Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına gelmesi muhtemel mi?

Nisan 2014 | Devrim Güren, Psikiyatr
Yerel seçimler değil ama cumhurbaşkanlığı seçimi, Türkiye'deki siyaseti değiştirir. Türkiye'yi 2014 yılında nelerin beklediğini, hayatın akışının ne yönde olacağını kestirebilmek için çok fazla bilinmeyeni olan bir eşitsizlik denklemini çözmek gerekiyor. Ama bu denklemi çözebilmek için bazı şeylerin öngörülebilir olması da gerekiyor ki, Türkiye’yi tanımlayacak kelimelerden birisi de sanınm ‘öngörülemez’ sözcüğü olmalı.

Bu yıl, biri yerel diğeri ise cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere iki önemli seçim yaşayacağız.

Yerel seçimler, Turkiyede sadece siyasi görüşlerin çekiştiği seçimler değil. Adayların kişiliklerinin de önemli rolü var ve yerel seçimlerden bir ‘sürpriz’ çıkacak ise bu adayların kişilikleri ile ilgili olacaktır.

Ankara, İstanbul, İzmir gibi kentlerde karşılaşılacak sürprizlerin elbette siyasi sonuçlan da olacaktır ama buralarda bir sürpriz olmaz ise, bu seçimlerin Türkiye'deki siyasi aktörlerin konumunu ve durumunu çok fada değiştirmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz.

Ama cumhurbaşkanlığı seçimi öyle değiL. Şu anda öngörebildiğimiz şey Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olacağı. Öngöremediğimiz ve bilemediğimiz şey ise bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hangi yolda yürümeye karar vereceği. Onun kararı, siyasette beklenmedik yeni dengelerin kurulmasına neden olabilir.

Gül’ün önünde görünürde üç yol var gibi, ama aslına bakarsanız, Erdoğan'ın adaylığını açıklaması, bu yollardan birinin açılmamak üzere kapanacağı anlamına gelir.

Gül, aralarındaki eski hukuk nedeniyle Erdoğan’ın adaylığını açıklaması durumunda cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmayacaktır, diye düşünüyorum. Bu durumda Gül şu kararı verecek: Siyasetten uzaklaşmak ve faaliyetlerini uluslararası kuruluşlar ya da düşünce kuruluşları üzerinden mi sürdürecek, yoksa AKP'nin başına geçerek aktif siyasete devam etmek mi isteyecek?

Hem çevresinin hem genç yaşta erken emeklilik endişesinin etkisiyle Gül'ün yüzünün AKP'ye genel başkan olmaya döneceğini söyleyebiliriz.

Başbakan Erdoğan'ın bugünkü yetkiler ile cumhurbaşkanı olmayı içine sindiremeyeceği de bir sır değil.

Anayasa'yı bu yönde değiştirmek hesabı tutmadı ve cemaat ie girişilen son kavgadan sonra da bu artık kolay değil. Sayılarını tam olarak bilmesek de cemaate yakın AKP'li milletvekillerinin Anayasa değişikliği aritmetiğini kolayca bozabileceklerini öngerebiliriz.

Bu durumda Erdoğan'ın seçeneği, partiyi istediği gibi dizayn ettikten sonra, ilk genel seçimlerde Anayasa değiştirecek bir çoğunluğa ulaşmak ve istediği başkanlık ya da yarı başkanlık sisteminin yetkilerine sahip olarak yoluna devam etmektir. Ama Abdullah Gül'ün siyasete devam etme isteği masaya konulursa Erdoğan'ın bu istediğini yerine getirmesi de o kadar kolay görünmüyor.

Erdoğan'dan sonra AKP'yi yeniden şekillendirme hesaplarında, Abdullah Gül'ü olduğu kadar Fethullah Gülen cemaatini de hesaba katmak gerekir ki, cemaatin parti içindeki gücünü ya da güçsüzlüğünü de bu aşamada kestirebilmek kolay değil.

Cemaatin, eğer genel başkan olmak isterse Gül'ün arkasında yer alacağını da şimdiden söylemek mümkün.

Böyle bir şey olursa, bu AKP’de bir bölünmeye yol açabilir mi?

Yanıtım olumsuz, bir şartla: Gül, partiyi Erdoğan’ın ekibiyle birlikte yönetmeye karar verebilir, geçmişte de böyle yapmıştı ve bu gerçekleşirse, bir bölünme tehlikesi yaşamayacaklardır.

Tesi AKP'de bir bölünme demektir ki, bunun siyasi sonuçları da 2015'teki genel seçimlerde ortaya çıkar.

Fark etmiş olacağınız gibi, burada sözünü ettiğimiz 'siyasi falcılık denkleminde' CHP, MHP, BDP gibi değişkenler yer almıyor. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağı varsayımıyla yürüdük ki, ikinci turda da olsa bunun gerçekleşme olasılığı hayli yüksek.

İkinci turda, AKP ideolojisine karşı her kesimin birleşeceği bir aday ortaya çıkmış olursa, bütün bu hesapları sil baştan yapmak gerekir ama benim öngörüm böyle bir adayın çıkma olasılığının çok düşük olduğudur.

Üçlü Fay Hattında Siyaset
Bu denklemde Türkiye’nin üç önemli fay hattı da yer almak durumunda. Birincisi kuşkusuz ki laiklik endişeleri yaşayanları rahatlatacak gelişmeler olmalı ki, bugünkü bölünmüşlük içinde bu endişeyi yatıştıracak şey Erdoğan'ın yetkisiz bir cumhurbaşkanı olarak Köşke çıkması ve AKP’yi seçime kadar yönetecek kişinin Erdoğan kadar seküler olmayan, daha kucaklayıcı bir isim olması. Böyle bir isim bugünkü AKP kadroları içinde çok görünmüyor, onu da belirtmiş olayım.

Diğer fay hatları genel olarak insan haklarına saygın bir demokrasinin kurularak Kürt ve Alevi sorunlarının çözülmesidir. Hükümetin Alevi konusuna yaklaşımının bu önümüzdeki dönemde de değişebileceğini söylememizi gerektirecek bir gelişme belirtisi yok. “Aleviler de İSAM’ın içindedir” söylemi buradaki sorunu çözmeye yetmiyor ama hükümetin de başka bir söz ortaya koyamayacağı belli oldu gibi.

Geriye Kürt meselesi kalıyor ki, bu konuda da seçimlerin kapıda olması nedeniyle çok farklı bir ilerleme beklememek gerek. Başbakan bu sorunu çözmeyi samimi olarak istiyor olsa bile sorunun çözümü için atılması gereken adımlar, AKP tabanında da, milliyetçi - muhafazakâr eğilimleri ağır basan genel Türk seçmeninde de 'acı ilaç’ etkisi yaratabilir ve seçimlere bütün geleceğini bağlamış bir siyasetçi için bu ilacı toplumun önüne koymak düşünülemez.

Bütün bu siyasi belirsizlikler içinde Suriye ve Irak ile olan ilişkilerin, AB üyelik sürecinin çok geri planda tartışılmak durumunda kalacağını da söyleyebilirim.
Mehmet Y. Yılmaz, Tempo 2014'te Dünya dergisi Ocak sayısı