Kant’ın Özgürlük Kavramına Bakış Açısı

Nisan 2013 | Nursel Akçay, Felsefe Bölümü Öğrencisi
(Temel olarak bu yazıda Kant’ın özgürlük görüşünü ele almış, bu görüşü temellendirecek birkaç kavram üzerinde durmuş bulunmaktayım. Bu kavramlar üzerinden yazımı yazarken; bazı filozofların Kant’ı ağır eleştirilerine yer verdim. Bunun yanında Kant’ın etkilendiği filozoflara da değindim…)
Kant’ın Etik görüşünde ‘isteme’ kavramının içeriklendirilmesinde David Hume’un etkisi söz konusudur. Hume, isteme kavramına, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme(2009) ve İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma (1976) adlı kitaplarında önemli bir yer verir. Hume, isteme kavramını özgürlükle ilişkisinde ele alır. Özetle şöyle der: “ Özgürlükten yalnızca istemenin belirlenimlerine göre eylemde bulunma ya da bulunmama gücünü anlayabiliriz, yani hareketsiz durmayı seçersek, hareketsiz durabiliriz, harekete geçmeyi seçersek, yine harekete geçebiliriz.” Yani; Hume’a göre, özgürlük kavramı istemeyle alakalı olup, kendisini eylemlerimizde gösterir. Kısaca; bir şeyi istersek ve yaparsak özgürüzdür. “İsteme; bizim özgür olup- olmamamıza yön verir.” Diyor David Hume. Bu sözden şu çıkarsamaya da ulaşmak mümkündür. “Bir şeyi istediğimiz halde; yapamıyorsak, kişi veya birey özgür değildir.”
Bu çıkarsamayı biraz ele almak istedim. Mesela; her hangi bir birey canının istediği her hangi bir şeyi isteyebilir, fakat istediği şey bireyin kendisine zarar verecek bir şey ve ya bir sonuç doğurabilir. Demin yaptığımız çıkarmaya göre; bir birey istemesinin belirlenimlerine (isteklerine) göre hareket ettiği taktirde zarar göreceğini bilse ve zarar görmek istemediği için (yine istenç söz konusu burada) diğer istediğinden vazgeçse; özgür bir birey olamıyor. Ki bence burada “özgürlük” kavramı sınırlandırılmış oluyor. Özgürlük sadece “istenç” kavramına sıkıştırılıp ele alınacak kavram değil. Diğer bir konu ise; benim verdiğim örnekte her iki durumda da istenç söz konusu. O halde bir istencin özgürlük kavramını etkilemesi için, istenç sırası mı önemli, Yani ilk hangi olayı vs. istediysen onu yapıp- yapmaman özgür olup- olmadığın konusunda son sözü söylüyor. Bu konuda bana göre Hume’un Özgürlük kavramının açıklanması için istenç kavramını kullanması biraz sıkıntı yaratıyor. Yine de Hume’un insan eyleminde istemeye verdiği bu yer, Kant’ın etik ve insan görüşü bakımından da son derece etkili olmuştur. Ancak; Kant isteme kavramını Hume’un düşüncesinden oldukça farklı bir biçimde içeriklendirir.
Kant’a göre –en basit anlamda- “isteme, ilkelere göre eylemde bulunma yetisidir.”
Yani doğada, diğer canlılar doğa zorunluluğu içinde eylemde bulunurken, yasaların tasarımına göre “eylemde bulunan tek varlık, akıl sahibi insandır.” Doğa yasalarına karşı çıkabilen, kendine yasa koyup ona uyabilen varlık olan insan özgürdür. Ancak, Kant’a göre; “Özgürlük; bir idedir, insan aklının ürettiği bir fikirdir. Bu fikir insanın istemesini, eğilimlerini, çıkarları belirleyebildiği gibi saf aklın ürünü olan “Ahlak yasası” dediği bir yasada belirleyebilir. “Ahlak yasası” şöyle der bize: “Öyle hareket et ki, senin istemeni belirleyen ilke, aynı zamanda, genel bir yasamada da ilke olarak geçerli olabilsin.” Bu açıklamayla Kant’a göre, insanlar özgür olabilir. Çünkü insan istenci sayesinde kendi kendine yasa koymuş ve yine istenci sayesinde o yasaya uyup-uymama kararı almıştır. Ancak; özgür olmanın niteliği bu olmamalı. Çünkü bir zorunluluktan özgürlük kavramını çıkarsamak bizi çelişkiye götürür. Yasa kavramı, zorunluluk içerir. Yasalar, yapılması zorunlu kılınmış şeyleri imler. Bu yasayı ister (biz) başkaları için düzenlemiş olalım, ister bireysel olarak kendimize yasa koyalım; bunun imlemiş olduğu gerçek değişmeyecektir. İstenç kavramını kullanıp, yasayı meşrulaştırıp özgür olduğumuzu, bu yasaya( Ahlak yasası) göre belirlemesine karşıyım. “Zorunluluk” kavramı ile “Özgürlük” kavramı nasıl birbiriyle çelişiyorsa; yasa kavramı ile (Ahlak yasası da dahil) ve Özgürlük kavramı da birbiriyle örtüşmeyip, çelişiyor. Benim düşüncelerimin kanıtı niteliğinde Kant’ın sözü ise şöyledir: “ Herkesin kabul etmesi gerekir ki, bir yasa Ahlak yasası olacaksa, yani bir yükümlülük (sorumluluk) nedeni olacaksa mutlak zorunluluk taşımalıdır.
Bu sözü yasanın zorunluluk içermesi gerektiğini, neden olarakta bireyin üzerine sorumluluk yükleyecek olmasını göstermektedir. Yani bana sorumluluk yüklenmesi için ortaya bir yasa koyuluyor veya bu yasayı ben kendi kendime koyuyorum. Bu yasa bana sorumluluk verdiği için zorunlu olmak zorunda. Bunun sonucu olarak ben bu sorumluğu üzerime alıp, zorunlu bir şekilde ahlak yasasına uyduğumda, tür olarak insan özelliği olmayan ama olasılık halinde olan özgürlük idesine ulaşabiliyor ve özgür oluyorum. Zaten özgürlük eylemlerimizin bir sonucu değil, istemelerimizin bir sonucudur diye düşünüyor Kant’ta.(Bu konu da David Hume’dan farklılaşır. David Hume özgürlüğü ancak eylemlerimizde görebileceğimizi savunur ) Bu yüzden tamamen özgür olabilmek için ahlak yasasını istemeliyiz. Kant’a göre özgürlüğü insanların tür olarak bir özelliği biçiminde ele alırsak, istisnasız tüm insanlar özgürdür demiş oluruz fakat Kant’ın bahsettiği özgürlük olanak halindedir. Şartlar elverdiğinde (eğitim, çevre, yapı) bir insan özgür olabilir. Yani; Özgürlük bir özellik değil olanaktır. Ve bir kişi bile özgür olduğunda, “insan özgür olabilen bir varlıktır.” Sözü haklılanır. Özgürlüğü bir olasılık, olanak, dynamis olarak görmesi ile Aristoteles’ten etkilendiğini görüyoruz.
Immanuel Kant


Kant’a göre; Fenomenler dünyasında doğa yasaları hakimdir. Doğa yasalarına tabi olan her şey, her olay bir zorunluluk yasası çerçevesinde gerçekleşir. Ve buradan çıkarılacak sonuç ise; insanın özgür olmadığıdır. Eğer doğada bir zorunluluk hakimse, yani zorunlu olan doğa yasaları varsa, insanda bu doğanın bir parçasıysa, bu zorunlu doğa yasalarına doğadaki her şey tabi tutuluyorsa, insanın özgür olmadığı sonucuna kaçınılmaz olarak ulaşıyoruz. Nitekim; bu sonuca ulaşan bir filozofta David Hume’idi.
Kant ise; Zorunlu doğa yasalarının tür olarak insan ırkının istemelerinin üzerinde etkisinin bulunmadığını savundu. Ve “insan özgürleşebilen varlıktır, bunu ise; kendi kendine yasa koyarak yapar.” der. İnsanın özgür olabilme olasılığının önünü açmak için, sisteminde numen alanı açar. Varlığını hiçbir felsefi argümanla ispatlayamayacağı, hakkında hiçbir şeyin bilinmediği, bilmediği ve bilinemeyeceğini söylediği alan. Sırf insanın özgür olabilme olasılığının önünün açılması için uydurulmuş bir alan, Numen (Kendinde Şeyler ) Alanı…
Bizim algı perdemizin ötesine geçip, idelerimizden kurtulup, şeylerin var olmadığını bilme şansımız yok. “Biz sadece, görüngüler (fenomenler) dünyasıyla sınırlandırılmış varlıklarız.” der Kant. Peki, Kant, hakkında hiçbir şey bilmediği ve bilemeyeceği bu alanın varlığından nasıl haberdar oldu? Bu soruya yanıt olabilecek iki olasılık vardır. Birincisi; Kant Fenomenler Dünyasından, Numen Alanına geçiş yapabileceği gizli bir geçiti keşfetti ve her şeyin kendinde halini gördü. Diğer bir değişle idelerden, fenomenler dünyasından kurtuldu ve bunu sistemine aktardı. İkincisi ise; bu Numen Alanı denilen dünya, tamamen insanların özgür olabildiği yanılgısını temellendirmek için ortaya atılan bir görüştür.
Nietzsche’nin Kant’a Numen Alanıyla ilgili eleştirisi olmuştur. “ Eski ideale varan bir kaçamak yol açılmıştı. “Hakiki Dünya” kavramı, ahlakın dünyanın özü olduğu kavramı(-yanlışlar içinde bu en berbat iki yanlış!) şimdi, bulandırılmış kurnaz bir Sepsis sayesinde, yemden, kanıtlanabilir kılınmış olmasa da, artık çürütülemez kılınmıştı… Akıl, hakkı ulaşamıyordu oraya… Gerçeklik “görünüştelik” haline sokulmuş; baştan aşağı yalandan bir dünya, varlıkların dünyası, gerçeklik haline sokulmuştu… Kant’ın başarısı, salt bir tanrıbilimci başarısıdır. Kant, Luther gibi, Leibniz gibi, kendi başına doğru gidemeyen Alman dürüstlüğünün yeni bir yavaşlatıcısıydı.
Nietzsche burada Kant’ın bilgi görüşünü, eleştiriyor. Kant öyle bir şekilde Numen Alanından bahsetmiştir ki onun varlığını bilemediğimiz halde; bu alanın yokluğu konusunda konuşacak yer bırakmamış tüm yolları kapatmıştır. Bu alanın varlığını kanıtlayamıyorken, olmadığını öne sürecek olanlara söylenecek pekte bir söz kalmıyor. Nietzsche’nin de eleştirdiği konu burasıdır. Hiçbir şekilde (akılla dahi) varlığını kanıtlayamadığımız bir alan var ve onun hakkında hiçbir bilgimiz yok ama Kant’a göre orda bir yerlerde Numen (Kendinde Şeyler) Alanı diye bir yer vardı. Bunu ispatlayamazdı fakat kimse karşısına çıkıpta “çürütülebilir” bir alan düşünmüşsün de diyemezdi. İşte bu yüzden Nietzsche’ye göre Kant’ın elde ettiği başarı; salt bir tanrıbilimci başarısıdır.
Kant’a göre, “gerçek” nesneler, “kendi içinde şey” olarak, bilgiden bağımsız ‘duran’ biçimleriyle değil , ‘görünüş(fenomen)’ olan (nesneleri gören kişiye bağlı) biçimleriyle bilgiye konu olabilirler. Yani bizler ancak görünüş(fenomen) alanında gördüğümüz şeklinde algıladığımız nesnelerin bilgisine sahip olabiliriz tabi ki aldığımız şekliyle. Yani; bizlerin hiçbir şekilde (Kant’ın kendi deyimiyle) Uzay gözlüğümüzü çıkarmak gibi bir şansımız yok. Bu gözlüğü çıkarmadığımız taktirde de her zaman idelerimizden yararlanıp o şekilde bilgilere sahip olacağız. Bunun sonucu olarak; Kant fenomenler alanından elde ettiği bilgiye de “gerçek” derken; Nietzsche, buna karşı çıkıp; Sepsis ile yaklaşıyor. Madem; fenomenler dünyasında “şeyler” kendi oldukları haliyle olamayabiliyor ve ya kendi halleriyle; elimizdeki hangi güvenilir bilgiye dayanarak fenomenler dünyasında elde ettiğimiz bilgiye güvenip onlara gerçek diyebiliyoruz diye düşünüyor Nietzsche.
Determinizm; neden-sonuç ilişkisine dayalıdır. Yani; her olayın belli bir sebebi vardır. Ve her aynı sebep şartlar ne olursa olsun aynı sonucu doğurur. Her aynı olay, aynı koşullarda aynı sonucu doğuracağı içinde insanın bunları değiştirmesi imkânsızdır. Bu nedenle nedensellikten bahsettiğimiz anda, özgürlük, irade, özgür irade kavramlarını reddetmiş ve onları yoksaymış oluruz. Bu yüzden Kant, iradeyi nedenselliğin dışında tutmuştur. Kant’a göre insan bir yönüyle deneyim dünyasına(fenomenler dünyası), diğer yönüyle numenal alana aittir. Bu alan ise, sadece akılla kavranabilir.(Ancak hakkında hiçbir şey bilemeyiz.)
Kant’a göre; irademizin özgür eylemlerinin kaynağı, fenomenler alanı değil numenler alanıdır. Bu açıklamayla da özgür irade sorununa kendi sistemi içinde son verdiğini düşünüyor.