Penis Ölçer: Alfred Kinsey

Haziran 2013 | Devrim Güren, Psikiyatr
Cinsellik

Organının kendisi 40,5 cm uzunluğundaydı. Bunu herhalde büyük ilgiyle karşılamış olabilecek Amerikalı akademisyen Alfred Kinsey ömrü boyunca 5000'den fazla penisi ölçtü. Ortaya çıkan boyutlar özenli bir bilimsel inceleme olan İnsan Erkeğinde Cinsel Davranış (1948) adlı kitabında yer aldı. Kuru üsluplu, bilimsel istatistiklerle dolu ve 18 bini aşkın ayrıntılı hasta geçmişine dayalı kitabın dağıtımını yapan tıp yayınevi ancak 5 bin civarında satış bekliyordu. Oysa kitap çok satanlar listesinde dosdoğru ilk sıraya yerleşerek yüz binlere varan bir satışa ulaştı. Arama zahmetine girenler için, Amerikalıların seks yapma tarzları, kimlerle ne kadar cinsel ilişkiye girdikleri ya da cinsel ilişkide hangi organların devreye girdiği konusunda akla gelebilecek her türlü tuhaf ayrıntıyı metne serpişmiş olarak bulmak mümkündü.

Kinsey'in ilham kaynağı Seks Psikolojisi Üzerine İncelemeler (1921) adlı kitabıyla seksin akademik açıdan uygun bir araştırma konusu olarak benimsenmesini sağlayan seksolog Henry Havelock Ellis'ti. Ellis, "homoseksüel" terimini ortaya atan kişiydi ve Freud'un ünlü sorusuna cevap niteliğinde "Kadınların beyinleri bir bakıma ... rahimlerindedir" diyerek tartışmalı saptamasını ortaya koymuştu. Ama kendisi cinsel tecrübe açısından olağanüstü ehliyetsiz sayılırdı. Altmış yaşına kadar iktidarsız biri olarak kaldı ve evliliği boyunca gerdeğe girip giremediği kuşkuludur. Karısı Edith onun peşinden "mübarek hayalet" diye söz ederdi ve bir maden ocağı kazasından sonra iktidarsız kalmış bir adamla evlenen bir kadını anlatan bir roman yazmıştı. Evliliği boyunca sayısız lezbiyen ilişkiye girdi. Henry, karısının ölümünden sonra genç sevgilisi Françoise Delisle'nin yardımıyla nihayet seksin esasını kavrayınca bayağı bir alışkanlık edindi. O zamana kadar mastürbasyonu tercih etmişti. En uyarıcı bulduğu şey ise idrarını yapan bir kadının görüntüsüydü; bu durumu çocukken bir Londra parkında annesini sıkışmış halde görmesine bağladı.

Kinsey de yatak odası hazzını geç almıştı ve Havelock Ellis gibi, kişiliğinde katı bir dinsel terbiyenin yara izleri vardı. Çocukluk döneminden nefret etmekteydi. Bir marangozun oğlu olarak aşırı yoksulluk içinde büyüdü; geçirdiği raşitizm omurgasında bir çifte eğrilik yarattı. Çocukken sıkça hasta düşen biriydi ve bütün bilindik çocuk hastalıklarının yanı sıra ateşli romatizma ve tifoya yakalandı. Okuldayken giysilerinin aşırı yamalı olması nedeniyle alaylara maruz kaldı. H. G.Wells'in başına geldiği gibi herkes Alfred'in genç yaşta öleceği kanısındaydı ve hastalıklar arasında sıklıkla okula gidemediği için çok az arkadaşı oldu. Gençliğinde yaşadığı perişan yoksulluk onda ömür boyu sürecek bir borçlanma korkusu uyandırdı ve çocukken sofrada çoğu kez bulabildiği tek yiyecek olan patatese karşı kızgın bir nefret duygusu edindi.

Babası Alfred Senior bağnaz bir dindar ve zorbaydı. Her Pazar günü peşine aileyi takarak sonu gelmez üç kilise ayinine ve ayrıca Pazar okuluna götürürdü. Kutsal sayılan o günde evde hiçbir eğlence ya da uğraşa, gazete okumaya bile izin verilmezdi. Sütçünün eve süt bırakması yasaktı ve Bayan Kinsey Pazar öğünlerinin bütün yemeklerini bir gün önceden pişirmek zorundaydı. Alfred'in halası Pazar günü evde piyano çaldığı gerekçesiyle evinden kovulmuştu. Komşuların gevşek ahlaklı olmasından kuşkulanan baba, dükkân sahiplerinin küçüklere sigara satıp satmadığını anlamak için oğlunu yem olarak kullanırdı. Sekse yönelik bütün göndermeler tabuydu, evde hiçbir yetişkin çıplak görülmezdi ve Alfred'in kızlarla görüşmesi yasaktı.

Kinsey sonuna kaçı yolunu babasının isteğine karşı çıkarak biyoloji öğrenimi görmede buldu. Bilimsel kariyerinin ilk yirmi yılı boyunca bu kibar ve utangaç adamın bir cinsel devrimin önündeki cinsel setleri yıkacağının hiçbir belirtisi yoktu. Aksine, Kuzey Amerika mazı arıları konusunda dünyanın önde gelen uzmanı olma gibi bir şöhrete sahipti. Harvard'dan doktora diplomasını aldıktan sonra ABD'yi dolaşarak otuz altı eyaletten üç yüz bin arı topladı ve kutularla Boston'a postaladı. Birçoğunun bıraktığı yumurtaların yerine varmadan açılması posta idaresinde bir kaos yarattı. Kinsey her bir arıda yirmi altı ayrı ölçüm yaparak bilim dünyasının bilmediği yetmiş yeni türü saptadı. Aşırı ayrıntılı ve titiz çalışma araştırma yeteneği arılardan sıkılarak insanlara ilgi duymaya başladığında çok işine yaradı.

Kinsey'in erkek cinsel davranışına ilişkin incelemesini izleyen İnsan Dişisinde Cinsel Davranış (1953) aynı şekilde hemen çok satan kitaplar arasına girdi. Çıplaklığın lanetli sayıldığı ve seksin hiç konuşulmadığı bir ailede büyümüş olmasından dolayı lisans öğrencilerinden birçoğunun tıpkı kendisi gibi cinsel ihtiyaçları konusunda yeterli bilgi sahibi olmadığının farkına vardı. Ayrıca bastırılmış cinsel dürtülerin psikolojik zarar verdiğini zamanla anladı. Diğer her şeyde olduğu gibi, konusuna dönük ilgisi bütün zamanını aldı. Her gün muntazaman on altı saat çalışması, karısını soğuk bir alaycılıkla şu dokundurmada bulunmaya yöneltti: "Kendisini seks konusuna kaptırmasından beri Alfred'i geceleri artık pek göremiyorum."

Kinsey'in dünyayı cinsel cehaletten kurtarma kampanyası kendi yatak odasında başladı. Clara McMillen'le 1921'deki evliliği ancak birkaç ay sonra tamamına erdi. Bunda kocanın olağandışı büyük penisinin ve karısının kısa endamının bir payı olabilir, ama iki tarafın da en iyi başlangıcı yaptığı pek söylenemez. Balayı için zorlu bir dağ tırmanışı seferine gittiler ve seks yönündeki ilk girişimleri bir dağ yamacında yakalandıkları fırtınanın ortasında oldu. Kinsey Enstitüsü'nün tedricen incelemeye açtığı kişisel belgelerden şimdi Kinsey çiftinin evlilikte ve cinsel yaşamda H. G. Wells'in ancak hayalini kurabileceği bir yolla kurtuluşa vardığını biliyoruz. Çıplaklığı seviyorlardı ve rahatça yapabildikleri her durumda elbiselerini çıkarıyorlardı. Kinsey'in 1974'te kurduğu Seks, Cinsiyet ve Üreme Araştırmaları Enstitüsü'ndeki meslektaşlarıyla etkileşimli açık evliliklere dayalı bir sistemi uygulamaya koydular. Alfred'in erkek ve kadın birçok meslektaşıyla gelişigüzel ilişkisi vardı. Personelinden bir sürü kişi de Clara ile yattı. Chicago'ya bir araştırma gezisi sırasında homoseksüel dürtülerini açığa vurmanın bir yolunu bulmaktan memnun kalan Kinsey, kentin eşcinsel topluluğu arasına karışarak sıklıkla tuvaletlerde erkeklerle buluştu. Erkek erkeğe ilişki tabusunu açık konuşulur hale getirmeye özellikle hevesliydi; asistanlarından biri homoseksüellik tecrübesini hiç yaşamadığını itiraf edince şahsen "o kutuyu çalıştırmasına" yardımcı olabileceğini söyledi.

Kinsey, mastürbasyon sırasında idrar yoluna nesneler sokuşturarak böylece hazzı ve acıyı aynı ölçüde tadarak mazoşizm denemelerine girişti. Bu organ aradan geçen yıllarla daha az duyarlı hale gelince gittikçe daha büyük nesneleri kullanmaya başladı. 1949'a varıldığında penisine kalemler ve hatta önce kıl kısmı olmak üzere diş fırçaları sokabilecek durumdaydı. Vücudunda kesikler ve delikler açmayı da denedi; bu uğraş banyoda bir çakı kullanarak kendisini başarıyla sünnet etmesine kadar vardı. Kinsey kendisini "şoka uğramaz" diye nitelendirmekten gurur duyardı. Kendi araştırmacılarını da alıştırmaya çalıştığı üzere, onun için kilit mesele veri toplamaktı: Biz olguları kayda geçiren ve bildiren kişileriz, tanımladığımız davranışların yargıçları değil." Vardığı sonuçlar çoğu kez tartışmalıydı; Amerikalı erkeklerin neredeyse yarısının bir homoseksüel deneyim yaşadığını, evli erkeklerin neredeyse yarısının eşlerini aldattığını ve evli kadınların dörtte birinin cinsel yaşamlarını doyumsuz bulduğunu bildirdi.

Kinsey'e göre oldukça yüksek sayıda insan ya da hayvan tarafından uygulandığı sürece, her şey "biyolojik bakımdan normal" sayılırdı. Casanova'nın ya da Cora Pearl'ün başından geçenleri ilginç ama sıradan bulurdu herhalde. Bir keresinde "tek sapık cinsel eylemin yapılmayacak şey” olduğunu söylemişti. Bu 1950'ler açısından akıllara durgunluk verecek bir görüştü ve toplumumuzun hala sersemliğini hissettiği tutum değişikliklerinin önünü açtı. Günümüzün seks anlayışı -mastürbasyonun kötü ya da zararlı sayılmadığı, homoseksüelliğin yaygın olduğu ve cinsel ilişkiye girmenin baştan çıkma olmadığı bir ortam- Kinsey'in çalışmalarına çok şey borçludur. O dönemde birçok kimsenin "anormal" gördüğü davranışları belgeleyerek ve aslında ne kadar yaygın olduklarını göstererek seksin sıradan yaşamın herhangi bir öğesinden ibaret görülebildiği bir kültürün yaratılmasına katkıda bulundu.