JOHN LOCKE

Mayıs 2013 | Nursel Akçay, Felsefe Bölümü Öğrencisi
John Locke, fikirler tarihinde bir geçiş figürüdür. Kökleri nominalizme olduğu kadar, doğal haklar teorisine değin gider. Rasyonalist Descartes’ tan etkilenmiştir, ancak, aynı zamanda, empirist argümanlarla Kartezyen Rasyonalizmine de karşı çıkmıştır. Aydınlanmanın habercilerindendir. Fakat İngiliz Emprisizminin de nihai olarak Aydınlanma Felsefesinin önemli taraflarının sert eleştirilerine yol açan felsefi bir duruşun öncüsüdür. Locke için insan zihni, üzerine yazılar yazılan boş bir yazı tahtasına benzer. Doğuştan hiçbir bilginin bulunmadığı zihin ancak deneyimle bilgi kazanır. Bilginin malzemesi olarak nitelendirdiği ideler ise varlığın temsili olmak durumundadır. Tüm ideler deneyimden kazanılmaktadır. Locke’ a göre ideler, bir şey düşündüğümüzde nesneleri temsil eden şeylerdir. Ona göre, bazı ideler yalnızca duyumdan elde edilirken, bazıları yalnızca düşünümden, bazıları ise hem duyum hem de düşünümden elde edinilir.
Locke’ un ideler teorisi bir bakıma atomsal parçacıkların bir araya gelerek fiziksel nesneleri oluşturmaları olgusuna benzetilebilir. Atomların bir araya gelerek daha karmaşık yapıdaki objeleri oluşturması ile idelerin bir araya gelerek bilgiyi oluşturması arasında benzer bir analoji vardır. İdeleri basit ve bileşik olmak üzere ikiye ayıran Locke, deneyimle kazanılan basit idelerin zihinde birleştirilerek bileşik ideleri oluşturduğunu belirtir. Bizler basit ideleri yaratamayız ancak sadece deneyimle kazanırız. Bu açıdan zihin basit idelerin elde edilmesinde pasiftir. Zihin, basit idelerle dolduğunda bu ideleri birleştirerek karmaşık idelere ulaşır. Burada ise zihin aktif haldedir. Locke, o halde zihinde daha önceden duyumdan geçerek düşünüme doğru genişletilmemiş hiçbir şeyin bulunmadığını ifade etmektedir.
Locke’ a göre şeylerin birincil ve ikincil nitelikleri vardır. Nitelikleri kabaca, bir şeyin özellikleri veya inan zihninde ide meydana getirme kapasitesi olarak tanımlayan Locke, dış dünyadaki fiziksel nesnelerin idelere neden olduğunu ancak, idelerinde bu fiziksel nesneleri temsil ettiğini ifade eder. Cisimlerin kendilerinin bir parçası olan ve onlardan ayrılmayan temel özelliklerine birincil nitelik demiştir. Cisimlerin Özsel ya da nesnel özellikleri olan bu nitelikler her cisimde olan katılık, yer kaplama, şekil, hareket gibi temel niteliklerdir, ve bunların ait oldukları cisimlerden ayrı olarak ya da cisimlerin bu niteliklerden yoksun olarak düşünülmeleri mümkün değildir. Birincil nitelikler, kişiden kişiye değişmezken, ikincil nitelikler kişiden kişiye değişim göstermektedir.
Locke’ a göre töz, kendisi her hangi bir şey olmayan ya da ne olduğu tam olarak bilinemeyen fakat şeylerin varlıklarını yadsıyamayacağımız niteliklerinin taşıyıcısı olarak varsayılan şeydir. Niteliklerin, kendilerinin dayandırıldığı bir şey olmaksızın var olamayacağı görüşünden hareketle tözü, niteliklerin taşıyıcısı olarak tanımlayan Locke, tüm bilginin deneyimden türediğini ancak töze ilişkin deneyimle doğrudan edindiğimiz bir bilgi türü olmadığı için onun tam olarak bilinemediğini sadece bir dayanak olarak var sayılmak durumunda olduğunu ifade etmiştir.
Bir dayanak olmaksızın hiçbir niteliğin var olamayacağını düşünen filozof, tözün nitelikler arayıcılığıyla araştırılabileceğini düşünür. Ona göre töz, duyuma neden olarak duyusal bilginin konusunu ve nesnesini kurar. Bu nedenle töz, zihindeki idelere neden olan şeydir.
İnsanlardaki düşünme, isteme, akıl yürütme gibi sayısız zihinsel faaliyetin varlığı, kendi başına gözlemlenen bir zihinsel töz var olmasa dahi, onun varlığını gerektirmektedir. Çünkü Locke’ a göre hiçbir nitelik ya da zihin sel işlemin bir dayanağı olmaksızın tek başına var olması mümkün değildir.
Locke’un felsefesine göre, Zihinden bağımsız bir dış gerçeklik vardır. Descartes gibi düalist bir varlık görüşü sergiler. Buna göre dünyaya aşkın bir varlık, yaratılmamış bir töz olarak Tanrıyı şimdilik bir kenara bıraktığımızda, dünya da iki töz vardır. Bunlardan birincisi, maddi töz, diğeri Tinsel töz ya da zihindir. Locke’ un felsefesinde töz kavramı muğlaktır. Çünkü ona göre töz’ e deneyim yoluyla doğrudan ulaşma imkânımız yoktur. Ancak onun varlığını nitelikler sayesinde ve taşıyıcı olarak varsayarız.
KAYNAKÇA
1-)Cevizci, Ahmet, “Felsefe Tarihi” , Ankara: Say Yayınları, 2010,Sf.586
2-)
Weber, Alfred, “Felsefe Tarihi”, çev. H. Vehbi Eralp, İstanbul: Sosyal Yayınları, 1991,sf.260
3-)
Skirbekk & N. Gılje, “Antik Yunan’dan Modern Döneme Felsefe Tarihi”, çev. Emrah Akbaş, Şule Mutlu, Kesit Yayınları, sf.279
4-) Çüçen, Kadir, ‘Varlık Felsefesi’ İstanbul:Ezgi Kitapevi, 2011,sf.308
5-)Russell, Bernard, ‘Batı Felsefesi Tarihi’, çev. Muammer Sencer, İstanbul: Say Yayınları, sf.367


John Locke