SAYGIN PORTAKALLAR

Aralık 2014 | Ruhsar Keleş, Öğrenci
Tanıdığım herkes çocukken uyurgezermiş neredeyse. Tuhaf. Bana sayıkladığımı söyleyen bile olmadı. Belki de ismini sayıklayacak kadar cesurca sevmedim kimseyi .
Geçen bıçak yoktu bir portakal soydum parmağımla mandalina soyar gibi ama üzüldüm sonra. Çünkü bence bıçakla soyulmayı hak edecek kadar saygındır portakallar, renkleri cürretkardır ve geç çürürler.
Aynı gün portakaldan sonra beş altı kişiyi çıkardım facebookdan birini engelledim hatta sonra tereddütle fakülteden bir kişiye arkadaşlık isteği yolladım. Facebookun popüleritesinin artık ne kadar düştüğüne facebookta gezinmenin nasıl da entelektüellik dışı olduğuna değinmek istemem şimdi. Sadece demek istediğim birine arkadaşlık isteği yollamak tuhaf şey. Gururunuzun milimetrik bir kısmını sıyırıp atıyormuş gibi küçük ama iç gıcıklayıcı bir his. Birazda riskli. En azından benim için öyle. Benim için ender bir şey.
Bazen düşünüyorumda o kedi suratlının beni ayaküstü tanıştırdığı kişiler bana hala gülümseyerek selam veriyorlar. Bu beni huzurlu hissettiriyor. Belki de diyorum beni dışarda, beni okul koridorlarında her gün gören bu insanlar tüm davranmalarımdan, tüm sakinliğimden, esenliğimden, tavrımdan anlıyorlardır benim hafif safsatalara nail biri olmadığımı. Ya da gülüşüm samimi geliyordur sadece ya da sadece bir selam kadar cömerttirler, ya da saçmalıyorum..
Ölüm kaç dakika sürer bilmiyorum. Ama ben sanki son bir yıldır ölüyorum. Amaçsızlıktan, pişmanlıktan, boşluktan. Kızgınım bir çok kişiye, en çok da kalbimde içmediği sigarasını söndürmüş olan, beni izafiyet teorisinin tam içine hapseden insana. Halbuki basitti kaygım başlamayı değil bilmeyi istiyordum. Yine de adını yüzüne söyleyebilmeyi ümid ediyorum.
Yazamıyorum da. Ben öyle her zaman içimi dökemiyorum. Ben içinde sinekler uçuşan hediye paketi gibiyim çoğu zaman.
Kanlı sahneler hayal etmekten kendimi alamıyorum. Bıçaklanmak nasıl bir duygudur mesela? Yıllarca huzurlu görünen ancak ailenin tüm fertlerine hapis olmuş, daima kızarmış yoğurtlu karnıbahar kokan bir evde, yaşı 45 50 arası seyrek, beyazlı ve dalgalı saçlı kadının elinde defalarca patates soyulmuş, soğan doğranmış, kavanoz kapakları açılmış, tahta saplı kör bıçağın karın boşluğundan aynı saniyede kas liflerini tek tek keserek içeri girmesi ve bir sonraki darbe için çıkmasıyla ılık, yapışkan ve yoğun kanın yavaş yavaş karnından aşağılara yapışması nasıl bir duygudur bilemiyorum ama bıçaklanarak ölmek güzel bir şey olmalı ya da genel olarak öldürülmek. Çünkü bu öldükten sonra da seni şirin yapar. Daha hatırlanası. Daha hayran. Tüm diğer ölümlerden farklı. İnsanlar John Lennon'u, Pippa Bacca'yı, Prenses Diana'yı bu yüzden unutmadı.
6585