Kocaman Güneş Gözlükleri

Ağustos 2016 | Marty Mcfly, Emekli
"Eskiden gözgöze gelirdik ve aşkın ilk kıvılcımı gözlerde yanardı"

Ne zaman ki bu kocaman güneş gözlüklerini keşfettiniz yüzlerinizi
kaplayan, o şişik dudaklarınız ve kabarmış boyalı saçlarınız arasında
bir de bu koca gözlüklerle "yüzünüz gözünüz" görünmez oldu.

Dudaklarınız daha dolgun , parfümleriniz çeşit çeşit ve minicik şortlarınızla daha özgürsünüz.
Yanlış anlamayın , saygıyla eğiliyorum önünüzde, ve hatta özgürlüğünüzün duacısıyım.

Fakat diyorum ki , biraz çıkarsanız o gözlükleri , o telefonları
kaldırsanız ; hergün sanki bir katalog çekimine gider gibi süslenmeseniz
, Victoria's Secret meleği olmaya kısa bir süre ara verip , sokağımızın
o eski alımlı ve duygulu kızı olsanız.

Meşhur bir amerikan
cafesinde "skimetto latte" içmek yerine , örneğin mevsim kışsa , bir
sıcak sahlep içsek karşıyakada ; yada ilkbahar ise, buz gibi bir
limonata içsek kordon boyunda yürürken.

Şiir konuşsak biraz , edebiyat ve felsefe konuşsak.

Bu yılki trendlerin , çeşmenin , alaçatının , mangonun , yazlığın ,
mavi turun , floransanın , parisin , bronz tenin canı cehenneme olsa.
Gece hangi barda kim çıkıyor? Sorusunu bir süre önemsemesek... İçmesek,
ayık kalsak biraz.. Çok değil , biraz..

Sadece "biz"
olabildiğimiz küçük anlar oluştursak. Özgün bir akış , içi dolu ve
toprakla doğayla ilintili , insana ve yaşama dair gerçek bir sohbetin
çubuğunu yaksak.

Sizi sadece bir gecelik sevecek (sömürecek)
adamları farketseniz böylece. Ruhunuzla alakası olmayan "beden
avcılarını" ayırtedebilmeyi öğrenseniz.

Hatırlasanız sevmenin ne olduğunu ; hatta belki de ilk defa hissedeceğiniz bu değer verilme hissini..


Göğüs dekoltenize bakmadan ve siz tuvalete gitmek için kalktığınızda
kalçalarınızı süzmeden "sadece gözlerinize bakabilecek" adamları
keşfetseniz.

-Uyudun mu ? diye sorup , " ben de duştan yeni
çıktım" diye boxerlı, slipli fotoğrafını yollayan bir arsız yerine ,
gece size Behçet Necatigil'den şiir yollayan bir adam olsa hayatınızda.

Bir çıkarsanız şu koca gözlükleri , göz göze gelebilsek..

Bir ağacın altında termosta çay , yere serilmiş bir sofra bezi ,
üzerinde tazecik kahvaltılık , ağaca kurulmuş bir salıncak , cıvıldayan
iki çocuk ve sevgiyle yanıp tutuşan iki kalp olabilmenin "mucize"
kaldığı bir zaman diliminde "ne romantik bir hayal" değil mi
yazdıklarım..

Gece yaşayan ve gündüz uyuyan , depresyonun yalnızlığın ve bencilliğin dibine kadar içine batmış bir kuşak,
ancak o koca gözlüklerle gizleyebilir yüzündeki mutsuzluğu..

Bir arkadaşım , başka bir kız arkadaşıma şöyle demişti :

-İstediği tüm hazları senle yaşayıp , sabah olunca üzerinde sadece
parfüm kokusunu bırakıp çekip giden adamlar için , "senin saçlarını
koklamaya kıyamayan , yüzüne bakmaya utanan" adamı üzdün.
Kaçıncı bu
yaşadığın hüsran !! Sen bunu alışkanlığa dönüştürdün ve hakettin . Hem
de çok hakettin. Lütfen ağlayıp bizim enerjimizi de çalma artık!!

Aşık mı olmak istiyorsunuz. Belki de sevmek çok sevmek ve sevilmek.

Samimiyetle bir aile kurmak , çoğalmak ve çoğaltmak.
Dünyanın bu saçma sapan sanal yükünden sıyrılıp gerçek bir kavganın içinde ve gerçek çiçekler yetiştirmek mi istiyorsunuz.

Lütfen çıkarın o kocaman gözlükleri ve dudaklarınızı büzüp fotoğraflar çekmeyin.
Konuşun..

Çünkü O dudaklar "büzülüp fotoğraflar çektirmek için" değil ; aşkla
öpülmek için , seviyorum demek için ve anlatmak için hayatın tüm
güzelliklerini.

Gözlerinizi görmek , sesinizi duymak , konuşmak ve aşık olmak istiyoruz size. .

Lütfen. .