Aşkın ömrü artık kaç saat?

Ekim 2012 | Şaman, İnşaat Mühendisi
Öncelikle bu hikayenin kahramanları tamamen gerçek kişilerdir, hiç bir hayal ürünü kişiyle alakaları yoktur. Sadece isimleri değiştirilmiş ve yazarın onları gözlemlediği gibi Anlatılmışlardır.

Kontrollü bir tesadüfler silsilesiydi onları bir araya getiren. Sinan kırk beş yaşlarında bir mühendis, Şeyda ise bozulan sektör nedeniyle işini değiştirerek büyük bir firmanın ihracat departmanında çalışan 30'lu yaşlarının ortasında eski bir turist rehberiydi. Şeyda çok alımlı, seksi, bulunduğu her ortamda dikkat çekebilecek, uzun boylu, güzel, biraz da naif görünümlü bir kızdı. Zekası gözlerinden fışkırıyor, bir kısmını da eski mesleği dolayısıyla edinmiş olduğu engin tarih, coğrafya, mitoloji bilgileri ve severek okumuş olduğu binlerce roman onu inanılmaz hoş sohbet bir insan yapıyordu. Sürekli otuz iki dişini göstererek yüzüne kondurduğu müthiş gülümsemesi de onu daha da sıcak bir insan yapıyordu. Sinan'a gelince o da boş değildi, gençliğinde çok okumuştu, yıllar boyunca Avrupa'nın bir çok ülkesinde yaşamıştı, müzisyendi, dansçıydı, mütevazi bir amatör öykü yazarıydı, zekiydi ki zaten ülkenin en elit üniversitelerinden birinde mühendislik okumuştu. Kadınlarla çok ilişkisi olmuştu, artık onların ruhlarını anladığını düşünüyordu. Yaşına rağmen öğrenmeye olan açlığı bitmemişti. Tekne alma hayliyle gece gündüz çalıştığından kendine bir sevgili arayacak kadar bile vakti yoktu.
Şeyda, iki yıldır beraber yaşadığı sevgilisinden yeni ayrılmıştı annesinin yanına, tesadüfen Sinan'ın çok yakınına taşınmıştı. Sinan da İstanbul'a bir kaç ay önce taşınmıştı, henüz kendine ait bir evi bile yoktu. ABD'ye İngilizce öğrenmek için gitmiş olan kız kardeşinin evine bekçilik ediyordu, yaklaşık iki aydır yalnızdı.

İkisi de bir İnternet sitesinde kendilerine uygun bir partner arıyorlardı. Sinan sitede Şeyda'nın resmini dolayısıyla o muhteşem gülümsemesini görünce ona kendi resmini görme izni verdi. Şeyda, uzunca bir süre sonra bunu fark ederek Sinan'a o ilk merhabayı bahşetti. Çığ o anda yuvarlanmaya başlamıştı. Sinan tabii ki buna sessiz kalmadı, kibar bir merhabayla onu cevapladı. Takip eden bir kaç gün aynı sitede karşılıklı mesajlarla haberleştiler. Sinan bu durumlarda sakin kalmayı çok iyi biliyordu, daha hızlı, daha rahat haberleşmenin yollarını aramadı ta ki Şeyda bu yollara başvurana kadar.

Önce msn'de sohbete başladılar, Şeyda "sorabilir miyim?" yazdı, Sinan "tabii ki" diye cevapladı. "Bana biraz kendinden bahseder misin?" yazdı Şeyda ve o anda Sinan'ı kalbinden vurdu. Normal olarak kadınların, "mesleğin nedir*", "işin nedir?", "boşandın mı?", "çocuğun var mı?", "ne kadar kazanıyorsun?" gibi sorularına alışık olan Sinan Şeyda'nın bu davranışından çok hoşlanmıştı. Sinan beğendiği ama kadınların hiç hoşlanmadığı yanlarını anlattı ve Şeyda tümünden hoşlandı. Aralarında çok özel bir iletişimin başladığının ikisi de farkındaydı. Sanki sanal ortamda yazdıkları o kelimeleri en sevgi dolu sesleriyle birbirlerinin kulaklarına fısıldıyorlardı. Bir keresinde Sinan Şeyda'nın rumuzunun neden Pandora olduğunu sordu. Şeyda engin bilgi dağarcığından tarihi kadının hikayesini öyle anlatmıştı ki Sinan hem Pandora'yı hem de Şeyda'yı çok sevmeye başladı.

Diğer bir gece sanki göz göze diz dizeymiş gibi yaşadılar sanal alemde. Sinan Şeyda'ya bütün gece sevdiği romantik Latin şarkılarını gönderdi ve beraber müzik dinleyip duygulandılar. Mükemmel bir başlangıç gibi gelmişti onlara bu, sanal alemde bile yaşayabildikleri romantizm. Belki de gerçekten mükemmel başlangıç olabilirdi de, şartları azıcık farklı olsaydı. Sonuçta o gece neredeyse tamamen aynı dili konuştuklarını, aynı şeylerden keyif aldıklarını ve bir çok ortak özelliklerinin olduğunu fark etmişlerdi. Eros oklarını çoktan savurmuş ve ikisini de kalplerinden vurmuştu.

Şeyda 10 yaşlarındaki kızıyla da ilgilendiğinden Cumartesi gecesini es geçerek ancak Pazar günü buluşa bildiler Neyse ki ikisi de maceracı ruhlardı ve bir pazar öğleden sonrasının bile nasıl güzel, duygu dolu, neşeli ama romantik yaşanabileceğini biliyorlardı. Öğle vakti Mecidiyeköy'de sokakta buluşmak üzere anlaştılar. Şeyda taksiyle gelecek ve Sinan'ı yoldan alacaktı, ufak bir gecikmeyle kararlaştırdıkları gibi de yaptılar.
Birbirlerini ilk gördüklerinde aralarında soğukluktan eser yoktu, sanki birbirlerini aylardır tanıyor, seviyor gibilerdi. İkisi de bir anda hayatından çok memnun insanlar oldular ki zaten öylelerdi ama bu durum memnuniyetlerine tavan yaptırmıştı. Sinan çocukluğunun geçtiği yer olan, ona eski İstanbul romantizmini çağrıştıran Beşiktaş'a gitmek istemişti. Şeyda ise Ortaköy dedi. Sonuçta tabii ki Ortaköy'e gittiler. İkisi de bir ATM bulup para çekmek istiyordu. Nitekim Ortaköy'de ATM'lerin bulunduğu yerde taksiden indiler. Ücreti de ceplerinde buldukları bozuklukları birleştirerek, sanki yılların çiftiymiş gibi güle oynaya müthiş bir doğallıkla beraber ödediler. Paralarını çekip sahildeki, yıllardır gitmedikleri ama sessizce gözlerine kestirdikleri kafeyi aradılar. Yine ortak bir noktalarını keşfettiler. Güzelim kafe kapanmıştı, kapanan kafenin romantizmini deniz kenarındaki başka bir başka bir kafede soğuk içeceklerini yudumlarken konuştular, beraberce yaşadılar. Birbirlerinin gözlerinin içine merak ve beğeniyle bakıyorlardı. İkisi de kendisinden bahsetti, tabii Şeyda daha çok Sinan'sa daha az...
Yalnız Sinan bu sohbet esnasında Şeyda'nın çok hoşuna giden başka bir özelliğini fark etti, evet o bütün kadınlar gibi çok konuşuyor ama diğerlerinden farklı olarak boş konuşmuyordu ayrıca Sinan ağzını açıp bir şey söylediğinde onu gerçek bir ilgiyle dinliyordu. Bir süre sonra kafede çalan pop müziği Sinan'a yetti, muhtemelen yine Şeyda'nın durumu da farklı değildi. Kalktılar ve yeniden kolayca uzlaştıkları Taksim'e doğru yola koyuldular.

Böylesine bir uyumu belki de hiç yaşamamışlardı hayatlarında. Felekten bir gün çalıyorlardı ya, yine bir taksiye bindiler Taksim'e doğru yola koyuldular. Sohbetleri Taksim'e kadar hiç tükenmedi, günlük yaşamdan, gezdikleri, gördükleri yerlerden, okuduklarından, tükettikleri sanattan konuştular. Geldiklerinde taksiden inip Galata yönünde yürüdüler. Çiçek pasajını geçtiklerinde Sinan Nevizade'ye gitmeyi teklif etti. Uyumda hiç bir eksilme yoktu. Şeyda zaten oradan Nevizade'ye uğramadan hiç geçemediğini söyledi. Sinan'ın hep gittiği yere oturdular. Tam biralarını içiyorlardı ki Şeyda telefonunu kaybettiğini fark etti. Önce yüzü biraz düşermiş gibi oldu ama birkaç aramayla telefona ulaştılar. Sanki ne sakarlığı yaparlarsa yapsınlar hayat onların bu günü güzel geçirmeleri için her şeyi yapacaktı. Orada da baştan beri yakaladıkları uyumla birbirleriyle neşeli sohbetlerine devam ettiler.

Birkaç biradan sonra kalkıp Galata'ya doğru yürüdüler. Kuledibi'nde şarkı söyleyip dans eden hippileri izlediler. Orada bir kafede oturup dem turlarına neşe içinde devam ettiler. Ardından Yüksek Kaldırım'dan Karaköy'e indiler. Sokağın sonunda örgü bileklikler satan bir Ekvador'lu vardı. Şeyda günün anısına birer bileklik almalarını istedi. Sinan Şeyda için bir bileklik beğendi ama sonra Şeyda'nın kendisi için beğendiği bilekliği kabul etti. Sonuçta iki bilekliği de Şeyda seçti. Ardından, aldıklarını birbirlerine bağlarken onların tamamen birbirlerinin aynı olduğunu fark ettiler. Rıhtıma kadar yürüyüp Şeyda'nın telefonunu aldılar.

Sinan Şeyda'yı Haliç kıyısında rakı-balığa davet etti. Hayatta hiç bir eğlenceyi kaçırmazmış gibi görünen Şeyda tabii ki bu teklifi kabul etti. Karaköy'ün tarihi yapılarla dolu sokaklarında Haliç'e doğru yürürlerken birbirlerine şakalaşma kisvesi altında dokunuyor ama çok mu ileri gittim endişesiyle de uzatmıyorlardı.

Büyülü bir günün büyülü gecesine doğru beraberce yol aldılar. Haliç kıyısında, balık halinin arkasındaki salaş meyhanelerden birinde oturdular. Ne yeyip ne içecekleri konusunda da hemen anlaştılar. Sinan siparişleri verdi, rakıyı da Şeyda'ya tercihini sormadan sipariş etti, zaten kızın tercihinin ne olacağından emindi. Şeyda rakısını susuz içiyordu, kız Sinan'a bir kahramanmış gibi göründü. Rakıdan sonra artık iyice rahatlamışlardı. İlk öpücük işte o sırada verildi. İkisi de geçirdikleri müthiş uyumlu güzel günün de etkisiyle büyülenmişlerdi. Aslında o gün güzel bir sevişmeyle taçlandırılmalıydı, bunun, ikisi de tamamen farkındalardı ama ikisi de sabah çalışmak, işe gitmek zorundaydı. Şeyda, tabii ki pazar kıyafetiyle işe gidemezdi. Kız kardeşiyle kaldığı anne evinden eşyalarını alıp çıkamazdı da. Nitekim o gecelik ayrılmak zorunda kalacaklardı. Dönerken takside Sinan Şeyda'yı hiç bir dirençle karşılaşmadan kendine çekti. Şeyda büyük bir mutlulukla başını Sinan'ın göğsüne koydu ve kokusunu sesli bir şekilde içine çekti. ”Dünyanın en güzel kokusu bu„ diye fısıldadı Sinan'ın kulağına. Bu, zaten öncelikle cinsel ve tüm uyumun kaynağının koku olduğuna inanan Sinan için aralarındaki uyumun en önemli kanıtıydı.

Şeyda'yı evine bırakan Sinan'da evine gitti. Zaten hem geçirdikleri muhteşem günün hem de içtikleri yüklüce miktarda alkolün etkisiyle başka bir şey yapamazdı. Ardından birbirlerine bir kaç romantik mesaj yazdılar. Bunların en önemlisi belki de Şeyda'nın yazdığı "Ellerinden kayacak bir yıldız değilim, kaybolmak için değil seninle daha güçlü ışıldamaya geldim dünyaya.„ idi. Ellerinde telefonları uyuyakaldılar.

Ertesi sabah ikisi için de bir önceki gün rüya gibiydi. Ancak kollarındaki bileklikleri gördüklerinde inandılar tüm yaşadıklarının gerçek olduğuna. Akşam buluşmaya karar vermişlerdi. Şeyda Sinan'ı evinde ziyaret edecekti. Günü işleri, bir kaç sevimli mesaj ve kısa bir telefon konuşmasıyla geçirdiler. Akşamı çok zor ettiler.

İşinden sonra Sinan olabildiğince hızlı bir şekilde evinin yakınındaki bir markete giderek, artık zevkinden yüzde yüz emin olduğu Şeyda'sına güzel bir ortam sunabilmek için kırmızı şarap, kızın seveceği bir peynir, biraz kiraz ve yer temizleme sıvısı aldı. Lakin toza alerjisi olan Şeyda'yı iki aydır temizlenmemiş olan evinde ağırlayamazdı. Koşa koşa eve gitti ve hızlı bir temizliğe girişti. Aynı esnada Şeyda evini değil ama kendisini ilk gecelerine hazırlamak amacıyla epilasyona gitti. Sinan bir-bir buçuk saat içinde temizliği bitirmiş, şaraplardan birini açmış, bir meyve-peynir tabağı hazırlamış yedi tane mumu mumluğa dizmiş bir halde Şeyda'yı beklemeye başladı.

Kız Sinan'ın da zaten tahmin etmiş olduğu üzere geç kaldı. Aslında meraklanmayan Sinan bu sevdiğine ilgi gösterebilme fırsatını kaçırmadı ve Şeyda'yı aradı. Cevap yoktu ama Sinan telefonunun bir kaç dakika içinde çalacağından emindi. Nitekim çaldı da, Şeyda'ydı arayan beklendiği üzere, çok geç olup olmadığını, gelip gelemeyeceğini sordu. Tabii ki gelebilirdi. Sinan evini tarif etti, mumları yaktı, kendine bir kadeh şarap alarak Şeyda'sını bekledi. Uzunca bir süre aradıktan sonra Şeyda evi buldu. Bunda Sinan'ın da rolü olmuş, sokağa çıkmış Şeyda'yı sokakta karşılamıştı.

Sevgi dolu sarıldılar, öpüştüler. Ardından Şeyda acilen bir cilt merhemine ihtiyacı olduğunu söyledi ve epilasyon hikayesini anlattı. Bacaklarının harap olduğundan bahsetti. Sinan merhemi verdi ve Şeyda aceleyle pantolonunu çıkardı. Sinan da bu esnada ışığı kapatmıştı ki Şeyda kendini kötü hissetmesin. Şeyda'nın bacakları mum ışığında bile harap görünüyordu. Merhemini süren Şeyda Sinan'ın karşı çıkmasına rağmen pantolonunu giydi. Aynı zamanda da Sinan'a hiç evine yeni gelen bir kadının anında pantolonunu çıkartıp çıkartmadığını espri amaçlı sordu. Yaşanmışlığı çok olan Sinan zaten hep de doğru söylemek zorunda hissettiğinden soruya cevap veremedi ve önüne baktı. Sinan güzel bir Latin müziği koydu, Şeyda'sına şarap verdi ve mum ışığında tatlı bir sohbete yanı sıra tabii ki birbirlerine dokunmaya okşamaya, öpüşmeye başladılar.
Sinan'ın özenerek hazırladığı ambiyans gerçekten ortama aşık olunası bir hava katmıştı. Kısa süre sonra Sinan Şeyda'yı soymaya başladı. Kızın öncelikle dolgun dudakları, irice göğüsleri, bir kaç kilo fazlası olan kadınsı vücudu Sinan'ı tahrik etmişti. Üçlü kanepe iki normal boyutlu insan için tabii ki biraz dardı, bir boğuşma gibi seviştiler, sanki biraz da vahşilerdi bunu yaparken. Ardından çok özlemiş oldukları kaçınılmaz ilk birleşme anı geldi. İkisi de uzun bir ön sevişmeye tahammül edebilecek halde değildi, zaten varlıklarıyla birbirlerini öyle tahrik ediyorlardı ki birleşmelerini daha fazla geciktirmelerine hiç gerek yoktu. Sinan sertleşmiş, kanının basıncıyla kalbinin ritmiyle atan penisini zaten sırılsıklam olmuş Şeyda'nın içine rahatça sürdü. Kızın organı onu sanki onun için yaratılmışçasına tamamen kavradı. Birbirlerinin tenini, kokusunu, terini ve diğer vücut sıvılarını tattılar. Tam da hissettikleri, bekledikleri, sahip olmak istedikleri gibiydi buldukları. Sinan'ın kanepesi ilk yatakları olmuştu. Birbirlerini çok güzel hissettiler, bu güzelliği birbirlerine hediye edebilme mutluluğu onlara kendilerini mitolojik Yunan tanrıları gibi hissettirdi.

Yazın sıcağında terden sırılsıklam olmuştu Sinan, sevişmeden sonra Şeyda'ya terinin rahatsız edici olup olmadığını sordu. "Bana zevk vermek için döktüğün terden daha güzel bir şey düşünemiyorum" dedi Şeyda. Bir süre dinlendikten sonra kalktılar ve beraberce duşa girdiler. Aşık oluyorlardı, yoksa olmuşlar mıydı?

Kurulanıp, biraz giyinip, şaraplarını ve mumlarını da alıp terasa çıktılar. Daha da mutlu bir şekilde hiç bitmek tükenmeyecekmiş gibi olan sohbetlerine devam ettiler. Burada Şeyda Sinan'a hep onunla olmayı hatta onunla yaşamayı istediğini söyledi. Bu aslında Sinan'ın aklına da yatmıştı, Şeyda gibi bir kadını bir daha bulamayacağını ve onu kesinlikle kaybetmek istemediğini biliyordu. Bu teklifi kaçırmayacaktı ama Şeyda'sına bir sürpriz yapmaya ve ona ertesi gün evinin anahtarını vermeye karar verdi. Kıza net bir cevap vermedi, belki de yaptığı ilk hata bu olmuştu. Muhtemelen yuvarlanmakta olan çığ o anda erimeye başladı ikisi de fark etmeden. Ertesi gün düzenli işi olan ikisi de çalışmaya gideceklerdi ama yine de saat umurlarında değildi. Şaraplarını bitirdikten sonra ayların belki de yılların çifti gibi beraberce yatağa gittiler. Sinan'ın güzel Şeyda'sının yanında yatıp da onunla sevişmemesi imkansızdı, uyumadan önce bir kez daha seviştiler ve çırılçıplak, sarmaş dolaş güzel bir uykuya daldılar.

Sabah uyandığında yanında güzel Şeyda'sını gören Sinan gününe büyük bir mutlulukla, güzel bir gülümsemeyle başladı. Kızı öptü, uyandırdı, ona sarıldı, onu okşadı... İkisi de tahrik olmuştu, kız Sinan'ı üzerine çekti, bacaklarını açtı ve ona sırılsıklam olmuş cinsel organını sundu. Sinan oldum olası sabah sevişmelerine bayılırdı, aynısını Şeyda'da da görmek onu çok mutlu etti. Güzel bir sabah sevişmesinden sonra kalkıp giyindiler.
Şeyda yanında ertesi gün giyeceği bir kaç eşyasını getirmişti, onları ve Sinan'a rahatsız olmamasını söyleyerek ayakkabılarını giydi. Sinan tabii ki Şeyda'sını geçirmek için kalktı onun yanına gitti, sarıldı ve kızı iştahla öptü. Ardından Şeyda ve onun arkasından da Sinan işine gitti. Öğlen bir kez telefonlaştılar. Birbirlerine bir sürü de mesaj yazdılar.
Sinan tabii ki ona doyamamıştı akşam gelmesini istedi. Şeyda önce biraz nazlanmış olsa da teklifi kabul etti. Sinan başta da belirttiğimiz gibi eve gelip çalışmaya devam ediyordu. Şeyda belki de onu rahatsız etmek istemiyordu. Teklifi kabul ettikten sonra Şeyda "O zaman eve varınca ara, ne yemek istersen, evde ne malzeme eksikse onu da söyle, gelirken alayım. Lütfen sana yemek yapayım, zaten sen çalışırken yapacak daha iyi bir isim yok, özledim bu arada" yazdı mesajlarından birinde. Yemeyi seven Sinan'ı bu davranış da çok etkiledi. Mutluluk la eve geldi, gelirken de anahtarcıya uğrayıp sürpriz olarak düşündüğü şeyi yapacaktı, Şeyda'sına evini ve onunla beraber kalbini açacak, ona anahtarını sunacaktı. Tesadüf bu ya o gün de evinin karşısındaki anahtarcının erkenden kapatıp gideceği tutmuştu. O sırada kararlaştırdıkları gibi evine gelmekte olan Şeyda'yı da kaçırmak istemediğinden sürprizini bir gün ertelemek zorunda kalmıştı. Bunun ona neye mal olacağının hiç farkında değildi...

Neyse ki alışverişini yapabilmişti, eve varmasının üstünden bir kaç dakika geçmişti ki, kapı çaldı, güzel Şeyda'sı kapıdaydı. Sarıldılar, öpüştüler... Sinan Şeyda'ya mutfağı ve aldıklarını gösterdi ardından Sinan işine Şeyda'da yemek yapmaya girişti. Sinan arada sırada kalkıp mutfakta çalışan güzel Şeyda'sına sarılmaya onu öpmeye, biraz da tahrik etmeye onun yanına gitti. Aslında çok da güzel oynaşıyorlardı, ya da Sinan öyle olduğunu düşünüyordu... Yemek hazır olana kadar bu bir kaç kere tekerrür etti. Şeyda çok güzel bir tavuk yapmıştı, yemeklerini alıp terasa çıktılar ve güzel sohbetlerinin eşliğinde yemeklerini yediler. Yemek sonrası da uzun uzun sohbet ettiler. Ardından tekrardan işlerine döndüler. Sinan işine Şeyda ise mutfağa. Sinan hasretine dayanamayarak gitti yine Şeyda'sının yanına ona iştahla arkasından sarıldı. Artık mutlaka sevişmek istiyordu, kızı aldı ve yatağına götürdü, onu öptü, soydu, okşadı, yaladı ve güzelce seviştiler. Bu arada Şeyda'nın kendisine "erkeğim benim", "dölle beni" gibi şeyler söylemesi onu daha da coşturuyordu. Kızın içine patladı sonunda aynen sabah da yapmış olduğu gibi.

Adeta kızın hamile kalmasını istiyordu, onu kendi kadını yapmaktan, onunla neslini türetmekten daha çok hiç bir şey istemiyordu. Aslında kendine de şaşırıyordu Sinan, her zaman kaçmıştı bağlanmaktan, çocuk yapmaktan ama bu kadınla yaşadıkları çok farklıydı şimdiye kadar yaşadıklarından.

"Haydi" dedi Sinan sevişmelerinden sonra "kalkalım bir kaç bira içelim." Şeyda o ana kadar her seferinde olduğu gibi "tabii yapalım" dedi. Kalktılar, salona geçtiler, Sinan ona gecenin geç saatlerine kadar Şeyda'nın çok sevdiği rock gitaristlerini dinletti. Sinan bir yandan çaldığı müziğe tahammül ediyordu, diğer taraftan Şeyda'sını memnun etmekten çok mutlu oluyordu. Yine oldukça geç bir saatte uykuya yenik düştüler ve yatağa gittiler, bu sefer hemen uyudular.

Ertesi sabah tekrardan muhteşem bir güne uyandığını düşündü Sinan, yanında en çok beraber olmak istediği güzeller güzeli Şeyda vardı. Onu tekrar öpücükleriyle uyandırdı. Şeyda uyanır uyanmaz zaten sertleşmiş olan Sinan'ın cinsel organını emmeye başladı, o kadar vahşi davranıyordu ki organı tahriş etti. Sinan bir yandan büyük bir zevk alırken diğer yandan Şeyda'nın aşkının acısını yaşamaya başlamıştı. Bir süre sonra kızı altına aldı ve şehvetle seviştiler... Sevişmenin sonunu da Sinan kızın ağzında getirdi. Hissetmişti aslında bir şeylerin yıkılmaya başladığını. İnanmak istemiyordu, kızın onu hala erkeği olarak gördüğüne emin olmak istiyordu. Şeyda yine hiç itiraz etmedi, içti Sinan'ın zevk sıvısını.

Bir önceki sabah gibi kalktılar, giyindiler, Şeyda yine akşam giydiği giysilerini Sinan'da bıraktı ve işine gitmek üzere çıktı kapıdan. Sinan nedense anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini. Şeyda da farkında mıydı, akşam mı karar vermişti, yoksa daha kararını vermemiş miydi?...

Bütün gün içi içini yedi Sinan'ın... Sanki yeni bulmuş olduğu hayatının mutluluğunu kaybettiğini düşünüyordu. Şeyda'da ise durum farklıydı, o da etkilenmişti Sinan'dan ama gün içinde daha bir kaç hafta önce terk ettiği eski sevgilisi ilişkilerini uzatma amaçlı aradı onu. Aslında bir kadın giderse dönmezdi ama Şeyda işte farklı bir kadındı, kocaman bir kalbi vardı. Çok istemese de kabul etti bu teklifi... Hemen silmişti yaşadıklarını ve yaşayabileceklerini Sinan'la. Gün içindeki mesajlaşmalarında akşam gelemeyeceğini, kız kardeşiyle kalacağını, ona biraz ilgi göstereceğini söyledi Sinan'a. Sinan üzüldü bu duruma ama zorla da bir yere varamayacağını biliyordu...

Ertesi gün eski olduğunu bildiği Şeyda'sına güzel bir gün dileyen bir mesaj attı, akşama doğru Şeyda'dan bir cevap geldi... Tam da düşündüğü gibi "Sinan, güzeldi ama ben devam edemeyeceğim, üzgünüm. Cumartesi yada Pazar, ne zaman müsaitsen uğrayıp eşyalarımı almak istiyorum. Neden dersen o zaman anlatırım, telefonda olmaz. Ama senden kaynaklanan bir şey yok, biliyorsun. Bana çok güzel birkaç gün yaşattın, çok teşekkür ederim." yazmıştı kız...

Bunun üzerine bu hikayeyi yazmaya karar verdi Sinan ve öyküsüne şöyle başladı: " Öncelikle bu hikayenin kahramanları tamamen gerçek kişilerdir, hiç bir hayal ürünü kişiyle alakaları yoktur. Sadece isimleri değiştirilmiş ve yazarın onları gözlemlediği gibi anlatılmışlardır."