Bir tiyatro sanatçısından, Başbakana mektup!

Nisan 2014 | Emel Gerçek, Arkeolog
814

“Sevgili Başbakanım,

Ben Veda Yurtsever, Bingöllüyüm. Doktor yokluğundan sık sık Diyarbakır’da yaşayan sağlıkçı ablamın yanına gelir, onun ev temizlerken ortalıkta olmayalım diye bize verdiği 2-3 lirayla evlerinin hemen yanındaki Devlet Tiyatrosu’na gider oyun izlerdik. Kapıda sanatçıları, her zamanki gibi bize gülümsesinler diye titreye titreye beklerdik. Kültür Sarayı’nda az önce bizim oturduğumuz sandalyede çay içişlerine, birazdan kalkıp minibüse binip Dağkapı’ya gidişlerine dalar, onların da bizler gibi olduklarına şaşırarak bakardık.

19 yaşıma geldiğimde oyuncu olmak istediğimi ve gidip konservatuvar sınavına gireceğimi aileme açıkladığımda annem kalp krizi geçiriyordu. Hiç bilmediği okuma-yazması ve az Türkçesiyle beni ancak ‘postanede şef’ olarak hayal edebilen annem, ne olmak istediğimi kavrayamadığından ha bire vazgeçeyim diye yaptırdığı muskalardan içirir, sözüm ona çaktırmadan üstünden atlatırdı. Siz kader deyin ben hayatın sihri diyeyim cebimdeki son parayla aldığım çeyrek bilete vuran ikramiyeyle girdiğim konservatuvar sınavını kazandım. Devlet Tiyatrosu sanatçısı Celal Kadri bakmıştı sınav oyunlarıma. Ailemin de desteğiyle 4 sene Eskişehir’de doğudan gelmenin eksiklerini gidermek için arkadaşlarımdan iki kat fazla çalışarak iyi bir ortalamayla mezun oldum. Sonra da “büyülü” sahnem Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nu kazandım. Çocukları o hassas dönemde Diyarbakır’ kazandığı için ailesi halay çeken ender oyunculardan biriyim.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda 20’ye yakın oyunda oynadım. Devlet Tiyatrosu’nu temsil ettiğimi düşündüğümden davranışlarıma hep dikkat ettim. O toprağın çocuğu olarak maçlara da gittim. Rahmetli Gaffar Okkan bir yanımda, tatlıcı Şehmususta öbür yanımda ‘Kırmızıııı Yeşiiiiiil’ diye bağırdım statta. Maç sırasında arkamda oturan çocukla sur dibinde ciğer yedim. Sonra o çocuk büyüdü, konservatuvar okumak istedi, çalıştırdım ve bitirdi Mimar Sinan Üniversitesi’ni. Geçen yıl Altın Portakalaldı Erkan çocuk. Arkadaşı vardı Ferit, şimdi aranan bir oyuncu Türk sinemasında. Uğur var, tanısaydım annesini belki bebekliğini bilirdim, şimdi oyuncu Devlet Tiyatrosu’nda şahane yeteneğiyle. Özgür’ümüz var dünya güzeli, Şehir Tiyatrosu’nda şimdi, evlendirdik onu Diyarbakır’da bir oyuncu arkadaşımızla teliyle duvağıyla; zorlu bir annelik geçirdi, iyi şimdi çocuğu çok şükür.

Koca gözleriyle Güldestan var, hem Devlet Tiyatrosu’nda hem de TRT’de çalışıyor yıllardır. Sabri’miz var bir de, turne uçağı henüz aprondayken ‘bu acil kapıları gerçekten açılıyor mu’ diye deneyip THY’nin bizim için sağladığı indirimimizi kestiren canımız yazarımız, geldi çalıştı Diyarbakır’da sonra. Hâlâ okuyan, hâlâ okumaya çalışan hâlâ bizi takip eden çocuklarımız var. Oyuncu olamadılarsa da, farkındalıkları yüksek insan oldu çocuklarımız, aydınlık yüzleri oldu

Diyarbakır’ın...

Batman’a, Şırnak’a, Bingöl’e, Tunceli’ye, Urfa’ya, Antep’e, Hakkari’ye, Siirt’e, Van’a, Adana’ya, Adıyaman’a, Elazığ’a, (dönüşünde ölümcül bir kaza atlattığımız) Malatya’ya turneler yaptık. Hayatında ilk kez tiyatro izleyen binlerce insana ulaştık. Büyük Anadolu Turneleri’mizi saymıyorum bile. Her yeni açılan bölgede devletin sanat politikasına hayranlık duyduk, çocuklarımızın geleceği için umutla dolduk. Her meslekte olduğu gibi zaaflı sanatçılarımız, idarecilerimiz de oldu. Onlar için iki kat fazla çalıştık. Ama kaldırılmamız gerektiğini hiç düşünmedik. Bu bakış açısıyla ne siyasetçi ne eğitimci ne polis ne de kabzımal kalırdı bu topraklarda.

Diyarbakır’da bir gence sanatçı ismi sorduğunuzda paparazilerde gördüklerini değil bizim ismimizi verecektir, iyi eğitim almış, dünyaya duyarlı, düşünebilen, utanacağı bir tarihi olmayan kendisine hizmet getiren bizleri...

Bizim bütçemizin çokluğu oyunlara yapılan harcamadan çok turneler, yeni açılan bölgeler ve salonlardandır. Ayrıca bizler biraz daha pahalı biletlere oynayabilirdik, bunu hiç denemedik bile. Allah aşkına savunma sanayiine harcadığımız paranın yanında tiyatro bütçesinin zararı nedir ki ülkeme. Siz ‘Açılım’dan söz ettiğinizde en çok benim çocuklarım inandı size, çünkü ‘Barış’a en çok ihtiyacı olanlar onlardı.

Devlet Tiyatroları’nda elbette bir iyileştirmeye gidilmelidir, inanın buna en çok biz seviniriz, yapısındaki haksızlıklar en çok bölge oyuncularının canını yakıyor. Bunu çözmek de sizin elinizde; kestirip atmak yerine Devlet Tiyatroları’ndan gelecek 5 temsilciyle yapacağınız bir kahvaltıya bakar her şey...

Beni kaygılandıran şey, aksi halde bölgelerde belki hiç tiyatro yapılmayacak olması ya da ortalıkta eğitimsiz oyuncularla, gişe kaygılı içi boş oyunları koyan paragöz adamlar için boş bir alan oluşmasıdır. Çocuklarımızın yazmayı denedikleri senaryolarını, şiirlerini, oyunlarını okutacak ablalar abiler bulamamasıdır.

Bizim çoktur hikâyelerimiz, derin izler de taşırız, yüzeysel kaygılarımız da olur herkes gibi, herkes kadar. Doğru dürüst Türkçe bilmeyen annelerimiz kendi bağırlarından çıkan biz sanatçı çocuklarıyla gurur duyarlar Sayın Başbakanım, biz bu toprağın evlatlarıyız.

Saygılarımla,

Not: 1971 büyük Bingöl depreminden sonra yapılan konutlarda oturan 84 yaşındaki annem size yazdığımı öğrenince ‘hele bi sor bu TOKİ ne zaman bizim evleri değiştirecek, daha çok varsa ben Mersin’e ablana gideyim’ dememi istedi, zeval olmaz herhalde... ”

* Mektup 2012'de yayınlanmış aslında, fakat günümüzde de geçerliliğini sürdürmekte, paylaşmak istedim bu sebepten. Ayrıca şunu da hatırlatmakta fayda var; Veda Hanım İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncusudur, hatta şu sıralar Çehov'un eseri olan "Üç Kız Kardeş" oyununda görev almaktadır.