Bilmek istediğin her şeye ulaş
Kasım 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Dilber dudağı tatlısı ismini nereden alır?

Osmanlı döneminde ünlü bir aşçı varmış bu aşçı Dilber adında bir kadını seviyormuş. Kadın da bu adamı seviyormuş ve birbilerine çok bağlılarmış. Bir gün kadın ölmüş, adam ansızın kalakalmış. Adam da kokuna, o tatlı dudağına doyamadım diye üzülürken anısını yaşatmak için o kadının dudağına benzer bir tatlı yapmış adını da Dilber Dudağı koymuş. Dikkat ederseniz Dilber Dudağı tatlısının bir boyutu ve şekli vardır.Normal dudaktan biraz büyüktür. Bu durum kadının iri dudaklı oluşundan gelmektedir.Sonra sarayda bu tatlı çok tutmuş herkes beğenmiş ve padişah'ın sofrasının daimi tatlılarından biri olmuş. Günümüze kadar da bu isimle gelmiş.

Bu konuyla ilgili bir bilgim yok, internetten araştırmalarım da bir sonuç vermedi. O yüzden ben de kendimce böyle bir teori(sallamasyon) geliştirdim.Soran olursa da öyle dersin doğrusunu öğrenene kadar sorun olmaz heralde :)
Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Eylül ayında deniz turizmi için hangi beldeleri tavsiye edersiniz?

Avşa adasını tavsiye edebilirim. Güneye göre belki daha soğuk olabilir bilmiyorum ama avşa adası alternatif tatil bölgeleri arasında benim favorim.Balıkesir'e bağlı bir ada ve istanbul'a feribotla 3 saat sürüyor yaklaşık. Öncelikle ege ve akdenizdeki bilindik tatil yörelerinin yoğunluğu ve karmaşıklığı yok.Denizi çok iyi değil ama yüzülebilir ben bir problem yaşamadım.Geceleri kumsalda şarap içmek veya alkol almıyorsan kola çekirdek de olabilir keyifli.Alkol kullanıyorsan ise özellikle mavikoy şarabını tavsiye ederim. İçimi çok lezzetli en az 2-3 yıllık zaten şaraplar. Ve tadı o fiyatta bulabileceğin şaraplar arasında en iyisi bana göre.Fiyatı da 2014'te 15 tl idi.Bu sene belki 20 olmuştur ama bu fiyata bu lezzette şarap sanmıyorum olacağını. Ayrıca eylül ayında pansiyon fiyatları yarı yarıya düşüyor. 30-40 tl gibi fiyatlara pansiyon bulabilirsin.Zaten adanın nüfusu kışın çok az esnaf ve pansiyon sahipleri veya biraz yerlileri oluyor.sezonda ise 90 bin civarı olduğu söyleniyor nüfusu. Ayrıca bari, cafe club tarzı yerler yeterli sayıda ve tatmin edici bence.Sakinliği seçmek istersen de o imkan da var.Zaten çoğu yerli ve yabancı turist olduğu için çok rahat kaynaşabiliyorsun kumsalda oturup sabaha kadar sohbet edebilirsin.Sonuç olarak sakin, ekonomik ve keyifli bir yer arıyorsan tavsiye edebilirim.
Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Bir sigara paketinde neden tam 20 adet sigara vardır? Belki cevap mahiyetindedir ancak kapitalizm ve bağımlılık ile bir alakası olabilir mi?

İnternette amca'nın biri yabancı bir sitede bu şekilde cevap vermiş :)Packaging and being "user friendly". The pack of 20 fits into the mans shirt pocket nicely. If there were more than 20, it would be too wide to fit. Don't know how this would affect the ladies.
Türkçe meali:
Paket ve yapısı kullanıcı dostu. 20 adetten oluşan paket gömlek cebine güzelce sığar. 20 den fazla olsaydı bu çok geniş olacaktı ve sığmayacaktı. Ama kadınlar için bu durumun etkisi nasıldır bilmiyorum :)
Ben de gömlek ve sigara ile ilgil internette biraz araştırma yaptım ve şu şekilde bir teori geliştirdim.Yukardaki düşünceye biraz benzer veya daha detaylısı.
Gömleğin icadı eski mısıra dayanıyormuş. Avrupa ve dünyada 14. Yy dan sonra yaygın kullanıma başlanmış. Ayrıca askerler savaşlarda da gömlekvari kııyafetler giymektedir.Sigara ise 18 yy da özellikle kullanımı yaygınlaşmış. Bu bağlamda gömlek sigaradan önce bulunmuştur.Sigaranın yaygın kullanıcıları ise erkeklerdir o dönemde.Ataerkil dünya düzeni özellikle o dönemde daha yaygındı ve üretilen çoğu ürün bu bağlamda erkek için olmuş olabilir. Kadınların sosyal ve iş hayatında bulunmalarının yaygınlaşması ise daha sonralara dayanmaktadır. Bu bağlamda ilk sigara üreticileri kullanımı ve taşıması uygun olsun diye boyutunu belirlemede gömlek ceplerini baz almış olabilir. Ve bu standart paketlere 20 dal sığmaktadır. Daha çok koyması bu açıdan mantıklı olmayacaktır.Peki daha az koyamazlar mıydı? Pek tabi koyabilirlerdi ancak o zaman teknoloji yaygın olmadığı için ve maliyetler günümüze oranla yüksek olduğu için kutuyu maksimum verimle değerlendirmek istemiş olabilirler. Temel kapitalist mantık minimum maliyet maksimum fayda esasına dayanır.Zaten liberalizm ve kapitalizmin ortaya çıkması da bu dönemlere dayanır. Bu açıdan erkekleri ilgilendirdiği için kadınlar açısından pek geçerliliği yoktur bu durumun zaten kadınlar çantalarında ve ellerinde taşıyorlar genelde sigara paketlerini. Günümüzde ise paketlerin miktar ve boyutlarının farklılık göstermesi de maliyetlerin düşmesi, pazarlama stratejilerinin gelişmesi olabilir. Sonuç olarak şuanada kadar internette araştırdğım kadarıyla en mantıklı teori bu diye düşünüyorum ta ki bunu çürütecek veya daha mantıklı teoriler çıkana kadar :) yeni bilgiler edinirsem de tekrar editlerim yorumu :)


Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Hangi şehir sizin şehriniz? Neden?

Benim şehrim kesinlikle istanbul'dur. 24 saat zaman kavramını dolu dolu kullandığın bir şehirdir. Diğer şehirlerde bu nedenle kazıklanmış gibi hissediyorum :) Ayrıca benim için şu durum çok önemli yaşadığım şehirden keyif alabilmem için.Sosyal, Kültürel, Eğlence vs. aktiviteleri için imkanlar çok olacak. Bunların çok olması hepsini yapacağım ya da yapmam gerektiği anlamına gelmiyor ama bu imkanın olmasının verdiği rahatlık bile yeter. Yani canınız ne zaman ne isterse yapabileceğiniz imkanlarla dolu bir şehir seçenek çok. Ayrıca boğaz gibi muhteşem bir doğal ve tarihi güzellikleri var.Haliyle deniz var deniz bir şehir için çok önemlidir. Özellikle çocukluğunuz deniz olan bir şehirde, ilçede geçtiyse bu sizin için daha da önemli olmaktadır. Yüzmek açısından kısıtlı imkanlara sahip olsa bile denizin varlığı şehre ayrı bir güzellik katıyor. Kötü yanları ve durumları yok mu bu şehrin? Var tabi ancak iyi özellikleri kötülerinden fazla olduğu için ve sizi tatmin ettiği için sizin için özel bir anlam kazanıyor bu şehir. Türkiye'de özellikle batıda birçok şehir ve ilçe gezdim kesin konuşmamakla birlikte bundan sonraki hayatımı İstanbul'da geçireceğim diyebilirim. Tabi tam tersi düşünenler de olabilir onlara da saygı duyuyorum.Ama benim şehrim İstanbul'dur :)
Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

İstanbul'a yeni gelen bir üniversite öğrencisi İstanbul ulaşımını nasıl öğrenebilir?

İstanbul'da ulaşımı tam olarak kimse öğrenemedi daha :) ancak deneyimle, görsel hafızayla ve internetten araştırarak pratik ulaşım yöntemleri konusunda deneyim kazanabilirsin. Toplu taşıma hatlarını internetten İstanbul Ulaşım Hizmetleri sayfasından bakabilirsin. Her yere neredeyse çoğu ulaşım yöntemi ile gidebilirsin ancak sana maksimum fayda sağlayacak yöntemi seçmelisin ki zaman kaybı ve ruh sağlığında sıkıntı olmasın :). Örneğin Beşiktaş, Şişli, Kadıköy gibi gündüz nüfusu yoğun olan yerlere mesai başlangıcı ve mesai sonlarında İETT veya dolmuşla gitmek aynı şekilde kıta değişimi yapmak pek sağlıklı değil. 5 dk'lık yol 1 saati bulabilir. Bu durumda deniz ve metro ulaşımı daha pratik olacaktır. Dediğim gibi yaşadıkça zamanla deneyim kazanacaksın ve bu durum senin için çok sorun teşkil etmeyecektir ama şunu söyleyebilirim bütün zorluklarına rağmen İstanbul güzel şehir :)
Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Yaratıcı insanları, evreni vs. neden yarattı?

Bu soruda eksik olan taraf tek taraflı bir soru olması yani düşünce akımlarının hepsine hitap etmiyor. Yaratıcı inancına sahip biri bu soruyu detaylı cevaplandırabilir. Yaratıcı inancına sahip olmayan biri için bu soru geçersizdir. Yani yaratıcı inancına sahip olmayan biri için bu sorunun cevabı; böyle bir durum yok olacaktır. Bu cevabın da bir anlamı olmayacaktır.
Yaratıcı inancına sahip olan biri ise karşılaştığı sorular karşısında bir süre sonra kısırdöngüye girecektir ve sonucunda sorgulamayı bırakıp sorgulamadan inanma yoluna gidecektir. Yaratıcı inancına sahip dinlerin çoğu bu genel olarak bu şekilde işleyişe sahiptir. Yani çok fazla irdelemeden inanma ve öldükten sonraki yaşam için çalışma yolunda hayatlarına devam edeceklerdir.
Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Türkiye'de artık şu değişsin dediğiniz şey nedir?

Sadece amacı İnsanı, doğayı sömürmek olan ve bunu her alanda gösteren vahşi kapitalist sömürü düzeni değişirse gerçekten bir şeyler değişir ancak bunun değişmesi tamamen bireylerin ve toplulukların zeka ve kişilik seviyeleriyle orantılı! . .
Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Mimarlık öğrencisiyim. Hocam maketimde su gösterimi için illa asetat veya mavi karton değil daha soyut şeyler önerdi. Sizce ne yapabilirim?

Mimarlıkla ilgili pek bilgim yok ama sosyoloji mezunu biri olarak diyebilirim ki standart maketini yapıp suyun olacağı yere de hiçbir şey koyma. Hoca nerde su diye sorarsa da boşluğu göstererek işte burda hocam soyut çalıştığım için görülmüyor dersin. Ayrıca zaten su renksiz bir durumdadır ve doğada katı, sıvı ve gaz halinde bulunabilir. Yani bilimsel olarak da bu cevabın sıkıntı yaratacağını düşünmüyorum :)
Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Psikoloji bölümü hakkında bilgi verir misiniz? Geleceği, bugünü, okurken yaşayacağım sıkıntılar, güzel yönleri, hangi üniversite bana daha çok şey katar?

Psikoloji insan davranışları ve zihinsel süreçleri ile birlikte bunların altında yatan nedenleri inceleyen ve araştıran bilim dalıdır. Tüm kavramsal açıklamaları geçersek sosyal bilimlerin okuması çok zevklidir. Puan sırasına göre Psikoloji, Sosyoloji-Felsefe gelir.Ancak bazı üniversiteler psikoloji bölümünün yanında sosyoloji de okumaya imkan verir. Buna çift anadal deniyor. Yani 4 yıllık örgün öğretimin sonunda hem psikoloji hem de sosyoloji diploman oluyor.Psikoloji okumayı düşünüyorsan bu şekilde bir eğitim almanı tavsiye ederim. Günümüzde ülkemizin siyasi ve geleneksel anlayışından dolayı sosyal bilimler hakettiği değeri göremiyor.Ancak çağdaş dünyada ülkemiz bu duruma daha da kayıtsız kalamayacaktır. Türkiye koşullarında her meslek iş sıkıntısı yaşanabilen meslek oldu artık.Sadece yüzdesi değişiyor.Zaten işi bulmak ve çalışmak kişinin kendisiyle ilgili.Sen eğer kendini geliştirmezsen, belli yetenekler, beceriler edinmezsen hiçbir bölümde iş durumu sağlayamazsın. Bu nedenle iş kaygısıyla değil okurken ve okuduktan sonra mutlu olur muyum'un cevabını kendine vermen gerekir.
Okurken çok fazla sıkıntı yaşamazsın eğer sosyal bilimlere bir ilgin varsa.Ben çok iyi derece ile mezun olmadım ama hiç bir sınava da 1 saatten fazla çalışmadım.Derste dinlediklerin, kendi ilgi alanların, araştırmaların, hocanın katkısı üniversitenin kalitesi senin okurken sıkıntı yaşayıp yaşamayacağını belirleyecektir.
Üniversite olarak da şunu belirtmeliyim.Anadolu'da herhangi bir üniversitede okursan okuduğun il, üniversite, o ilin sosyal imkanları senin beklentilerini karşılayacak mı o önemli. Çünkü çoğu Anadolu'daki üniversitede koşullar aşağı yukarı aynı sadece kişiyi o ilin yaşanabilirlik düzeyi etkiliyor.Sonuçta en az 4 seneni geçireceksin orada.Psikoloji ve sosyal doyumunu veya sorununu o kriter belirleyecek. Bunun kararını araştırarak sen vermelisin.Kendini çünkü en iyi sen tanıyorsun.İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir gibi büyükşehirlerde okumak istersen tabi buralar daha iyi olacaktır senin için şu anlamda;
1. Büyükşehir olanakları daha fazladır
2. Bu illerdeki üniversiteler Türkiye'nin seçkin üniversiteleridir
3.CV'nde bu şehirlerdeki üniversitelerin isimlerinin etkisi biraz da olsa olacaktır iş başvurularında
Son olarak da şu koşula dikkat etmelisin.Benim için devam zorunluluğu problem diyorsan devam zorunluluğu bulunmayan üniversiteleri araştırmalısın. Çünkü çoğu üniversite bir dersten bir dönemde 4 hafta devamsızlık hakkı tanıyor ve bu süreyi geçersen devamsızlıktan kalıyorsun o dersten, sene de devam etmen gerekiyor yine o derse. Bu önemli bir durum olabilir bazı kişiler için. Örnek vermek gerekirse bildiğim kadarıyla İstanbul Üniversitesinde devam zorunluluğu yok.Ben Adnan Menderes Üniversitesinde okudum bizde ise devam zorunluluğu vardı.
Sonuç olarak bu bilgiler ışığında kendi kararlarını verip kişiliğine, düşüncene uygun bir tercihte bulunabilirsin.Nihai karar senin olacak sonuçta :)
Ağustos 2015

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Çağrı merkezinde müşteri temsilcisi olarak hiç çalıştınız mı? Çalıştıysanız düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

3 Sene çağrı merkezinde çalıştım. 1 senesi teknik birim(GSM operatörünün yükümlü olduğu telefon, mobil modem sorunlarına destek veren birim) 2 sene de Teknoloji merkezi müşteri hizmetleri telefon altyapı sistemleri biriminde çalıştım. Çağrı merkezi aslında çok eğlenceli bir iş ordaki sosyal ortamın, birçok kasıntı kurumsal birimlerde yok.Çok güzel arkadaşlıklar kurabiliyorsun. Çeşitli sosyal aktivitelere katılmaya hevesli yüzlerce kişi bulunuyor. İş konusuna gelince ise işin kapsamı çok zor değil.Genelde sorun yaşayan yada bir talebi olan müşteri arıyor seni. Talebi olan diğerine oranla daha kolay işlemini yapıyorsun gönderiyorsun. Diğerinde ise yaşadığı soruna bağlı olarak(bu arada konuşma kriterlerinde sorun kelimesi kullanılması yasak yaşadığı durum denilmesi gerekiyor :) ) uğraştığın süre ve stres durumu artabiliyor ancak çalışanın kişisel yetenekleri devreye giriyor bu durumlarda. Müşteri yaşadığı sıkıntıyı sana kendi karakterine ve eğitim seviyesine göre yansıtıyor. Eğer eğitimli modern bir bireyse uygun bir üslupla, cahil ve kaba bir bireyse hakaret ve küfürle yansıtıyor. Eğer sen kişisel yeteneklerin bu iki durumu karşılayacak yeterliliğe sahipse sorun yaşamadan müşteri memnuniyetiyle görüşmeyi bitirebiliyorsun ama bu yeteneklerden yoksunsan yani problemle başedebilme becerilerin yoksa hem problem yaşayabiliyorsun hem de kendi sinir, stres konusunda zarar görebliyorsun. Yani tamamen kişisel özelliklere dayalı işleyen bir sektör. Eğer diğerlerinden farklıysan ve yönetim tarafında bir sıkıntı yoksa kariyer olarak hızlı yükselme imkanın var.Mobbing yaşama ihtimalin diğer sektörlere göre daha yüksek çünkü yöneticilierinle sürekli iletişim halindesin.Senden maksimum fayda bekleniyor. Bunları sağlamadığın zaman markanın kurumsallığına göre düzeyleri değişen mobbinglere maruz kalabiliyorsun. Onun dışında normal hayatta yaşamadığın birçok deneyimi yaşayabiliyorsun. Cem Yılmaz vari komik durumlar, cahilliğin dibini gördüğünüz durumlar, tehditler vs. hepsini yaşayabiliyorsunuz.Ama burda şunu unutmamak lazım; müşteri aslında size karşı bir tepki göstermiyor markaya karşı bir sıkıntısı var ve muhatap olarak siz varsınız bu nedenle siz maruz kalıyorsunuz bu tepkilere.Ama size de bunun için para ödüyorlar. Bir nevi "Mazlum'u getirin bana" durumu gibi bir şey :) Kendini geliştirmek isteyenlere tavsiye ederim ama çalışacağınız yerin kurumsal bir şekilde işletilen bir yer olmasına dikkat edin.Saygılar.
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Sizce insanoğlunun en büyük yanlışı ne idi/nedir?

Aklının ermediği her şeyi ilahi güçlere, varlıklara bağlamak! . . .
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Yeni Türkiye'nin en beğenmediğiniz özellikleri nelerdir?

Bu çok uzun cevap gerektiren hatta cevabı kitap olacak bir soru olmuş. En beğendiğiniz ne diye sorulsa daha kısa sürerdi kesinlikle :)
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Okul Öncesi Eğitimi zorunlu olmalı mı?

Okul öncesi eğitim zorunlu olmalı ama çocuğa değil ailesine zorunlu olmalı. Doğumundan okul çağına kadar ilk eğitim aile tarafından verilmeli çocuklara. Ülkemizde iyi yetişen aile sayısı çok az olduğu için ilk aşamada bu durum oluşmayacaktır. Ama çocuğu olan aileye süresi değişebilir, okul çağına kadar çocuğunu yetiştirmesi için çeşitli eğitimler verilebilir. Hatta hamile kaldığı andan itibaren yapılabilir. Çünkü sağlıklı ve düzgün hamilelik bebeğin de kalıtsal bir rahatsızlık yoksa düzgün ve sağlıklı doğmasını sağlayacaktır. Okul çağına kadar ailelere verilecek eğitimin içeriği araştırmalarla belirlenebilir ancak modern çağın gereklerine uygun bir eğitim olmalıdır ki çağdaş nesiller yetiştirebilelim. Bu işlemden sonra çocuk okulda pek problem yaşamayacaktır ve kendisini daha rahat ifade edip geliştirebilecektir. Bu sayede hem çocuk hem ailesi eğitimli olacaktır ve 7 den 70'e toplumda bir aydınlanma gerçekleşecektir. Eğer ailesi tarafından gerekli okul öncesi eğitimini almış çocuklar yetiştirilirse, Özendiğimiz avrupa eğitim standartlarına ulaşabiliriz. Kolay bir iş değildir ama yapılamayacak bir şey de değildir! . . .
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Sosyal medyada yazılan metnin büyük harflerle yazılması sizin için de bağırmak anlamına mı gelir? Hayırsa ne anlama gelir?

Siz bir ortamda bağırırsanız dikkat çekersiniz herkes biranda susar ve size bakar ne yapıyor diye ama anlık takip esastır bağırmanız bitince herkes kendi işine döner. Yani anlık dikkat çekmek için işe yarayan bir durumdur. Ve haklı da olsanız kabaca bir davranıştır. İnsanlar genellikle medenice bir şeyler paylaşabilir ve medeni insanlar bunu anlayabilir. Zaten anlamıyorsa bağırmanın bir faydası uzun vaadede pek işe yaramayacaktır anlık etki yaratır sadece.Sosyal medyada büyük harfle yazmak da bağırmanın kabaca ifade ediş ve sosya medyacasıdır! ... Eğer zaten sizin yazdıklarınız değerli ve mantıklı cümlelerse yine medeni akıllı insanlar tarafından rağbet görecektir. Eğer değilse de zaten anlık büyük yazdığınız için anlık etkileşimler dışında bir fayda sağlamayacaktır. Alıcısı yine kaba, akıl bakımından eksik insanlar olacaktır bu metinlerin! ... Bazı kelimeler vurgulamak amacıyla belki büyük metinle yazılabilir ama hepsini büyük yazmak gereksizdir ve Melih Gökçek gibi değerli, işe yarayan cümleler kuramayan insanların genelde başvurdukları, gereksiz, populist bir yazma tekniğidir, Zaten Melih Gökçek gibi boş bir insanın bu tekniği kullanması ne kadar gereksiz bir şey olduğunu gösteriyor bence :)
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Biriyle yeni başlangıçlar yaparken geçmişi sorgulanmalı mı?

Kişiye göre değişen çok karmaşık bir konudur kadın-erkek ilişkileri.Kendi adıma kısaca söylemem gerekirse genelde insanları geçmişini pek fazla sorgulamam sorgulasam da yargılamam herkesin doğru veya yanlışları ile oluşturduğu bir geçmişi vardır. Ama ilişkide kişilik ve hayata bakışı önemlidir. Çünkü bu ikisine de birebir maruz kalacaksınız. Evrensel ahlak ve davranış kurallarına aykırı davranış ve eylemler tabi ki hoş karşılanmayacaktır çoğu kişi için ve benim için. Örneğin cinayet işlemek bir kişiyi tek başına kötü yapan bir eylem değildir.nedeni ve koşulları önemlidir. Ama kadınlar açısından söylüyorum tecavüzden hüküm giymiş bir kişinin durumunu öğrenmesi kadın ve evrensel ahlak açısından olumlu karşılanmayacaktır, Kadına şiddet uygulayan, insanlara sürekli kötü davranan, iyilik, doğruluktan nasibini almamışlar. Örnekler çoğaltılabilir bu konuda tabi ki ama kadın-erkek ilişkilerinde genel hatlarıyla geçmişin pek sorgulanmaması taraftarıyım. . .
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Sizce yaban domuzları neden şehirlerimize geliyor, evlere giriyor hatta denizden yüzerek bir yerlere ulaşmaya çalışıyor?

Yaban domuzlarının genel özellikleri kısaca hem etobur hem otobur olmaları. Bir doğumda 6-12 arası yavru doğurabilmeleri ve ter bezleri olmadığı için serinlemek için su kaynaklarına ya da çamura ihtiyaç duyarlar. Bu özelliklerden yola çıkarsak yaban domuzlarının şehirlerimize inmesinin sebeplerini şu şekilde belirtebiliriz:
  1. Yaşam alanı yani ormanların yapılaşmaya açılması veya tahrip edilmesi.
  2. Son yıllarda gittikçe etkisini arttıran küresel ısınma ve buna bağlı kuraklık (ter bezleri olmadığı için ve az yağan yağmurdan dolayı çamurluk alan oluşmadığı için serinlemek için boğazı tercih etmiş olabilir).
  3. Doğal alanlarında beslenmesini sağladığı ortamın ve beslenme piramidinin bozulması dolayısıyla aç kalmaları.
  4. Yukarıda belirtilen nedenlerin hepsi nedeniyle psikolojik olarak depresyona girmiş olmaları sayılabilir.
Akp doğa katili bir hükümettir ve 12 yıllık iktidarında doğaya epey zarar veren uygulamaları olmuştur. Bununla birlikte diğer birçok uygulamasından dolayı AKP'yi ve yöneticilerini sevmem ve en önemli nedenler bunlardır yaban domuzlarının şehir merkezine inmelerinde ama kesin bu nedendir diyemeyiz diğer nedenler de araştırılmalı. Çünkü tek taraflı bakış ileride oluşabilecek önemli bir sorunu görmemize neden olabilir.
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Septisizm ve sofizm arasındaki fark nedir?

Aslında iki görüşte kuşkulanmayı, şüphe etmeyi temel almaktadır. Ancak yöntem ve işlev farkı vardır.
septikleri felsefeyi açıklamak için yaparlar, sofistler ise genelde para için yaparlardı. Daha doğrusu bilgeliklerini paraya çevirmişlerdir. Bir nevi özel ders hocaları diyebiliriz. Septikler de genel olarak her şeyden şüphe esastır. Sofistler ise belli konular üzerinde yoğunlaşmışlardır, demokrasi, yönetim, hukuk gibi. Sofistler genelde içinde bulunulan dönemin yönetim anlayışını sorgulamışlardır. Daha çok filozof değil de bilge diye lanse edilirlerdi.
Temelde bu konularda ayrılmalarına rağmen her iki anlayış da kuşkuculuk, şüphecilik üzerine kuruludur. Bu durumu Protagoras'ın hem septik hem de sofist olarak anılmasından anlayabiliriz. . .
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Neden "Irak-Şam İslam Devleti"? Neden Bu Tabir?

Ne kadar Irak-şam islam devleti olarak lanse edilse ve islami bir terör örgütü olsa da hizmet ettikleri emperyalist güçlerdir. Bu dünyada hiçbir illegal örgüt küresel sermayenin, güçlerin desteği olmadan varlığını sürdüremez. Belki kurulabilir ama emperyalist güçler, küresel sermaye destek vermezse maddi-manevi varlığını uzun süre devam ettiremez. Bu bağlamda neden Irak-Şam islam devleti ismi ya da tabiri kullanıldı sorusuna gelince bu aslında bir hedefin ismi ama bu örgütün hedefi değil, israil, amerika gibi küresel güçlerin hedefinin ismidir.Nedenlerine gelince;
1.İsrail vaadedilmiş topraklara yani mezapotamya denilen bölgeye hakim olmak istiyor bunun için önce suriye-ırak, iran ve Türkiye'yi ele geçirmesi gerekiyor. Günümüz koşullarında karşında güçlü ve bağımsızlık düşkünü bir devlet, toplum varsa bu çok kolay olmayacaktır. Bu nedenle küresel güçlerin izlediği politika genelde; komşularını ele geçir, zayıflat, hiç olmazsa destek veremesin diyedir. Bölgede yalnız kalınca hatta komşularını da düşman olarak karşına alınca olası bir işgalde zor durumda kalabilirsin. Güç ve etki bakımından en zayıf ırak sonra Suriye Sonra iran ve Türkiye gelir.Mantıklı olarak o bölgeyi ele geçirmek istiyorsan önce gücü zayıf olanlardan başlayıp iç ve dış müdahalelerle en güçlü olanını zayıflatmak olacaktır. Pkk, pyd, ypg, ışid, el-nusra, Öso, hizbullah vb. terör örgütleri genelde bu amaca hizmet eden örgütlerdir.
2.Amerika ideolojisi Pragmatizm'e dayanır. Yani fayda açısından bakar olguya. Eğer o şey ona faydalıysa iyidir, fayda sağlamıyorsa gereksizdir. O bölgede dünyanın en zengin yeraltı kaynakları bulunmaktadır.Doğalgaz, Petrol, Bor gibi. Hedefi yıllardır bu olmuştu. Bu aslında modern sömürgeciliktir. Sanayi devrimi dönemlerinde hammadde temini ve maddi zenginlik için sömürgecilik yapılırdı. Modern dünyada ise direk o ülkeyi sömürgeleştirmek değil demokrasi götürmek oldu adı.
3. Küresel sermaye için savaş demek para demektir.Savaşlar her zaman küresel sermayeye para olarak döner. Örneğin bir savaşta, yollar, binalar yıkılır, tarım arazileri zarar görür. Küresel sermaye de bunların yeniden inşasında görev alır para karşılığında. Ayrıca savaşlar silahlarla yapılmaktadır ve küresel sermayenin en büyük gelir kaynağı silah satışlarıdır. Bu örnekler çoğaltılabilir.
4. Türkiye açısından bakarsak; Şu anda ülkemizi yöneten akp iktidarı ülkeyi kişisel çıkar ve egoları yüzünden felakete sürüklemektedir ancak onlar bunların farkında değildir. Cahil bir yönetim oldukları için yaşamadan anlayacaklarını da sanmıyorum. Onların düşündüğü ve istediği; kendi mezhebinden olmayan esad gitsin yerine islamcı bir yönetim gelsin. Irakta ise kendi çıkarlarına ters düşmeyecek bir yönetim ve doğal kaynaklardan pay isteği.iranda da keza öyle. Ayrıca Amerika ve israil gibi küresel güçlerin uygulamak istediği BOP projesinin baş aktörü olmak bölgede söz sahibi olmaktır. Bu nedenle Işid'e destek vermektedir ve mümkün olduğunca karşısına almamaktadır.ancak gelişen olaylar bunun tam tersini gösteriyor. Amerika petrolü paylaşmak istemeyecektir haliyle. Türkiye karşısında önceden Pkk kozu vardı, şimdi Işid'de eklendi, keza israil de bu terör örgütlerini kullarak amaçlarını gerçekleştirmek istiyorlar, başarılı da oluyorlar bence. Komşularla 0 sorun politikasından komuşularla full sorun politikasına geçmiş bulunmaktayız.
Sonuç olarak ismi Irak-Şam İslam devleti ama içine girdiğimizde amerikayı, israili, küresel sermayeyi, Türkiyeyi barındıran bir yapı ortaya çıkıyor. Bunlar size belki extreme bir durum gelebilir ama benim düşüncelerim bunlar Işid ile ilgili. Biraz uzun oldu ama mevzu derin :)
Kasım 2014

Erkin Özyerli bir yanıt verdi.

Feminen kadınların ataerkil toplumlarca ötekileştirilme çabalarının önlenebilmesi mümkün müdür?

Aslından bu soruda bu problemi görüyoruz. Feminen kavramı kadınsı kadına özgür davranışlara verilen bir isim. Kadının kadınsı davranış göstermesi ekstra bir nitelik değildir kadın cinsinin doğasına ait bir durumdur. Eğer öğrenilmiş aidiyet yoksa kadın kendi cinsine özgü davranışlar sergileyecektir. Burada benim anladığım kadarıyla maskülen kadın yani erkeksi, erkek egemen toplum müdahalesiyle, baskısıyla erkek cinsine ait özellikler, davranışlar gösteren kadın sorunsalı vurgulanmıştır. Ancak cinse ait görevler modern toplumda biraz değişmekle birlikte. Avcı-toplayıcı toplumdan beri ataerkil düzende devam etmiştir. Örneğin avcı-toplayıcı toplumda erkek avlanır kadın çocuklara bakar mağranın, ya da evin düzenini sağlar. Tarım toplumda ise ev düzeni sağlamak, çocuğa bakmaya artı olarak tarım işlerinde erkekle birlikte çalışmak eklenmiştir. Modern toplumda sadece kadının çalıştığı alan ve uğraşı yüzdeleri değişmiştir. Örneğin kaba bir matematikle belirtirsek;
Avcı-toplayıcı toplum: ev düzeni+çocuklar: %90 çalışmak(avlanmak) : %10
Tarım toplumu: ev düzeni+çocuklar: %70 çalışmak: %30
Modern toplum: ev düzeni+çocuklar: %51 çalışmak: %49 diyebiliriz.
Burdan anladığımız üzere kadının rol ve davranışlarında değişen tek şey yüzdeler olmuştur. Onun dışında en büyük sorunsal aslında erkeğin kadına uyguladığı fiziksel ve psikolojik şiddettir. Kadını ikinci sınıf insan olarak gören zihniyet cahillikle birleşip kadını kendi cinsine yabancılaştırıp sosyalleşmesini engellemektedir. Ama ataerkil toplum bu değildir.Ataerkil toplumlarda kadın-erkeği ayıran şey iş bölümü ve yoğunluğudur. Tarihe baktığımızda ataerkil toplumlarda kadın-erkek ülke yönetiminde bulunmuştur ve alınan kararlarda eşit yetkilere sahip olmuştur. Kadını ikinci sınıf insan durumuna düşünen en önemli neden islamiyete geçiştir.İslamiyetin herhangi bir sosyal hayatta kadın eylem ve davranışlarını kısıtlayan, miras, paylaşım, hukuk gibi alanlarda erkek lehine ya da erkeğe daha fazla ayrıcalık sağlayan, kadınları metalaştıran kuralları vardır. Kuranda surelerde bu kurallar açıkca yazmaktadır. Buna itiraz edenler muhtemelen Kuran'ı okumamıştır ya da okuduğunu anlamamış olanlardır. Ülkemizin %90'ında olduğu gibi. Şeriat ile yönetilen toplumlarda, ülkelerde kadınların yeri ve önemi ile ilgili yazı, makale, kitap ya da haberleri okuyanlar anlayacaktır bu durumu. Bir örnek vermek gerekirse kendisine tecavüz eden adamı öldürdüğü için iranda bir kadın idam edilmiştir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Kadın-erkek fiziksel olarak eşit olmayabilir ancak sosyal yaşamda sunulan fırsatlar açısından eşittir. Hatta aklın kullanımı açısında erkeklerden daha gelişmiştir evrimsel olarak, erkekler ise fiziksel olarak evrim sürecinde kadından daha gelişmiştir.
Sonuç olarak ataerkil toplumdan ziyade din toplumlarında kadın sorunsalı vardır genel olarak ve bunu aşmamız için modern yaşamı tüm özellikleriyle içselleştirip hayat felsefesi edinmemiz gerekir. Aklın ve bilimin ışığında düşünüp vicdanımızla karar vermeliyiz ve doğuştan hiçbirimizin cinsiyet farkı dışında bir farkı olmadığını herkesin kadın-erkek fırsat eşitliğine sahip olduğu bilinciyle yaşamalıyız. Bu koşulda her tür cinsine ait davranışları doğal olarak gösterecektir. Aksine olan davranışlar da ya bireysel özgür tercih yada psikolojik sebeplerden kaynaklanmış olacaktır! . . .
Daha fazla göster

En Beğenilen Yanıtları

Benzer Kişiler