En Protest Dünya Kupası

Haziran 2014 | Şaman, İnşaat Mühendisi
“Não vai ter Copa! ” Geçen yaz Brezilya’da Konfederasyon Kupası sırasında günler süren kitlesel protestoların sloganlarından biri buydu: “Burada kupa olmayacak! ”

Bir yıl geçti, vakit geldi çattı. Dünya Kupası’nın açılış maçının oynanacağı São Paulo metro greviyle alt üst. Polis şiddeti, tepkileri büyütüyor. Zaten aylardır sürmekte olan protesto hareketi, hız kesmiyor. Turnuva boyunca en az bir maçın oynanmasını engellemeye azmetmiş radikal gruplardan da söz ediliyor. Sonuçta yine de olacak bu Dünya Kupası! Olacak ama protestolar da Kupa’ya paralel bir gündem oluşturmayı başardı. O gündemin ve arka planının bir tespitini yapalım.

‘Büyük bir hırsızlık olayı’2011’de ölen Brezilyalı bilge futbolcu Socrates, turnuvanın Brezilya’ya verildiği açıklandığında, “Büyük bir hırsızlık olayı olacak, vergilerimiz buharlaşacak, masraflar halkın cebinden çıkacak” demişti.

Uluslararası büyük spor organizasyonlarının, düzenlendiği ülkede yoksulların sırtına binen bir ekonomik tahribata yol açtığı, artık veri sayılıyor. Dev inşaat projeleriyle ajite olan kâr hırsı Brezilya’da da kendini gösterdi. Turnuvanın başta tasarlandığı gibi sekiz şehir yerine 12 şehre yayılmasıyla iş büyüdü. Yatırımların 1,5 milyar euro’ya mal olacağı öngörülmüşken, 2,5 milyarı geçti.

Bu ‘hesap şaşmasında’ yolsuzluğun payı açık. Brezilya dünya şeffaflık endeksinde son on yılda 62’nci sıradan 72’nciliğe düşmesini Dünya Kupası ekonomisine de borçlu! Üstelik Dünya Kupası ekonomisini yürütebilmek uğruna, başta sağlık ve ulaşım olmak üzere kamu harcamalarından kısıldı.

İnşaatlarda güvencesiz çalışma koşulları ölümlere mal oldu. Stat-otel-yol inşaatlarının yapıldığı birçok yoksul mahalle sakini taşınmaya zorlandı. Dünya Kupası şehirlerinde kiralar fırladı. Barınma hakkını savunan bir örgütün sözcüsü, kara mizahla, “Dünya Kupasında Brezilya’nın ev sahibi avantajı olacak deniyor ama halk ev sahibi avantajını kaybetti! ” demiş!

Bu ‘yatırım’ furyasının lüks niteliği de çok açık. Yeni yapılan dev statların beşi (Brasilia, Fortaleza, Natal, Cuiabá, Manaus) Temmuz’dan sonra hayalet mekanlara dönüşecek, buraların üst ligde oynayan takımı yok. Amazonlar eyaletinde bir yüksek yargıç, 42 bin kapasiteli Manaus stadını turnuvada sonra hapishaneye dönüştürme önerisinde bulunmuş!

‘FIFA sirki’Protestocular, hükümete, halkın çıkarlarını gözeterek koşulları düzenlemeye hiç çaba harcamadan, FIFA ne istediyse yaptığı için kızıyorlar. FIFA, malûm, her zaman esas olarak sponsor memnuniyetine bakıyor. ‘İş’ yürüyor mu, ona bakıyor. Bazı yorumcular ‘Dünya futbolunun IMF’i’ diyorlar ona bu nedenle!

Dönemin FIFA Başkanı Havalange, 1976’da Arjantin’de askeri darbe olunca memnuniyetini gizlemeyerek “Böylece dünya kupasını organize edebilecek duruma geldiler” dememiş miydi?

Günümüz FIFA genel sekreteri Jorôme Valcke de geçen yıl Mart’ta bir basın toplantısında aynen şunları söyledi: “Demokrasinin biraz daha az olması, bazen Dünya Kupası organizasyonu için daha iyidir. Putin gibi rahat karar alabilen güçlü bir devlet başkanı varsa karşımızda, biz organizatörlerin işi, birçok mercile müzakere yapmanın gerektiği Almanya gibi ülkelere göre daha kolay olur. ”

Brezilya’nın gelmiş geçmiş en büyük golcülerinden, şimdiyse aktif bir muhalif milletvekili olan Romario, FIFA Başkanı Blatter için ‘hırsız, sahtekâr’, Valcke için ‘dünyanın en büyük şantajcısı’ diyor. “FIFA gelir, sirkini kurar, hiçbir masrafa katılmaz, sonra da her şeyi alıp götürür, ” Romario’ya göre.

Brezilya’daki protesto hareketi, bilenlerin zaten bildiği FIFA’nın teşhir edilmesinde önemli rol oynadı. Arkasından, turnuvanın hemen öncesinde, 2022 Dünya Kupası’nın Katar’a verilmesiyle ilgili rüşvet skandalı patladı. Salı günü kongresi toplanan FIFA, birçok yorumcuya göre tarihinin en büyük krizini yaşıyor. Blatter “Futbolu ve bizi yıkmaya çalışıyorlar” diye komplo teorileri dillendiriyor.

Brezilya politikası ve ‘milli gurur’Ekim’de Brezilya’da başkanlık ve parlamento seçimlerinin yapılacak olması, Dünya Kupası’nı doğrudan politik rekabetle irtibatladığını da unutmamalı.

Devlet Başkanı Dilma Rousseff, geçen yaz kopan protesto dalgasını sempatiyle karşılamıştı. Bunu fırsat bilerek, politik sistemi elden geçirecek bir reform tasarısı hazırlayıp halkoyuna sunmayı teklif etti. Başta sağ partiler bloku olmak üzere, reddiyeyle karşılaştı.

Brezilya, federal bir ülke. Dünya Kupası ‘ekonomi-politiğinde’ de, sadece merkezi hükümetin değil bölgesel otoritelerin de yanlış kararlarının ve yolsuzluklarının payı var. Nitekim protestocular özellikle Rio de Janeiro ve Sao Paolo yerel iktidarlarını hedef alıyorlar. Buralardaki iktidar koalisyonlarında, iki önemli sağ partinin de ciddi bir etkinliği var. Yolsuzluk sicili dolgun olan sağ partilerin, Dünya Kupası organizasyonun başarısızlığından medet uman tavırları da, protesto hareketinde tepki görebiliyor.

Evet, neoliberal politikalara meyleden sol-popülist İşçi Partisi iktidarı, ona ümit bağlayan yoksul kitleleri hayal kırıklığına uğrattı ama rakibi sağ partiler de sütten çıkma ak kaşık olarak görülmüyor. Nitekim ‘eski gerilla’ sıfatıyla maruf İşçi Partili Devlet Başkanı Rousseff’in Şubatta yüzde 44 olan popülaritesi şu aralar yüzde 34’e düşse de, en güçlü muhafazakar rakibinin (yüzde 19) hâlâ önünde.

Beş yıl önce dünya politikasına ağırlığını koyan, bir ‘yükselen güç’ profili kazanan Brezilya, bir süredir iktisaden daralıyor, büyüme ivmesini yitirdi. Bu duraksamanın ‘millî gururu’ da sendelettiği anlaşılıyor. ‘Dünya gücü’ olma hevesi ile “Üçüncü Dünya ülkesiyiz” ezikliği arasında bir sendeleme bu… Dünya Kupası bu tahterevalliyi hızlandırmış. Organizasyondaki rezillikler nedeniyle ‘dünyaya rezil olma’ endişesi hissediliyor; beri yandan ABD ve Avrupa medyasının, Dünya Kupası vesilesiyle Brezilya’yı Üçüncü Dünyalı klişeleriyle alay konusu yapması tepki görüyor.

Bütün bu kararsızlık ve endişeler arasında, siyaset bilimciler, bu protesto dalgasının Brezilya halkının politik olgunlaşmasının hem işareti hem bizzat yakıtı olduğuna dikkat çekiyorlar. Protesto hareketinin belirli bir lideri yok, esnek, dağınık, birçok bileşeni var (ok atan yerliler dahil!). Hem son yıllardaki refah artışının tadına varan yeni orta sınıf ayakta... Hem de en dipteki yaklaşık 7 milyonu günde 1 dolarla idare etmek zorunda olan geniş yoksullar kitlesi. Bir başka eski Brezilyalı futbol yıldızı, Cafu, insanların Dünya Kupası ortamını, taleplerinin dinlenmesini sağlamak için en uygun vesile olduğunu düşündüklerini söylemiş.

Hem yar hem serAnketler halkın üçte birinin Dünya Kupası’yla ilgilenmediğini göstermiş. Ortalık alışıldığı gibi bayraklarla süslü değilmiş, heyecan az deniyor. Beri yandan, bizzat protestocular arasında, politik bilinçle süzülmüş serinkanlı bir ilginin varlığını gözleyenler var.

1998 Dünya Kupası finalinde perişan Ronaldo’nun sponsor Nike firmasının baskısıyla ilk on bire konması skandalının soruşturulmasını sağlayan komünist politikacı Aldo Rebelo, protestoları desteklerken “Dünya Kupası’nın zevkine varmaktan da geri kalmayalım” çizgisini savunuyor.

Brezilya takımının protestolara anlayışla yaklaşması da önemli. Geçen yaz Hulk “Göstericilerin protestolarında haklı olduklarını biliyoruz” demişti. Teknik direktör Scolari “Oyuncularım protestolarla ilgili görüşlerini istedikleri gibi açıklayabilirler” diyerek, ‘futbola politika karıştırmama’ tabusuna sıkı bir şut çekti.
Her halükârda, en politikleşmiş dünya kupasını idrak ediyoruz. Futbol oyunu kadar futbolun ekonomi politiğinin de konuşulmasını sağlayan protesto hareketi, kendi kupasını kazanmış sayılabilir.

Tanıl Bora

*Ankara Üniversitesi SBF mezunu. İletişim Yayınları’nda editör, Birikim Dergisi Yayın Koordinatörü. Radikal’de haftalık futbol yazıları yazıyor. Siyasal ideolojilerle ilgili yayınları dışında, futbola dair kitapları arasında Karhanede Romantizm (İletişim, 2006) ve Çizgi Açığı (Turgut Yüksel’le beraber, İletişim, 2013) bulunmaktadır.


Kaynak: baskahaber.org/2014/06/en-protest-dunya-... .