Film İncelemeleri - Sapık ( Psycho, 1960 )

Mayıs 2014 | Mustafa Uğur Şen, Senarist
Korkutucu, çocukları üzerinde tahakküm kuran, psikopat anne korku sinemasının gözde temaları arasındadır. Böyle bir konuyu işleyen Alfred Hichcock’un 1960’da çektiği Psycho seyirciden büyük ilgi görerek bir kült film haline gelmiş ve bugüne kadar en fazla
incelenen ve hakkında konuşulan filmlerden birisi olmuştur. Psycho korku sinemasında önemli bir kilometre taşıdır ve Stagecoach’un Western’de başardığı işi korku sinemasında tekrarlar. Psycho öncesi korku sinemasında düşman (öteki) genellikle dışarıdandı. Özellikle soğuk savaş döneminde uzaylı istilacılar, mumyalar, vampirler, yeraltından ya da öteki dünyadan gelen kötü güçler dünyayı, daha doğrusu Amerika’yı, daha da sınırlarsak orta sınıf beyaz Amerikalıyı tehdit ediyorlardı. Psycho bir anlamda korku sinemasında bir devinim gerçekleştirdi. Artık düşman Amerikan toplumunun içindeydi, tehdit garip kıyafetli uzaylılardan, mumyalardan değil, sıradan insanlardan geliyordu. Ataerkil burjuva kültürünün bastırıp yok saydığı şeylerin korku sinemasında ortaya çıkar. Ataerkil aile, bu istenmeyen aruzların bastırılması görevini görür. Psycho daki’ aile babadan yoksun bir ailedir bu yüzden, bastırılması gereken cinsel duygular ve anneye aşırı bağımlılık, sapkın bir cinsellik şeklinde dışa vurulur.

Psycho’da arkaik, iğdiş edici annenin ve anaerkil ailenin neden olduğu dehşet işlenir. Anne figürü filmin olay örgüsünde önemli bir yer tutar. Sekreter olan Marion işyerinden çaldığı parayla kaçar ve yol üstündeki Norman Bates’in otelinde konaklar. Burası anayoldan uzakta olduğu için boş ve ıssız bir oteldir. Otelin sahibi Norman, Marionla ilgilenir ve odasına yerleştikten sonra birlikte yemeyi teklif eder. Daha sonra, Marion, Norman Bate’in annesi ile konuşmalarını duyar. Bayan Bates oğlunun yabancı kızlarla yemek yememesini istememektedir. Bayan Bate’in baskıcı, zalim bir anne olarak yetişkin çocuğu ile otoriter, boyun eğdirici bir şekilde konuşmaktadır. Otel, ahlak dışı seksi sembolize ederken, ev annenin egemenliğindedir. Bayan Bates kendi doğrularına göre Norman’ı eğitmektedir. Norman bir anlamda Oedipus öncesi dönemdeki çocuk gibidir. Babanın sembolik düzenine geçmemiş, dolayısı ile kişiliği gelişmemiştir. Anneye bağımlıdır. Bayan Bates de o dönemdeki çocuğa egemen, otoriter annedir. Babanın yokluğu da bu savı destekler. Norman, anaerkil bir ailede büyümüştür. Bu yüzden sapkınlığı bizi şaşırtmaz. Hatta seyirci onu annesinin bir kurbanı gibi görür.


Marion odasına döner ve duş yapmak üzere soyunmaya başlar. O sırada yan odada Norman bir tablonun ardında gizlediği bir delikten Marion’u gözetler. Marion bakışın nesnesidir ve birazdan kurban olacaktır. Gözetlemecilik korku filminde sık kullanılan motiflerdendir. Gözetleyen bakışın sahibi etkin durumdadır, gözetlenen ise edilgin ve bakışın nesnesidir. Katil önce gözetler daha sonra öldürür. Marion duşa girer, o sırada
banyoda bir kadının gölgesi belirir, elinde bir bıçak taşımaktadır. Sinema tarihinin en nlü sahnelerinden biri olan bu sahnede Hitchcock’un hızlı kesimleriyle Bayen Bates, Marion’u öldürür. Bu seyirci için tam bir şoktur. Özdeşleştiği başroldeki kadın filmin ortasında öldürülmüştür. Bayan Bates karşımıza öldürücü, iğdiş edici, fallik anne olarak çıkar. Bunun temeli çok eskiden beri var olan iğdiş edici anne korkusuna dayanır. Arkaik anne figürünün
bir çok korku filminde olduğu gibi Psycho’da da görülür.

Gerçekte Bayan Bates, Norman tarafından öldürülmüştür, Norman pişmanlığı ve annesine duyduğu korku nedeniyle onu mumyalamış ve evde saklamıştır. Buna rağmen Bayan Bates arkaik, kötü, yutucu ve iğdiş edici anne olarak her yerdedir. Evin ürkütücü görünümünde,
Marion ve Norman’ı izleyen dondurulmuş kuşlarda, öldükten sonra bile Norman’a hükmeden kişiliği ile varlığı anlaşılır. Kuşların sıran bir şekilde değil, en tehdit edici, saldırgan pozisyonda doldurulduğunu belirtiyor. Karganın gagasının duvara düşen gölgesi iğdiş edici annenin simgesidir ve daha sonra duş sahnesinde benzer şekilde bıçağın gölgesinin görürüz. Kuşlar annenin tehdidini simgeler. Marion, annesinin söylediklerini duyduğunu söyler. Norman, ‘benimle öyle konuştuğu zaman karşısına dikilip, bağırıp çağırmak, sonrada çekip gitmek istiyorum’ derken kuşlar ayı çerçevede ürkütücü bir şekilde onu izler. Anne, oğlunu yabancı bir kadınla konuşurken takip eder. Marion ve Norman’ın konuştuğu sahnede her planda mutlaka onları izleyen bir kuş vardır. Marion’u aramak üzere otele gelen dedektif dolaşırken de doldurulmuş kuşlar onu izler. Norman’ın kendisi değilse de, kişiliği arkaik anne tarafından yutulmuştur. Norman’da onun giysilerini giyer ve bir peruk takarak kadınları öldürür. Norman elindeki bıçakla iğdiş edici annenin fallusu olmuştur.

İğdiş edici annenin mitolojideki simgesi ejderhadır. Ejderha doğurduğu çocuğu yutarak onu kendi içine dahil etmektedir. Bu et yiyen, ölülerin ‘ana’sı mağarada ya da korkun bir kalede
yaşar. Kişinin öz benliğine ulaşabilmesi için onunla dövüşüp, onu yutup kişiliğine katması gereklidir. Ejderha tarafından yutulup yok edilmenin karşılığı ise iğdiş edilmektir. Yani anne tarafından yutulup iğdiş edilme. Burada yutulan şey penis değil kimliktir. Psycho’da da Norman ailesiyle yaptığı mücadeleyi kaybetmiş be kişiliği onun tarafından yutulmuş, yani iğdiş edilmiştir. Norman kendi kimliğini annesinin kimliği içinde eritmiştir. Filmin sonunda her şeyi açıklayan psikolog hiçbir zaman gerçek Norman olamıyordu. Annesinin kişiliği onu tamamen silmişti’ der. Norman’ın annesinin yerine geçmesi sevgiden değil korkudan kaynaklanır. Norman annesi tarafından iğdiş edilmek için onun yerine geçer, iğdiş olamamak için iğdiş eder. Yine de Norman’ın sembolik olarak iğdiş edildiğini söyleyebiliriz. Bayan Bates, küçümseyici konuşmaları, her şeyi gören gözleri, cinselliğe karşı tavrı hükmedici otoritesi ile Norman’ı bir anlamda iğdiş etmiştir. Anneye mutlak bağımlı, babanın olmadığı bu ilişki Norman’ı ruh hastası bir katil yapar.

Psycho, kadın ve kadın cinselliği açısından iki yönlü okunabilir. İğdiş edici arkaik anne ve cezalandırılan kadın figürü. Kadınların bir katil tarafından fallik bir simge olan bıçak türü kesici aletlerle öldürüldüğü slasher filmlerin öncülüğünü Psycho’nun yaptığı kabul edilir. Hichcock, filmde hiç kan göstermeden gerilimi, bir atmosfer yaratmayı başarmışken 1960 sonrasında kadın hareketlerinin giderek daha büyük bir ivme kazanmasına ve yaygınlaşmasına bağlı olarak eril kaygıların yaygınlaştırılması ve erkek seyircinin aldığı sadistik hazzın arttırılması için kadına yönelik şiddet giderek daha fazla perdeye yansımaya başlamıştır.