Bir ermeni gözünden Kayseri

Kasım 2016 | Siran Camgöz, Turizmci
Seyahat son zamanlarda benim için vazgeçilmez bir tutku haline geldiğinden beri yeni yerler görmekte eşsiz deneyimler kazandırmaktadır. Deniz turizmi kadar önem verilmesi gereken Anadolu coğrafyasına da ilk Kayseri gezim ile ulaşabildim.
Anadolu'nun zamanında her ilinde ve her ilçesinde yaşayan Ermeni nüfusu ile bırakılan yapılar gerçekten görmeye değerdir. Bu yapıların bazıları günümüze ulaşabilmiş, bazıları restorasyon ile amaç ve sahip değiştirmiş bazıları ise bugünleri hiç görememiştir.
100 yıl öncesine gitmeye hiç gerek olmadan tüm yapılar daha uzaktan bağırıyor zaten Ermeni veya Rum yapıları olduklarını. Bütün hepsinin üzerinde bir iz, bir yazı veya bir simge bulunmakta. İşte bu İşte bu izleri bulmak için Melikgazi, Germir, Zincidere, Endürlük ve Efkere gezdiğim noktalardan.
Biz gezimize öncelikle Endürlük' ten başlayarak Talas'ta bitirdik.Endürlük'e geçmeden önce Ermeni Mezarlığına gittik ki mezarlık içler acısı. Belediye etrafını teller ile çevirmiş olsa da mezar ve taşlar dağılmış. Kim kimin mezarı belli değil. Öğrendiğim kadarı ile mezarlığa artık İran ve Irak Hristiyanları da gömülmeye başlanmış.
Endülüs'te bulunan Rum Kilisesi ziyaretinin ardından geçtiğimiz Zinciderenin de bir Rum köyü olduğunu söylemişti bize rehberlik yapan Mustafa Şenalp Bey. Protestan Kilisesinin ve okulunun bulunduğu bu yerde de biliniyor Ermeni ve Rum varlığı. Zincirdere den göç etmek zorunda kalan Rumların sokaklarını, evlerini gezerken ayrı bir hüzün kaplıyor insanın içini. İster istemez gidiyorsunuz yıllar öncesine. Bazı evlerdeki Rumca yazılar silinmemiş, kanıt olarak duruyorlar orada.
Hüzün aslında yeni başlıyordu; ama biz bunun farkında değiliz. Önce soluk almak için oturuyoruz çay bahçesine 2 çay içtikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Osmanlı zamanında Ermeni, Rum ve Türk yetimlerinin kaldığı Protestan Okuluna yol alıyoruz. Şimdilerde okul demeye bin şahit ister halini görüyoruz. Sokakları arşınlayarak, her evin önünde durarak arabamıza geri binip Germir'e yol alıyoruz.
İşte benim en çok hüzünlendiğim ve keşke görmeseydim, gelmeseydim dediğim yere gidiyoruz. Köyde bulunan 2 Rum ve 1 Ermeni Kilisesi yapılmış zamanında. İlk önce Rum Kilisesine bakıyoruz ki ne ile karşılaşacağımızı zaten hayal edebiliyorum. Kilise; yıkık, duvarlarında yazılar yazılı ama hala tek parça halinde. Söylene söylene buradan çıktığımda daha kötü bir manzara ile karşılaşacağımdan habersizim. Germirde bulunan Ermenilerin çoğunlukta yaşadığı mahalleye gittiğimizde ise hayal kırıklığı, öfke ve hüzün birbirine karışıyor. Kilise khoranının ( papazların dua ettiği, ilahilerin okunduğu alan) kendini hala belli ettiği yapıya geliyoruz. Yapının üst tarafı tamamen yıkılmış ve içeride kavun satılır haline şahitlik ediyorum. Bütün duygularım birbirine karışmış şekilde çıkıyoruz oradan; ama ben de öyle bir hal var ki orayı terk etmek istemiyor ve içerisinde bulunduğum ruh hali ile ikinci Rum kilisesini görmeye yanaşmıyorum.
Germir sonrası durağımız Tavlusun olsa da köydeki yapıları görmek nasip olmuyor. Belediye çalışmalarından dolayı Tavlusunu gezemeden Efkereye geçiyoruz ve Efkere yolunda öncelikle askeriyenin sahiplendiği Surp Garabet Manastırını ancak uzaktan görebiliyoruz ki resmetmek mümkün olmuyor. Ve Surp Stefan Kilisesi Efkereye ulaşıyoruz.
Köyün tepesinde heybetli duruyor Surp Stefan Kilisesi. Kapısı kilitli, içeriye giremesekte akrobat olan bendeniz bir şekilde içerideki ikonların fotoğraflarını çekebiliyorum. Köydeki konakları görmek ise hem hüzün hem sevinç oluşturuyor ben de. Hüznün sebebi artık buralarda Ermenilerin yaşamaması olsa da sevincimin sebebi ırkımın geçmiş olduğu yerleri görebilmek ve eski dokuya dokunabilmek oluyor. Talas'ta Cinciyan Hanesini ve Yaman Dede kültür merkezini de aynı güne koyabiliyoruz. Talas programımız pazar günü olsa da Talas'tan da birkaç yer görüp öyle Setenönü Ermeni Mahallesine geçiyoruz.
Kültür gezime orantılı şekilde seçiyorum konaklama yerimi. Setenönü 1982 otelinin bulunduğu yer zaten Ermeni Mahallesi. Bir gece konaklama gibi kısa sürem olsa da Ermeni Mahallesinde bir Ermeni olarak bana hissettirdikleri gerçekten anlamlı oluyor. Burada bulunan Kuyumcuoğlu, Bezircioğlu, Camcıoğlu, Gürbaz Evi konakları restore edilmekte bir tanesi konservatuvar olarak hizmet veriyor ve diğerleri otele kiraya verilmiş durumda. Konakları, hem gece hem de gündüz geziyoruz. Özellikle otelin terasından eski ismi ile Ermeni Mahallesi çok güzel duruyor.
Pazar günü, kahvaltı sonrasında gezimize başlıyoruz.
Konaklara gündüz gözü ile de baktıktan sonra Osmanlı zamanında Meryem Ana Kilisesi Cumhuriyet Dönemi başlangıçlarında spor salonu ve şimdilerde restorasyon çalışması ile kültür merkezine dönüştürülecek yapıya gidiyoruz.
Bir şehrin dokusuna dokunabilmenin ilk şartı bana göre her sokağına girmektir. Biz de Kayserinin dokusunu anlayabilmek için yürüyoruz devamlı. Ermeni evlerinin nasıl sahipsiz kaldığını, sahiplerin ne zaman ve ne şekilde göç ettiğini düşündürüyor gördüğüm manzara. Bir Ermeni okulunun misafirhane olacağını öğrendiğim sıralarda Çingene Mahallesine giriyoruz. İnsan sormadan edemiyor '' Ermeniler kimler için değiştirildi'' diye. Bu sıralar bir evin önünde sohbet ederken Kars'tan gelmiş ve Kayseri'de yaşayan genç bir kız geliyor yanımıza, konuşmaya çalışıyor ve bize yardımcı olabileceğini söylüyor. Evler hakkında soru soruyoruz kendisine. Evler hakkında konuşurken Ermeni arkadaşının olup olmadığını da sorma gereği hissediyoruz. Bir Ermeni evi hakkında bilgi verecek birinin Ermeni tanıdığının da olması gerektiğini düşünerek. Kayın validesinin Ermeni tanıdıkları olduğunu kendisinin hiç Ermeni tanımadığını söylüyor genç kızımız. Kayın validesinin Ermeni tanıdıklarını sevdiklerini ve Ermenilerin iyi insan olduğunu söylüyor bize. Gururumuz okşansın mı acaba diye birbirimize bakıyoruz ve en son sorduğu soru ile bu insanların aklında ne şekilde yer ettiğimiz gerçeğini vuruluyor yüzümüze. '' Abi, bu evlerde gömü var mıdır, gömü aramaya mı geldiniz''. Bundan sonrası siyasete gireceği için son veriyorum bu kirli konuşmaya.
Yürüyerek Kayseri sınırları içerisinde ayakta kalan, amacına uygun ve faal olan Surp Krikor Lusavoriç Kilisesine geçiyoruz. Kilisenin içi yakın zamanda restore edilmiş bunun için Kayserili Toker Kardeşlere ayrıca teşekkürler. Duamızı edip, mumlarımızı yaktıktan sonra rotamız Talas.
Bir gün önce Talasta bazı yerleri görmemiz programımızı rahatlatıyor. Ermeni Mahalleri ve Konakları gezimize devam ediyoruz. Gülbenkyan Konağı tüm ihtişamı ile karşımızda dururken hemen yakınındaki Gabriel Karamanın konağını da görebiliyoruz. Kendi hallerine terk edilmiş zamanında kime ne şekilde satıldığı belli olmayan bu iki konakta zamana meydan okuyor. Kuyumcular Çarşısı da var; ama sadece adı kalmış artık. Büyük bir bölümü yıkılmış. Aynı bölgede bulunan Karaman Bayırının Gabriel Karaman tarafından yaptırıldığını anlatıyor rehberimiz Mustafa Bey. Gerçekten Ermeni halkının yaşadığı topraklarda hiçbir şey yapmadığının(!) göstergesi sanki bu durum.
Hazin bir hikayede Talasta öğreniyorum. Zamanında Anyon Kilisesinin yerinde şimdilerde sadece toprak ve taş kalmış. Define avcılarının marifetleri ile kilise diye bir şey bırakılmayan bu alanda acaba aradıklarını bulmuşlar mıdır diye soruyorum kendime. Belki de belalarını bulmuşlardır. Yıkılan, hasar verilen bir kilise yani Tanrının Evi.
Ve Kayserideki son Ermeni Sarkis Ağanın evine gidiyoruz. Biraz uzak geçmişten biraz yakın geçmişten konuşuyoruz. Kendisi Kayseri anılarını anlatıyor bizler İstanbul anılarını anlatıyoruz. Kendisini adadan tanıdığım, adada pek çok defa gördüğüm Sarkis Ağayı hatırlıyorum tabi ve kendinden hep korktuğumu söylüyorum. Bazı şeylere kafa tutar gibi boynunda taşıdığı kocaman haçı hep hafızamda.
Artık programımızın sonuna yaklaşırken eskiden Rum Kilisesi şimdilerin camisi Panaya Kilisesi yani Yaman Dede Camisini geziyoruz. Dönüş zamanı yaklaşırken arkamda duran Garabet Dağına bakıyorum. Aklımda ve yüreğimde bin bir düşünce yer alıyor ve sessiz düşünüyorum. '' Bir zamanlar Ermeni toplumu buralardan geçmiş, buralara yerleşmiş ve yaşamış şimdilerde ise ya yoklar ya çok azlar''