Bir Balığın Hikayesi

Nisan 2012 | İlginc Adam, Yazar
Okumak isteriz elbet diyerek sızlandık bir yerlerde, merakta bunun cabası sönecek bir kor değil tabi. Bilinmeyenlerin gizemi değil miydi? MERAK...

Küçük bir gölde uyanan bir balıktan bahsediyorum elbet, gözlerini hayata yeni açmış bir balık bu, çok sevimsiz görünmesine karşın ilerleyen yaşlarında alımlı ve iştah açıcı bir güzelliğe sahip olacak... Koyu gri rengi, parlak pulları olacak, sırtının üzeri lacivertle bambaşka görünecek bir balık bu. Tabi henüz büyümedi, onlar gibi değil, ufacık tefecik ve çok sevimsiz soluk bir beyaz renge mahkum.

Kim dost kim düşman bilmeyenlerimiz olduğu gibi bu balıkta bilmiyor, biraz merak var ama korkuda yüreğine hakim durumda... Yaşadığı yer hiç bir zaman sabit değil, bu yüzden bu korkularla yüzleşmek zorunda, tek başına!

Etrafında neler oluyor merak ediyordu sürekli, korkak bakışlarla yavaş yavaş, gezmeye başladı. Kendi gibi balıkları görünce yabancılamadan aralarına karıştı, bilmediklerini öğrenebilirdi belkide. Aklındaki sorulardan birisi de henüz kendinin ne olduğunu bile bilmiyordu zavallıcık. Karşısına gelen ilk balıkla konuşmak istedi...

- Selam, burada ne yapıyoruz biz, neden üst tarafta yüzenler bize benzemiyor? Neden onlar çok güzel ve iri de biz böyleyiz? (Aklına gelen soruları nefes almadan sormaya başladı)

- Hmm, gördüğün gibi biz senden biraz büyüğüz, yukarda yüzenler ise bizden büyük, buranın tek bir amacı var, hayatta kalmak için beslenmeliyiz, yalnız büyük balıklar her zaman küçük balıkları yutar. Bu yüzden biz sığdırgınların aralarında yosunlara yakın yüzeriz, mercanların küçük delikleri bizi onlardan saklar. Bizde bu şekilde onlar gibi büyüyebiliriz. Yalnız sana bir isim vermemiz gerekiyor, sen ve sana benzeyen kardeşlerini bu şekilde ayırabiliriz. (Bir isim düşünmeye başlamışlardır.)

Balıklar ona isim düşünürken bizim ufaklık duyduklarının şokunu henüz üzerinden atamamıştır.

- Bak sana bundan sonra Letaz diyeceğiz, kendini diğer balıklara bu şekilde tanıtabilirsin...

Letaz isminin bile anlamına sormadan hüzünlü bir şekilde kendini diğer balıkların arasına bıraktı. O kadar çok düşünmeye başladı ki, acıktığının bile farkında değildi.

- Hey sen, buraya gel!... diye, bir ses işitti...

Kendini toparlamasını sağlayan sese doğru ilerledi.

- Bak kardeş çok dalgınsın, dikkat etmessen başka bir balığın kahvaltısı olabilirsin. Başını öne eğme, mücadeleni kesinlikle bırakma. Bizimle gel, acıkmışındır, beraber karnımızı doyuralım.

Daha bu balıkları bile tanımıyordu ama sesslerindeki ifadeler Letaz"ı etkilemiş olmalı ki, onalarla beraber aç karnını doyurmaya gitmekten korkmadı.

Cesareti bazen bizler içimizde uyurken buluruz, onu uyandıracak sesler ise bizi kendimize getiren bir güç olarak görürüz. Letaz kendinden daha emin olarak bu balıklarla bir süre arkadaşlık etti ve öğrenmesi gereken herşeyi öğrendi. Ama, aslında bilmediği daha çok şey vardı! Karşısına bu güne kadar çıkmamış bir balık... O nu görür görmez içini bir sıcaklık kaplamıştı. İsmi, Delvi olan bu balık, koyu mavi parlak pulları, yüzgeçlerinin uçları yeşilimsi sarıya çalan uçuk bir renk hakimdi. Gözleri iri ve yuvarlak, kuyruğu ise aynı yeşilimsi sarıyla özenle işlenmiş bir balıktı sanki.

Aşk ne demektir, onuda çok duymuştu ama hiç hissetmemişti, yaşaması gereken bir hediyeyi bu küçük gölde teslim aldı. Delvi de, aynı şeyleri Letaz için hissetmişti. Gözlerini birbirlerinden alamayan bu iki farklı balık, yaşam mücadelerini beraber vermeye karar kıldılar...

(Devamını daha sonra yazacağım, bu hikaye sessiz kalmak istediğim bir konu için yazılıyor önemle duyrulur)