Rüzgarın Adı - Patrick Roftfuss kitabı ile ilgili inceleme yazım

Ekim 2011 | Adil Öztürk, inploider
Arka kapak metinlerinden birinde ve daha başka edebiyat ortamlarında kitap için “Kütüphanenizde Yüzüklerin Efendisi’nin yanına koyun” yazıyordu. Son dönemlerdeki en başarılı fantastik eser olarak nitelenen Rüzgarın Adı’nı okuyunca bunu gerçekten hak ettiğini düşündüm. Kral Katili Güncesi Serisi’nin ilk kitabı Rüzgarın Adı, 736 sayfa ve seriye giriş niteliğinde bir öykü. Patrick Rotfuss, öykünün büyük kısmını birinci şahsın, yani kahramanımız Kvothe’nin, dilinden yazmış. Bu şekilde yazılan romanlara daha önceden ön yargılı davranırdım. Bunda popüler piyasa romanlarının, başta da Alacakaranlık serisinin, bu şekilde yazılmış olması etkendi. Ancak yetkin bir kalemden çıktığında çok da başarılı olabileceğini gördüm. Elbette romanın direkt olarak birinci şahıs ağzından kurgulanmış değil de anı olarak yazılmış olması da bu tarzı başarıyla uygulamasında etkili olmuştur.

Yabancı dilden çevrilen romanlarda çeviri çok önemlidir. Sadece o dili bilmek yetmez, gerçekten o dili konuşan birisi kadar hatta daha fazlasını bilmek gerekir. Cihan Karamancı bunu başarmış. Yanlış yazılmış bir kaç sözcük gözüme çarpmışsa da; örneğin altmış yerine atmış yazılmış olması gibi, kitabı okuyunca “Türkçede yazılmış” hissi uyandırıyor insanda. Kitapta bir kaç defa geçen “önünde sonunda” deyiminin de yanlış yazılmış olduğunu düşünmüştüm ancak benim “eninde sonunda” olarak bildiğim deyime, TDK’dan bakınca o şekilde de kullanıldığını öğrenmiş oldum. Çeviri bakımından dikkatimi çeken başka bir şeyse, orjinal halini okumamış olmama rağmen, yöresel şiveyi de uygun bir şekilde çevirebilmiş olması. Şive kullanılan bölümü okuduğunuzda ilk başta Ege ağzını hatırlatsa da Rotfuss’un özgün bir şive yarattığını düşündüm.

Günce’nin birinci gününü anlatan Rüzgarın Adı, sadece fantastik kategorisine sığdırılamayacak kadar nitelikli ve inandırıcı bir öyküye sahip. Umutsuzluğu, karamsarlığı çok etkileyici bir şekilde okuyabiliyoruz. İnsanın hırsı ile neler yapabileceğine şahit oluyoruz. Küçük bir çocuğun nasıl büyük bir aşka sahip olabileceğini… dostlukları ve düşmanlıkları… kısacası hayatta ne kadar basit şey varsa kitapta onları görebiliyoruz.

Sempati olarak adlandırılan “büyüyü” yapanların yüz yıllar önce Tehlu rahipleri ve halk tarafından yakılmasını anlatırken orta çağın cadı avlarına da ince göndermelerde bulunuyor kitap.

Ayrıca; sanata, felsefeye ve bilime dair de pek çok bölüm var. Sihir gibi normal ötesi bir şeyi bilimsel olarak ve mantığa tamamen uygun şekilde kurgulamış olması, yazarın başarısının ne kadar haklı olduğunu da gösteriyor. Bu bakımdan kitabı sadece bir roman olarak değil de aynı zamanda felsefi bir eser olarak bile okuyabiliriz.

Kitaptan, çok etkilendiğim bir bölüm:

...”Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmaktır. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir.

Birinci kapı uykudur. Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz bi sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde travmatik haberler alan birinin bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerek kendini acıdan korur.

İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanamayacak, hatta belki de asla iyileşemeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki onlara alışmak mümkün değildir. “Zaman tüm yaraları iyileştirir” sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir. Geri kalanlar bu kapının ardında saklıdır.

Üçüncü kapı deliliktir. Bazen insanın aklı öyle bir darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acılardan sakınmak için zihnin gerçekliği geride bırakması gerekebilir.

Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiç bir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir.” ( Rüzgarın Adı – Patrick Rotfuss / s.145 )

Yazar, kendi dünyasını oluştururken çok dikkatli ve detaylı davranmış. Şehirleri en küçük ayrıntılarına kadar tanırken onların ruhlarını bile görebiliyoruz. Tarbean’ın zenginlerin ve fakirlerin ayrı semtlerde yaşadığı iki yakasını, Trebon Kasabası’nın demircilikle uğraşan insanlarının batıl inançlarını, Nehrin karşı yakasında bulunan Imre’nin sanatsever insanlarını tüm incelikleriyle sezebiliyorsunuz. Karakter yaratımlarındaki başarı da takdire şayan… Bu konuda yazar yaratıcılığını sergilemekten kaçınmamış. Ateş kadar kızıl saçlı kahramanımız Kvothe’yi, hocalarını, dostlarını ve düşmanlarını okurken çok keyif alacaksınız.

Patrick Rotfuss, romanını kurgularken öykü içinde öykü tekniğini de kullanarak yarattığı dünyaya ait, efsaneler, destanlar ve masallar da yazmış. Bu öyküler romandan bağımsız gibi gözükse de ilerledikçe aslında Kvothe için önemli dönüm noktaları oluşturacak öyküler. Kitabı bu özelliğinden dolayı Binbir Gece Masalları’na da benzetmişler ki bence de doğru bir tanımlama olur. Batı’nın sihir, sanat ve maceraları ile Doğu’nun öykü içinde öykü sentezi olmuş bir roman Rüzgarın Adı.

Kitabın İçeriği

Biraz da kitabın içeriğinden bahsetmek istiyorum. Spoiler olarak adlandırılabilecek bu bölümü, 'okuma zevkimin kırılmasını istemiyorum' diyenler okumamakta özgürdür.

Öykü Yoltaşı isimli bir handa başlıyor. Kendisini Hancı Kote olarak tanıtan adamın, kasabalılara kendisini sevdirdiğini görebiliyoruz. İlk başta telaşla masalara gidip gelen maşrapalar, yemekler, gürültücü müşterilerin anlatılıp durulduğu bir roman gibi gözükse de hana gelen bir kasabalı gençle olaylar başlıyor. Üstü başı lime lime olmuş, kanlar içindeki genç elindeki bohçayı masaya koyunca içindeki örümceğe benzeyen kocaman yaratık, kasabayı iblislerin bastığı düşüncesine sebep oluyor. Buradan sonra hareketlenmeye başlayan roman ise aslında Kote’nin yolda bir tarihçiyle karşılaşması noktasında asıl olaya giriyor. Kote aynı örümcekler tarafından yaralanan tarihçiyi hanına getirip iyileştiriyor. Tarihçi sabah kahvaltısına salona indiğinde bardaki kızıl saçlı adamı tanıyor ve onu, hikâyesini anlatmak konusunda ikna ediyor. Kote ismini alıp, gizemci kimliğini unutan Kvothe öyküsünü anlatıyor tarihçi de inanılmaz bir hızda ve kendi geliştirdiği kaligrafi ile öyküyü yazmaya başlıyor. Kote'nin öğrencisi Bast ise onları dinliyor ve bazen de hocasına sorular yöneltiyor.

Roman doksan iki bölümden oluşmasına rağmen temelde Kvothe’nin hayatının üç dönemden geçtiğini görüyoruz. Kvothe, Yoltaşı Hanı’nda anılarını anlatmaya, birinci döneminden, yani ebeveynleriyle birlikte kumpanyasıyla şehir şehir, kasaba kasaba dolaşıp yeteneklerini sergiledikleri, rastladıkları yoltaşlarında ani dinlencelere çekildikleri kısaca, mutlu geçirdiği dönemlerden başlıyor. On bir yaşında ve zehir gibi bir zekaya sahip Kvothe ebeveynlerinden ve kumpanyasındaki diğer kişilerden aldığı dersleri çok çabuk öğreniyor ve yeteneklerini kısa zaman içinde geliştiriyor. Sahne sanatlarından müziğe bir çok konudaki başarılarının yanı sıra kimya, fizik, felsefe gibi konularda da üstün bir başarı gösteriyor.

Yine bir kasabada kumpanyaya hazırlanmak için kasabanın başkanını babasının ikna etmesinden sonra Kvothe başkanın bir tenekeciyle tartıştığını görüyor ve gizlenip onları izlemeye başlıyor. Başkanın kasabasına sokmak istemediği tenekeci onunla sert bir ağız dalaşı yapmasına rağmen onu kasabada istemediklerini ısrarla söyleyen başkanı ve yanındaki adamı, arabasının içinde parlayan bir ışıkla korkutmaya çalışan tenekeci biraz sonra öyle bir şey yapıyor ki Kvothe şaşkın gözlerle ona bakakalıyor. Tenekeci, başkanın ve adamının koşarak oradan kaçmasına, rüzgârın adını söyleyerek neden oluyor. Tenekecinin yanına giden Kvothe, ondan gelen teklif üzerine Ben adındaki gizemciyi kumpanyalarına alıyor ve artık beraber yolculuk yapmaya çalışıyorlar.

Ben’le hem iyi bir dost olan Kvothe hem de ondan sempati dersleri almaya başlıyor. Sempati hakkında birçok şey öğrenip Alarını da oluşturmayı öğrenen Kvothe küçük çaplı sempatiler yapmaya başlıyor. Birkaç ay içinde sempatide çok ilerleyen Kvothe, kendisi için doğum günü, Ben için de veda partisi yapılan bir gecede Ben’den Söylem ve Mantık isimli bir kitap hediye alıyor. Kitabın ilk sayfasında:

Kvothe,

Kendini Üniversite’de iyi kolla. Beni gururlandır.

Babanın şarkısını daima hatırla. Düşüncesiz davranışlardan uzak dur.

Dostun,
Abenthy.

yazıyor.

Ben, kumpanyadan ayrılıp kasabada genç bir kadınla evlendikten sonra, kumpanya yoluna devam ediyor ve rastladıkları yoltaşında bir mola veriyorlar. Kvothe’nin annesi, onu ormana çeşitli otlar toplamak için yolladığında da öykünün ikinci dönümünün başlamasına neden oluyor.

Kvothe ormandan kamp alanına döndüğü zaman, kumpanyasının katledilmiş olduğunu görüyor. Şoka girmiş bir halde ölen arkadaşlarının cesetlerine bakıyor. Biraz ileride, ebeveynlerinin arabasının arkasında bir alev görüyor ve kendini belli etmeden mavi ateşin yandığı yere doğru gidiyor. Arabanın demir tekerleklerine düşmemek için tutunduğu zaman demirin paslanmış halde toz gibi döküldüğünü görüyor ve ateşin etrafındaki kişiler onu fark ediyor.
 
“Birisinin ailesi hiç olmayacak bir şarkı söylemiş.'

Kitabın İkinci Bölümü
Kitabın ikinci bölümü sayılabilecek olaylar silsilesi Kvothe’nin ormandan geri dönüp Chandrialılarla karşılaşması ile başlıyor. Bütün kumpanyasının öldüğünü gören Kvothe, zihninin ikinci kapısından geçiyor ve olanları zihninden silip hatırlamamaya çalışarak uzun zaman ormanda yaşıyor. Ormandaki en büyük dostu ise babasının ona doğum gününde verdiği lavta. Saatlerce lavta çalıp gökyüzüne bakarak günlerini geçiren Kvothe, ebeveynlerinden öğrendiği hayatta kalma teknikleriyle karnını doyurup yaşıyor. Saatlerce hatta günlerce lavta çalıp, teker teker tellerini yitiren kahramanımız, böylece lavtayı daha az telle de çalmayı başarıyor.

Sonunda ormandan gitmeye karar veren Kvothe’nin yolu Tarbean’a düşüyor. Buranın acımasız sokaklarında tam üç yıl yaşam mücadelesi veren Kvothe, birçok şey daha öğreniyor. Dilenmek ve hırsızlık yapmak bunlardan bazıları… Çoğu zaman sokaklarda, bir süre sonra da çatıların arasında bulduğu yağmurdan korunabileceği bir sığınak bulan Kvothe, Söylem ve Mantık kitabını da ıslanıp tahrip olmaması için kutsal bir emanet gibi sarıyor ve onu iyice gizliyor.

Burada geçen üç yılın ardından bir gece kitabını olduğu yerden çıkaran Kvothe, Ben’in yazdığı mesajı görüp Üniversite’ye gitmeye karar veriyor ancak bunun için temiz ve paralı olması gerekiyor. Yıkanıp yeni elbiseler ve ayakkabılar almak dahası Üniversite’ye gidecek parayı bulabilmek için kitabını bir kitapçıya, daha sonra geri satın almak üzere satıyor. Kitapçıya, ona iki gümüş talent vermesi ve sözleşme imzalaması için dil döktükten ve sözleşmede kitabı geri alacağı meblağı iki talentten daha ucuz bir fiyat yazdıktan sonra bir handa yıkanıp güzel elbiseler diktiriyor ve bir çift ayakkabı satın alıyor.

Artık üniversiteye olan yolculuğu için bir engel kalmayan Kvothe’nin tek umudu kayıt tarihine yetişebilmek ve Üniversite’ye kayıt yaptırabilmektir. Tüccar bir çiftin konvoyunda yolculuk edecek olan Kvothe’nin duygusal dünyası da tüccarın karısının yanında gördüğü kızla beraber değişecektir. Uzun yolculukları esnasında Denna ile bolca sohbet etme şansı yakalıyor ancak ona, onu sevdiğini söylemekten kaçınıyor.

Üniversite’nin olduğu şehre geldiklerinde yolları Denna’yla ayrışan Kvothe, okuluna gidip hayalini kurduğu kütüphane binasını buluyor. Ancak sadece öğrencilerin girebildiği kütüphaneye girebilmek için kaydının yapılması gerektiğini öğreniyor ve bunun için, sözlü sınavın yapıldığı salonun arkasından, ondan önce sınava giren çocukları dinleyip gereken her şeyi öğreniyor.

Üniversite’ye haricen üç talent harç ile kaydolan Kvothe için artık yepyeni bir yaşam başlıyor ve üçüncü bölüme yavaş yavaş giriş yapıyoruz.

Üniversite’de yeni dostlar ve düşmanlar edinen Kvothe için hem başarılı hem de zorlu dönemler başlamış oluyor. Artık bir gizemci olmak için çok çalışan Kvothe bir yandan da bir sonraki dönemin harcını nasıl yatıracağının hesaplarını yapmak zorunda kalıyor.

Son bölümü daha fazla uzatmayarak, tuz ve mıknatısın çok değerli olduğu bu dünyadaki Kvothe’nin yaşamını okumanızı kesinlikle öneriyorum.

*Kaynak: murekkepkokusu.net/?&syf=22&mkl=...