anonim

Ekim 2012 | Hilal Korkmaz, Meteoroloji Mühendisi Öğrencisi
Bu duruma nasıl geldiğimi bilmiyorum. Şuan nasıl bir şey yaşadığımın idrakinde de değilim. Bilmiyor olmam iyi bir şey de olabilir. Genellikle olmaz! Bazen olabilir. Neresiyse burası, işte o kadar yalnızım. Orası nerdeyse, işte o kadar uzağı

m. Su yutmuş acemi bir yüzücü gibi, denizin sığ köşelerinden birinde, öksürükler içinde öleceğini düşünen o acemi yüzücü gibi, sonrasını değil, yalnızca bu anı düşünerek öksürüyorum! Öksürdükçe beynimden düşenler, daha uzağa gittiğimde de karşıma çıkacaklar biliyorum. Çünkü bunlar hepsi değil! Çok azı. Ama az bir ağrı değil bu! Asıl sancılar, asıl kramplar ruhuna işlemiş, ona ulaşabilmiş olanlardır! Kimselerin ulaşamadığı bir noktada, o eşsiz can yanmalarının elini kolunu sallayarak dolaşabilmesi ne kadar da garip! Bu azken de çok olabilen bir şey! Bu, bütün neden sorularının yanıtı verildiğinde dahi yanıtı es geçilecek o soru! Bu cevaplanacak bir şey değil! Aslında bu soru da değil! Bu nedensiz bir nedenlilik! İhtimaller içinden geçip, var olmaya gayret gösteriyor olmak olabilir! Var olmak ne de zor iş! Bu bir iş evet, para karşılığında yaşıyor olduğunu kimse iddia etmesin. Ruhuna seslenemeyen herkes ölüyor çünkü. Yaşamaksa amaç, nefes alıp vermekse, en kıymetli karşılık bu taş parçası üzerinde daha fazla kalabilmektir. Kazanılan paralar, eş değeri ne olursa olsun, yaşama arzusunun yanında bütün sertliğini kaybediyor! Daha fazla yaşamak istiyoruz, daha fazla yaşamak istiyorsun! Bu boku daha fazla solumak, daha fazla, hep daha fazla! Herkesten daha çok...