Brandenburg - Glenn Meade

Kasım 2011 | Berk, Ses Teknisyeni
Brandenburg, Almanya'nın kuzeydoğusunda bulunan bir eyalettir. Aynı zamanda Berlin'i çevreleyen eyalettir. Berlin şehri, aynı zamanda eyalet olarak da kabul gördüğü için Brandenburg eyaletinin sınırlarına dahil değildir. Brandenburg Eyaleti, milliyetçi Almanların yoğunlukta olduğu bir bölge olarak bilinir. Günümüzdeki Nazi sempatizanlarının da çoğunlukta olduğu bölgedir.
Aynı zamanda Berlin'in ana sembollerinden biri olan Brandenburg Kapısı vardır. Brandenburg Kapısı, Adolf Hitler iktidara gelmesiyle Nazilerin simgesi haline gelmiştir. Brandenburg Kapısı, Soğuk Savaş döneminde Berlin'in doğu tarafında kalmıştır ve Berlin'in birleşmesine kadar kapalı kalmıştır. Daha sonra özgür Berlin'in simgesi haline gelmiştir ve 22 Aralık 1989'da açılmıştır. Günümüzde ise Berlin'in ana sembolü olarak kabul edilmektedir.

*

Bu önbilgiden sonra, asıl konumuz olan Glenn Meade'in Brandenburg adlı kitabına ağırlık verebiliriz...

  • Glenn Meade kimdir?
Glenn Meade, 1957'de İrlanda'nın başkenti olan Dublin doğumlu gazeteci ve yazar. Polisiye ve gerelim türü romanları yazarı olan Meade, 1994 yılında ilk romanı olan Brandenburg'u yazmıştır. Yazarlık ve gazeteciliğin yanı sıra pilot eğitmenliği de yapmaktadır. Bugüne kadar yayımlanan kitapları; Brandenburg (1994), Kan Kurdu (1996), Sakkara'nın Kumları (1999), 8. Gün (2002), Buz Kapanı (2004), Şeytanın Müridi (2006), İkinci Mesih (2010)

  • Brandenburg (arka kapak)

80'li yıllarda bir eylemci Berlin'de sokak ortasında vurulur. Paraguay'da bir arabanın çarpıp kaçtığı kaçakçı çok geçmeden can verir. Yaşlı bir işadamı, Asuncion'daki görkemli malikânesinde kafasına kurşun sıkarak intihar eder. Bu ölümlerin birbiriyle bağlantılı olduğuna inanan Gazeteci Rudi Hernandez ise olayı çözemeden korkunç bir cinaete kurban gidecektir.

Gazetecinin akrabası Erica, AB'ye bağlı Avrupa Güvenlik İdaresi'nde uzman olarak çalışan Volkmann'ı araştırmayı sürdürmeye ikna eder. Başlangıçta Volkmann'ın elinde işe yarar hiçbir ipucu yoktur. Sadece banda alınmış anlamsız bir konuşma ve yarısı yanmış, eski, siyah beyaz bir fotoğraf... Bu fotoğraf Avrupa tarihini elli yıl geriye götürecek korkunç bir planı açığa çıkarır: bugün de tekrarlanabileceğini bildiğimiz için, büsbütün korkunçlaşan bir planın... Volkmann'ın artık kendi geçmişinin acılarıyla yüzleşmekten başka çaresi yoktur.

'Gerilim türünün en iyileri arasında yerini alan, soluk soluğa okurken keyif duyacağınız bir eser. İnsanı sarsacak kadar gerçekçi.' - Campbell Armstrong

'Best-seller kitapların tüm özelliklerini taşıyor. Egzotik mekânlar, müthiş bir kurgu, gerçekçi karakterler ve diyaloglar. Gerçekten çok başarılı.' - Ted Allbeury

Öncelikle romanın 686 sayfa olduğunu belirtmem gerekiyor. Kitap ve yazar ile tanışmam ise ablamın tavsiyesi ile gerçekleşti. Eğer Adolf Hitler veya Nazilere karşı biraz ilginiz varsa, kitabın kapak tasarımı direk dikkatinizi çekiyor. Tam da sıkı bir kitap arayışındayken 'Nasıl kitap?' soruma, 'Bir sayfasını okurken, sonraki sayfasını merak ediyordum.' cevabını alınca, direk okumaya koyuldum. Polisiye ve gerilim romanları, diğer türlere göre benim için öncelikli +1 puanı kazanıyor. Bir romanın en sevdiğim özellikleri sürükleyici ve heyecanlı olmasıdır. İşte bu kitap, tam da bunun için uygun. Gerçekten de okuduğunuz sayfadan sonra gelen sayfada neler yazdığı kitabı su gibi okumanızı sağlıyor. Eğer boş vaktim olsaydı 2, bünyem kaldırsaydı belki 1 günde bile bitirebilirdim. Ben 4-5 günde bitirdim, o da iş yoğunluğundan diyelim...

Gerek konusu, gerek kurgusu kesinlikle etkileyci bir kitap. Benim için tek ufak eksisi; yan karakterlerin fazlalığından dolayı kimi zaman ana karakterlerden uzaklaşma durumunun yaşanması oldu. Ancak kitabın finaline doğru, özellikle son 200 sayfasında bunun hiçbir önemi kalmıyor. Kitap sizi direk olarak kendine tutsak ediyor. Karakterleri, zaman ve mekan bakımından işleyişi, birbiriyle olan uyumu insanı etkileyen önemli faktörlerden biri ayrıca. Kitabı okurken, yazarın, bu kadar karakteri gelişen olayların kurgusuna nasıl adapte ettiğini sorguladığım çok oldu.

Konusu itibariyle etkileyici olan kısmı ise sizi bir, 30'lu 40'lı yıllara, Nazilerin içine; bir, çok gerçekçi bir komplo teorisinin ortasındaki araştırmalara atıyor olması. Gerçekten de 'oha!' dedirtecek bir komplo teorisi ortaya koyuyor Brandenburg. Düşünüldüğünde olabilecek, daha da düşünüldüğünde olmasını istemeyeceğiniz bir komplo teorisi. Ve bu komplo teorisi, olaylarla birlikte öyle bir kurgulanmış ki; size sadece olayları kafanızda canlandırmak ve ardı arkasına tahminler üretmekten başka bir şey bırakmıyor.

Kitabı ilk okumaya başladığımda girdiğim etkiden, kitabı bitirdikten bir hafta sonra bile çıkamamıştım. Etrafımdaki insanlara sürekli olarak kitaptan çıkan sonuç doğrultusunda sorular sorup, tahminler aldım. Hala da devam ediyor aslında... Kitabın üzerinde durduğu tez mantığa o kadar uygun geliyor ki, 'neden olmasın?' sorusunu üzerinizden atamıyorsunuz. Brandenburg size, gerçek mi, yoksa kurgu mu olduğu konusunda kendinizle çok çelişki yaşayabileceğiniz bir tez sunuyor... Tam anlamıyla sürükleyici, şaşırtıcı, gerçekçi ve heyecan verici bir gerilim!

Brandenburg sayesinde Glenn Meade ile tanıştıktan sonra, kendisi hakkında internette araştırmalar yaptım ve etkileyici bir yazar olduğunu diğer okuyucuların yorumları sayesinde de netleştirdim. Diğer kitaplarının da en az Brandenburg kadar güzel olduğunu tahmin ediyorum ve fırsat bulduğumda da büyük bir zevkle okuyacağımı umuyorum.