İRADE

Haziran 2014 | Bf, Kooperatif Uzmanı
Kişi ihtiyaçlarından tam arınmadığı sürece sadece bağımlılık odaklarını, bağımlılık nesnelerini değiştirir. Kişi, benim iraden bu kadar zayıf değil. Onu güçlendirmek için bağımlı olduğum şu şeyi bırakıyorum, diyebilir.

Burada daha derin düzeyde “ben istersem yapmam veya yaparım” şeklinde bir güç algısı var ama aslında gerçek anlamda böyle bir gücü yok insanın. Burada kişi aslında sahip olmadığı bir şeyi iradeye yüklüyor. Bu da aşırı katılaşmış bir iradeye yol açabiliyor. “bak ben irademi kullandım yaptım, sen de yapabilirsin” diyerek insanlara baskı yapmaya dönüşebiliyor.

İradeyi biz, bir şeyi tercih etmek ya da feragat etmekle ilgili bir kararlılık anlamında kullanıyoruz. Ama bu karar uygulanan, kesin karardır. Arapçada “istemek” anlamında kullanılır. İrade en kök anlamıyla, hiçbir etki olmadan “isteyebilmek, dileyebilmek ve tercih edebilmektir”. Birisi için iradeli dediğimizde çoğunlukla, bir şeye karar verip o kararı uygulamayı kastediyoruz. Fakat burada yapı, kendisini o noktada iradeli kabul ederken hem başkalarına daha iradeli olduğu üzerinden bir tahakküme gidebiliyor hem de gerçek anlamda iradeli olduğu zannına kapılıyor. Oysa böyle bir iradeye sahip değil. Mesela bazı insanlar, kötü alışkanlıklar konusunda oldukça iradelidir. Ona öfkelenmeme konusunda iradeni kullan dendiğinde bunu kullanamayacaktır. Mekanizması bazı konularda kararlı olmaya daha eğilimli olduğu için o konuda irade gösterecek, üstelik de bu onu “bak ben iradeliyim” deme yanılgısına götürecektir. Orada başka bir tehlikeye kapı aralanmaktadır.
Gerçek anlamda “özgür irade” ancak özün iradesidir. Çünkü o hiçbir arzuya, korkuya, ihtiyaca dayalı değildir. Gerçek anlamda nesnel, objektif ve prensibe göre hareket eden bir yapıdır. Bizim irademiz benliğin iradesi, psişik düzeyin iradesi olduğu için ihtiyaçlarımıza, beklentilerimize, korkularımıza, arzularımıza ve arayışlarımıza bağlı bir iradedir. Bizi sevmeyen bir insana yardım edip edemeyişimiz duygu merkezimize bağlı bir şeydir. Biri bizden nefret edebilir, kötülük yapmak isteyebilir fakat ihtiyacı olduğunda ona yardım etmemiz gerekiyordur. Psişik düzeyde bunu yapabilir miyiz? Pek yapamayız. Çünkü mekanizmamız bizi sevmeyen, hele bana kötülük yapmak isteyen birine iyilik yapamaz. Burada biz özgür müyüz? Gerçek anlamda özgür irade ruhun iradesidir. O noktaya kadar biz bireysel benliğimizin iradesini kullanıyoruz. Diyelim ki çok cömert biriyim, benden nefret eden birine yardım edebilir miyim? Zor. Diyelim ki yardım ettim, sonrasında yaptığım bu yardımla egomun kibir üretmeyeceğini söyleyebilir miyim? Özgür dediğim iradem bana bu yaptığımla övünmemi söylediğinde onun dediğini yapmama ihtimalim var mı? Çok zor. Bu durumda özgür iradeden söz edebilir miyim?

Yalnız ermişler gerçek anlamda özgürdür.

Modern batının özgürlük algısı kişinin, istediği şeyi yapabilmesi üzerine kuruludur. Psişik boyutun özgürlüğüne odaklanmıştır. İstediğini seçebiliyorsan özgürsün, seçemiyorsan tutsaksın. Ama geleneksel öğreti şunu söylüyor: İstediğin şeye karar veren kim? Sende isteyen o özne özgür mü? Buna karar veren özne kim? Nasıl bir özne? Mesela beş yaşında bir çocuğa çok faydalı bir sebze ve renkli bir şeker uzattığımızda o, şekeri tercih edecektir. Burada bir özgür irade var mıdır? Görünürde var. Çünkü çocuk istediğini seçti. İstediğini seçen nasıl bir özne? Psişik düzeyde belli istekleri olan bir öznedir. Bu özne özgür seçebilir mi? Bizler gerçek iradeye ulaşana kadar elimizdeki sınırlı irademizi kullanmaya devam edeceğiz. O iradenin sınırlı olduğunun ve özgür olmadığının farkında olarak. Adını doğru koymamız gerekir. Kadim geleneğe göre, sen psişik düzeyinde her zaman tutsaksın.
Bizler; ihtiyaçlarımızın, korkularımızın, arzularımızın, dürtülerimizin, beklentilerimizin tutsağıyız. “Hiçbir şeye ihtiyacım yok” dediğimizde bütün sorunlar son bulur. Yani bizde öyle bir öz var ki onun hiçbir şeye ihtiyacı yok. En azından bunu bilmeliyiz. Ama şu anda özümüzü keşfetmediğimiz için ihtiyacımız var diyoruz. Ve bu ihtiyaçlarımıza göre tercihte bulunuyoruz.

Bu dünyada ne arıyorsak onun aslı ve kaynağı haktadır. Fakat zahiri âlemdeki o sınırlı gölgelere, asılmış gibi bağlanırsak hata yapmış oluruz. Hazlara bağımlılık esarettir. Güven arayışından tutun şefkatten alacağımız hazza kadar her türlü haz esarettir. İstiyorum diyen biri hiçbir şey elde edemez. Elde edilen şey aynı zamanda elden çıkacak olandır. Sürekliliği yoktur.

Sınırlı âlemdeki her şey müşahede edeceğin bir şeydir, elde edebileceğin bir şey değil. Bunu anlamak bir süreç meselesidir.

Psişik düzeyimizin kendine göre ihtiyaçları vardır. Bunun için şöyle dua edebiliriz: “ya rabbi, nefsimin bazı ihtiyaçları var, vermeni diliyorum. Bunları sana arz ediyorum. Ama ben bunları değil, asıl seni istiyorum. ”

Aslan bağımlılığı sebebiyle tuzağa düşer. Fil de yiyeceğe bağımlı olduğu için esaret altına girer. Erkek kadına bağımlılığı sebebiyle acınacak duruma düşer. Veya tam tersi de olabilir. İhtiyaç içinde olduğu zannıyla cazibenin tuzağına düşer ve muhatabı onun ihtiyacı haline gelir. Bağımlılığın büyüsü arttığında zincire vurulmuş bir köle gibi olur. Bu arzu, arzusuzlukla yer değiştirdiğinde esaret zincirleri kırılmış olur. Hint geleneğinde bir erkek bir kadına ya da bir kadın bir erkeğe arzu duymadığında evlenme hakkı elde eder. Çünkü o zaman gerçek anlamda birbirini tanıma söz konusu olur. Bir arzu taşıdığımız müddetçe karşımızdakini tanıyamayız. Onu arzumuzla görürüz çünkü. Bir şeyi olduğu gibi görebilmek için ihtiyaçsızlık halinde olmak gerekir.

Kişi başkalarına karşı duyduğu bağımlılığın kötü etkilerini yaşadığında, arzularından uzaklaşmak ve bağımsız olmak ister. Bu ego düzeyli bir arzusuzluktur. Mesela depresiflik bir tür arzusuzluktur. Ama ermiş birinin arzusuzluğu değildir. İkisi de hiçbir şey istemiyorum der. Ama depresif olanın ki psişik bir arzusuzluk. Neden o noktaya gelmiş? Çünkü arzu ettiği şeyi bulamıyor. Buna Hint geleneğinde “tamasik” arzusuzluk denir. Tamas, tutkuyla ilişkili bir kavram. Eğer bir şey gerçek anlamdaki özün bilgisini kazanmaya yönelik olarak feda edilirse, kişi doğru yoldadır. Bu bir mahrumiyet ve mağduriyet değildir. Peygamber miraca yükselirken kendisine pek çok şey gösterilmiş, O ise Allah demiştir. Her neyi istese o verilecekti; fakat orada kalacaktı.

Hint geleneğinde, arzularını gerçekleştirerek ve arzularına tabi olarak hakikate ulaşacağını zannedenler, bir kütük zannıyla bir timsahın üzerinde nehri geçmek isteyen bir insana benzetilir.

Kaynak: ismailacarkan.net