SELEN'E ÇAĞRI: BAŞIMI UTANÇLA ÖNE EĞDİREN, ROBOTLARDAN RUHSUZ İNSANLAR

Kasım 2014 | Cem Turan, Bilgisayar Mühendisi
Bazen düşünüyorum, çok mu tenkit ediyorum bugünün insanını, fazlaca muhafazakar bakıp çağın dışına mı çıkarıyorum kendimi diye. Acaba nostaljik bir kuvvetin etkisiyle mi insanların değerlerini her geçen gün yitirdiğini, insan olma erdemlerini, şuurlarını rafa kaldırdıklarını çok sık vurguluyor, üstlerine çok mu gidiyorum diye öz eleştiri yapıyorum sık sık. Ancak daha sonra karşılaştıklarım bana haykırıyor, tıpkı bugün okuduğum bir kahredici haber gibi:

Hayır, az bile söylüyorum. Yerden yere vursam hak ediyor, bu insanlıktan geçerek robotizme varış. Herkesin teknoloji hayranlığını başka bir boyuta taşıdığı, yenilik adı altında ne görse ayakta alkışladığı, sorgusuz içeri buyur ettiği yeni trendde, "hayır, önce insan... " diye bayrak açmış bir Don Kişot olmaya razıyım, doğru bildiğim davada.

Bugünün insanı, kalbini ve beyninin soyut anlam işleyen sağ yarısını öldürüp onun yerine dokunmatik ekranlarda maharetlerini sergileyen parmaklarını geliştirmeye, sanal jargonların birer silik karakteri olmak konusunda bilinçsizce devam ettikçe daha vahşi, daha ruhsuz, daha gaddar, daha bencil bir insanımsı ırk olma yolunda hızla ilerliyoruz.

Buyurun, insanlığımdan utandıracak bir sahne daha: Kendileri zerre kadar erdem taşımayan insanların çocuklarını gönderdikleri yerin adı mıdır, okul? O çocuklarını elbette erdemli bir insan olarak yetişmeleri için değil, matematik, fen cengaveri olup testkolik limitlerini aşarak kariyerperest gerilla yetiştirmek için gönderen zavallılar zümresi. Bencil ve kendine tapan, mental yönden uçuk ve fakat ruhen, manen çökük, donuk bakışlı, mekanik android'ler üretmek için gönderiyorlar şüphesiz okula. Okuyup "büyük adam" olunca eşe dosta caka satmak için.

Basına yansıyan haber şöyle:

14963



"Antalya'da %30 bedensel engeli bulunan ve özel eğitim verilmesi gereken Piri Reis İlkokulu 2'nci sınıf öğrencisi Selen Sargın, Engeli nedeniyle okuldan uzaklaştırılmak istenilince Selen'e okulu ve sınıf öğretmeni sahip çıkarken veliler utanç verici bir eyleme imza atarak çocuklarını okula göndermedi... "

Yazıklar olsun demekten daha ilerisi yok, benim için. Yahu en iyi okul, en temel medrese, en gerçek inovasyon ve gelişim koçu ailedir, anne ve babadır. Aileyi bu kadar yerle yeksan edip, iskeletsiz beden gibi ortalarda adı var, kendi yok hale getirmeye kimin ne hakkı var? Üniversiteye girerken değil, evlenirken sınavlar yapılmalı insanlara. Yeni bir filiz vermeye hazır olgunluğa erişmeden, bu evlilikten çıkacak filizlere doğru yeşerme şansını verecek erdemlere haiz olmadan kimseler nikah memurunun karşısına oturamamalı bile. Evlilik, bu kesimin bağımlılık hastalığına düştükleri televizyon dizilerinde enjekte edildiği gibi bir oyun değil, aksine; tüm insanlık dokusunun üreyeceği çok değerli bir kök hücrenin inşasıdır.

Boşanmalardaki artış zaten vahim boyutlarda ama boşanmadan kısırlaşmış insanlık ve değersizlikle, hiç kabahatleri yokken özürlü, sorunlu, buhranlı, bencil, miskin, idealsiz, gayretsiz, paylaşımsız, inançsız yavruları saldım çayıra mevlam kayıra usulü büyütüp topluma verenlere ne demeli?

Bu haberdeki anne baba zoruyla, kendi takdiri dışında kendisine sınav olarak verilmiş fiziki bir engeli olan yavrucağı yalnız bırakmak densizliği için okula gönderilmemiş çocuklar yarın büyüyünce ne yapacak, hayata hangi gözlükle bakacak? Bunu tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Sık sık yazıp söylemekten artık usandığım gibi:

Armut elbet dibine düşecek!
Maalesef üzüm üzüme baka baka kararacak!
Kötü olan pekçok hastalık gibi toplum içinde süratle yayılacak, kötü huylu bir ur gibi hızla toplumun her uzvunu saracak ve toplum böyle çürüyor ve çürümüş olacak.

Anne baba olmak, dünyanın hiçbir işiyle mukayese edilemeyecek kadar zor, ulvi, sorumluluk yüklü, cezası ve mükafatı sınırsız özel mertebedir. Şaşıyorum; direksiyon başına geçmek için dahi türlü kurslara gidip sınavlara girenlerin, candan can doğuracak ve geliştirecek, toplumu şekillendirecek bir kurumun başına elini kolunu sallayarak geçebilmelerine. Anneliğin ve babalığın en önemli fonksiyonlarından biri; geçmişin kötü alışkanlıklarından, hastalıklarından gelecek neslin korunarak yetişmesini sağlamak olmamalı mı? Bu bir mükellefiyettir, görevdir. Biz kendi yetişmemizdeki yanlış uygulamaların faturasını, bizde bıraktıklarını bizden sonrakilere tahakkuk ettiremeyiz.

Yazıklar olsun bu yavruyu sınıfında yapayalnız bırakanlara. Yazıklar olsun, onun küçücük ruh dünyasını alaşağı edip, boğazına düğüm düğüm takılan engelinden dolayı suçluluk hissi yaşatanlara.

Bu denli ruhsuzluk inanınki bilgisayarlarda bile yok. Onlar bile, kendini oluşturan dinamikler çerçevesinde beklenen sonuçları üretiyor. Böylesi kıymetsiz çıktılar üretse şüphesiz yerleri çöplük olurdu.

Utanması gerekenler var aramızda: Makineden daha makine, çamaşır makinesinden daha mekanik, bilgisayardan daha katı yaşayıp, insanın 0 ve 1; iyilik ve kötülük, doğum ve ölüm arasında yaşattığı tüm duygu güzelliğini toprağa gömecek kadar aşağılaşmış canlılar var.

Konuyu bir süredir takip ediyorum ve bir vakıa, yani asparagas olmadığına kaniyim. Kaldıki bu ilk de değil; okumak isteyene müşkülat çıkarmak. Bazen yöneticiler bazen diğer velilerden geliyor bu engelleme. Oysa içinde öğretmenin öğretme, öğrencinin öğrenme aşkı ile mamur okullar öyle harikulade mekanlardırki, içinde bulunmak bile insana şifadır.

Eğer diğer öğrenciler için gerçekten bir kayıp ya da tehdit oluşturacaksa bunu da uzmanların yönlendirmesine müracaat ile değerlendirmeli. Zaten öğrencilerin ellerinden geleceği şekillendirecek tüm hayal gücünü, ideal bakışı alarak yerine ham bilgi ve kabullenişler koymak konusunda istekli olan bir öğretim sistemi varken bir de engelli olmanın hassas psikolojisinin okul yöneticileri, öğretmenler ve veliler tarafından anlaşılmaması sonucu hayattan kopmalara neden olunmamalı ve malzemesi insan olan eğitim ve öğretimin hatasının insanların ve toplumların yaşamında kalıcı olumsuz izler bırakacağı unutulmamalı.

İşte bundan dolayı, yegane öğretimin yeteceğini düşünen, hafızalara bilgi yüklemeyi her derde deva zanneden, eğitimle öğretimi ayırt etmekten yoksun bir bakış taşıyan ve güya eğitimcilik adına yapılanlara yoğun itirazım var. Biz öğretebiliriz ama eğitmedikçe adeta kendi mezarımızı kazıyoruz.

Bu örnek olayda; koca bir sınıfın içinde yalnız bırakılan Selen dışında herkes suçludur: Diğer öğrencilerin velileri gibi okul yönetimi ve Selen'in ebeveynleri de Selen'in ruh dünyasını gözetmeden, kendisine ortada kalmışlık hissi veren şartları oluşturmalarından ötürü kusurludurlar. Hiçbir minik kalp bu kadar ağır bir zulmü hak etmez.

Sen oku Selen, herşeye rağmen oku. Tüm bu insanımsı canlıların senin ruh dünyanı çökerten, kendini çok kötü hissettiren dışlamalarına rağmen oku ki sen bize lazımsın. Sen oku ve eğer ilgi alanına girerse, üniversitenle birlikte bizimle çalışmanı çok isteriz.

Bırak başkaları karanlıklarında boğulsun, sen de aydınlığa uçan kelebeklerden biri ol ve ar-ge ekibimize katılarak nöroenformatik projeler üret bizimle. Sırf insanlığa hediye olsun diye, senden sonra gelecekler güya eksik olan yönlerini teknolojiyle kapatsınlar diye.

Sana bu zulmü reva görenlerin kırık dökük bir mezar taşları ya olur ya olmaz lakin kimse hatırlamaz. Oysa insanlığa vereceğine inandığım fayda ve insanlara olan sevgin unutulmaz kılacak seni, tıpkı Edison gibi, Madam Curie gibi, İbn-i Sina gibi...

Bırak, onlar bir nefes kadar kısa ömürlerinde aklın ve kalbin gücünü keşfetmeden, bilekleriyle ya da hatim ettikleriyle çok kazanıp çok sefa sürsünler. Zaten tek bakiyeleri onlar olacak hayatlarının ama sen ilminle, ideallerinle, hayalinle bir abide olabilirsin.

Sabret; bilki okulunda sınıfın büyüdükçe sana sorulan soruların zorluk derecesi de artacak: Sana yaşatacakları sıkıntılar yaşınla birlikte artacak. Bunların tamamını ilahi bir sınav olarak gör ve sabret. Sabrın sonunun selamet olduğunu bil.

Ayrıca senden özür diliyorum DNA yapım benzeşik olanların yaptıklarından ötürü. Bu arada maymunlarla aramızdaki genetik fark da sadece yüzde birbuçuk. Belki de böyle kolay ayağımızın kayması bundandır, şuursuzluğa.

Seni bekliyoruz Selen ve diğerlerini. Fiziksel değil ilim ve erdemli duruş yoksunluğudur, asıl engellilik. Yerin hazır aramızda, biz senin fiziğine değil kalbinin ve aklının ürettiklerine talibiz.

Cem TURAN

Makale orjinali: turancem.blogspot.com.tr/2014/11/selene-...