KİŞİLİK

Ağustos 2012 | Berna Görgülü Çelik, Psikolog

Dünyada hiçbir canlı yavrusu insan yavrusu kadar bakıma muhtaç değildir. Bebeğin çevresinin ve özellikle annesinin olumlu ve olumsuz davranışları onun üzerinde yaşam boyu kalıcı izler bırakabilir. Araştırmalar, insan kişiliğinin bir kısmının kalıtım faktörü ile oluştuğunu söylese de, bunların sadece bazı eğilimler olduğu söylenmektedir. Bu eğilimlerin, hangi kişilik özelliklerine dönüşeceği bireyin çevre ilişkisi ile belirlenir.

Yeni doğan bir bebeğin tüm ilişkisi annesi iledir. Anne, öncelikle bebeğin fizyolojik ihtiyaçlarını karşılasa da, daha sonra çocuğun çevresine karşı geliştirdiği güven ya da güvensizliğin temelini atacak olan kişidir de aynı zamanda. Anne, çocuğa içten bir şekilde sevecen olmazsa çocuk bunu sezgi yolu ile hisseder ve içselleştirir, bu durum da güven duygusunda problemler yaratır. Çevreye güven duymak, aslında kendine güven duymaktır ve bu duygu bebekken oluşur. Eğer bebeklikte oluşmazsa kişi diğer insanlardan korkar, sebepsiz öfke-agresyon tepkileri gösterir, diğerleri ile sıcak bir ilişki kuramaz. Bu durum ancak psikoterapi ile düzelebilir.

Bebekte temel güven duygusunu engelleyen faktörlerden biri ihmalkar sevgisiz anne diğeri ise kaygılı annedir. Bebek ilk doğduğunda kendisinin annesinden ayrı bir kişi idrak edememekte ve annesini kendisi ile aynı kişi zannetmektedir. Annenin kaygılı olması, bebeğin bunu kendi var oluşunun bir parçası haline getirmesine yol açar. Bu durum kişinin yetişkinlikte sürekli kaygılı ve panik bir kişi olmasına yol açar. Ayrıca annenin tutarlı olup olmaması da bebeğin temel güven duygusu için önemlidir. Annenin bir görünüp bir kaybolması, kişinin yetişkinliğinde belirsizliklere aşırı hassas biri olmasına sebep olur.

Çocuklarda oluşan psikolojik problemlerin temeli büyük oranda ana-babanın tutum ve davranışlarıdır. Bundan dolayı çocuk için psikolojik desteğe gelen ebeveynlere çocukla beraber ailenin de psikolojik danışmanlık alması gerektiği söylenmektedir.

Kendilerine ve çevrelerine uyum sağlamış ana babaların çocukları kişiliklerini geliştirirler ve özerk varlıklar olarak yaşarlar. Kendi yetersizlikleri nedeniyle aşırı reddedici ya da koruyucu tutumlar gösteren ana babaların çocukları ise kendilerine ayrı bir varlık olarak değer verilmediğinden kişiliklerini bütünleştiremezler. Yetişkinliğe ulaştıklarında çocukken doyurulmamış ihtiyaçlarını karşılamak için umutsuzca çabalarlar.

Başkalarından sürekli bir şeyler bekleyen ve isteyen insanlar vardır. Bu durum onur kırıcı bir durum olsa da bu kişiler için önemli olan, diğer insanlar için kendileri için bir şeyler yapmasıdır. Bu kişiler kendilerine bir şeyler verildiği sürece sizden kopmazlar ve adeta bebekliğindeki varoluş biçimini sürdürürler. Bazı kişiler de ancak başarıya ulaştığında ve övüldüğünde kendisini iyi hissederler. Bu kişilerde dünyaya karşı sonu gelmeyen bir öfke ve kızgınlık duyguları vardır. Ya da bazı insanlar vardır ki, başkalarıyla aralarına sürekli olarak görünmez bir engel koyarlar. Onlarla yakın duygusal ilişkiler kuramazlar.

Süreklilik gösteren bu 3 kişilik tipinin kaynağı sevgisizlik yahut sevginin doğru olmayan yollarla aktarılması sonucu oluşur. Ana-babalar çocuğu kendisine özgü bir dünyası olduğunu kabul etmedikçe, çocuklarına bilinç dışı sevgisizlik, değersizlik,reddedilme ve güvensizlik duygularını verirler. İyi yaşama konusunda kendi sorumluluğunu gereğince üstlenememiş ana-babaların çocuğunu ayrı bir birey olarak kabul edebilmesi çok güçtür. Kendisine değer vermeyen bir insan, başkalarının duygusal ihtiyaçlarını da algılayamaz.

Görüldüğü gibi yetişkin olarak yaşadığımız kişilik tipi erken dönem anne baba ilişkilerinde edinilmiştir ve daha sonra hayat boyu süren bir döngü içerisinde devam etmektedir. Erken dönemde yukarıda bahsedilen ana baba tutumlarına maruz kalınmış olması, yetişkin olarak bizi zorlayan bir takım psikolojik sorunlara sebep olur. Bunlar bireysel bir girişim yaptığımızda suçluluk duymak, otorite figürlerinden korkup çekinmek, seçim yapmakta güçlük ve kararsızlık, başkalarına memnun etmek uğruna kendi bireysel ihtiyaçlarımızdan vazgeçmek, başkaldırıcı ve aşırı öfkeli olmak, başkaları ile dostluk ve sıcaklık içerisinde ilerleyen bir ilişki kuramamak, kendine ve başkalarına karşı güvensiz olmak gibi sonuçlar olabilmektedir.