Bilmek istediğin her şeye ulaş

Süleyman Gönülkırmaz, 

Ziraat Mühendisi

"Araştırmalarınızı severek ve detaylandırarak yaptığınız zaman, bilgiler size doğru koşar" Süleyman Gönülkırmaz otevi.com istegram/otadami

Mart 2017

Süleyman Gönülkırmaz  yeni bir  gönderide  bulundu.

BESLENME ve ÇOCUK ZEKÂSI

Çocukluk dönemi beyin gelişiminin en kritik aşamalardan birisidir. Beslenme çocuğun öğrenme, odaklanma ve kişisel becerilerini etkilemektedir. Beyinin tam gelişmesine katkı sağlayan gıdaların doğal ve dengeli olması önemlidir.
Beyin için yaşamsal olan önemli yiyeceklerin üzerinden geçelim.
1-Yumurta:Doğal yumurta tek başına tam proteindir. Yumurta biyolojik olarak yeni bir canlı oluşturulması için formüle olması nedeniyle besinleri dengeli taşıyan en güzel beyin gıdalarından birisidir. Ayrıca,
çocukları bir sonraki öğüne kadar uzun süre tok tutmada da başarılıdır. Önemli olan yumurtayı çocuğun az veya çok bir şekilde tüketmesini sağlamaktır. Yumurta haşlanmış, yağda, salatada, sandviç içinde de
tüketilebilir.
2-Yoğurt:Tam yağlı doğal yoğurdun sahip olduğu besin değeri özellikle içerisindeki yağ beyin sağlığı için bulunmaz bir değerdir. Yapılan deneyler yoğurt tüketenlerin zihinsel kapasitelerinin arttığını göstermiştir. Yoğurt stresi azaltmada, bağırsaktaki probiyotikleri artırarak bağışıklığının devamını sağlamada başarılı bir
doğal besindir.
3-Tohumlar:Ceviz, fındık, fıstık, keten tohumu ve badem bu tohumların en önemli özelliği esansiyel yağ asitleri, vitamin ve minerallerle dolu olmasıdır. Beyinin oluşmasını, gelişmesini ve fonksiyonunu üst düzeyde sürdürmesinde bu tohumların yerine geçebilecek hiç bir gıda yoktur.
4-Yeşillikler: Pek çok yeşilliğin kimyasını iyi bildiğimi söyleyebilirim. Bu yeşilliklerin içerisinde bir kimyasal dünya var. Beyin hücrelerinin oluşmasına ve büyümesine bu yeşilliklerde yer alan antioksidanlar önemli katkılar sağlar. Önemli saydığım bazı yeşillikler ise; Maydanoz, nane, fesleğen, radika, semizotu, ısırgan, soğanı sayabilirim.
5-Doğal tatlılar: Kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, dut kurusu doğal tatlılardır. Glikoz vücudun her hücresi için ana enerji kaynağıdır. Beyin nöronlarla (sinir hücreleri) çok zengin olması nedeniyle vücuttaki tüm şeker enerjisinin yarısını kullanan bir organdır. Beyin ile şekerin ilişkisi çok önemlidir. Beynin istediği şeker; Bir dizi kimyasal işlemlerle ortaya çıkarılmış, modifiyeli şeker değildir. Bizim biyolojik yapımız şekeri meyve ve sebzelerden almaya göre programlanmıştır.
6-Balık: Beyin hücrelerinin içi yağ deposudur. Bu yağların en önemlisi de omega-3’tür. Sağlıklı bir çocuk beyninin yaklaşık %10’u omega-3’tür. Omega-3 içeren her gıdanın alınması beyini güçlendirir ve korur. Somon, ton balığı ve sardalye omega-3 yönünden zengin balıklardır. Haftada 300 gram balık yenmesinin yeterli olduğu kayıtlarda vurgulanmaktadır.
Anne/Babaya Hatırlatma Notu:
-Bazı Ebeveynler doğal yoğurt ve doğal yumurtayı marketlerde bulamadıklarını söylerler. Söz konusu olan sağlık ve çocuğunuz ise; Neden her şeyi marketlerden arama gibi bir kolaylığı seçiyoruz. Doğal yoğurdu evlerde kolaylıkla herkes yapabilir. Kaldı ki yoğurt 10 yıla kadar herkesin evinde yapılırdı. Yoğurdun ekşimesi ve bozulması güzeldir. Bu değişim doğallığını gösterir. -Ülkemizin hala %25’i çiftçilikle uğraşmaya devam etmektedir. Tanıdığınız bir iki çiftçi ailesi olsun, arkadaş olun çiftçilerle yumurta, salça, badem, ceviz, zeytinyağı isteyin onlardan. Kaldı ki son yıllarda organik pazarlara
ulaşmak kolaylaştı. En son çözüm de kargo ile istemek. -Şeker, çocuklar için çok riskli bir beslenme şekli haline geldi. Araştırmalar şaşkınlık verici. Ödül olarak şeker ve çikolatayı lütfen azaltın ya da kaldırın derim. Yemek ve çalışma masalarına küçük ölçekte kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, dut kurusu, ceviz, fındık, fıstık ve badem
bırakın, çocuklar bir şekilde onları yerler. Ceviz, fındık, fıstık ve bademi kavurulmamış olanları tercih edin derim.
Süleyman GÖNÜLKIRMAZ
#otadami @otadami
Mart 2017

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

Şimdiye kadar okuduğunuz kişisel gelişim kitapları?

Aklımdan çıkmayan, beni etkilen bir kişisel gelişim kitabı olan "Mazeret Yok" kitabıdır. Lise yıllarımda fizik dersindeydik. Derse de stajer öğretmen geldi. Arka sırada oturuyordum, yanım da boş idi. Yanıma oturdu, önümde de arkadaşlar stajer öğretmene bakarak dinliyordu. Genel anlamda sohbetler ettik. Bir kitap önerdi ve beni çok etkilemişti. Size de öneririm.
Aralık 2016

Süleyman Gönülkırmaz bir yanıta alt yorum yaptı

Aslında Dünyada Ambulans ve İtfaiye hizmeti dışında Acil iş yoktur, diye düşünüldüğünde; STRES gider,
Doğa ile daha çok tanışıldığında (bir ağaca bakmak, bir karınca bile izlemek olabilir) YORGUNLUK gider.
Tabi ki kızımla vakit geçirerek.

Boya yapmaca, çizgi çizmece, çocukça ingilizcesi konuşmaca, kas geliştirmece dövüşü yapmaca, halı bozmaca, ıslanmaca, yemek yememece, puding yapmaca, film seyretmece ve koltukta uyuya kalmaca.
Aralık 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

Öğrenilmiş çaresizlik nasıl yıkılabilir?

Alışılmış çaresizliğe dönüşmüş ve her defasında dışardan yardım almaya, destek almaya hatta üzerindeki tüm yükü başkalarına yüklemeya alışmış ve vücutta yer edinmiş ama kullanılmaya kullanılmaya aktivitesini yitirmiş bir beyinden söz ediliyor ve başkalarının üzerinden iş yapıp kendi yapıyormuşcasına keyif alıyor ise, bu duruma halkın indirgenmiş dilinde, tembel ve asalak modeller olarak nitelendiriliyor.
Piskolojide belirtilen öğrenilmiş çaresizlik tamamen insanları güçsüz gösterme, ve kişiliğine ağır hakaret etme biçimi olarak algılıyorum.
Eğer çaresizliğiniz için öğrenilmiş fiilinden başlanıyorsa, çare zaten SİZ siniz !
aslında kelimenin tümü durumu açıkca ifade etmeye yetiyor bile,
Öğrenilmiş çareSİZlik...
kendinden uzaklaşan; kişilik , karakter ve çevre yapısına zarar veren kendini herşeyden soyutlamayı düşünenlerin kaçış tümleci de denebilir. Hatta alttaki resim bence bu durumu gayet açıklıyor !

Öğrenilmiş Çaresizlik
Aralık 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

Öğrenilmiş çaresizlik nasıl yıkılabilir?

Öğrenilmiş çaresizlikte öğrenilen çaresiz hal aslında kendimizi korumak için bir seçim.. Hayatta öyle zor deneyimler düşünün ki, onlarla baş etmek için en iyi çözümler susmak, hareketsiz kalmak, hatta belki ne olup bittiğini fark etmemek demek.. Bunu değiştirmek için kişinin öncelikle çaresiz kalarak kendini nelerden korumaya çalışmasını anlamasıdır.. Ancak anladıktan sonra onlarla baş etmek için donanım kazanmak ve bu tür deneyimlerle yüzleşerek farklı davranmak mümkün olur.. 
Aralık 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

Zeka ve mizah duygusu arasında bir ilişki var mıdır?

Beyninin sol yarımküresi baskın olan kişilerin mizah duyguları çok gelişmemiştir, genel olarak mantık ağırlıklı kişiler olurlar. Mizah duygusu beynin sağ yarımküresiyle alakalıdır. Mizah da beynin sağ yönünü etkili kullanan insanların işidir.

Zekanın mizahı etkilemesinin yanısıra mizah duygusu da zekayı etkiliyor bence. Sonuçta herşeyi ciddiye almamak gerek. Stres yapmak yerine, olaylara biraz mizahi açıdan bakarsak beynimizin yorulmasını da önlemiş oluruz. Can sıkan olaylara uzaktan bakmak daha iyi oluyor bazen.

Charly Chaplin'in de dediği gibi:

“ Olaylara yakın olursan trajedi, uzaktan bakarsan komedidir.”


Aralık 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

Yalnızlığı sevmek sizce bir sorun mudur?

Kesinlikle diyemem ama, bence bir ihtimal sorun olabilir. Çünkü insanın doğası, genetiği gereği sosyal bir varlık olduğu aşikardır. En temel güdülerinden biri de hayatta kalmak olduğuna göre; topluluk içinde yaşamak, insanlarla birlikte olmak kişiyi mutlu edecektir, rahatlatacaktır diye düşünüyorum. Ama tabi ki, her zaman olmasa da ara ara yalnız kalmayı sevmek normaldir bence. Sadece sürekli yalnız kalmak istiyorsa insan, orada bir durup düşünmek gereklidir sanırım. Sevilen şey yalnız kalmak mı, başkalarından zarar görmeyeceğine emin olmak mı, yoksa başka bir neden mi... Bence iyi anlaştığı kişiler varsa bir insanın yanında, sürekli yalnız kalmayı sevemez.
Kasım 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

İnşaat mühendisi bir hocamızın "türev nedir" sorusuna verdiğimiz "eğimdir, vb." yanıt üzerine hocamız "yatarak mühendis olunmaz böyle giderseniz size kamyon saydırırlar başka da bir işe yaramazsınız" dedi. İnşaat mühendisi adayı olarak bu eksikliği nasıl doldururum?

Türev ve integrali özümseyerek işe başlayabilirsiniz. Hatta daha da ileri giderek eğrilerin türev ve integral eğrilerini kafanızda çizmeye çalışabilirsiniz. Hocanız haklı; mühendis "matematik bilen" anlamından öte matematiği özümsemiş kişi olmalıdır yoksa inşaat mühendisi olarak gerçekten kamyon ya da donatı sayan adam olarak kalırsınız. Tabi sonunda yolcu olup çok para kazanmanız da mümkün ama yine de o tam olarak inşaat mühendisliği sayılmaz ve bir çok diğer mühendislik dallarının mezunu da yapabilir. Size özel olan şey statik hesabı yapabilmeniz olacaktır ki onu gerçekten anlayabilmek hesap yapmayı becerebilmekten yani integralden geçiyor. Evet mühendis integral almaz ama pekala bolca numerik integral alır. İntegral değil onu bildiğinizde sahip olacağınız anlayış gerekli. Kısaca söz dinleyin ve bir kalkülüs kitabı (mesela idefix.com/Kitap/Thomas-Kalkulus-Metrik... ) alarak hem türev hem de integrali özümseyin. O tür bir kitap kütüphanede de bedava bulunacaktır.
Kasım 2016

Süleyman Gönülkırmaz bir yanıt verdi.

İnşaat mühendisi bir hocamızın "türev nedir" sorusuna verdiğimiz "eğimdir, vb." yanıt üzerine hocamız "yatarak mühendis olunmaz böyle giderseniz size kamyon saydırırlar başka da bir işe yaramazsınız" dedi. İnşaat mühendisi adayı olarak bu eksikliği nasıl doldururum?

Merhabalar, Klişe cümlelere çok takılmayın. Çalıştığım kurumda yaklaşık 80 mühendis bulunmakta olup, bu arkadaşlarım genelde 7 farklı mühendis grubundan oluşmakta (İnşaat, Ziraat, Makina, Harita, Jeoloji, meteoroloji, çevre)
Başarıyı sıralarsam; İşinizi sevmek, mesleğinize dair (yaptığınız iş ile ilgili) fuar ve yapıları gezmek, ben olsaydım nasıl farklı yapardım şeklinde soruları kendi içinizde sormak, bulunduğunuz (saha, işyeri, şantiye v.b.) yerlerde işini iyi yapan inşaat mühendisini takip etmek, deneyim sahibi meslektaşlardan bilgi almak. Bilmiyorum ifadesi sizi korkutmasın, açık sözlü olun Örnek; .... Bey veya .. Hanım ben bu konuyu bilmiyorum Ancak bana açıklayabilirdeniz sanırım daha hızlı kavraya bilirim, yada bu inşaatta veya bu projede üzerinde durmam gereken önemli konu yada önemli özellik ne/neler gibi sorularo sormanız gerekli. Mühendis analitik düşünmeli her şeyden önce aktif olmak durumundadır. Durağınlık ve Pasif yapılanma mühendisiliği de sizi de küflendirir. Bunların %80 yapmanız durumunda harika bir mühendis olursunuz. Kolay gelsin. . . S: G:
Kasım 2016

Süleyman Gönülkırmaz  yeni bir  gönderide  bulundu.

MEME KANSERİNİ ÖNLEMEDE ZEYTİNYAĞI

Meme Kanseri
Dünyada kadınlar arasında büyük farkla en sık görülen kanser (22,9) türüdür. Akdeniz
beslenmesinin ana yağ kaynağı olan NATÜREL SIZMA ZEYTİNYAĞI"nın meme
kanseri üzerine yararlı etkilerini destekleyen epidemiyolojik ve deneysel
kanıtlar giderek artmaktadır.
Napoli’de (İtalya) yapılan Üçüncü Uluslararası "Nütrisyon ve Kanserde
İlerlemeler Konferansı"nda 26 adet etkin makale ele alınmış olup, bu
makalelerden birisi de "Meme Kanserinde Zeytinyağı ve Diğer Diyet
Lipidleri" konusu işlenmiştir.
Bu makalede; Sızma Zeytinyağının meme kanserini önlemedeki etkileri detaylı açıklanmış
olup, orta düzeyde zeytinyağı tüketiminin bile meme kanseri riski üzerinde
etkili olduğu belirtilmektedir. Yaşam boyu zeytin yağı kullanımına ve Akdeniz
beslenmesine özel bir vurgu yapılmaktadır.
Ülkemizde kişi başı zeytinyağı tüketimi ortalama 1,1 kg/yıl.
Zeytinyağı üretimi olmayan zeytinyağını yeni tanımaya başlayan ABD, kişi
tüketim bizden fazladır.
Zeytinyağı Tüketim oranları; Tunus, Lüblan, Suriye için= 8 kg/yıl/kişi
İtalya, İspanya için =14 kg/yıl/kiş
Yunanistan için =24 kg/yıl/kişi

Ülkemizde
yıllık kişi başı ortalama tüketilen yağ miktarı yaklaşık 16-17 kg olmasına
karşılık, dağılımı ilginçtir. Türkiye yıllık kişi başı yaklaşık yağ tüketim dağılımı;
6 kg margarin, 8 kg diğer bitkisel yağlar, 1 kg tereyağı, 1,1 kg zeytinyağı
şeklindedir.

NOT:Kanser ve beslenmeyi kapsayan araştırmaların (in vivo- in vitro) büyük bölümünü
takip etmekteyim. Sağlığını seven kişilere özel önerim, yağ olarak
mutfaklarınıza girmesi gereken tek yağ NATÜREL SIZMA ZEYTİNYAĞI olmak
durumundadır.

"Sağlıkta" kalın
Süleyman GÖNÜLKIRMAZ Ziraat Mühendisi-Antalya

otevi.com
#otadami @otadami



Eylül 2016

Süleyman GönülkırmazZiraat Mühendisliği konu başlığını takip etmeye başladı.

Ziraat Mühendisliği

Ziraat mühendisliği tarla bitkileri, endüstri bitkileri, çayır ve meralar, meyvecilik, sebzecilik, bağcılık, biyoteknoloji, ekolojik tarım,...

Eylül 2016

Süleyman Gönülkırmaz  yeni bir  gönderide  bulundu.

KAÇIN ŞEKER GELİYOR

Babam
ve eniştemin kanser ile tanışmasından sonra (2006) çok sayıda makale ve
araştırmayı okudum. Kanser ile ilgili olanları detaylı kalın çizgilerle inceledim.
İnsan sağlığına ilişkin bazı bilgilerin kapalı/açık çok net yazılmadığı ve
tartışılmadığını gördüm. Bu bilgilerden birisinin de “şeker” olduğunu
söyleyebilirim.


Milliyet
Gazetesi Yazarı Sayın Meral Tamer, Kanserini okuyucuları ile paylaştı. Meral
Hanıma salata ve bitki çayları ile ilgili önerilerimin yanında, şeker
kullanımına ilişkin bir uyarım olmuştu, 15. Mayıs 2010 tarihinde. Maildeki
ifadem “kristal şeker alımının
sınırlandırması çok önemli”
şeklindeydi.


Şekere
ilişkin düşünceme yakın ifadeler, hekimlerce 2 yıl sonra söylenir oldu. Google’
un güzel yanı her ifadeyi tarihiyle birlikte kayıt altına almasıdır. Şeker
kanser ilişkisi hekimlerce bilinmesine karşılık, hekimler hedef olmamak için
yabancı bir yayının yazmasını bekliyorlar. Daha sonrada o makale üzerinden ateş
ediyorlar.


Bugün
bende bir baklavayı sevmeme karşılık, aşırılıktan ve çayda şeker kullanımından
tamamen ayrıldım. Şekersiz çayın keyfinin çok daha güzel olduğunu fark ettim.
Bugün çalıştığım birimde 15 mühendis arkadaşımdan sadece 3 kişi çayını şeker
ile tüketir durumda. Yıllık kişi başına 30 kg üzerinde şeker tüketilmesi,
kimyasal yapımızı kanser ve diğer hastalıklara karşı açık hedef
oluşturmaktadır. Kimyasal yapımız, şekeri bitki ve meyvelerden almaya daha
uygun bir yapıda olduğunu söyleyebilirim. Bu yapıya lütfen yardımcı olalım.


Yapısında
şeker bulunan ürünlerde hangi özellikte şekerin kullanıldığını
sorgulamalıyız?İlk önerim şekerden
kaçın diyorum. Şekerle mini bir buluşmanız olacaksa bununda şeker pancarından
elde edilmiş şeker olmasını öneriyorum ve istiyorum. Beslenme ve sağlıklı
olmakta aslında hiçbir karmaşa yok. Bilinerek veya bilinmeyerek karmaşa
yaşatılmaya çalışılıyor. Sağlıklı beslenmek ve sağlıklı olmak çok basit ve
yalın ifadeleri bilinmektedir.


Bugün
Akdeniz çanağındaki insanlar sağlıklı ve uzun yaşamları ile bilim insanlarının
dikkatini çekmişlerdir. Bu yaşamlar üzerine çok sayıda araştırma ve kitap
kaleme alınmıştır. Akdeniz insanın elde etmiş olduğu bu beslenme ve yaşam şekli
pek çok ülkelere de esin kaynağı olmuştur. İnsanlara esin kaynağı olan bir
başka bölge de Japonya’nın güneyinde yer alan Okinawa adası sakinleridir. Bu
ada sağlıklı uzun yaşam adası olarak anılmaktadır.


Fare
ve laboratuvar deneyleri (in vivo-in vitro) çok açıktır. Tek başına şekerden
sakınmak bile, bizleri daha sağlıklı yapacaktır. Yeni çıkan pek çok ürün şeker
yükü ile çıkmaktadır. Bu ürünler bizi tatları ile yakalamakta ve içine
çekmektedir. Şeker ile oluşturulan damak özelliği bizi sürekli o ürüne çekmekte
ve almamızı sağlamaktadır.


Bağışık
sistemimizi şeker ile dinamitlemeyelim derim.

“Kaçın
Şeker Geliyor”

“Sağlıkta”kalın
NOT-1-Bu yazım besthaber portalınfa Mayıs-2012 yayınlandı.
2-Son araştırmalar şekerin Kalp ve damar sistemini de etkilediğini çok açık olarak ortaya koymaktadır.
BİLGİLERİNİZE S: G:
Süleyman GÖNÜLKIRMAZ Ziraat Mühendisi-Antalya
otevi.com
#otadami @otadami
Eylül 2016

Süleyman Gönülkırmaz  yeni bir  gönderide  bulundu.

TARIMDA İNOVASYON

Tarım ürünlerinin yetiştirilmesi, taşınması, depolanması, çok sayıda
yiyeceğe dönüştürülmesi, hammadde yapılması, pazarlanma ve sunum
sistemini de kapsayacak yeni fikir ve metotlarla katma değer yaratan
ürün ve hizmetlerin tamamını “Tarımda İnovasyon” olarak tanımladım.

“Tarımda İnovasyon”u yaratmanın en kolay yolu daha çok “Butik/Yerel
Tarımsal Faaliyet Alanları” diyebiliriz. Bu işletmelerde inovasyon
oluşturmak ve uygulamaya koymak daha kolaydır. Butik/Yerel tarımsal
oluşumlardan istenilen değer elde edilmesi durumunda uygulamayı revize
etmek ve yenilemek her zaman mümkündür.

Tarımsal faaliyetin en büyük girdisi aslında “insan”dır. Bu konunun
altının çok iyi çizilmesi gerekmektedir. Türkiye nüfusunun yaklaşık
%25’i bir şekilde uzaktan/yakından tarımla ilgilidir. Bu, Türkiye nüfusu
açısından çok önemlidir. Bu tarım grubunun eğitilmesi, farklı üretim
sistemlerine cesaretlendirilmesi, gelirinin artırılması ve mutlu
insanlar olmasını bir ziraat mühendisi olarak çok önemsiyorum. Yaşamını
tarıma adamış kişilere katkı sağlamak adına gördüklerimi ve
öğrendiklerimi “Tarımda inovasyon” adı altında yazmak istedim. Bu
yazımda akademik bir dil kullanmayacağım, farklı inovasyon yarışmalarına
katılmam nedeniyle daha çok tarla, doğa, köy, işletme ve seyahatlerde
gördüklerim üzerinden “Tarımda İnovasyon”u doğaçlama yazdım.

Toroslar’da bir etüt çalışması yaparken bir çiftçi ile karşılaştım,
ne iş yaptığını öğrenmek istedim, hayvancılık yaptığını söyledi. Etrafta
hiç bir ahır ve hayvan yetiştirmeye yönelik bir tesis göremediğimi
söyledim. Hikayesi beni çok etkiledi.

Hikayesi; “Günümüzde hayvanları evcilleştiriyoruz, ben ise onları
yabanileştirdim. 400 tane keçim var, onlara dağda bir bölgede
konaklamayı öğrettim. Ardından dağdaki ahırı da yok ettim. Haftada iki
gün onlara su götürüyorum, keçilerin bulunduğu meydana gelince 6-7 defa
güçlü ıslık çalıyorum, hepsi vadilerden koşarak toplanıyorlar.
Hayvanların su teknelerine sularını dolduruyorum ve kabaca hayvan
sayımını yapıyorum. Su ve ıslık bizim buluşmamızı sağlıyor, hiç
birisinden süt almıyorum, sütleri yavrularına kalıyor, benim işim
yetiştiricilik üzerine, gelişenleri belli dönemlerde alıp, pazarlıyorum”
dedi. Kışın dedim anlatmaya devam etti. “Keçilerin beni unutmaması ve
bağımlılığının devam etmesi için de kışın su yerine daha çok yem ve kuru
yonca veririm” dedi. Bu çiftçiden kendime göre bir ders aldım,
inovasyonu yaşam ortamına göre oluşturmuş ve bir şekilde kurmuş.

Anadolu tam bir meyve bahçesidir. Meyve çeşitliliği 200’ün üzerinde
olmasına karşılık, en yaygın ticaretin, taze/kuru meyve ve meyve suyu
şeklinden daha öteye ulaşamadığı gözüküyor. Anadolu’nun meyve tatları
farklı yiyeceklerle harmanlanarak buluşturularak yeni doğal lezzetlerin
elde edilmesi gerekliliktir. Bu lezzetlerin elde edilmesi yolu da çok
eski yıllarda yapılmış daha sonra zahmetleri nedeni ile bırakılmış ve
unutulmuş yerel üretimlerdir.

Elazığ’a eşimin ailesi ziyarete gitmiştim. Egeli olduğumu, ailemin
bağcılıkla uğraştığını söyledim. Yaşlı bir kadın “Üzümden ne
yaparsınız? ” dedi. Yaş ve kuru olarak satarız bazen de pekmez yaparız
dedim. “Hepsi bu mudur? ” dedi. Ben de “Eveté dedim. Kadın “O üzümün
şırasını bana verin, ben onla neler yaparım” dedi. Güngörmüş kadının
gözleri bana siz hiç bir şey yapmıyorsunuz der gibiydi.

Anadolu, doğal ve aromatik bitkiler yönüyle zengin çeşitliliğe sahip
ilginç bir bahçedir. Bu bitkileri sağlık alanında kullanan ülke Japonya
ve Almanya, kozmetik alanında kullanan ülke ise Fransa’dır. Bazı
ülkelerde organik üretimlerde suni tarım ilaçları yerine bu bitkilerden
doğal ilaçlar yapma yönünde Ar-Ge çalışmalarına başlanmıştır. Korkarım
ki patentlenme çalışması tamamlandığında doğal bu ilaçları yakın zaman
diliminde raflarımızda sadece satıcı konumunda olacağız. Meslekte yeni
olan ziraat mühendislerinin bu özellikte Ar-Ge çalışmalarında yer
almalarına dikkat çekmek istiyorum.

Manisa İli Akhisar İlçesi’nde yaşayan Okan Bakır ilginç bir tavuk
çiftliği kuruyor. Uzun yıllar yurtdışı inşaat şirketlerinde çalışarak
elde ettiği deneyimlerle tavukları tutsak etmeden yarı kontrollü bir
çiftlik kuruyor. Bu çiftlikle birlikte başlangıçta büyük sıkıntılarda
çekiyor. Nedeni ise tarımsal üretim çıktılarının sınıf tanımlama
sisteminin açık kurulmaması ve üretilen her yumurtaya aynı fiyatın
verilmek istenmesi olarak eklemekte. Bugün çiftlik çalışır durumda,
fotoğraflarda çiftlik hakkında her şeyi anlatıyor.

Tarımda inovasyona yer açılması gereken en önemli kapılardan birisi
de ekmektir. Seyahatlerimde en çok farklı özelliklerde oluşturulmuş
ekmekler ilgimi çeker.

Buğday (Triticum aestivum) 35 adettin üstünde antioksidan bulunduran,
güçlü ve dengeli bir tohumdur. Buğdayın bu özelliklerine karşılık, son
yıllarda ekmeğin oluşturulma şekli, ekmeği kilo alıcı ve bağışıklığı
koruma özelliği zayıflatılmış gıda olarak imal edilmektedir. Hamurun
mayalanarak dinlendirilmesi hamuru ekşitir, kabartır ve canlandırır.
Hamurun canlılığı ekmeği güçlü ve lezzetli yapar. Alman fırıncılar ekmek
hamurunun hazırlanmasından pişirilmesine kadar, ekmek yapımına ilginç
oluşumlar ekleyerek farklı lezzette besleyiciliği yüksek ekmekler
yapabilmektedirler. Ekmeğin içine koyabileceğimiz farklı meyvelerle
ilginç lezzetler oluşturmamız mümkündür. Ekmek bir fabrikadan çok yerel
üretilmesi gereken yiyeceklerin başında gelmektedir. Bugün inovasyona en
açık ürün grubundandır.

Tarımda inovasyonun iyi işlediği ürünlerin başında zeytin
gelmektedir. Zeytinyağı kimyası ile ilginç bir sıvıdır. Zeytinyağı,
sofrasına girdiği kralları, kraliçeleri, yöneticileri, şövalyeleri,
askerleri sağlıklı yaşatmıştır. Bunun en güzel örneği Akdeniz çanağında
yer alan kişilerin daha az sağlık sorunu ile karşılaşmaları ve sağlıklı
uzun ömür yaşamalarıdır. Türkiye’de farklı özelliklerde zeytinyağı elde
etme ve sunum farkındalığını ilk oluşturan kurum TARİŞ’tir. TARİŞ,
Zeytinyağı şişelerini özel tasarlayıp, her tasarımı ilginç tatlarla
sunarak, pek çok kişinin dikkatini çekebilmeyi başarmıştır. Zeytinyağına
yaşamınızda daha çok yer verin derim. Türkiye’de kişi başına yıllık
zeytinyağı tüketimi yaklaşık 2 litre, Yunanistan’da kişi başına yıllık
yaklaşık 21 litre, İtalya’da 12 litredir. O, altın sıvı sağlığın her
zaman etkin bir doğal iksiridir. Zeytinyağının elde edilmesinin yerel
olması, sunum şeklinin butik olması durumunda özel tatlarla daha çok
karşılaşacağız.

Tarımda inovasyona gereksinimi olan ürünlerden birisi de peynirdir.
Marketlerden aldığımız peynirlerin hemen hemen tamamı benzer
yapılardadır. Farklı yörelerden toplanan sütler büyük tanklarda
mayalanmakta ve tek düze tatlar ile sunumları yapılmaktadır. Sırt çantam
ile yaptığım Hollanda seyahatinde gökkuşağı gibi renk renk albenisi
olan peynirlerden bolca tatma fırsatım oldu. Hollandalılar peynirleri
renklendirmişler, nesilden nesille mayalamada elde ettikleri mini
sırları peynirlerine koymuşlar. En önemli özellikleri peynir elde etmeyi
çok ciddiye almaları, emek vermeleri, peynirin tanıtımı ve sunumu için
tıpkı bir tiyatro sahnesi gibi kişilerin localara alınarak peynir
gösterinin yapılmasına şahit oldum. Bir peynirin bir elmas kadar özel
sunulabileceğini öğrendim. Hollanda tarımı özel bir büyüteç altına
alınmalıdır. Çok özel bir ikliminin olmamasına rağmen sınırlı bir toprak
alanına sahip bir ülkenin Avrupa’da tarımdan yüksek gelir elde etmesine
şaşırdım. Avrupa’da bazı peynirlerin (Mont D’or, Mimolette, Rokfor,
Edam, Salers) aroma alması için özel ağaç kabuk ve renkleri, mayalama
mağaralarının kullanıldıklarını öğrendim. Yüzlerce peynir çeşidinin
üretildiği ve pazar bulduğu bu alanda ülkemize özel peynirler
oluşturmamız ve üretmemiz gerekiyor. Bu yönüyle peynir inovasyona en
açık alan olan olarak gözüküyor.

Dünyada inovasyon destekli ilginç tarımsal üretim ve denemeler
vardır. Yerel, organik, kapalı dikey çiftliklerden ledlerle aydınlanmış
seralara kadar uzayan farklı özelliklerde uygulamalara rastlamak
mümkündür. Bazı uygulamalar komik gibi gözükmesine karşılık, her
deneyimin inovasyosyonu oluşturmada yeni tarım şekillerine esin kaynağı
olma ve çok önemli tarım uygulamaları bu kuluçka fikirlerden
doğmaktadır.

İnovasyon düşüncesinin ana çizgisi tarım ürünün besleyici ve doğal
yapısını koruyarak ve artırarak nasıl geliştirmeliyiz sorusu sanırım en
doğru sorgu şeklidir. Tarımda kimyasal ağır ilaçlar yerine doğal ve
biyolojik mücadele sistemlerini çiftliklerimize davet etmeliyiz.
Kimyasal gübrelerin yerine kompost ve vermikompost gübrelerin yapımını
öğrenip, bitkisel üretimde çevre dostu ürün besleme girdilerine yer
açmalıyız. Her üretim için monokültür ve konvansiyonel yetiştiricilik
yerine yaratıcı küçük değişimlerle denemeler yapmalıyız. Elde ettiğimiz
inovasyonları daha sonra genelleştirerek tarıma tümden entegre etmekte
yarar vardır.
Not: APELASYON Eylül-2016 sayısındaki yazımdan özetledim.
Süleyman GÖNÜLKIRMAZ Ziraat Mühendisi-Antalya
#otadami @otadami
Haziran 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

SWOT analizi nedir? Nasıl yapılır?

SWOT analizi bir iş planında işin Strengths, Weaknesses, Opportunities, Threats - Güçlü yönler, Zayıf yönler, Fırsatlar, Tehditler olarak incelenmesini ve bu durumlara hızlı bir bakış atılmasını sağlayan bir özet tablodur. Tablo, 4 birimden oluşur ve her birim işin bahsettiğim incelemelerinden birisine ait bir hücre olarak yerleştirilir. İş planlarının olmazsa olmazlarındandır. Bazı örnekler aşağıda:

Swot Analizi

Swot Analizi
Daha fazla örnek için: articles.bplans.com/swot-analysis-examp... adresini inceleyebilirsiniz. Hazırlama için bir araç da burada: ufa.lt/Cr59Xq
Haziran 2016

Süleyman GönülkırmazOrhan Tutum kişisini takip etmeye başladı

Orhan Tutum, Bilgisayar Programcısı, @zertel

Acemi programcı

Haziran 2016

Süleyman Gönülkırmaz  yeni bir  gönderide  bulundu.

ARAÇ KULLANIYORUM, KORNA KULLANMIYORUM...

2 Yıl önce sırt çantam ile bir mini Avrupa turu yaptım.
İlk durağim Köln'de (Almanya) bir otele yerleşmek oldu.
Sabah, Brüksel'e (Belçika) gitmek için otelden çıktım.
Valizimi çekerek görevlilerin tariflemiş olduğu meydanı buldum.
Bu meydanda, 'Hauptbahnhof' isminde çok aktif bir tren istasyonu,
mavi çatılı 'Music Dome' isminde büyük bir opera binası ve
hemen yanı başında 'Dom Kilisesi'nin yer aldığını haritamdan buldum.
Meydanın içerisine ulaşacağım, TRAFİK IŞIĞI YOK,
nerden geçerim diye baktım.
Cidden Işık Yok.
Sadece 'Yaya Yol Çizgisi' mevcut.
Araçlar akıyor, kenara yaklaşıp, beklemek istedim.
Beni gördüler, tüm trafik durdu. . .
Bana yol verdiler. . .
Karşıya geçtim, olan bitenleri seyretmeye başladım.
Korna çalan yok.. .
Kızan yok.. .
Acelesi olan yok..
O an karar verdim,
KORNA KULLANMAYACAĞIMA. . .

Nisan 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

Mal veya hizmet alırken pazarlığı nasıl yaparsınız?

Pazarlığı kendi kendine yapan satıcı haricinde pazarlık yapmamaya gayret gösteririm.

-Bu ayakkabı ne kadar?
+ 250 lira ama sana .... 185 olur abla
-150 yap alayım
+tamam abla 170'e al, güle güle giy....

diye uzar gider.
Nisan 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

Ne yaptın ve hayatın değişti?

Bir kitap okudum.
Nisan 2016

Süleyman Gönülkırmaz bu yanıtı beğendi:

Ne yaptın ve hayatın değişti?

Yılmadım, 4 sene üniversite okumama rağmen sınava girip, hep bir kapı aradım ve en sonunda hayalime ulaştım. Hayatım çok değişti, çok mutluyum ve istediğim bölümde fazlasıyla da başarılıyım .)
Nisan 2016

Süleyman GönülkırmazŞener Akbaş kişisini takip etmeye başladı

Şener Akbaş, Fizyoterapist, @senerakbas

Daha Fazla