Darbeler Tarihi Mısır

Ağustos 2013 | Veysel Sekmen, Üniversite Öğrencisi
Veysel Sekmen

Mısır ya da Mısır Arap Cumhuriyeti; köklü tarihi, 84 milyona yakın nüfusu ile Afrika ve Orta Doğu ile İslam dünyasının en önemli ülkelerinden birisidir. Modern Mısır tarihini beş ana başlıkta, Krallık veya Monarşi (1923-1952), Cemal Abdülnasır dönemi (1952-1970), Enver Sedat dönemi (1970-1981) ve Hüsnü Mübarek dönemi (1981-2011), Demokrasiye Geçiş (Mursi) Dönemi (2011-2013) incelemek doğru olacaktır.

Krallık veya Monarşi (1923-1952): Modern Mısır’ın kurucusu olarak kabul edilen Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunlarından olan I. Fuad (1922-1936) ve oğlu, I. Faruk
(1936-1952) onun da iktidarını II. Fuad’ın (1952-1953) izlediği bir dönemdir.


Cemal Abdülnasır dönemi (1952-1970): 1952’de bir darbeyle krallığı devirerek yönetime el koyan Hür Subaylar Hareketi, 18 Haziran 1953’te ise cumhuriyet ilan etti.
Mısır’ın karizmatik yeni lideri Nasır olmuştu.


1956’da yılında tek partili (Mili Birlik Partisi ya da 1962’den sonraki adıyla Arap Sosyalist Birliği) siyasi sisteme dayalı yeni anayasa yürürlüğe konmuştur. Tek aday olarak Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Mısır’ı Ortadoğu’nun merkezi yapmak için çok uğraşan Nasır 1970 yılında Kalp krizinde öldü.

Enver Sedat dönemi (1970-1981): Cemal Abdülnasır'ın ölümü üzerine onun yerine arkadaşı Enver Sedat geçti. Mısır'ın acil çözüm bekleyen ekonomik ve sosyal sorunları vardı. Enve Sedat 1978 yılında İsrail ile Camp David Antlaşma imzalayarak İsrail’i tanıdı. Bu gelişmeler Mısır’ın Arap Birliği’nden çıkarılmasına neden oldu.

Enver Sedat dönemindeki liberalleşme adımlarına karşın İsrail ve ABD ile geliştirilen iyi ilişkiler, Müslüman Kardeşler ve benzeri radikal grupların Sedat’ı hedef seçmesine neden olmuş ve Sedat 1981 yılında uğradığı suikast sonucu öldürülmüştür.

Hüsnü Mübarek dönemi (1981-2011): Enver Sedat’ın yerine geçen eski bir Hava Kuvvetleri mensubu ve savaş uçağı pilotu olan Hüsnü Mübarek'in iktidarı 30 yıllık göreceli istikrar tablosuna karşın siyasal liberalleşme açısından ciddi adımların atılamadığı bir dönem olmuştur.

Nasır veya Sedat dönemlerine kıyasla büyük savaşların ve çalkantıların olmadığı, parlamentoların daha uzun süre görevde kaldığı nispeten daha istikrarlı bir dönemdir. Sovyetler Birliği ve Doğu bloğunun yıkıldığı ve dünyada demokrasi dalgasının güçlendiği bu 30 yıllık uzun dönemde Mısır’da bireysel özgürlükler konusunda çok az bir ilerleme kaydedilebilmiştir.

Dış politikada Mübarek döneminde de Sedat iktidarında ABD ve İsrail’le geliştirilen olumlu ilişkiler devam ettirilmiş ve İsrail-Filistin çatışmasında Nasır dönemindeki radikal söyleme dönülmemiştir. 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı’nda Kuveyt’i işgal eden Irak’a karşı ABD’ye destek vermiştir.

Karşılığında ülkesinde giderek artan ekonomik sorunları biraz olsun hafifletmesini sağlayan hibe ve kredilerle Batı tarafından ödüllendirilmiştir. Filistin meselesinde İsrail yanlı bir siyaset izlemesi gerek Mısır halkı gerekse İslam dünyasından büyük tepkiler almasına neden olmuştur.

2011 yılında Tunus’ta yaşanan Yasemin Devrimi’nin ardından Mısır’da patlak veren büyük olaylar Mübarek rejiminin sonunun başlangıcı olmuştur. Mübarek yeni bir hükumet ilan ederek ve halka yönelik bazı vaatlerle koltuğunu korumaya çalışmıştır.

Hüsnü Mübareke karşı yapılan 2011 Mısır devriminin odak noktası Tahrir Meydanı’ydı. 50 bin kişi ile başlayan Tahrir Meydanı gösterileri 300 bin kişiye kadar yükselmiştir. Meydan Mısır'da süregelen demokrasi gösterilerinin merkezi ve sembolü olarak kabul edilmiştir. Meydanda devam eden ayaklanma sonucunda Hüsnü Mübarek 11 Şubat 2011’de tüm yetkilerini Askerî Kuvvetler Konseyi'ne bıraktığını açıklamasının ardından Mısır’daki 30 yıllık Mübarek dönemi son buldu.

Demokrasiye Geçiş (Mursi) Dönemi (2011-2013): Hüsnü Mübarek’in 11 Şubat 2011’de devrilmesiyle yapılan Seçimlerde %51,7 oy alarak Müslüman Kardeşler’den olan Mursi Cumhurbaşkanı seçildi. Mısır tarihinde ilk kez yapılan demokratik seçimle iş başına gelen Cumhurbaşkanı oldu. Anayasa mahkemesi Müslüman Kardeşler’in çoğunlukta olduğu meclisi feshedip, Cumhurbaşkanı Mursi’nin görev ve yetkilerini kısıtlanarak askeriyeye devretti. Mursi Tahrir Meydanı’nda halkın huzurunda göstermelik yemin ederek göreve başladı.

Mursi, Mısır'ın Ortadoğu'daki beklenen dış politikasını hayata geçirmeye, bir yandan da içerdeki askeri vesayet, ekonomik kriz ve çatışma ortamlarıyla mücadele etti. Mursi’ye karşı, asker, polis, anayasa mahkemesi, medya, iş çevreleri, vb. birlik olmuş durumdaydılar. Bu gelişmeler neticesinde Mısır halkı tekrar meydanlara indiler.

Mısır ordusu yaşanan bu gelişmeleri bahane ederek 3 Temmuz 2013 tarihinde halkın belli kesimince yapılan büyük gösteriler ardından yönetime el koydu. Mursi yaptığı açıklamada darbeyi kabul etmediğini söyledi; yandaşlarına direnmelerini tavsiye etti. Asker bildiğini okudu ve Mursi’yi tutukladı.

Mursi’nin devrildiği darbe sonrası kıyama kalkışan halk, hâlâ sokaklara. Özellikle Rabiatü’l-Adeviyye Meydanı yüz binlerce insanın “hak” ve “adalet” çığlıklarıyla çalkanıyor. Ramazan ayında olduğu gibi geçen Ağustos’ta da ordunun masum ve silahsız sivilleri dağıtmak için gerçek mermiyle müdahale ettiği söyleniyor. Haftalardır devam eden bu kıyıma karşı “demokrasinin biricik havarisi” (!) Batı, hâlâ sessiz…