Nüfusmuzun yüzde 99'u Müslüman öyle mi!?

Eylül 2012 | Necati Budak, Blog Yazarı
''Nüfusunun yüzde doksan dokuzu Müslüman ülkemiz’ ‘diye başlayan klişe cümleleri çok duymuşsunuzdur. Verinin ne kadar doğru olduğu tartışılırsa da oranın büyüklüğü su götürmez bir gerçektir. Ama cumhuriyetin daha ilk yıllarından itibaren, halkın 1400 yıllık inancı ve inancının getirdiği ritüellerinin bir kısmı ya yasaklanmış ya da icra edilmemesi için bin dereden su getirilmiştir. Mesela başörtüsü de bunlardan biridir. Tarihi kayıtlarda Müslümanlığı kabul eden hiç bir Türki devlette başörtüsünü yasaklayan bir kanun, yasa, ferman bulunmazken, cumhuriyetin kurucusu elitistler işe bu halkın giyim kuşamıyla uğraşmaktan başlamışlardı. Ne yazık ki bu gelenek halada devam ediyor. En son nevzuhur bir hadise olarak karşımıza çıkan, Ege Üniversitesi Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof.Rennan Pekünlü'nün vukuatı cumhuriyet elitistlerinin artık pes dedirten uygulamalarından biridir. Adam okumuş Uzay bilimleri gibi gerçekten önemli bilgi birikimi gerektiren ve aynı zamanda havalı bir bölümde öğretim görevlisi olmuş ama maalesef demokrat olmayı başaramamış. Benim sorunum salt bu abi ile ilgili değil. Benim sorunum bu abi gibi Türkiye’de çok ciddi oranda bir kitlenin varlığıdır. Bu tip insanlar, sadece inandığını ve inancının getirdiği dini bir ritüeli yerine getiren insanlara karşı yüreklerinde ve beyinlerinin dehlizlerinde besledikleri kin, garez ve düşmanlıklarını olur olmaz her yerde faş ediveriyor. Bunu yaparken bir meydan okuma duygusu içinde hareket ediyorlar. Yaptıkları işin doğruluğundan ve gerekliliğinden o kadar eminler ki onlarda asla bir pişmanlık ve suçluluk emaresine bile rastlayamazsınız.

Yazımın başında da belirttiğim gibi nüfusunun yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu ülkenin başörtülü kadınları, maalesef nüfusunun yüzde doksan dokuzu Müslüman olmayan ülkelerdeki Müslüman kadınlar kadar rahat ve demokratik bir ortam bulamamıştır. Kız çocuklarının okuryazar ve okullaşma oranı daha düne kadar yerlerde sürünen Türkiye’de yine kızlarımıza reva görülen bu muameleyi nasıl bir çağdaşlık ve ilericilik mantığı ile açıklayabilirsiniz bilmiyorum. Bu yazıyı üç kız çocuğuna baba olarak kaleme alan ben İmam Hatip Lisesi 9.ve 11. sınıflara devam eden iki kızım için ciddi kaygılar taşıyorum.21. yüzyılda ve güya muhafazakâr ve mütedeyyin olan bir partinin iktidarında bile böylesi şeylerle meşgul ediliyoruz olmamız çok canımı acıtıyor. ‘Bu profesöre haddini bildirin’ çığlıkları atmayacağım. Ama bu tip insanların taşıdığı kaygı, husumet, kin, garez, düşmanlık ne ise ve kaynağını nereden alıyorsa tespit edilerek, gazı alınmalıdır. Öncelikli konu bu olmalıdır ama tüm bunlar yapıldıktan sonrada bu tip insanların böylesi uygulamaları devam ediyorsa, bu insanlardan başörtülü kızlarımızı ve kadınlarımızı koruyacak kanunlarda ivedilikle çıkarılmalıdır diyorum. Yeni bir anayasanın yakın zamanda çıkacağına inanmadığım için bu konu hakkında yüreklerimize su serpecek haberleri meclisten dört gözle bekliyoruz.

2023 de kendisine 2 trilyon dolar milli gelir ve dünyada ilk 10 hedefi seçen Türkiye’den, evrensel insan hakları ve demokratikleşme yolunda da iddialı hedefler bekliyoruz. Bu ülkede başını açan kızların sahip olduğu her türlü hak ve hukuk başını örten kızlara tanınmadığı müddetçe gerçek bir demokrasi ve eşitlikten asla söz edilemez. Türkiye sadece bu haliyle bile zayıflarla dolu bir demokrasi ve insan hakları karnesine sahipken, İslam ve Türk İslam coğrafyasına liderlik ve önderlik yapma iddiası tartışılır bir mevzu olarak kalmaya devam edecektir. Kendi insanın dini inanç ve ritüellerini, dilini ve kültürünü yasaklayan eski Türkiye’nin izleri bir an önce silinip yeni Türkiye önce kendi halkına sonra sonra diğer Türk ve İslam ülkelerine yepyeni bir sayfa açmalıdır. Son söz olarak Yeni anayasada İnşallah bu kaygılarımız giderilir Türkiye’deki tüm halkların, dinini, dilini, kültürünü özgürce yaşayabildiği bir ortam oluşturulur. Selam ve dua ile sağlıcakla kalın.