Korku Sineması ve Kadın

Mayıs 2014 | Mustafa Uğur Şen, Senarist
Korku sinemasında kadının sunumu iki boyutta incelenebilir. Birinci boyut kadının kurban olarak sunulmasıdır. Feminist eleştirmenler genellikle korku sinemasında kadının konumunu bu boyutta incelerler. Kadının korku sinemasında kurban olarak sunulması, onun sinemada erkek bakışının nesnesi olarak, pasif, edilgen konumunun yinelenmesidir. Öncülüğünü Hitchcock’un Psycho’sunun yaptığı bu tarz filmlere kadınlar, birçok eleştirmene göre feminizme bir tepki olarak cezalandırılırlar. Kadınların öldürüldüğü korku filmlerinin yüzde doksanının 1960 sonrasında, yani kadın hareketlerinin yüksek bir ivme kazandığı yıllarda çekildiğini belirtmektedir.

26

Korku sinemasında kadının sunumunun ikinci boyutu ise kadın vampir, canavar, yaratık vb. olarak sunulduğu korku filmleridir. Kadın kurban olarak sunulması feminist eleştirmenlerce yoğun bir şekilde incelendiği halde, kadının canavar olarak sunulduğu korku filmleri genellikle pek dikkate alınmamıştır. Oysa 60’lardan itibaren korku filmlerinde kadınların canavar, yaratık olarak sunulduğu filmlerin sayısında bir patlama yaşanmıştır. Kadın ‘öteki’ olarak ataerkil burjuva ideolojisini, toplumunu ve onun kurumlarını tehdit etmektedir. Kadın
canavarların genellikle cinsellikleri ön plandadır. Erkeği cinselliklerini kullanarak ağlarına düşürürler ve birden vampire, yaratığa, canavara vs. dönüşerek onu yok ederler. Buda temelinde kadın cinselliğinin erkek açısından çift yönlülüğüne işaret eder. Kadın cinselliği erkek için hem çekici hem de ürkütücüdür. Bu nedenle kadın cinselliği ya bastırılmalı ya da yok edilmelidirler. Bu filmlerin sonunda kadın canavar mutlaka yok edilir. Ataerkil düzene yönelik tehdit savuşturulur, eril kaygılar yatıştırılır.


Korku sinemasında kadın tarihsel olarak iki bölümde incelenebilir. Geleneksel korku sineması olarak adlandırabileceğimiz 1920’lerden 1950’lerin sonuna kadar olan dönemde kadın, merakı, aptallığı ya da sadece güzelliği yüzünden başını belaya sokan, canavarı istemeden baştan çıkarıp, onun tarafından kaçırılan ve sonunda da erkek kahraman tarafından kurtarılan bir arzu nesnesi olarak sunulur. Olay örgüsü içinde kadının canavarı cezbetmesi, onun tarafından kaçırılması ve canavarın bütün çirkinliğine rağmen kadınla duygusal bir bağ kurması, kadının canavar gibi ‘öteki’ olduğunun altını çizer ancak klasik korku sineması döneminde kadın genelde kurban konumundadır. Az sayıda filmde ise doğrudan canavar olarak sunulması yerine kötü güçlerin oyuncağı olan ya da doğasında kötülük olduğu için kötülük yapan vamp kadın tiplemeleri görürüz. Klasik dönemde kadının
canavara en yakın tiplemesi vampir kadınlardır.


26

2. Dünya Savaşı sonrası kadın hareketlerinin yükselmeye başlaması ve kadınların toplumsal yaşamda erkeklere ait alanları işgal etmeye başlamalarıyla kadınların değişen toplumsal konumlarına paralel olarak korku sinemasındaki kadınların sunumunda da bir
değişim görülür. Kadın hareketine yönelik eril bir tepki olarak kadınlar beyazperdede şiddetle cezalandırılmaya başlanır. Kadın ve canavar arasındaki erotik gerilim yerini kadın ve katil – yaratık arasındaki kanlı mücadeleye bırakır. Kadın hareketi ivme kazandıkça perdedeki kadına yönelik şiddetin dozu artar, cinayetler direkt olarak seyircinin gözü önünde meydana gelir. Kadın kurban konumunda bile bakışın nesnesi olmaktan kurtulamaz. Bu filmlerde kadın, ölümü yani cezalandırılmasıyla erkek seyirciye gizli bir haz yaşatırken ölümün şekli ve sunumu ile de erotik filmlerden farksız olarak yine pasif bir konumda eril bakışların arzuların tatmin eder.