Hayatın Anlamı'na Matematiksel Bir Bakış Denemesi

Ekim 2013 | Serkan Köse, Girişimci
Üniversite yıllarımda oldukça kafam karışıktı ve çoğunlukla Hayatın Anlamı'nı düşünüp dururdum. Açıkçası buna o kadar fazla zaman ayırmışım ki, bu enerjiyi başka bir şeylere (örneğin hayatın kendisine) ayırsam çok daha iyi olabilirmiş sanıyorum : ). Ama geçmiş geçmiştir ve şu an buradayım ve bu yazıyı yazıyorum. Hayatın anlamını düşünürken düştüğüm bir hata da, düşünce tarzım idi. "Öyle bir şey olmalı ki tek başına tüm yaşamı ve yaşamdaki her şeyi açıklayabilsin". İtiraf etmeliyim Pi filmini izledikten sonra doğru yolda olduğumu bile düşünmüştüm : ). Konuyu dağıtmadan bu yazının asıl amacı olan Matematiksel Yaşam Modeli'ne döneyim. Yüksek lisans döneminde Kaos Teorisi, fraktal yapılar vb. konulara olan ilgim beni bu konularda çok daha fazla araştırma yapmaya itmişti. Bu dönemde öğrendiğim şeylerden birisi de bir şey mikroda ne ise makroda da öyle olmaya meyilli olması idi. Örneğin fraktal olarak ağaç yapraklarını incelerseniz, yaprakların mikro ölçekte de aynı şekilde bir yaprak görünümünde olduğunu görürsünüz. Bu örnekler çoğaltılabilir. İşte bu noktada bilinen (o zaman öyle idi, şimdi string - string theory-, vs. de konuşuluyor) en küçük madde olan atomun yapısını biraz daha derinlemesine araştırmaya başladım. Hepinizin bildiği üzere Bohr Atom Modeli ile tanımıyoruz atomun yapısını. Çekirdekte proton ve nötronlar, çekirdek etrafında sürekli hareket halinde farklı enerji seviyelerindeki elektronlar. Elektronların herhangi bir seviyeden başka bir seviyeye geçmesi için enerji verilmelidir ancak bu enerji sürekli olmaz ise elektron daha kararlı olduğu seviyeye dönmeye çalışacaktır.



Yaşam

Yaşam

Bohr Atom Modeli mikro ölçekte gerçekleşen olayları bu şekilde tanımlar ve bu zamana kadar da aksinin gözlemlendiği bir ölçümleme benim bildiğim kadarı ile henüz yapılamadı. Bu incelemeden sonra aklımda şu soru belirdi ve kafamı kurcalamaya başladı: "Mikroda bu gerçekleşiyorsa, makro ölçekte de hayatlarımızda bu model temelinde bir model gerçekleşiyor olabilir miydi? ".

İşte aklımnda belirmeye başlayan yaşam modeli bu dönemlerde canlanmaya başlamıştır. O günlerde de duvara astığım büyük bir kağıda bu modeli her gün bir şeyler ekleyerek çizmeye başladım. Asistan iken odama gelen öğrenci arkadaşların o resmi anlayıp anlamadığını ya da merak edip etmediğini (hatta farkedip etmediklerini) hep düşünmüşümdür. Her neyse, ortaya çıkan sonuç, benim uzunca bir dönem hayatta gerçekleşen bazı şeyleri açıklayabilmeme, kendimce anlamlandırarak, bazen kabullenmeme bazense mantıklandırabilmeme oşanak sağlayan aşağıdaki kurallara sahip model olmuştur. Bunu sizlerle paylaşarak, hayata ve olaylara belki farklı bir bakış açısı ile bakabilmenizi sağlayabilirim, ya da yarım saatlik eğlenceli bir yazı olarak da bakabilirsiniz : ) : p.

Modeli resmetmeden önce, bazı kurallardan bahsetmeliyim. Modelin matematik yapısı gereği bazı kural ve kabulleri var. Limit değerler, minimum değerler, vs. gibi. Bunları ara ara numaralandırarak not düşeceğim ve en sonda da toplu bir özet olarak yineleyeceğim. Bu maddeleri çizime bakarken yeniden incelemenizi öneririm. Model ile birlikte anlam kazanıyor çünkü.

  1. Her insan belirli bir enerji değeri ile doğar ve bu enerji hayatının sonuna kadar değişmez.
  2. Yumurta ve sperm döllendiğinde enerji seviyemiz belirli bir değerde negatiftir. Doğum anındaki noktamız ise belirli bir enerjimiz olmasına rağmen sıfır noktası olarak adlandırılır. Her şeyin başladığı yerdir bu Sıfır Noktası.
  3. Bir enerji kırılma noktası vardır ve her kişi de farklı bir değerdedir. Bu enerji noktası öncesinde doğum, sonrasında ise ölüm kendine çeker. Şekilde daha da iyi anlayacaksınız. Buna Çekim Kırılımı denir.
  4. Temel enerji seviyesi sabittir ama her yeni deneyimle bu enerjiyi böleriz. Ama her deneyim, yani enerji seviyesi ile ne kadar çok ilgilenirsek o konuda o kadar uzmanlaşırken o kadar da fazla diğer enerji halkalarımızdan çalarız. Örneğin; hep heykel yapıyorsak, insanlarla görüşmeyi azaltabiliriz, daha iyi heykel yaparız ve o enerji halkamız büyür ama daha az insanla ilgileniriz o halkamız küçülür. Pozitif deneyimlemede bu iyidir ama örneğin alkol için çok zaman ayırırsak, yalnız içmeye başlar, sevgilimizden, eşimizden, arkadaşımızdan çaldığımız o enerji ile sürekli içeriz. Çok iyi alkolik oluruz ama enerji dengemizi kaybederiz.
  5. Doyum Noktası: Her deneyim için harcayabileceğimiz maksimum enerji vardır. Yani kemanı çok iyi çalabiliriz ama sonrasında ne kadar enerji harcarsak harcayalım artık o seviyede iyiyizdir. Gidebileceğimiz yere gitmişizdir ve artık en iyisiyizdir. Ancak bazı şeyler de vardır ki sürekli seviyesi artabilir ve harcadığımız zaman ve enerji hep ona yönelebilir. Örneğin alkol. Hep alkol alırsanız, hep daha fazla alkol alabilir hale gelirsiniz. Hep daha fazla almak isterseniz hep daha fazla enerji harcarsınız ve hep başka enerjilerden çalarsınız. İşte bu tarz, tüm dengelerinizi bozan her deneyim için, ruhunuzun bir doyum noktası vardır. O noktayı geçerseniz, atom modelindeki elektronu üst enerji halkasına aktarma işlemi gibi, burada da o deneyime enerji vererek üst enerji halkasına yaklaştırmaya başlarsınız ve bu doyum noktasının geçilmesi o konudaki tehlikeyi işaret eder. Artık daha fazlasını yapmamalısın uyarısıdır bu. Yaparsanız dengeniz şaşar : ). Herşey altüst olur.

Modelin kabaca çizimi aşağıdaki şekilde.

Yaşam

Şeklin orjinali için: docs.google.com/file/d/0B9VNI_wWM5z3MXh...

Birkaç ekleme daha yapacağım. Şimdilik aklımda kalanlar bu kadar : ).