Gece Yarısı Uyku Saçmaları. .

Ekim 2014 | Belgi Saygı, Oyuncu
Ben neredeyse doğduğumdan beri aynı mahhalede otururum. Ara sıra şehir değişiklikleri olduysa da, geri döndüğüm kürkçü dükkanı burasıdır. Mahalle dediysem, mahalleydi demek istedim, gerçi resmen hala mahalle ama, neyse... Dante gibi ömür yarısı burada geçti ama şairin başına geldiği gibi olmayacağımız ne malum!
Öyle şeyler değişti ki çehresinde. Apartmanımız deniz kıyısındadır, yani yakındır. Eskiden yani çook eskiden evimizle deniz arasında bir demir yolu, bir küçük fabrika (o zaman atölyeden halliceydi) bir de denizi bile göremediğimiz ağaçlar vardı. O ağaçları şimdiki çocuklar görse orman derler. Evimizin önünde de 2 metre aralarla dikilmiş kavak ağaçları vardı. Önce fabrika büyüsün diye yanındaki ağaçlar kesildi. Gerçi artık denizi birinci kat balkonumuzdan görebilir olmuştuk. Sonra bir gün apartmanın önündeki kavak ağaçlarını kesti arkasındaki kaçak ama asla ceza almayan keresteci. O gün apartmadakilerin isyanını hiç unutamam ama yine kaçakçılar baskın gelmiş, sesimiz içimize kaçmıştı.
Ağaçlar gidince arazinin sahipsizliği de ortaya çıkınca, uzuuunca bir süre bir şey yapılamadı da çocuklara, büyüklere epey bir zaman top sahası oldu, benim çocukluğumda ancak saklambaç veya piknikli evcilik oynayabildiğimiz arazi.
Gece yarılarına kadar oyananan oyunlar benim çocukluğumda da bir kuşak sonrasında cıvıl cıvıl geçti, bir şekilde. Şenlikli, cümbüşlü. Anne babalarımız bizi eve alamadıkları için, onlarda oyunlara katılırlardı. Sonra o topraklar deprem sonrası tüm eşrafı üstünde epey bir konuk etti. Sonrasında da üzerine bir bina geldi. Sonra yanına bir tane daha, benim çocukluğumda üç tane bakkalımız varken, sonuncusunu da kapattıran bir market geldi.
Gece yarılarına kadar kahkaha sesleri artık yoktu. Binalar dikildikten sonra lanet gelsin inşaat sesleri bile sus pus olmuştu. Herkes evlerinin içine hapsetti seslerini.
Geriye bir tek yanımızdan geçen trenin sesi kalmıştı. Ha söylemeyi unuttuğum bir de E5 karayolu var ama o da otoban yapılınca eskisi kadar gürültü yapmıyordu zaten. Bir süredir beşik gibi bizi sallayan, yeni gelenin uykusunu kaçırtan ama bize ninni gibi gelen tren sesi de yoktu.
Hızlı tren geliyormuş ya... Geçenlerde söylediler Pendikten buraya 45 dk. da geliyormuş. Hele de bakın eskiden çok farkı varmış gibi. Ha bir de Pendik, Haydarpaşa da değil, kaldı mı ki olsun.
Neyse efendim uzatmayıp, sadede doğru yol alayım. Çıktım pencereye sigara içiyorum. Baktım, gerçekten hızlı tren geçiyor. Bir de sessiz. Sanırım sessiz olsun diye yavaş ilerliyor diye düşünüyordum, eski bakkal İlker amca geçiyormuş, trene baktı, kafasını bana çevirdi, selam verir gibi gülümseyip "bak şuna hey yavrum, ne kadar da hızlı" dedi. Söylene söylene geceye karıştı... Sonra geceyi dinledim... Ara sıra geçen birkaç araç sesini, uzaktan... Sonra düşündüm... Bu sessizliğin içindekiler nereye kadar saklanacak? Sonu hayra alamet olacak mı? Sessizlik sonrası fırtına ne zaman kopacak ?

(Hani uykuyla uyanıklık arasında gelir ya geldi aniden bir yazma hissi. . Sürçü lisan ettiysek, kusura kalmayın. .)