NASIL BİR BARIŞ?

Mayıs 2013 | Serhat Demir, Siyasal Analist
Türkiye'de belli bir süredir barış süreci etrafında hararetli bir çatışma söz konusu ama nasıl bir barış arıyoruz sorusuda cevaplanması gereken bir sorudur, bir birini ötekileştirmeden tüm toplumsal kesimleri kucaklıyacak, din, dil, etnisite, cinsel tercih, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin yapılacak toplumsal bir barış Türkiye'yi küresel bir güç olmada ileriye taşıyacaktır, salt bir etnisite'ye yönelik olan bir barış girişimi ise sağlıksız bir temeli olan bir toplumsal inşaayı beraberinde getirecektir. Şu bir gerçektir ki bu barış sürecine toplumun diğer farklı etnisiteleri müdahil olmadığı müddetçe bu süreç başarıya ulaşamayacaktır ve bunun yanında asimilasyon politikaları (kültürel, fiziki, siyasi, ekonomik, hukuksal) bırakılmadığı ve geçmişle yüzleşme anlamında hakikatleri araştırma komisyonu kurulmadığı müddetçe bu toplumsal sorunlar kendini yeniden güncelliyecektir,bunların yanında nefret suçları yasası,kadın hakları,çevre ve ekoloji sorunları yasalaşmalı caydırıcı önlemlerde alınmalı, milliyetçi, şovenist, anti-semitist, anti-ekoloji gibi doktrinler Türkiye'yi geliştirmez aksine sistemi çözülüşe götürür bunların tarhte birçok örneğini görmekte mümkündür. Bir diğer önemli konuda barış sürecinde medya'nın rolüdür medya toplumu bir psikolojik harekat masası gibi kışkırtmamalı ve üslubu çok önemli bir çok yayın organında bunu görmek mümkündür bazı etnisite'ler hedef konumuna dönüştürülüyor ve linç havası yaratılıyor, medya toplumun bir kesiminin hassasiyetlerini gözetip diğer kesimin hassasiyetlerini hiçe saydıgı sürece toplumsal bir barış süreci mümkün degildir,diger bir nokta ise din faktörüdür bunu şöyle ifade edeyim bir kesim salt etnik kimligi yüzünden hedef oluyor diğer bir kesim ise hem etnik kimliği hem de dinsel kimliği yüzünden hedef oluyor bunun için en iyi örnek ermeni'ler, ve yahudiler'dir,farklı dinsel inançlar bir toplum için tehlike degil bir kazanımdır, anti-semitik anlayışlar toplumları uçurumun eşiğine götürür ve hastalıklı bir toplum olmaktan öteye götürmez,diğer bir nokta ise türkiye'de lgbt bireylerin ugradıgı saldırılar bir insan sırf cinsel tercihi yüzünden toplum dışına itilemez çünkü transeksüel,gay,lezbiyen tercihler bir hastalık degil bir tercihtir ve lgbt bireylerde bu sürece müdahil olmalıdır,kısaca toparlamak gerekirse hep söylenen bir slogan var"kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz"bu süreçteki şiar bu olmalı Türkiye toplumunun tüm kesimleri bu sürece müdahil olmalıdır ve aktif rol üstlenmelidir Türkiye yahudi cemaati'nden tutalım, BDP, lgbt,aleviler,ermeniler ve diğer kesimler söz hakkı verilmeli görüş ve önerileri alınmalı bunlar üzerinden toplumsal bir antlaşma znlamı taşıyan bir anayasa yapılmalıdır ve böyle bir barış antlaşmasıyla barış bu ülkede bir erkek ismi olmaktan çıkıp gerçek anlamına kavuşacaktır.
serhat demir
27.05.2013