenleri vardır.

    Balonun parçaları

    Bir balon; kubbe, sepet denilen iki bölümden oluşur. Kubbe balonun havayla doldurulan yeri olduğundan yüksek iç basınca dayanıklı, küçük yırtıkların büyümesini önleyecek, gözenekli olmayan esnek ve hafif malzemelerden yapılmaktadır. Bu malzemeler "panel" denilen parçalarla yatay, dikey veya diagonal olarak şeritler ile birbirine eklenmektedir. Sepeti ve yükleri taşıyan bir ağ balonu çevreler. Balonun tepesinde alçalmak veya inişten sonra balonu söndürmek için ayrı bir iple çekilerek açılan hava boşaltma deliği vardır.

    İlk uçuş

    Balon fikri ilk kez 1766 yılında hidrojeni bulan Henry Cavendish’in bu gazın havadan hafif olduğunu görmesi ve 1767’de Joseph Black’ın hafif bir aracın hidrojenle doldurulduğu zaman uçabileceğini öne sürmesiyle doğdu. Ancak ilk balon hidrojenle değil sıcak havayla doldurularak uçtu. İlk uçuş 5 Haziran 1783 tarihinde Fransız Joseph Michel Montgolfier (1740-1810) ve Jacques Etienne Montgolfier (1745-1799) kardeşler tarafından Annonay köyünde çapı 10,5 metre olan ketenden bir torbayı sıcak havayla doldurarak olmuştur. Balon 450 metre kadar yükselerek 10 dakikada 1,5 millik mesafe katetmiştir.

    Hava Taşıtı
    Jacques Cesar Charles'in uçtuğu balonu

    İlk insanlı uçuş

    Montgolfier Kardeşler sonraki uçuşlarını 19 Eylül 1783 tarihinde, aralarında Benjamin Franklin’in de bulunduğu kalabalık karşısında Paris’te yapmışlardır. 6 millik uçuşta balonun sepetine bir horoz, bir ördek ve bir koyun koymuşlardır.

    Hava Taşıtı
    Montgolfier Kardeşler'in tarihi balonunun mühendislik bilgilerini de içeren 1786 tarihli bir şeması.

    20 Kasım 1793 yılında sıcak hava balonu Fransız fizikçi Jean François Pilatre de Rozier (1756-1783) ve bir arkadaşını da taşımış tarihte balon kullanan ilk pilotlar olmuşlardır.
    Mart 2014

    Nzn Erd bir yanıt verdi.

    Bilim adamları neden kuş gribinin (H5N1) yeni bir türünü geliştirdi?

    Artık savaşların topla tüfekle yapılacağını düşünmüyorsunuzdur heralde. Biyolojik saldırılar için olduğunu düşünüyorum ben.
    Mart 2014

    Nzn Erd  bu yazıyı beğendi:

    Zekâ genleri anneden geçiyor

    Zekâ genlerinin hepsinin, kadınların aktardığı X kromozomunda olduğu bilimsel olarak kanıtlandı
    KADINLARIN, erkekleri kızdırmak amacıyla söylediği "Çocuğumun zekâsı bana çekmiş" sözü, bilimsel olarak kanıtlandı. Ulm Üniversitesi’ndeki bir araştırmada, zekâ genlerinin hepsinin, kadınlarca aktarılan X kromozomunda olduğu belirlendi.

    Zekâ seviyesi düşük
    X kromozomunda zekâ genlerinin yoğun olduğunu tespit eden bilim adamları, insanı erkek yapan Y kromozomunda bu genlerden bir tane bile bulamadı. Bilim adamı Horst Hameister’e göre, erkeklerin zekâ seviyesi bu nedenle kadınlardan aşağıda ve ruhsal rahatsızlıklara meyilli.

    Kadınlarda 2 tane var
    ERKEKLERDE bir tane X kromozomu bulunduğunu belirten Hameister, bunun üzerindeki zekâ genlerinin kombinasyonu iyi olmadığı takdirde, erkeklerin zeki olma şansının düştüğünü kaydetti. Hameister, kadınlardaki ikinci X kromozomunun eksikliği giderdiğini ifade etti.


    kaynak:
    milliyet.com.tr/2002/11/01/yasam/yas08. H...

    Bu da bilimadamının akademik makaleleri:
    scholar.google.com/citations? user=pıd0qc... .
    Mart 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    Zaman kavramını insanlar mı yarattı yoksa zaman zaten vardı da insanlar mı keşfetti?

    Zaman; etki ettiği noktada vardır. Etkisiz süreçlerin, değerleri evrede sıfırdır. Bir taşı, bir balığı, bir dünyayı düşünün geçen zamanın üzerinde etkisi yok ise bu nesneler ve/veya canlılar için zaman evrende sıfırdır. Etkisizdir yani. Bu nedenle o boyutlarda veya evrenlerde zaman kavramı ve gereği yoktur. Bu maddenin kendisi içindir tabii. Hız, sürat, mesafe ölçümlerinde yine kullanılabilir.

    Bu bağlamda ele alacak olursak; zaman kavramı insanlar için vardı zaten, Şaman (@chamacon) 'da dediği gibi keşfettiğimizde onu ölçmeye ve kaydetmeye başladık sadece.
    Mart 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    Zaman kavramını insanlar mı yarattı yoksa zaman zaten vardı da insanlar mı keşfetti?

    Zaman uzaydaki nesnelerin birbirine olan göreceli hareketinin dünyadaki bir gözlemci tarafından yapılan hız ölçümüdür, hareket hep vardı ama insanlar onu ölçtüler ve zaman ismini verdiler.
    Mart 2014

    Nzn Erd bir yanıt verdi.

    İgloların içi neden sıcaktır?

    İgloların direkt olarak dışarıya açılan bir kapısı yoktur, giriş çıkış bir tünel aracılığıyla olur ki bu tünel cok büyük değildir.dolayısıyla dışarıdan gelen soğuk hava akımı içeriye, içeride oluşan sıcak hava dışarıya etkileyici düzeyde ulaşmaz. Bunun dışında birkaç neden daha sayılabilir boyut yalıtım vb... Soruya zaten şu yönden bakarsanız sizde mantıklı cevapları kendinizde bulabilirsiniz; ''iglolar soğuktan korunmak için yapılır. '' ya da ''iglolar doğanın zorlu şartlarından korunmak için yapılan geçici barınaklardır. ''
    Soğuktan korunmak için direkt dışarıyla teması olan bi yerde durmazsınız ya da kocaman bir alanda bulunmazsınız. Yırtıcı bir hayvanın girebileceği kadar büyük kapılar delikler açmazsınız vs vs
    Mart 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    'Bir bütün, ancak kendini oluşturan parçacıklarla tanımlanabiliyorsa bir bütündür'. Bu düşünceye katılıyor musunuz?

    Her atomun %99,9999999999999999999999999999999999999999'u boşluktur, parçacık değildir. Dolayısıyla tüm bütünler %99,999999999999999999999999999 oranında boşluk, %0,000000000000000000000000000000001 oranında parçacıktır. Buradan yola çıkarak tüm bütünler yok denebilecek kadar az bir parçacık ve inanılmaz derecede çok çekim kuvvetinden oluşur. Bundan da yola çıkarak tüm bütünlerin maddeden çok daha fazla enerji olduğuna varırız. Sonuçta bir bütünün sahip olduğu enerji tanımlandığında o bütün tanımlanmış olur.
    Mart 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    Uzay-Zaman bükülmesi nedir?

    "Uzayzaman" nedir ile başlayalım. "Uzay" ve "zaman"ın tanımlarını ayrı ayrı günlük yaşantımızdan biliyoruz. Burada uzayı sadece yıldızlar, galaksiler gibi büyük ölçekte düşünmeye gerek yok. Etrafımızdaki her şey de uzayın bir parçasıdır.

    Einstein bunların ayrı düşünülmemesi gerektiğini, birbirlerini etkilediklerini matematiksel olarak gösterdi, buna "uzayzaman" dedi, sonra bu kuram defalarca deneylerle de kanıtlandı.

    Einstein kuramının (genel göreliliğin) belkemiği Einstein denklemi denilen bir denklem. Bir tarafında uzayzamanın geometrik yapısı, diğer tarafında da o uzayzaman içindeki maddesel yapı bulunuyor. Maddesel yapıyı denkleme koyup çözdüğünüzde geometrik yapıyı elde ediyorsunuz. Bu da size eğri bir uzayzaman veriyor.

    Yani uzayzamana madde yönünde bakarsanız kütleli bir cisim orada duruyor, geometrik yönden bakarsanız cisim değil, eğri uzayzamanı görüyorsunuz. Sadece uzay olarak tahayyül etmek daha kolay olsa da bu eğrilik zamanı da etkiliyor. Pekiyi, uzaysal bükülmeyi nasıl gözümüzde canlandırabiliriz? Gergin bir çarşafa ağır bir top atın, çarşafı büker. Genel görelilik kullanarak topu görmeseniz de (görünmez top olsun) çarşafın eğriliğinden ne kadar ağır bir topun çarşafa koyulduğunu bilirsiniz.
    Mart 2014

    Nzn Erd bu yanıtı beğendi:

    Uzay-Zaman bükülmesi nedir?

    Genel izafiyet teorisine göre her cismin aslında çevresindeki uzay-zamanı büken bir kütlesi olduğunu ispatladı. Yani aslında harekete sebep olan şey kütle-çekimi değil uzayın bükülmesidir. Newton'un kütle çekim kanununun yanlışlığı ispatlanmasına rağmen, klasik fizikteki bu model cisimlerin hareketini çok yaklaşık bir hassasiyetle açıklar. Bu yüzden pratikte hala kullanılmaya devam etmektedir.
    NASA uzay zaman bükülmesini ispat etmiştir.
    science.nasa.gov/science-news/science-a... .
    Daha Fazla