BUGÜN: BİR İNSANLIK AYIBI…

Ağustos 2014 | Hanife Songül Ürek, Hemşirelik Bölümü Öğrencisi
3822
Normal021falsefalsefalseTRX-NONEX-NONEMicrosoftInternetExplorer4
BUGÜN: BİR İNSANLIK AYIBI…

Bundan önceki tüm günler gibi, bir gece için başımızı yastığımıza gömmüştük. Alacaklı gibi çalıyordu kapı, gecenin bir yarısı. Dışarıda çığlıkla dolu bir karmaşa sesi vardı. Uyku sersemliğiyle ne olup bitmediğini anlayamamıştık. Acaba yangın mı çıkmıştı bir yerlerde ya da deprem mi olmuştu… Oysa biz hiç bir şey hissetmemiştik.

Eşim apar topar üstüne kıyafetlerini giyip kapıya koştu. Önceden kendini hissettiren soğuk savaş bir anda sıcağıyla kavuruyordu şimdi bizi katliamıyla. Evden ne alıp ne alamayacağımıza karar vermek gibi bir şansımız yoktu. Bir an önce ortadan toz olmamız gerekiyordu. Beşikte yatan bebeğimizi alıp kapıda bizi bekleyen YPG (halk birlik güçleri) ’lileri izledik. Yalnız değildik, bizim gibi birçok aile dağlara doğru yola çıktık.

Dünyada bir mahşer alanı kurulmuştu ama bu mahşerde sadece Ezidiler, Türkmenler, Kürtler vardı. Önümde hızlı adımlarla yürüyen yan komşumuz beni fark etmiş miydi bilmiyorum. Artık hiçbir şey net görünmüyordu. Bir sis vardı, silahların ve korkunun oluşturduğu. Nefes almakta zorlanıyorduk. O halde günlerce yürüdük. Adını duyduğumuz ama hiç gelmediğimiz, dağları aştık. Birkaç gün sonra ne olup bittiği haberleri gelmeye başladı. Acı. Neydi bu? O an günlerdir açlıktan, susuzluktan ağrılar giren midem mi? Bir türlü adam akıllı emziremediğim bebeğimin hıçkırıkları mı? Yoksa kaçamayan akrabalarımızın işkencelerle öldürüldüğü haberi mi? Hangisi daha can acıtıcı? Bilmiyorum. Bizden bir köy ötede oturan amcam kendi kızlarını İŞID’lilerin eline geçmesinler diye öldürüp ardından da intihar etmiş. Yine aynı köyden yüzden fazla genç kızı yakalayıp bir evde toplayıp namuslarına silinmez leke bırakıyorlarmış. Bazı kızlar bu duruma daha fazla dayanamayıp intihar etmiş. Kimisi kendini yakarak kimisi de bir yerden bulduğu bıçakla. Birçok kızı da pazarlarda satıyorlarmış.

Şu an buradaki birçok kadın yanında bıçak taşıyor. Olurda bir anda olacak İŞID saldırısında kendilerini öldürerek onların eline düşmekten kurtarmak için. İnsan onların eline düşmekten kurtulduğu için sevinse mi üzülse mi bilemiyor… Dokuzuncu günün sonunda dinlenmek için durduğumuz bir dağda hemen ötemde bir teyzenin ayak tabanları patlamış. Yürümekte zorlanıyor. Oğlu ona iyi bir evlat olup elinden geldiğince yardım etmeye çalışıyor. Bir ayağına bir bez bağladıktan sonra etrafa bakıyor. O an için yanıma aldığım başörtümü veriyorum. Onu da diğer ayağına bağlıyor. Teşekkür ederken çok mahcup kalıyor teyze. Rica ederken bir kadın yanıma oturup bebeğimi seviyor. Severken ağlıyor. Nedenini soruyorum. Benim de bebeğim vardı ama bir gün önce onu kaybettim. Onu emziremiyordum. Açlığını çare olamadım derken gözyaşlarına boğuluyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Onun gibi birçok kadın var. Mezarlarını geride bıraktığı çocukları, bebekleri olan… Güneş doğduğunda yeniden yola koyuluyoruz. Kaçamaya devam… Güneş şimdiden ısıtmaya terletmeye başlıyor ama biz karanlıktayız, üşüyoruz iliklerimize kadar…

YPG’liler bizi Türkiye sınırına kadar getirdikten sonra geri dönüyorlar. Şimdi Uludere’nin Şenoba köyündeyiz. Ülkeye kaçak yoldan girdiğimiz için askeriye bizi gözaltına alıyor. Burada sağlık kontrollerimizi yaptıktan sonra Şenoba halkının bize uzattıkları yardım elini mahcubiyet içinde kabul ediyoruz. Bugün günlerden Çarşamba. İbadetimizi yerine getirmek için bir yer istiyoruz. Gösteriyorlar. Dua dilimizden hiç düşmüyor, düşüremiyoruz… Biz Ezidi, biz Türkmen, biz Kürt olmaktan önce insanız. İki hafta önce bu saatlerde akşam yemeğini hazırlayıp eşimi bekliyorken şimdi ülkemi bekliyorum… Nedeni ne tüm bunların? Ama cevapsız tüm sorular… -Ben bu satırları yazarken dışarıdan bir bakış yerine bir Ezidi ya da bir Türkmen kadını olarak yazmak istedim. Çünkü bu katliamın boyutu, acısı ancak bu şekilde ifade edilebilir diye düşündüm. İŞİD 21. Yy katliamını Şengal’de gerçekleştiriyorken bunu sadece Irak için bir tehdit olmadığını belirtmek isterim. Bu tüm dünyanın sessiz kalmayacağı bir katliam, bir tehdit…

Şimdi gün tüm Müslümanların küllerinden doğan birer Anka kuşu olup İŞID'in İslam’a vurduğu bu iğrenç darbeye bir dur demesi gereken gündür…
Gün sessizliğin ses getirmesi gereken gündür…


Hanife Songül Ürek...








3822

3822