Fususu-l Hikem Notları (1)

Ağustos 2016 | Marty Mcfly, Emekli
Aşağıdaki konuyu , bu konuya farklı yorum katacak dostlarla konuşmayı çok isterim.
Değerli katkılarınızı esirgemeyin.
Selamlar

Vücûdun hakîkati bir küllî nûrânî ma’nâ olduğundan o kadar latîftir ki,
onu akıl, idrak, vehîm, duyular ve kıyâs ile anlamak mümkün değildir. Çünkü
idrâk vâsıtaları olan bu belirli vâsıtalar, o latîfin latîfi karşısında kesîfin
kesîfidir.

Kesîf* olanın kesâfet mertebesinde kaldıkça kendi aslı olan latîfi idrâk
etmesi mümkün değildir.

Mutlak vücût öyle bir sonsuz hazînedir ki, içindekiler kendisinden gizlidir.
Çünkü salt vücût kendi zati cemâlinde gark olmuştur**. “Kendinden haberdar
olmak” bir sıfat olduğundan, bu mertebesinde, salt vücût ondan dahi
münezzehdir.

Sonradan meydana gelen vücûdun bu mertebeye aslâ şuûru
olamaz.

Çünkü sonradan meydana gelme(hudus) ve öncesizlik(kıdem) birbirinin
zıttıdır. “İki zıt bir arada olmaz” kaidesi gereğince, birinin görünmesiyle
diğeri kaybolur.

*Kesif : yoğun, saydam olmayan (TDK) ; **gark olmak : gömülmek, batmak, boğulmak (TDK)