BLU-RAY

Aralık 2014 | Ruhsar Keleş, Öğrenci
2576

Avrupai özentilikle modern yaşamı dayattılar postmodern yaşama sığındık. Yine de bir kılıf uyduramadık tahrik ve baştan çıkarmalarımıza. Kapıldık. Tutkularımızı sattık. Hayallerimiz blu-ray’de biz yerlerdeyiz. Canlıydık ama şimdi ruhlarımız kurtlanmış bir ölünün bedeninden akarcasına küflü ve hareketsiz. Beynimizin %80’i artık likit kristal. Uydu telefonları, GPS sinyalleri, internet bankacılığı, teknolojinin bütün getirileri bir yana tüm -yüzyüzelik- lerimizi sosyal medyaya sattık. Onun bizi özgürleştirdiğine inanarak amoled ekranlara sıkışıp hissetmeden zırvaladık. Çünkü karşımızda birinin gözbebeklerine gözlerimizi dikmeksizin birkaç piksele sanal sahte laflar savurmak kolaydır. Aynı zamanda bir taşla onlarca kuş vurmaktır. Bir laf atarsınız ortaya 15 follower üstüne alınır. Egolarımız şişer kabarır. Bir ampulün nasıl yanığını tahmin edemezken, kendimizi like’larda onayladığımız karıncalı, hayali aşklarımızla bir halt sanarız. Çünkü biz okyanusların altından Amerika’ya ulaşan fiber optik kabloların içine atıldık. Tebriz ve Bağdat’tan kalan birkaç parça AŞK kalmıştı İstanbul’a; onuda dar pantolonlarımızın içine tıktık.
Alternatif aşklar, gotik akımı, -bakire fahişelik- aklımızı iğdiş etti. Tüm lirizmi içtik. O kadar açız ki; artık her birimiz sanal-siber şairleriz. Asla hissedemeyeceğimiz şiirleri -olmak- fiilinde çekimleyemezken yazdık. Çünkü copy-paste aşığız şimdi.
Duygusal emperyalizminde fikir babalarıyız çünkü kelimelerle kendimizi satmayı da öğrendik. Mahrem hezeyanlarımızı birbirimizin gözünün içine sokmaktan çekinmedik, onları dahi kullandık baştan çıkarma sanatımızda. Kısacası bizler, her birimiz AŞK’ı tükettik.