Enerji Yönetimi ve Çevre Politikaları

Mart 2014 | Cem Saran, Gezgin

1. Giriş
1.1 Dünyada Enerji İhtiyacı
Ülkemizde ve Dünya ülkelerinde sosyal ve ekonomik kalkınmanın temel girdisi olan enerjiye gün geçtikçe daha çok gereksinim duyulması, dünyanın enerji kaynaklarının sınırlı olması ve sürekli azalan yönde artış göstermesi gerçeğinin daha geniş kesimlerce anlaşılması ülkeleri, enerji politikalarını yeniden gözden geçirmeye ve enerjiyi etkin kullanmaya yöneltmiştir. Küresel enerji kullanımı, yılda yaklaşık %2 artış göstermektedir. Nüfus büyümesi, ekonomik büyüme ve yüksek hayat standartlarını yakalama çabaları, enerji kullanımındaki artışta etkili olan önemli faktörlerdendir. 21. Yüzyılın ortalarına kadar, bu artışın birkaç katına çıkacağı, kaçınılmaz bir sonuçtur. Enerji kaynak rezervlerinin azalması, enerji üretim maliyetlerini de yükseltmektedir. Bu nedenle enerjinin üretim ve kullanımında verim kayıplarının en aza indirilmesi gerekmektedir. Verim kayıplarındaki artış, çevresel problemleri de gündeme getirmiştir. Ayrıca enerji rezerv azalması sürdürülebilir gelişmeyi tehdit etmektedir.

Ülkelerin iktisadi ve sosyal kalkınmasında en önemli girdi olan enerji; nüfus artışı, sanayileşme,
şehirleşme ve küreselleşme sonucu değişen üretim ve tüketim kalıpları nedeniyle, küresel boyuttaki
önemini artırarak korumuştur. Diğer yandan enerji, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıt rezervlerinin hızla azalması, ozon tabakasının incelmesi ve sera gazı emisyonlarının insan yaşamını tehdit eder duruma gelmesi nedeniyle, günümüzün en önemli sorunlarından birini teşkil etmektedir. Enerji sorunlarının giderek artığı, ancak kaynakların azaldığı bir dünyada elbette verimli kullanımı daha da önem kazanacaktır. Geçmişte yaşanan 1973 ve 1979 petrol krizi gibi arada bir ortaya çıkan, ekonomileri sarsan ve enerji fiyatlarındaki anormal artışlarla moral bozan bir yapılanma zaman zaman
meydana getirmekte, sonunda enerji çeşit ve kaynaklarının sürekliliğinin temini (buna arz güvenliği
diyoruz) sorun olmakta ve enerjinin verimli kullanımı da önem kazanmaktadır. Ardından 1980’li yıllarda çevrenin korunmasının ön plana çıkması, enerji üretim ve tüketiminin iklim değişikliğine etkisi, ekosistem ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması, bu kavramı enerji ve kalkınma politikalarının vazgeçilmez bir bileşeni haline getirmiştir. Nitekim Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Dünya Çevre ve Gelişim Komisyonunun hazırladığı 1987 yılında yayımlanan Brundtland Raporunda, (Ortak Geleceğimiz) için “sürdürülebilir bir kalkınma”, bu günün ihtiyaçlarını karşılayacak, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme imkanlarından ödün vermeksizin kalkınmak olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda, 2030 yılına kadar dünya enerji talebinde bu güne göre, %60-70 oranında bir artış beklenirken, enerjinin daha etkin ve verimli kullanılabilmesi için acil, kararlı ve ciddi tedbirlerin alınması bir zorunluluk haline gelmiştir.

Sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen ülkelerin enerji açısından gelişmişlik düzeyi, kişi başına enerji
tüketimi ve enerji yoğunluğu değerleri üzerinden ölçülmektedir. Kişi başına enerji tüketiminin yüksek
olması, hem ülkedeki ekonomik faaliyetlerin canlılığını hem de, refah düzeyinin yüksek olduğunu ifade etmektedir. Birim üretim için veya GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) başına tüketilen birincil enerji miktarına, enerji yoğunluğu denmektedir. Enerji yoğunluğunun düşük olması ise, aynı miktar enerjiyle daha çok katma değer üretildiğini orta koymaktadır. Bu durumda bir ülkede enerji açısından gelişmişliğin göstergesi, kişi başı enerji tüketiminin yüksek ve enerji yoğunluğunun düşük olmasıdır.
Halen hızlı kalkınma aşamasında olan ülkemizde sanayileşme faaliyetleri, yeni teknolojilere ulaşma
çabaları, hayat standartlarının yükselmesi ve artan nüfus, her yıl daha fazla enerji kullanmamıza neden
olmaktadır. 2010 yılı birincil enerji tüketimimiz 109,2 milyon Ton Eşdeğer Petrol’e (TEP, 1TEP = 11630 kWh) ulaşmış, toplam birincil enerji ihtiyacımızın ancak %29,7’si yerli kaynaklarımız ile karşılanabilmiştir. Ülkemizde 2010 yılı itibariyle %70,3’ü yurt dışından gelen birincil enerjinin; %28’i sanayiye, %26,4’ü bina ve hizmetlere ve %14’ü ulaşıma harcanmıştır. Artan nüfus ve refah düzeyi, sanayileşme gibi nedenlerden dolayı ülkemizde enerji talebi her yıl ortalama %5-6 artmaktadır. Talep artışının bu şekilde devam etmesi halinde, 2023 yılına kadar en az 130 milyar $ enerji üretim tesisi yatırımı yapılması öngörülmektedir.

Enerjide sürdürülebilirliğin sağlanmasına, dışa bağımlılığın azaltılmasına, ve iklim değişikliği ile
mücadeleye yönelik çalışmalar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de enerjinin ve enerji kaynaklarının verimli kullanımının önemini arttırmıştır. Son yapılan çalışmalarla bu noktada önemli bir bilinç gelişmesi olmuş, enerji üretiminde, kaynak çeşitlendirilmesinde ve tüketiminde çevre dostu politikaları ve yöntemleri uygulamak; israftan kaçınarak verimliliği artırmak, ülkemizde de üzerinde hassasiyetle durulan bir politika olmuştur. Enerji politikaların da arz güvenliğini sağlamak ve sürdürülebilir olmak, zannedildiği kadar kolay bir işlem değildir. Dışarıya bağımlılığın var olması konuyu daha da zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, enerjiyi verimli kullanmak, başlı başına ayrı bir önem kazanmıştır.

Normal021falsefalsefalseTRX-NONEX-NONE
1395


Ülkemizde yapılan çalışmalar, sanayide en az %20, binalarda en az %35 ve ulaşımda en az %15tasarruf potansiyellerine sahip olduğumuzu göstermektedir. Bu potansiyelleri değerlendirdiğimizdebunların enerji değeri, yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan üretebileceğimiz enerjiden daha fazladır. Enerji verimliliğinde atılan kararlı ve başarılı adımlar kesintisiz devam ettiğinde, ülke olarak 2023 yılı
enerji talebimizi en az %20 azaltabiliriz. Bu miktar, yaklaşık 100 milyar kWh kadardır.
Ülkemizde özellikle 2000’li yıllardan itibaren, sınırlı olan doğal kaynaklarımızın daha akılcıkullanılması, yeni teknolojilerle enerji üretiminin çeşitlendirilmesi, alternatif enerji kaynaklarının veenerji verimliliğinin, insan sağlığının ve çevrenin dikkate alınarak sürdürülebilir enerji arzının sağlanması doğrultusunda yoğunlaştırılarak yürütülen çalışmaların bundan sonra da aynı doğrultuda sürdürülmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, üretimden tüketime her aşamada; enerjinin etkin kullanılması, enerji israfının önlenmesi, enerji maliyetlerinin ekonomi üzerindeki yükünün hafişetilmesi ve çevrenin korunması için enerji kaynaklarının ve enerjinin kullanımında verimliliğin artırılması amacını taşıyan ve 02/05/2007 tarih ve 26510 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 18/04/2007 tarih ve 5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu ülkemize, gelişmiş ülkelerdeki standartlarda çok önemli yenilikler getirmiştir.

Ülkemizde yapılan çalışmalar, sanayide en az %20, binalarda en az %35 ve ulaşımda en az %15
tasarruf potansiyeline sahip olduğumuzu göstermektedir. Bu potansiyelin minimum 2023 yılındakitahmini üretilen enerjinin değeri, (1000 MW) lık fosil kaynaklardan üretilen (11 adet) enerji santralınabedeldir. Bir diğer ifade aynı üretim miktarı ve değerleri için 2020 yılı enerji talebimizi veya yatırımını en az %20 azaltabiliriz.


1.2 Enerji Kullanımı ve Çevre İlişkisi
Çevre: İnsanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı etkileşim içinde bulundukları fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamdır. Dünya nüfusunun 21. Yüzyılın ortalarına kadar iki katına çıkması ve ekonomik gelişmelerde süreklilik sağlanacağı, enerji servisleri için küresel isteklerin 2050 yılına kadar önemli büyüklükte artması beklenmektedir. Eş zamanlı olarak, asit yağmurları, ozon incelmesi ve küresel ısınma (sera gazı etkisi) gibi çevresel sorunlarının enerji kullanım artışı paralelinde artacağı beklenmektedir. Enerji üretimi ve kullanımı aşamalarında meydana gelen küresel ve lokal çevresel problemlerin oluşumunda en önemli etkenler yakıt ve yakıtın enerjiye dönüşümü için kullanılan sistemlerdir.

1.3 Çevreyi Etkileyen Faktörler
Günümüzde çevresel sorunları etkileyen faktörlerin başında Enerji Kullanımı, çeşidi, verimlilik gelmektedir. Diğer faktörler ise; Endüstri üretiminde kullanılan hammadde çeşitleri, nüfus artışı ve kentleşme, aşırı tüketim ve katı atıkların geri dönüşümü, ormanların yok olması ve hava, su ile toprak kirlenmesi, pestisitlerin kullanımı, doğal değişimler (kuraklık, sel, yangın, volkanik patlama, deprem, hortum, hastalık vs.) ve dereceli değişimler olarak bilinen iklim değişimi, ozon tabakasının delinmesi, asit yağmurları, türlerin göçü ile evrimdir.


1.4 Hava Kirliliği ve Etkileri
Hava Kirliliği: Havanın doğal yapısında bulunan esas maddelerin yüzde miktarlarının değişmesi veya yapısına yabancı maddelerin girmesi sonucu insan sağlığını ve huzurunu bozan hayvan, bitki ve eşyaya zarar verecek derecede kirlenmiş olan havadır. Hava kirliliği sonucu ortaya çıkan en önemli küresel problemler; Asit yağmurları, Ozon delinmesi, Sera gazı etkisidir.


1.4. 1 Asit Yağmurları
Sabit kaynaklardan çıkan kükürt dioksit ve azot oksit emisyonları, rüzgarla uzun mesafelere taşındıkça, sülfirik asit ve sülfat ile nitrat tuzları içeren azot oksit, nitrik asit dumanları ve damlacıklardan oluşan kirleticileri oluştururlar. Bu kimyasallar, asit yağmuru olarak sulu formda ya da gazlar, sis, çiy ya da katı parçacık olarak, kuru halde yeryüzüne dönerler. Asitlerin ve asit oluşturan bileşiklerin kuru ve sulu karışımlarının dünya üzerindeki bileşimine asit birikim ya da asit yağmuru adı verilmektedir. Büyük şehirlerdeki çok sayıda motorlu araçtan çıkan azot oksit emisyonları da asit birikimine katkı yapmaktadır. Asit birikimi, su damlacıkları ve katı parçacıkların büyük bir kısmının atmosferden uzaklaştırılmaları nedeniyle, küresel bir sorun olmaktan çok bölgesel bir sorun oluşturmaktadır. En iyi bilinen asit yağmuru etkileri şunlardır: Göllerin ve yer altı sularının asidifikasyonu sonucunda canlı ve balık yaşamının tahribi, orman ve tarım ürünlerinin, binaların, metal yapıların v. S. Tahribi. Ulaşım, en önemli NOx emisyon kaynağıdır. Toplam emisyonların %48’ini OECD Ülkeleri oluşturmaktadır. ABD, Çin ve Rusya Federasyonu dünyada en fazla katkıda bulunan ülkelerdir.

1.4. 2 Strosferik Ozon İncelmesi
Atmosferin, 12. Ve 25. Km’leri arasında Strosferde bulunan, Ultraviyole(UV) ve Kızıl ötesi radyasyonu
absorblayan temel bir rolü vardır. Strosferik ozonun, Klora Flora Karbonlar (CFCs), Halojenler ve N2O emisyonları tarafından bölgesel tükenmesi ve bozulması küresel çevre problemidir. Ozonun tükenmesi sonucu, tahrip edici ultraviole radyasyonun artarak yeryüzüne ulaşması, insan sağlığı ve biyolojik türün zarar görmesine neden olur. Ozonu delen kaynaklar, insana ve doğal nedenlere dayalı kaynaklardır. Bunların en başında, enerji kullanımı sonucu oluşan emisyon gelir. Fosil yakıtların ve biomasın yanması sonucu oluşan %65-70’lik N2O’ya rağmen, ozon tabakasına asıl etki, klimalarda ve soğutucularda kullanılan ve yine yalıtım malzemesi olarak kullanılan köpüklerdeki CFCs tarafından yapılmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler, ekonomik sıkıntılardan dolayı CFC’li teknolojileri içeren yatırımlara ağırlık vermektedir.


1.4. 3 Sera Etkisi ve Küresel Isınma
20. Yüzyılda enerji tüketimi başlangıca göre sekiz kat artış göstermiştir. Her enerji dönüşümü ve/veya çevrimi, dünyada entropiyi artırmış, kullanılabilir enerjiyi azaltmıştır. Dünyada entropinin yanı sıra, küresel sıcaklık da artmıştır. Buzul çağından bu yana ortalama yüzey sıcaklığının 3°C arttığı hesaplanmakta, bu artışın zaman sürecine bağlı olarak en yüksek hızını son yarım yüzyıl içinde aldığı
belirtilmektedir. Yaklaşık 1°C’lik daha artış, kutuplardaki bulların erimesi ve iklim değişiklikleri ile insanlık için önemli sorunlar dizini ortaya çıkaracaktır. Dünya küresel sıcaklığındaki artış, iki ayrı nedene dayanmaktadır. Birinci neden, enerji tüketiminin doğrudan etkisidir. İkinci neden, enerji tüketiminin fosil yakıtlara dayalı olması ve fosil yakıt yanma ürünü karbondioksit (CO2) gazınınatmosferdeki konsantrasyonunun, şimdilik normale göre 1.3 kat artmasından kaynaklanan sera etkisidir. İnsanlığın önündeki en büyük çevre sorunu, atmosferdeki sera gazı CO2’in ısı tuzağı oluşturmasından ve artan konsantrasyonu ile etkisinin giderek artmasından kaynaklanmaktadır.

Sera gazları 11 Aralık 1997 tarihli Kyoto Protokolü’nün A ekinde;
Karbondioksit (CO2), Metan (CH4), Azotoksit (N2O), Hidroflorokarbonlar (HFCS),
Perflorokarbonlar (PFCS) ve Kükürtheksaflororid (SF6) olarak sıralanmıştır. Atmosferde normal olarak bulunan sera gazları, güneş ışınlarından gelen enerjinin tutulmasını sağlayarak atmosferin ortalama sıcaklığını dengede tutmaktadır.

Sera gazlarının artması var olan dengeyi bozup, küresel ısınmaya yol açarak iklimsel değişiklikler ortaya çıkarmaktadır. Sera etkisini oluşturan etmenlerin %46’sını enerji temini oluşturmaktadır. Sera gazlarından CO2, %55’lik bir oranla, doğal sıcaklık dengelerinin bozulmasında en büyük etkiyi yapmaktadır. Sanayi devriminden beri oluşan CO2 artışı diğer sera gazlarında da olduğu gibi çok güçlüdür. CO2 emisyonları, termik santrallerde kömür, motorlu taşıt araçlarında petrol, evlerin ısıtılmasında doğal gaz kullanıldığında ortama verilmektedir. Bu nedenle enerji temini ve ulaşım için geleneksel yöntemler kullanılmaya devam edildiği takdirde artış eğilimi devam edecektir. Orman ve çayır ekosistemlerindeki habitat tahripleri nedeniyle yeryüzündeki bitkilerin özümlediği Karbon (C) miktarının azalması, orman ve anız yangınları, dünyadaki C döngüsünü etkileyebilecek düzeydedir. Bu nedenle CO2 in etkisi göreceli olarak artmaktadır

Atmosferdeki CO2 konsantrasyonunun artması ile dünya ortalama yüzey sıcaklığı 0.7 derecelik bir artış göstermiştir. İlk bakışta küçük gibi görülen bu artışın olası etkileri küçük olmayıp, küresel ısınmaya neden olacak biçimde büyüktür. Çünkü her bir derecelik artış, kuzey ve güney yarım küredeki iklim kuşaklarına 160km’lik yer değiştirtecek etki oluşturabilmektedir. CO2 konsantrasyonunun artmasıyla yüzey sıcaklığındaki artış 2005 yılında 1.24 derece ve 2050 yılında 2.2 derece olabilecektir.

Geçen yüzyıl boyunca; CO2 emisyonlarında olduğu gibi insan kaynaklı metan (CH4) emisyonları da doğal emisyonlarına nazaran 2 kat artarak atmosferdeki CH4 konsantrasyonunun çok fazla yükselmesine neden olmaktadır. Başlıca insan kaynaklı CH4 emisyonları; pirinç tarlaları, geviş getiren hayvanların sindirim sisteminde olan fermantasyon ve biyomas yakılması gibi tarımsal faaliyetlerden kaynaklanmaktadır. Çöp toplama alanları da önemli miktarda CH4 emisyonuna yol açmaktadır. CH4emisyonlarının %30’una özellikle fosil yakıtların kullanımı sebep olmaktadır. Doğal gaz %90 oranında CH4 içermektedir. Bu nedenle bir doğal gaz hattındaki sızıntıdan atmosfere doğrudan doğruya CH4 karışabilmektedir. Kömür madenciliği de CH4 emisyonuna neden olur. Çünkü her kömür madeninde doğal gaz bulunmaktadır. CH4petrol üretimi sırasında da atmosfere yayılmaktadır.

CO2 kadar tehlikeli kabul edilmese de fosil yakıtların tümünün bileşiminde az veya çok miktarda kükürt bulunur. Yanma sonucu kükürt, kükürt dioksit (SO2) ve kükürt trioksit (SO3) biçimine, kısaca SOX emisyonuna dönüşür. Özellikle, SOX insanlarda solunum ve dolaşım yetersizlikleri ile beliren hastalıklara yol açar, Yıllık ortalama konsantrasyonun 100 mikrogram/m³’ü aşması halinde, solunum yolları hastalıklarında artış görülür; 250-500 mikrogram/m³ olduğunda akciğer hastalıkları olanların rahatsızlıkları artar; 500 mikrogram/m³’e ulaşılmasıyla hastanelerdeki solunum yolu hastalarının sayısı artar ve ölüm olayları görülür.

Bunun yanında SO2 konsantrasyonunun fiziksel ve biyolojik çevre üzerindeki etkisinde en önemli oluşum asitleşme olayıdır. SO2 oksidasyonla SO3’e dönüşür. Bu oksidasyon süreci katalitik veya fotokimyasal süreçle devam edebilir ve SO3 derhal su (H2O) ile reaksiyona girerek sülfirik asiti (H2SO4) oluşturur. Sülfirik asit su ile birleştiğinde sıvı sülfirik asit oluşur bu da, yoğunlaşmış asidin depolanmasına neden olur ya da eğer amonyak (NH3) mevcutsa amonyumsülfata ((NH4) 2SO4) dönüşür. Eğer tuz yani sodyumklörür varsa sodyumsülfat (Na2SO4) ve hidroklorik asit (HCl) oluşur. Kömür veya petrolün yakıldığı termik santrallerin deniz kıyısında işletilmesi halinde, sodyumklörürlü deniz sularının santralden verilen dumanla teması sonucunda önemli miktarda hidroklorik asit meydana getirebilir. Bu bileşikler yağmurla birlikte asit yağmuru olarak yeryüzüne döner. Kültür alanlarında, ormanlarda ve doğal bitki örtüsü üzerinde büyük tahribat yapar.

Fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan bir diğer kirletici NOXemisyonudur. Doğal gazın alevinin yüksek sıcaklıkta olması NOX üretimini artırmaktadır. NOX emisyonu CO2 gibi bir sera gazıdır. Ayrıca, NOX solunması durumunda, aside dönüşerek akciğer dokusunu tahrip etmektedir.
Bitki örtüsünü en çok etkileyen gazlar SO2 ve NOX tir. Bu gazlara en hassas olan ve etkilenen bitki organı, yapraklardır. Yapraklardaki gözenekler vasıtası ile bünyeye giren SO2 ve HF gibi asit etkili kirleticiler, yaprak dokusunun zarar görmesine neden olmaktadır. Ayrıca yanık etkisi, serbest asit halinde yüzeysel olarak da ortaya çıkabilmektedir. Yanıkların derecesine bağlı olarak fotosentez gerilemektedir. Bitkiler üzerinde kirletici etkisi ile ortaya çıkan zararlar üç ayrı boyutta görülebilir. Bunlar, akut, kronik ve gizli zararlardır. Akut zarara uğrayan bitkiler derhal ölmekte, kronik zarar öldürücü olmamakla birlikte bitki kalitesini büyük oranda bozmakta, gizli zarar ise zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Fosil yakıtların cinsine yanma işlemine bağlı olarak değişen miktarlarda zehirli karbonmonoksit, bazı hidrokarbonlar, klor ve halojenli bileşikler, kanserojen partiküller atmosfere yayılabilmekte, katı yakıtlarda dışarıya kül atılmaktadır. Kömür içinde uranyum elementi bulunabildiğinden, bu küllerden çevreye radyasyon yayılmaktadır.


2. Enerji Yönetimi ve Çevre

2.1 Ulaşım Sektörü
Ulaşım talebinin önümüzdeki 20 yılda artması beklenmektedir. Bu gelişme, şehirleşme ve demografik değişim eğilimleri tarafından yönlendirilmektedir. İklim değişimi ise ulaşımın çevreye uyumluluğunu daha sıkı kontrol etmeyi gerektirilmiştir. Ulaşım, günümüzde şehirlerin rekabetinde kilit bir faktördür.
Ne yapılması gerektiği aslında çok acıktır. Mevcut altyapının daha verimli kullanılabilmesi ve iklim üzerinde daha az etki yapması için; kara, tren ve havayollarındaki trafik, akıllı kontrollerden geçirilmelidir. Taşımacılık sektörü şimdiden nihai enerji tüketiminin % 25 ile % 30’undan sorumludur.

2. 1.1 Ulaşım Sektöründe Verimi Arttırmaya Yönelik Uygulamalar
Yurt içinde üretilen araçların birim yakıt tüketimlerinin düşürülmesi, araçlarda verimlilik standartlarının yükseltilmesi, toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve gelişmiş trafik sinyalizasyon sistemlerinin kurulması amacıyla yapılan düzenlemelerde yer alan tedbirleri şunlardır:

  • · Yük taşımacılığında yük trenlerinin blok tren şeklinde çalıştırılmasına öncelik verilmesi,
  • · Raylı ulaşımda enerji tüketimini asgari seviyeye düşürmek için elektrikli işletmeciliğe öncelik verilmesi,
  • · Seyahat talep yönetimi, modlararası taşımacılık sistemi, trafik yönetimi, yön levhaları ve elektronik yol yönlendirme sistemlerinin uygulanması,
  • · Kent merkezi girişlerine yapılacak yönlendirme sistemleri ile araçların alternatif yollardan ulaşımının sağlanması,
  • · Nüfusu 250.000 ve üzerinde olan kentlerde belediyelerce; karayollarında günün koşullarına uygun merkezi bilgisayar sisteminin kurulması için çalışmalar yapılması; bu sistemler ile kavşakların merkezden kumanda edilmesi; kamera sistemleri ile yol yoğunluğunun izlenmesi;
  • elektronik yol yönlendirme sistemleri ve trafik radyosu yoluyla sürücülerin yolun durumuna göre alternatif güzergahlara yönlendirilmesi,
  • · Sürücülerin yol trafik durumuna göre yönlendirilmesi sağlanır.
  • · Yerleşim planlamasında ve kentsel dönüşüm projelerinde motorlu taşıtların şehir girişinde park edilebilmesi için otopark kurulması; bu otoparklara park eden sürücülerin otoparktan şehir merkezine gidiş ve dönüş güzergâhlarında hizmet veren toplu taşım araçlarından yararlanması için yöntem geliştirilmesi,
  • · Kent merkezlerinde araç kullanımını azaltıcı uygulamalar yapılması,
  • · Toplu taşım araç duraklarında modlararası taşımacılık sisteminin oluşturulmasına öncelikverilmesi,
  • · Doğalgaz dağıtım şebekesi bulunan şehirlerde toplu taşıma aracı olarak doğalgazlı araçlaraöncelik verilmesi,
  • · Taksilerin trafikte boş dolaşmalarını, durak dışında beklemelerini engelleyecek telefonlu, telsizli durak ve merkezi alanlarda taksi cepleri gibi uygulamaların yaygınlaştırılması;
  • · Büyükşehir belediyeleri ve büyükşehir belediyesi sınırları dışındaki belediyelerden nüfusu 100.000’in üzerinde olanların, onbeş yıllık süreler için ulaşım ana planı hazırlaması ve buplanların her beş yılda bir yenilenmesi,
  • · Çevre otoyolları ve raylı sistem çalışmalarına öncelik veren, yerleşim alanlarının yer seçimi vebu alanların birbiri ile olan ulaşımlarını sağlayan üst ölçekli planların yapılması,
  • · Kent içinde yetersiz kalan yollarda sıkışan trafiği rahatlatmak üzere, yol genişletmesi, kavşak
  • düzenlemesi ve otopark kurulması gibi önlemler alınması,
  • · Kentsel ulaşım planları yapılırken toplu taşımayı teşvik etmek amacıyla raylı sistem yatırımının artırılması,
  • · Kent ulaşımında enerji verimliliğinin artırılması ve yakıt tüketiminin düşürülmesi için trafiğingüvenli ve akıcı olmasının sağlanması,
  • · Kent içi ulaşım güzergâhlarının belirlenmesinde trafik akışındaki yakıt sarfiyatının öncelikle göz önünde bulundurulması; topografik yapısı uygun güzergahlara bisiklet yolları ve bisiklet park alanları yapılması,
  • · Şehir içi ve şehirlerarası karayolları üzerinde trafik akımını düzenlemek ve trafik güvenliğiniartırmak, mevcut/planlanan karayolu ve karayolu elemanlarının kapasitesini maksimumdüzeylerde kullanabilmek için oluşturulacak sinyalizasyon sistemlerinin gerçekleştirilmesi;
  • · Ulaşımda trafik akışını düzenlemek ve enerji tüketimini asgari seviyeye düşürmek içinkullanılan sinyalizasyon sistemlerinde LEDli sinyalizasyon sistemlerine öncelik verilmesi,
  • · Şehir içindeki kavşaklarda trafik akışını kolaylaştırmak için birbiri ardına gelen sinyalizekavşaklara Yeşil Dalga Sistemi uygulanması,
  • · Tüketicilerin bilinçli seçim yapabilmesine imkan vermek için, piyasada satışa veya kirayasunulan yeni binek otomobillerinin CO2 emisyonu ve yakıt ekonomisi konusunda tüketicilerinbilgi edinmesinin sağlanması,
  • · İl ve İlçe Trafik Komisyonunca kent trafiğine uygun bir şekilde, otopark olabilecek alanlarıntespit edilmesi; bu alanların verimlilik ilkesi çerçevesinde otopark olarak işletilmesininsağlanması,
  • · Sürücü belgesi verilmesi ile ilgili kurslarda ekonomik sürüş tekniği ve çevre konularına yerverilmesi,
  • · Taşımacılık faaliyetlerinde bulunan tüzel kişilerin, sürücülerine yönelik olarak, işe alındıklarında ve her beş yılda bir defa olmak üzere ekonomik sürüş teknikleri ile ilgili eğitim almalarını sağlaması,
  • · Toplu taşıma araçlarının talep edilebilirliği ve yölçü kapasitesini artırıcı gerekli tedbirlerin belediyelerce alınması; Nüfusu 250.000’in üzerindeki belediyelerce kent içi toplu taşımaya yönelik aşağıdaki uygulamalar yapılır:
  • · Raylı sistemlerin azami doluluğu sağlanacak şekilde işletilmesi; sefer sıklığının yölçü talebidikkate alınarak yapılması ve tek bilet sisteminin yaygınlaştırılması,
  • · Toplu taşıma araçları için ayrılmış şerit ve yol uygulamalarının yaygınlaştırılması,
  • · Hizmet kalitesi yüksek ve çevre dostu toplu taşıma araçlarının kullanımına öncelik verilmesi
  • · Toplu taşıma araçlarında ve duraklarda hareket saatleri, güzergâhlar ve benzeri bilgilendirme panoları bulundurulması,
  • Aşağıdaki bilgileri içeren bir veri tabanı oluşturulması;
  • · Karayolu taşımacılığında; motor gücü, yakıt tipi, araç kategorisi ve model yılı bilgileri,
  • · Demiryolu taşımacılığında; araç-km, yolcu-km ve ton-km bilgileri,
  • · Yakıt tiplerine göre aylık bazda yıllık toplam yakıt satış bilgileri,
  • · Şehir içi taşımacılıkta; taksi, özel halk otobüsü, belediye otobüsü, dolmuş, metro, hafif raylısistem, tramvay ve deniz yolu araç sayıları, taşınan yıllık yolcu sayısı, yolcu-km, araç-kmverileri, raylı sistemlerin ve karayolları sinyalizasyon sistemlerinin işletilmesi için kullanılan yıllık elektrik miktarı bilgileri,
  • · Şehirlerarası karayolu taşımacılığında; otobüs sayısı, yıllık yakıt tüketimi bilgileri, yıldataşınan yolcu sayısı, yolcu-km bilgileri,
  • · Şehirlerarası karayolu yük taşımacılığında; araç sayısı, yıllık yakıt tüketimi bilgileri, yıldataşınan yükü, ton-km bilgileri.

2.2 Enerji Sektörü

Kombine çevrim enerji santralleri, çevreye iklimler için en yüksek korumayı sunan konvansiyonel enerji santralleridir. En iyi kombine çevrim enerji santralleri, 1992 gibi erken bir tarihte dahi % 52 verimlilik oranını yakalamıştı. Almanya’daki Mainz- Wiesbaden Santrali 2002’de o zaman içinbir dünya rekoru olan % 58’in üstünde verimliliğe ulaşılmıştı. Yüksek verimlilik ve düşük karbonlu bir yakıt olan doğalgazın kullanımı sayesinde CO2 emisyonları kWh cinsinden sadece 345 gram civarındaydı. Gaz ateşlemeli kombine çevrim enerji santrallerinin verimliliğini daha da artırmak için, buhar/su çevrimi optimize edilmelidir ve gazın yanma ısısı daha da artırılmalıdır. Bu da yeni kristalize yapılar ve yeni materyaller gerektirecektir. Ayrıca, materyalleri aşınmadan ve yüksek ısıdan korumak için gelişmiş bir kaplama kullanılmalıdır. Bu materyaller bir kez geliştirilince, doğalgaz yakıtı kullanılan kombine çevrim enerji santralleri, 2020 yılına kadar % 63’den fazla verimlilik oranına ulaşabileceklerdir.

Var olan kombine çevrim enerji santralleri ile kıyaslandığında, verimliliği iki puan artırmak günümüzün son teknoloji enerji santrali teknolojilerine göre 40.000 ton daha az CO2 üretilmesi anlamına gelir. Bu da her biri 20.000 kilometre (12.400 mil) giden 9.500 orta büyüklükte otomobilinyıllık emisyonundan kurtulmasına denk gelir.

2.2. 1.1 Entegre Gazlaştırma Kombine Çevrim Enerji Santralleri
Kombine çevrim sürecinin özel avantajları dolayısıyla, bu teknoloji gelecekte sadece doğalgaz için değil ama aynı zamanda kömür gibi tüm dünyada bolca bulunabilen yakıtlar, bioyakıt ve rafineri artıkları için de kullanılacaktır. En büyük başarıyı ise entegre gazlaştırma sistemlerine sahipkombine çevrim enerji santralleri vaat etmektedir. Avrupa’da bu konsept, Hollanda Buggenum’da kömür kullanılarak, İspanya-Puerto-Llano’da ise kömür ve rafineri artığı petrolden oluşan karışık bir
yakıt kullanılarak çoktan uygulanmaya başlanmıştır. Öncelikle, yakıt gazlaştırılır. Sonra elde edilen ve temelde karbon monoksit ile hidrojenin bir karışımı olan sentetik gaz arıtılır ve yakılmamış ısı geri kazanım buhar jeneratörüyle bir gaz türbininde kullanılır. Başka bir deyişle, kombine çevrim yöntemi kullanılır. Günümüzün gaz türbini teknolojisi, entegre kömür gazlaştırma ile birleşince % 47’nin üzerinde verimlilik sağlar.

2.2. 1.2 CO2 Tutuculuğuna Sahip Fosil Yakıtlı Enerji Santralleri
Düşük CO2’li enerji santralleri çeşitli teknolojik yaklaşımlarla elde edilebilirler. Mevcut ve yeni enerji santrallerinde, özel baca gazı yıkama ile, yeni enerji santrallerinde ise fosil yakıtını saf oksijenle yakarak. Böylece, prensipte, baca gazı sadece su ve CO2 içerecektir. Entegre gazlaştırma kombine çevrim santrallerinde (IGCC) mevcut teknolojilerle CO2 yakılmadan önce göreceli olarak basit
bir şekilde tutulabilir.

2.2. 1.3 Kömür Ateşlemeli Enerji Santralleri
Kömür ateşlemeli enerji santralleri 1900 yılında % 7’lik bir verimlilik oranına sahipti. Günümüzün modern kömür ateşlemeli enerji santralleri ise % 47’ye varan verimliliğe ulaşmışlardır. Bu da kW/saat başına 270 gram kömür tükettikleri ve 700 gram CO2 yaydıkları anlamına gelir. Verimlilikteki yeni gelişmeler, buhar parametrelerini yani basınç ve ısıyı artırmaya ve buhar su çevriminde kayıpları azaltmaya dayanan iki değişkene bağlıdır. 2020’ye kadar verimliliğin % 50’yi geçmesi beklenmektedir.



2.2. 2 Kombine Isı ve Enerji
Enerji verimliliğinde, kombine ısı ve enerji (KIE) önemli bir rol oynar. KIE santralleri elektriği ve ısıyı aynı anda elde ederek enerji verimliliğini önemli ölçüde artırır ve yakıt tasarrufu sağlar. Bununlaberaber, KIE için ya bir bölgesel ısıtma şebekesinin varlığı ya da bir işlem buharının endüstriyel alıcısı gereklidir. KIE sayesinde, Siemens tarafından İsveç’in Goteburg şehrinde inşa edilen Rya bölgesel ısıtma enerji santrali % 92,5 oranında yakıt verimliliği sunmaktadır. Bu da Goteburg’un ısı talebinin % 35’ini ek olarak karşılarken, şehrin yılda 600.000 tonluk CO2 emisyonunu azaltabileceği anlamına gelmektedir. Bir diğer örnek ise, kimya şirketi BASF’ın Ludwigshafen Bölgesi’ndeki işlem buharıüreten kombine çevrim KIE enerji santralidir. Sonuçta elde edilen yakıt verimliliği yaklaşık % 90’dır ve böylece yılda 500.000 tondan fazla CO2 tasarrufu sağlanır.

2.2. 3 Petrol ve Gaz Endüstrisinde Enerji Verimliliği
Petrol ve gaz değer zincirinde, enerjinin ortalama % 90’ı, petrol ve gazın üretim ve nakliyat süreçlerinde pompalanması ile sıkıştırılmasında, ayrıca yakıcı, buhar üretici ve soğutucularla ısı transferi sırasında proses endüstrisinde kullanılır. Enerji verimliliği yaklaşık % 20’dir. Bu işlemlerin verimliliği, sıkıştırma ve pompalama süreçlerinde mekanik sürücüler yerine elektrik tahrik sistemleri
kullanılan elektrik çözümleriyle yüzde 50’nin üzerine çıkarılabilir. Elektrik bir gaz türbini enerji santraliyle veya bir kombine çevrim santraliyle üretilir.

2. 2.4 Yenilenebilir Enerjinin Daha Verimli Kullanımı
Fosil ham maddelerinin ekonomik kullanımı ve verimli dönüştürülmesine ilave olarak, elektrik enerjisinin üretimi için yenilenebilir enerji kaynakları giderek daha fazla gündeme gelecektir. Sonbirkaç yılda yenilenebilir enerji kaynakları, fark edilir bicimde önem kazanmış ve 2007’de sadece Almanya’da elektriğin % 14’u bu şekilde elde edilmiştir. Yenilenebilir enerji kaynakları, özellikle
de kendilerine ait ham madde birikimi olmayan ülkelerde fosil ham maddelere bağımlılığı azaltarak enerji üretimini koruma altına almaya yardımcı olur. Yenilenebilir enerji, genelde yerel veyabölgesel kaynaklardan sağlanır ki bu da dünyanın her yerinde bulunur. Yenilenebilir enerji gelişmekte olan ve yeni kurulan ülkelerde, özellikle kırsal alanın elektriklendirilmesinde önemli bir rol oynayarak ekonomik gelişmeyi teşvik eder.

2.2. 4. 1 Kullanımın optimize edilmesi
Güneş, rüzgar, bioyakıt ve jeotermal enerji kaynaklarının kullanımı, sadece verimliliği artırmakla kalmayıp, elektrik üretimindeki maliyetleri de düşürür. Güneş ışığının ve rüzgarın doğal sebeplerledüşük enerji yoğunluklarına sahip olmalarının yanı sıra, yenilenebilir enerjilerin değişken oranda arz sunmaları da sorun teşkil edebilmektedir. Örneğin, bir nükleer enerji santraliyle yıllık 8.000 saati bulan bir kapasite mümkünken ya da bir kömür ateşlemeli santral tam kapasite çalışınca yılda 7.000 saat işletilebilirken, rüzgar enerjisi santralleri yıllık olarak bölgeden bölgeye değişen şekillerde 1.800 ile 3.300 saat gibi sürelerde işletilebilirler. Bu nedenle, yenilenebilir enerji santrali yönetiminde mevsime ve günün hangi saati olduğuna bağlı değişiklikler önceden tahmin edilmeli ve göz önünde bulundurulmalıdır. Her ne kadar bu değişiklikler maksimum yüklerde artışa sebep olsalar da, şebekelerin daha düşük ortalama kapasite kullanımıyla da sonuçlanırlar. Bununla beraber, iletim ve dağıtım şebekelerinde yenilikler, enerji karışımında hem yenilenebilirleri hem de fosil yakıtı ateşlemeli enerji santrallerini artan bicimde verimli ve çekici kılar.

2.2. 5 Enerji Kaybı Olmayan Süperiletken Kablolar
Seramik malzemelerden üretilerek azot ile soğutulan süperiletkenler -200°C (80°K) sıcaklıkta elektriği dirençsiz iletirler. Bunlar fazla alana da ihtiyaç duymazlar çünkü bir milimetre kare iletken kesiti olan süperiletkenden yapılan teller 100 amperin üstünde akım iletebilirken, bakır kablolarda bu 2 amperdir. Bu kablolar enerji tasarrufu teknolojisinin daha fazla gelişmesinde hayati bir rol oynamaktadır ve diğer uygulamaların yanı sıra, elektrik makinelerinin bobinleri için süperiletken maddeden yapılan teller kullanır. Bu da motorların ve jeneratörlerin verimliliğini artırır.

2.2. 6 Enerji Sektöründe Verimi Arttırmaya Yönelik Uygulamalar
Elektrik enerjisi üretim tesislerinde ve iletim/dağıtım şebekelerinde enerji verimliliğinin artırılması, talep tarafı yönetimi, verimli ürün satışlarının izlenmesi, en az A etiket sınıfına sahip buzdolapları, klimalar ve ampuller ile yüksek verimli elektrik motorlarına gönüllülük esasına dayalı olarak ENVER etiketi verilmesi, termik santrallerin atık ısısından yararlanılması, açık alan aydınlatmaları, alternatif yakıt kullanımının özendirilmesi, 100 MW ve üzeri üretim tesislerinde enerji yöneticisi atanması, termik santrallerin atık ısılarının bölge ısıtmasında kullanılması, açık alan aydınlatmalarında verimli apareylerin kullanılması ile ilgili uygulamalar şunlardır.
  • · Fosil yakıtlarla çalışan santrallerin tam yükte işletme koşullarında yakıtın alt ısıl değeri temel alınarak bulunan net çevrim verimi değerlerinin santral tiplerine bağlı olarak her yıl Ocak ayında Bakanlık tarafından belirlenmesi ve bu tesislere lisans verilmesinde asgarî şart olarak aranması,
  • · Termik santral atık ısılarının öncelikle binalarda ısıtma ve soğutma amaçlı kullanımının yanı sıra sanayi, tarımsal üretim, su ürünleri yetiştiriciliği, soğuk hava depoları ve tatlı su üretimi gibi sektörlerde de değerlendirilmesine yönelik enerji etütlerinin yapılması; geri ödeme süresi en fazla 10 yıl olan projelerin belediye ve özel sektör işbirlikleri ile gerçekleştirilmesi,
  • · Belediyelerce ve Toplu Konut İdaresince yeni toplu konut alanlarını yerleşime açarken varsatermik santral atık ısıları ile merkezî veya bölgesel ısıtma ve soğutma yapılabilecek bölgelereöncelik verilmesi ve ısı dağıtımı altyapısı planları için gerekli tedbirlerin alınması,
  • · Desteklenecek veya muafiyetlerden yararlanacak kojenerasyon tesislerinin en az %80 toplamçevrim verimine sahip olması,
  • · Elektrik üretiminde, iletiminde ve dağıtımında ulusal ve uluslararası standartlara uygun malzeme kullanılması,
  • · Termik santrallere yakıt sağlayan linyit üretim sahalarında linyit kalitesinin iyileştirilmesi içinlâvvarlama, eleme, ayıklama ve benzeri homojenizasyon ve zenginleştirme işlemleri uygulanması,
  • · Tesis edilecek kömür yakan termik santrallerde birincil enerji kaynağının etkin kullanımınısağlamak üzere verimli yakma tekniklerinin kullanılması ve tesis kurulu gücü birincil kaynakpotansiyelinin azamî olarak değerlendirilmesine imkân sağlayacak şekilde seçilmesi,
  • · Termik santral iç tüketimlerinin azaltılması için otomasyon, koruyucu bakım uygulamaları ilearızaların azaltılması, yedek parça ve stok kontrol sistemi kurulması için sistem rehabilitasyonları zamanında yapılması,
  • · Elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin özelleştirilmesine yönelik olarak hazırlanacak şartnamelerde verimlilik artırıcı önlemlerin alınmasına ve teknik kayıpların azaltılmasına dairhususların yer alması,
  • · Araştırma ve geliştirme projesi yürüten ve/veya destekleyen kamu kurum ve kuruluşlarınınaşağıda sayılan konulara yönelik projelere öncelik vermesi; başarıyla sonuçlandırılan projelerin uygulamaya geçilmesi yönünde tanıtım etkinlikleri ile birlikte teknik destek sağlaması,
  • · Yerli tarım ürünlerinden üretilen bioyakıtların maliyetinin düşürülmesi ve performansınınartırılması,
  • · Biokütle kaynaklarından bioyakıt veya sentetik yakıt üretim teknikler, Su, rüzgâr, güneş ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak ekonomikolabilecek hidrojen üretim teknikleri,




3. Talep Tarafı Yönetimi

3.1 Elektrik Enerjisi ve Güç Talebinin Azaltılması
Elektrik piyasasında faaliyet gösteren perakende satış lisansı sahibi tüzel kişilerin ve organize sanayibölge müdürlüklerinin abonelerinin elektrik enerjisi ve güç taleplerinin azaltılmasına yönelik olarak; tüketimleri yüksek olan sanayi ve ticarethane abone gruplarının kesintili enerji programlarına katılmasıveya yüklerini gerektiğinde diğer zaman dilimlerine kaydırması için bu aboneler ile gönüllülük esasınadayalı anlaşmalar yapmaları; üretici şirketler veya bunlar adına dernek veya birlikleri ile işbirliği yaparak klimalar, buzdolapları ve lâmbalar veya ampuller öncelikli olmak üzere piyasada mevcut yüksek enerji verimli elektrikli ev aletlerinin kullanımının yaygınlaştırılması ile ilgili kampanyalar düzenlemeleri istenmektedir.

3.2 Bina Teknolojileri
Dünya enerji tüketiminin yaklaşık % 40'ı binalara aittir. Binalar ayrıca, tüm dünyada sera gazı emisyonlarının da % 21’inden sorumludur. Günümüzün bina sahipleri küresel olarak enerji tüketiminin azaltılması ve bu tüketimin çevreye etkisinin minimize edilmesi sorumluluğunu taşımaktadır. Bir binadaki en büyük enerji tüketicileri toplam enerji maliyetlerinin % 40 ile % 60’ına denk gelen teknik donanımlar ve aydınlatma elemanlarıdır. Oysa durum böyle olmak zorunda değildir.
Yenilenmiş bir bina; enerji tüketimini ısıtma, havalandırma ve klima (HVAC) ekipmanının performansını optimize ederek % 40 oranında azaltabilir. Dahası, bu önlemler için gereken yatırım, enerji tasarruflarıyla ve işletme maliyetlerindeki tasarruflarla geri kazanılabilir.

3. 2.1 Akıllı Bina Otomasyonu Sayesinde Enerji Tasarrufu
Akıllı ve entegre bina ve oda otomasyonu önemli derecede enerji tasarrufu sağlar. Avrupa normu EN 15232 (Binaların enerji performansı – bina otomasyonunun etkisi), A’dan D’ye dört enerji verimliliği sınıfı içeren bir bina otomasyonu etkinliği standartları yaratmıştır. Örneğin, yüksek enerji verimliliği sınıfı olan A sınıfında, ofis mekanlarında enerji tasarrufları standarda oranla % 30’a kadar çıkabilmektedir.


3.3 Aydınlatma
Günümüzde küresel elektrik tüketiminin yaklaşık % 19’u yapay ışık üretmek için kullanılmaktadır. Oysa enerji verimliliği sağlayan lambaların kullanılmasıyla, bu elektriğin % 33’unden fazlasından tasarruf etmek mümkündür. Bu oran, 900 milyardan fazla kWh veya Çin’in yıllık elektrik tüketiminin yarısına eşdeğerdir. Bu da ışık üretmek için şu anda her yıl yayılan 1.3 milyar ton CO2’in, 450 milyon tona düşülmesi anlamına gelmektedir.

3. 3.1 Sokak Aydınlatmasında Enerji Potansiyeli
Alman Elektrik ve Elektronik İmalatçıları Derneği (ZVEI), Almanya’daki sokak aydınlatmalarınınyaklaşık yarısının 1960’ların teknik seviyesinde olduğunu tahmin etmektedir. Genel olarak Avrupa’da, sokak aydınlatmasının % 30’undan fazlası bu tur eski lambalardır. Bu da 3,5 milyon ton CO2 emisyonunun hiç gerek yokken, her sene Avrupa sokak aydınlatmalarından yayıldığı anlamına gelir. ZVEI’ye göre, Almanya’daki şehir ve belediyeler her yıl sokak aydınlatmalarının yalnızca % 3’unu yenilemektedir. Eğer bu oran acilen artırılmazsa, eskimiş lambaların değiştirilmesi bir 30 yıl daha sürecek ve CO2emisyonu azaltma konusunda önemli bir potansiyel kaçırılmış olacaktır.


3. 3.2 Dış Aydınlatma
Şehir içi yol, cadde, sokak ve meydan aydınlatmalarının tamamında şeffaf cam tüplü yüksek basınçlısodyum buharlı lâmbaların kullanılması gerekmektedir. Işık kirliliğinin önlenmesinin birinci derecedeönem taşıdığı doğal hayatın korunması gereken alanlardaki ve astronomi gözlemevleri etrafındaki yol, sokak, meydan, alan aydınlatmalarında sadece alçak basınçlı sodyum buharlı lâmbalar kullanılmalıdır.
Park ve bahçe aydınlatması amaçlı aydınlatma sistemlerinde yüksek basınçlı cıva buharlı ve/veyakompakt flüoresan lâmbaların kullanılması gerekmektedir. Tüp flüoresan lâmbalar reklâm ve seyir amaçlı aydınlatmalarda kullanılmalı ve bu tip lâmbalar yol, cadde, sokak ve meydan aydınlatması amaçlı kullanılmamalıdır. Armatürler, dış ortam koşullarına uygun tiplerden seçilmelidir.


3.4 Ev Aletleri
İklim korumaya yardımcı olan ve hızla uygulanabilecek önlemlerden biri de eskimiş aygıtları enerji tasarrufu sağlayan modellerle değiştirmektir. Eğer Avrupa’daki on yıldan daha yaşlı yaklaşık 188 milyon ev aleti, yeni veya verimli aygıtlarla değiştirilseydi, 44 milyar kilovat/saat elektrik tasarrufusağlanırdı. Bu, 10 milyon evin yıllık enerji talebine denk bir miktardır. Bir aletin çevreye etkisinin % 90’ı kullanım sırasında oluşmaktadır. 1993’un ev aletleriyle 2008’in ev aletlerini karşılaştırırsak, örneğin günümüz bulaşık makinelerinin % 35 daha az elektrik ve % 50 daha az su kullandıklarını görürüz. Çamaşır makinelerinin enerji tüketimi ise fırınlar gibi üçte bir oranında azaltılmıştır ve su tüketimleri de ciddi bicimde düşmüştür. 15 yıl önce bir çamaşır makinesi bir kg çamaşır için 13lt su kullanırken, modern makineler aynı miktarda çamaşır için bugün sadece 7lt’ye ihtiyaç duymaktadır. Enerji dengesi buzdolaplarında daha da çarpıcıdır çünkü buzdolaplarında tasarruflar % 66’ya kadar çıkmaktadır.


3.5 Bireysel Bilinçlendirme ve Tanıtım
Tüketiciyi bilgilendirmek ve bilinçlendirmek amacıyla, elektrik ve doğal gaz dağıtım şirketlerininmüşterilerinin bir önceki mali yıla ait tüketim miktarını ve bu miktara karşılık gelen tüketim bedeliniiçeren aylık bazdaki bilgilere ve puant tüketimi ile ilgili bilgilere, aynı tüketici gruplarının tüketimdeğerleri ile karşılaştırmalı olarak internet ortamında erişimine imkan sağlamaları gerekmektedir.
Enerji tüketen malların üreticileri, ithalatçıları ve perakendecileri kullanım kılavuzu ile satılmakzorunda olan malların kullanım kılavuzlarında ürünün verimli kullanımı bilgilerine yer verilmekzorundadır. Askeri liseler ile er-erbaş eğitim merkezlerindeki ders ve eğitim programlarında, örgün ve yaygın eğitim kurumlarının ders programlarında ve kamu kurum ve kuruluşlarının hizmet içi eğitimlerinde enerji ve enerji verimliliği ile ilgili temel kavramlar, Türkiye’nin genel enerji durumu, enerji kaynakları, enerji üretim teknikleri, günlük hayatta enerjinin verimli kullanımı, iklim değişikliği ve çevrenin korunmasında enerji verimliliğinin önemi konularında teorik ve pratik bilgiler verilmek üzere gerekli düzenlemelerin bugüne kadar Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili kamu kurum veya kuruluşları tarafından yapılmış olması gerekmektedir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca enerjinin verimli kullanılması ile ilgili hazırlatılan eğiticiprogramların, yarışmaların, kısa süreli film ve/veya çizgi filmlerin televizyon ve radyo kanallarıtarafından 07:00 – 23:00 saatleri arasında yayınlanması gerekmektedir. Her yıl Ocak ayının ikinci haftasında “Enerji Verimliliği Haftası” düzenlenmektedir. Söz konusu hafta etkinliklerinin niteliklerinin Enerji Verimliliği Koordinasyon Kurulu tarafından belirlenmesi ve Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliği (TOBB), Makina Mühendisleri Odası (MMO) ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) işbirliği ile düzenlenmesi gerekmektedir.



Buzdolabı ve klimalar için enerji etiket sınıfının A üzeri olduğunu, elektrik motorları için verimdeğerinin EN 60034-30 standardında 50Hz ve 60Hz için yer alan süper verim grubu olan IE3 içintanımlanmış nominal sınırların üzerinde olduğunu belgeleyen tüzel kişiler ile enerji yoğunluğunundüşürülmesinde başarılı olan endüstriyel işletmelere formatı ve bedeli Enerji ve Tabii KaynaklarBakanlığı tarafından belirlenen enerji verimliliği (ENVER) etiketi verilebilmektedir. ENVER etiketi ithal edilen ürünler için ithalat partisine münhasır, yurt içinde üretilen ürünler için ise planlanan üretim miktarı ile sınırlı olacak şekilde verilebilmektedir.
ENVER etiketi verilen ürün grubundan seçilen numuneler akredite olmuş laboratuarlarda test ettirebilmektedir. Bu testlerde uyumsuzluk tespit edilmesi veya verilen ENVER etiketlerinin uygunsuz kullanıldığının tespit edilmesi durumunda, uygulama durdurularak bu durum internet üzerinden ilan edilmektedir. Endüstriyel işletmelere ENVER etiketi verilebilmesi için gönüllü anlaşma uygulamaları kapsamında desteklerden yararlanmış olmak şarttır.
Ayrıca;
  • · Kamu kesiminde faaliyet yürüten kurum ve kuruluşların toplumda enerji kültürünün veverimlilik bilincinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile koordineli olarak tanıtım ve bilinçlendirme etkinlikleri düzenlemeleri veya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından organize edilen etkinliklere katkıda bulunmaları gerekmektedir.
  • · Kamu kurum ve kuruluşlarınca aşağıdaki bilgilendirme, bilinçlendirme ve tanıtım faaliyetlerinin yürütülmesi gerekir.
  • · Enerji tüketiminin azaltılması için çalışanları bilinçlendirmek üzere hizmet içi eğitim seminerleri düzenlenmeli; çalışanlar çalıştıkları yerlerin enerji tüketimi hakkında bilgilendirilmelidir.
  • · Herkesin görebileceği yemekhane, konferans salonu, geçiş bölgeleri ve benzeri yerlere;
Kullanılmayan lambaların söndürülmesine,
Elektrikli ev aletleri ve ampullere yönelik verimlilik etiketlerinin tanıtılmasına,
Ofis cihazlarının kullanılmadığı durumlarda kapatılmasına yönelik afişler ve spotlar
Asılmalıdır
Her yıl Ocak ayının ikinci haftasında düzenlenen enerji verimliliği haftası etkinlikleri
kapsamında ve eşzamanlı olarak;
  • · Büyükşehir belediyeleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile koordineli olarak konferans, sergi, fuar ve yarışma gibi bilinçlendirme etkinlikleri düzenlemelidir.
  • · Milli Eğitim Müdürlükleri her ilde ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik enerjiverimliliği ile ilgili etkinlikler düzenlemelidir.
  • · İlköğretim, ortaöğretim ve yaygın öğretim kurumlarında enerji verimliliği kulübü oluşturulmalı ve kulüp çalışmaları ile öğrencilerin ders yılı içerisinde hazırlayacakları ödevve projelerde enerji verimliliğiyle ilgili konulara yer verilmesi sağlanmalıdır.
  • · Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü şans oyunlarında, Posta İşletmeleri Genel Müdürlüğüpul, zarf, koli ve benzeri posta işlemlerinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafındangeliştirilen enerji verimliliği ile ilgili grafiklere ve mesajlara yer verilmelidir.
  • · Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bilinçlendirme ve tanıtım amaçlı ödüllü veya ödülsüzyarışmalar düzenlemeli, hazırladığı veya hazırlattığı tanıtım ve bilinçlendirme malzemeleriniücretsiz dağıtmalıdır.
3.6 Kamu Kesimi Uygulamaları
Kamu kurum ve kuruluşları tarafından 2023 yılına yönelik hedeflerin gerçekleştirilmesidoğrultusunda yapılacak iç mevzuat düzenlemelerinde dikkate alınabilecek hususlar şunlardır.
Isı enerjisi kullanımında alınabilecek tedbirler:
  • · Isıtmada il mahalli çevre kurullarında iç ortam sıcaklığı ile ilgili alınan kararda belirtilen içortam sıcaklığı değerlerine riayet edilmeli, bu yönde alınmış bir karar bulunmaması halindeiç ortam sıcaklıkları 22°C’nin üzerine çıkarılmamalı,
  • · Yeni alımlarda enerji etiket sınıfı en az A olan klimalar arasında seçim yapılmalı,
  • · Soğutma sistemi ve klimalar dış ortam sıcaklığı 30°C’nin altında iken soğutma amaçlıçalıştırılmamalı ve iç ortam sıcaklığı 24°C’nin altına inmeyecek şekilde ayarlanmalı,
  • · Radyatör arkalarına alüminyum folyo kaplı ısı yalıtım levhaları yerleştirilmeli, ısı akışınıengellememek için radyatörlerin önleri ve üzerleri açık tutulmalı,
  • · Pencerelerden hava sızıntılarının önlenmesi için pencere contası kullanılmalı veya benzeritedbirler alınmalı,
  • · Tamamı kamu kesimi tarafından kullanılan binaların ana girişlerinde döner kapı veya çiftkapı kullanılmalı, çift kapıların biri kapanmadan diğeri açılmamalı,
  • · Her ısıtma sezonu öncesinde ısıtma sistemlerinin bakım ve kontrolü baca gazı ölçümlerinedayalı brülör ayarlarını da kapsayacak şekilde yapılmalı veya yaptırılmalı,
  • · İç ortam sıcaklığının sabit tutulmasına imkan sağlayan sıcaklık kontrol sistemlerim kullanılmalıdır.

Elektrik enerjisi kullanımında alınabilecek tedbirler:
  • · Aydınlatmada mevcut akkor şamanlı lambalar yerine kompakt flüoresan lambalar veya ledlilambalar, manyetik balastlı düşük verimli flüoresan lambalar yerine de elektronikbalastlı yüksek verimli trifosfor flüoresanlar kullanılmalı,
  • · Kısa süreli kullanılan bölümlerde hareket, ısı ve/veya ışığa duyarlı sensörlü kontrol sistemlerikullanılmalı,
  • · Aydınlatmada daha iyi verim alınması için lambaların önündeki ışık geçirgenliğini önemliölçüde engelleyen armatürler yerine yüksek yansıtıcılı armatürler kullanılmalı,
  • · İç aydınlatmada birden fazla armatür bulunan bina bölümlerinde her bir armatür veyapencere önü gibi doğal ışıktan daha fazla yararlanan bölümler için uygun şekildegruplandırma yapılarak, ayrı ayrı elle kontrol veya otomatik gün ışığı kontrol sistemikullanılmalı,
  • · Bilgisayar, yazıcı, fotokopi ve benzeri elektrik enerjisi kullanan ekipmanların alımında“Energy Star” işareti olması ve/veya ilgili mevzuat ile belirlenen asgari verimlilik kriterlerinisağlanması şart koşulmalı,
  • · Güç kompanzasyonu yapılmalı,
  • · Periyodik olarak yapılan tarife analizlerine dayalı olarak elektrik enerjisinin mümkün olan endüşük maliyetle tedarik edilmesi veya kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla lisanssızelektrik üretimine yönelik küçük ölçekli tesis veya sistemler kurulmalıdır.

Proses, ekipman, sistem bazında alınabilecek diğer tedbirler:
  • · Kazanlarda, yanma kontrolü ve optimizasyonu sağlanmalı, ısı yalıtımı iyileştirilmeli, ısıtransfer yüzeyleri temiz tutulmalı, atık ısıların kullanımı ve buhar kazanlarında kondens geridönüşü artırılmalı, blöf kayıpları azaltılmalıdır.
  • · Basınçlı hava sistemlerinde kompresörlerin boşta çalışma süreleri asgariye indirilmeli, kompresöre giren havanın kuru, temiz ve soğuk olması sağlanmalı, kaçaklar periyodik olarakkontrol edilmeli, çok kademeli ara soğutmalı kompresörler yerine tek kademeli kompresörlerkullanılmalıdır.
  • · Isı enerjisi dağıtım sistemlerinde boru sistemleri vana ve flanşları ile birlikte yalıtılmalı, yalıtım durumu düzenli olarak kontrol edilmeli, dağıtım olabilecek en düşük basınç vesıcaklıkta yapılmalı, buhar kapanlarının kontrolü ve bakımı düzenli yapılmalıdır.
  • · Genel proses işlemlerinde kullanılmayan elektrikli alet ve teçhizatlar kapatılmalı,
  • olabildiğince tam kapasitede çalışılmalı, 50°C’nin üzerinde yüzey sıcaklığı olan yerlerinyalıtımının ekonomik olup olmadığı analiz edilmeli ve ekonomik açıdan geri ödeme süresibir yıldan az olanlar yalıtılmalı, atık ısılar değerlendirilmelidir.
  • · Kurutma proseslerinde atık gazlardaki nem miktarı optimize edilmeli, ısı ile kurutma öncesimekanik nem alma imkanları araştırılmalı, yalıtım durumu iyileştirilmeli, ısıtıcılar ve filtrelertemiz tutulmalı, mümkün olan yerlerde havan yeniden sirküle edilmeli, egzost gazlarının atıkısıları değerlendirilmelidir.
  • · Fırınlarda yalıtım optimize edilerek sızdırmazlık iyileştirilmeli, yanma için verilen fazla havamiktarı yakıt türüne göre optimum düzeyde tutulmalı, ışınım ve taşınım yoluyla ısı iletimindeetkinlik artırılmalı, olabildiğince azami kapasitede yükleme yapılmalı, taşıyıcı olarak hafifmalzemeler kullanılmalı, atık ısılar değerlendirilmeli ve kesikli çalışan fırınlarda yükleme veboşaltma için fırın kapılarının açık tutulma süreleri asgari düzeyde tutulmalıdır.
  • · Elektrik sistemlerinde merkezi ve/veya lokal güç kompanzasyonu yapılmalı, yükün değişkenolduğu yerlerdeki elektrik motorlarında değişken hız sürücüleri kullanılmalı, elektrikmotorları ihtiyaca uygun kapasitede seçilmeli, yeni alımlarda verimlilik sınıfı yüksek elektrikmotorlarının alımına öncelik verilmeli, kullanılmayan elektrikli ekipmanlar kullanılmadıklarızamanlarda kapalı tutulmalı, elektrik tarifeleri dikkatli izlenmeli ve anlaşma gücü aşılmamalı, puant yük durumunda devre dışı bırakılabilecek elektrikli ekipmanlar belirlenmelidir.
  • · İklimlendirme sistemlerinde ısıtıcı bataryalar ve filtreler temiz tutulmalı, kontrol dışı havasızıntıları azaltılmalıdır.

Normal021falsefalsefalseTRX-NONEX-NONE