ARBAT SOKAĞI

Ağustos 2014 | Güneş Banu Kocatepe, Öğrenci İşleri Müdürü
Moskova Arbat Sokağındayım, hani şu, tarihe yön veren, sanatçılar barındıran meşhur sokak. Ölmeden önce görmemiz gereken yerlerden biri.


Nam_ı diğer, Kendini Taksim zanneden sokak.

İki rivayete göre almış adını, birincisi Slavca Tepe anlamına gelen , diğeri arka mahalle anlamına gelen Arapların isimlendirdiği ARBAT , hangisini beğenirseniz.
Yüzyıllara tanıklık eden sokakın tarihçesi 1493 lere dayanıyormuş, anlata anlata bitirilemeyen sokağın benim penceremden hikayesi;

Sokağa araba girmesi yasak, sokağın başına geldiğiniz andan itibaren turist akını ile
karşılaşıyorsunuz ama Taksim kadar yoğun bir turist trafiği yok. Daha dingin, daha sakin burayı tercih edenler.


Tarihi binalarla çevrili olmasına rağmen öyle aval aval bakılacak bir durumu yok gibi.

14515


Sokağın ortasında çiçeklerle bezenmiş minik dükkan buketleri karşılıyor sizi. Restoranlar
dizili, amma önünde avaz avaz bağıran çığırtkanlar yok, Taksimde cağğğnım Taksimde, beni ve turistleri en rahatsız eden olay . Gel vatandaş, gellll Sanki bağırmazlarsa insanlar tercih etmeyeceklermiş gibi.


Dondurma şovumuzu kastetmiyorum, o şov bir harika, bizi uluslararasılaştırdı, reklamımızı yaptı çoğu yerde ne de olsa.

Restoran demişken, meşhur Türk döneri görmeniz mümkün. Gözünü seviyim memleketimizin. Her yerde namımız yürümüş.

Bol bol hediyelik eşya satan dükkan dizili, hepsinin önünde kendi reklamını yapan bir şahıs, bağırmıyor sadece boynuna ilanını asmış, oku ve anla diye bekliyor.

14515


Matruşka satan dükkanlar çoğunlukta, onlar için önemli bir değer. En küçüğü üç parçadan oluşuyor ve 200 ruble. Yani bizim Taksimimizdeki fiyatların çok misli.

14515

Sanatçı sokağı diyorlar ya, gerçekten öyle. Her köşede boya ve paletini açmış bir değer, emeğini sergiliyor. Kimisi Kremlin sarayını ve tarihi değerleri, kimisi, kedi köpek sevdasını, kimi ekmek tahtası oyuyor, resmediyor, kimide kara kalem çalışıyor. Fiyatlar haklı olarak fahiş. El emeği göz nuru neticesinde.

Tüm sanatçıların hali hazırda bulundurduğu şemsiyeleri var, malum yağmur burada haber vererek geliyor, en az günde bir kez. Önce hey geliyorum diyor, ses çıkarıyor, rengini kapıyor, karartıyor veeee boşaltıyor, o arada Kentli tüm insanlar alışmış önlemlerini alıyorlar. Sanatçılarda dahil.

Ne şiş yanıyor, ne kebap, ıslanan sadece bilmeyen ahmak.

Arbatta, gezen tüm hatunlar edalı, sokak gibi…

Arbat sokağında, tiyatroya da rastlamak mümkün. Onlar için tiyatro olmazsa olmaz.

Bunun dışında, Dansçılar ve müzisyenler var her köşede, kendilerince müzik /dans yapıyorlar. Ben iki kız kardeşin önünde buldum kendimi, ikisi de bir örnek giyinmişlerdi, yumuşacık seslerini dinleyip, mola verip, bu görmeden ölmememiz gereken yerde dolaşmaya devam ettim.

Çayskovskiler, Mayokoskiler, Puşkinler dolaşırda ben dolaşmazmıyım.

Sonuç olarak, tarihi ve kültürel dokusu ile nam salmış kenttin sokaklarında yaklaşık dört saat geçirdim.

Yedim, içtim, alış veriş yaptım, üstelikte yağmura yakalanmadan, oldukça keyifliydi.

Döner dönmez ilk işim Taksime İstiklal’e uğrayıp, oralara farklı bir gözle bakmak, zira kendisini taklit etmeye çalışanlar var.

Haberi olsun.

Tüm değerlerimizin kıymetini bilerek,

Sevgiyle

G.Banu KOCATEPE

Ağustos 7