ODTÜ Maden Mühendisliği’nden Prof.Dr. Şebnem Düzgün’ün Soma hakkındaki yorumları...

Mayıs 2014 | Şaman, İnşaat Mühendisi
Nihayet işi bilen biri konuştu...

13809

Olay gerçekten dünya madencilik facialarından biridir.
Konu hakkında fazla yazamamamızın nedeni ise neredeyse hiç bir teknik veriye ulaşamamış
olmamız. Herhangi bir yorum yapmak için ocak hakkında bilgiye sahip olmak
gerekiyor. Dünden beri sadece medyadan ve tanıdığımız meslektaşlarımızdan aldığımız
bilgiye göre olasılıklara dayalı senaryolar yazıyoruz. Dolayısı ile teknik açıdan
veriler olmadan yorum yapamıyoruz. Bu veriler olmadan da yapılan tüm yorumlar
bilgi kirliliği ve yanlış anlamalara neden oluyor. Ancak dünden beri krizin yönetimi
ile ilgili yorum yapmak ve çıkarımda bulunmak mümkün. Bunları şöyle özetleyebilirim:


1. Modern bir maden
isletmesinde ocakta herhangi bir t zamanında kimlerin madenin neresinde olduğu aşağı
yukarı bilinir. Bununla ilgili olarak en ilkel yöntemde madene girenlere tike (Fransızca
terim) check anlamına gelen bir metal pul verilir ve bu pulun kimde olduğu bir
deftere kaydedilir ve imza atılır. Madenin girişinde de tike tablosu olur ve ocağa
girerken tikenizi buraya koyar çıkınca da alıp imza atarsınız. Böylece madenin girişindeki
tike tablosunda kimlerin aşağıda olduğu bilinir. Bugün bu yöntemin daha gelişmişleri
var. RFID’ye dayalı sistemler de giderek yaygınlaşıyor. Bunlar bile olmasa her
vardiya basında isçilerin ocağın neresinde ne yapacağını belirleyen tertipler
olur ve bu tertiplere bağlı olarak da kimlerin nerede olduğu bilinir. Bu zamana
kadar aşağıda kaç kişi olduğunun bilinmemesi madencilik sistematiğine uygun bir
çalışma ortamının olmadığını gösteriyor. Bir yeraltı madeninde t zamanında kaç kişinin
olduğunun bilinmemesi kabul edilebilir bir şey değil. Bir alternatif de su olabilir.
Ocak yönetimi bunu biliyordu ancak üstlerindeki baskılar nedeni ile açıklamadılar.
Başbakanın seyahatlerini dun iptal etmesi facianın boyutunun dünden itibaren aşağı
yukarı bilindiğini ancak alıştıra alıştıra verilmesinin uygun görüldüğünü
gösteriyor olabilir.


2. Bu tur facialarda olması
gereken maden isletmesi yetkililerinin bir kamuoyu açıklaması yapmasıdır. Benim
kanaatim Enerji bakanı tek elden açıklama yapsın kararı alindi ve bu kişilerin açıklama
yapmasına izin verilmedi. Ortada farklı açıklamalar olmasın kimse eline yüzüne bulaştırmasın
biz nasıl istersek öyle yönlendirelim yaklaşımı olmuş olabilir.


3. Bir maden isletmesinde
herhangi bir kaza olduğunda (yangın, gocuk, grizu vb) ocağa tahlisiye (arama
kurtarma) ekipleri girer. Tahlisiye ekipleri her madende olur ve bu ekip madeni
en iyi tanıyanlardan oluşur. Akut’un ocağa arama kurtarma açısından girmesi ve
tahlisiye için girenlerin bir kimsinin yaralı olarak çıkması ocağın bu konuda neredeyse
amatör bir yaklaşım izlediğini gösteriyor. Akut tabii ki ülkemizdeki en önemli
STK’dir ancak yeraltı madenleri yıllarca madencilik yapsanız bile sadece ocağı
bilenlerce ve onların rehberliğinde girebileceğiniz yerlerdir. Bu yaklaşım AKUT
gibi kıymetli bir örgütün çalışanlarını da tehlikeye sokmuştur aslında.


4. Biraz önce yine NTV’de
sağ kurtulan bir isçiden öğrendiğim kadarı ile kirli hava çıkısından temiz hava
üflenmeye başlanınca yangındaki duman artmış ve yayılmış. Her ne kadar sağlıklı
bir bilgi olmasa da dun gece olayın trafo patlaması bugün ise ocakta aniden çıkan
bir yangından kaynaklandığını öğrenmemiz bile olayın acil durum yönetimi açısından
yeteri kadar irdelenmediğini gösteriyor. Alınan tedbirlerin de etkinliğini sorgulamamamıza
neden oluyor.


5. Dun geceden beri
hepimizin kafasındaki soru bir trafo patlaması nasıl olur idi? Bu tur
madenlerde explosion proof malzemelerin kullanılması gerekiyor. Bu kadar
denetlenen bir yerde ex-proof malzeme olmaması zaten kayıtlarda olması gereken
bir şey ise iki alternatif olabilir biri seyyar bir trafo kullanılıyor olması diğeri
de kazanın nedeninin başka bir şey olması. Gördüğünüz gibi yeteri kadar bilgi
sahibi olmadığımızdan ancak forensic investigation için hipotez üretebiliyoruz.
Dolayısı ile genel geçek birtakım yorumlar yapmadan önce konu hakkında bilgilenmek
en doğrusu. Ancak isletmenin bu konuda ketum olması gerçekten kabul edilebilir değildir.


6. Dünden beri tüm
bakanlar biz burayı çok sıkı denetliyorduk taşeron çalıştırmıyoruz sigortasız isçi
yok yönünde. Ancak unutulan en önemli şey su. Bir yeraltı madeninde gocuk de
olabilir yangın da çıkabilir. Ancak kayıpların bu kadar büyük olması kabul
edilebilir değildir. Bu durum su soruları akla getiriyor. Yangına müdahale için
alanın oksijensizleştirilmesi amacı ile bir baraj uygulaması yapılamaması
nedendir? Tecrübesizlikten mi? Olayın yanlış analizi mi? Ocaktaki herkesin CO
maskesi olması gerektiği ve bu maskelerin yaklaşık 1 saat dayanıyor olması
ocaktaki büyük çoğunluğun güvenli bir alana ulaşıp ocak dışına çıkmasını sağlayacağını
gösterirken bu kadar kişi maskeyi nasıl kullanamadı? Maskeler var miydi? 1 saat
dayanıyor muydu? Evet ise patlamanın olduğu yerde ve civarında 300 kişi nasıl yoğun
şekilde çalışıyordu? Kısaca kayıpların bu kadar fazla olması ya olaya müdahalenin
zamanında doğru ve etkin şekilde yapılamadığını ya da bu kadar isçi ve mühendisin
ocağın patlama ve yangın olan alanında konsantre olduğu ya da her ikisini işaret
ediyor hangi durum olursa olsun safety kültürünün bu ocakta yerleşmediğine dair
belirtiler veriyor. Ocakta çalışırken maske ağırlık yaptığından çalışanların
maskeleri her zaman yanında bulundurma alışkanlığının olmaması gibi birtakım
pratik sorunlar da olmuş olabilir. Ne olursa olsun tüm bu olasılıklar güvenlik kültürünün
hem denetlemede hem de uygulamada yeteri kadar oluşmamasındandır. Biraz önce başbakan
yine malum açıklaması vardı. Bu isin doğasında vardır sözü. Evet isin doğasında
kaza vardır. Ancak kazanın bu kadar kayıp vermesi isin doğasında yoktur. Eğer
isin doğası buysa (yani 300’e yakin can alacaksa bir isletme) zaten bu madenler
isletilmesin. Bu yüzyılda teknoloji odaklı mühendislik yapmadığınız taktirde
madencilik gibi bir sektörde kayıpların bu kadar çok olması kaçınılmazdır. Kısaca
olayın doğasında falan yoktur. Zaten bunlar yüzlerce kere bir çok ortamda dile
getirildi.Mevzuat açısından bir eksikliği yok o nedenle bu isin doğasında var kaçınılmazdı
argümanı kanımı dondurmaktadır. Mevzuat açısından hiç problemi olmayan bir
madende bu kadar kayıp oluyorsa ya mevzuat yeterli değildir ki (yasa çok
sikidir aslında) ya denetleyiciler mevzuatı farklı yorumlamıştır ki pek ihtimal
vermek istemiyorum ya da isletme beceriksizdir ki bu daha çok ihtimal verdiğim
bir seçenek. Türkiye’deki madenlerin rodevans ile isletilmesi sorunu en temel
sorundur. Rodevans devlete ait bir sahanın özel sektör tarafından belli yıllığına
kiralanarak isletilmesidir ki taşeronluk kadar problemleri olan bir yaklaşımdır.
Rodevans sorunu üstüne yazılacak çok şey var ancak daha fazla uzatmayacağım.
Bir önceki e-mailimde de belirttiğim gibi madencilik kendi içinde sistemsel bütünlüğü
olan bir istir. Taşeronluk sistemi ile sitemin integrity’si bozulmuştur ve bu da
hem üretimde kayıplara hem de bu tur sorunlara yol açmaktadır. Arabayı
kullanırken gazi birine debriyajı birine ve freni birine verirseniz nasıl etkin
kullanacağınız ortada ise madencilikte de benzer bir durum vardır. Buna
devletin en temel argümanı da sudur. Taşeronlar kar ediyoruz. Dünyanın hiç bir
yerinde küçük ölçekli madencilik büyük ölçekli ile yarışamaz. Küçük ölçekle kar
edilebilir ancak büyük ölçekle yapacağınız is kardan yediğinizden etkin
madencilik yapmıyorsunuz demektir. Bu noktada madenler hepimizin olduğundan
hatta gelecek nesillerimizin de olduğundan bir maden rezervi maksimum karla
isletilmek zorundadır. Eğer maksimum kar yapmıyorsanız ve sadece elde ettiğiniz
karla yetiniyorsanız gelecek nesillerin kaynağından çalışıyorsunuzdur. Bu
nedenle rezervi parçalara bölüp küçük küçük üretmek (rodevansla üretime vermek)
maksimum kar prensibi açısından ölçeği küçülteceğinden büyük bir ulusal kayıptır.
İste bizim dikkati çekmemiz gereken nokta budur. Ayrıca yasada taşeronluk için
kurumun kendi yapamayacağı isleri taşerona vermesi hükmü olmasına rağmen bu
konu göz ardı edilmektedir. Ülkemizdeki madenciliğin büyük bolumu sürdürülebilirlik
prensiplerinden çok uzaktır. Birkaç ay sonra bu kaza tavsar kayıpların yakınlarına
tazminatlar ödenir. Acılar düştüğü yerde
yıllanır.Ancak bu madenin aylarca hatta yıllarca kapanmasından ve rezervin belki de önemli
bir bölümünün üretilememesi tüm milletin kaybıdır. Benzer durum Afşin Elbistan'da
oldu.Su
anki kayıplarımız sadece buz dağının görünen
yüzüdür. Kaybımız çok daha büyüktür. Ayrıca kaybettiğimiz vatandaşlarımızın
geride bıraktığı yük, kurtulan ve is göremez olanların yasam kalitesinden düşüş
gibi konular da başka tabii.


7. Bizim yaptığımız
bilimsel çalışmalarda madenlerin bu şekilde parçalanması kazalara dair tutulan
istatistiklerin de bütünlüğünün bozulduğunu, daha önce çok riskli olan bazı ocakların
istatistiklerdeki veri bütünlüğünün bozulması nedeni ile çok güvenli gibi göründüğünü
gösteriyor. Acımız büyük, katlanmak çok zor. büyük pencereyi de gözden kaçırmamaya
çalısalım.



kaynak:bluesyemre.com/2014/05/15/odtu-maden-muh...