Sosyal Statü ve Güzellik İdealleri İle İlişkili Olarak Kadın Giyiminin Analizi

Ağustos 2014 | Ayhan Şimşek, Gezgin
Antik Yunan

İnsanların neden fiziksel güzelliği arzuladığı sorulduğunda Aristo “Kör olmayan hiç kimse bu soruyu soramaz” diye cevap verdi. Güzellik çekiciliğinin doğuştan olması Aristo’yu düşündürmüştür. Yunan resim ve heykelleri Yunanlıların ideal insan biçimine çok fazla değer verdiklerini görmemize kesinlikle izin veriyor. Antik Yunanlılar bedeni bir bütün olarak değerlendiriyorlarmış gibi görünüyor. Güzelliği onun bütünlüğünde buldular ve bütünlüğünden zevk aldılar, ve bedendeki cinsel odakları, cinsel organlarla sınırlı kalmadı (Taylor, 54) . Kadınları heykellerinde genç ve yuvarlak olarak betimlediler; yüksek konik göğüslerle birleşen konik bir bel ve kavisli kalçalar. Kadınlar Yunan toplumundaki en büyük işlevlerini temsilen, annelik için mükemmel tekneler olarak betimlendi (Tyrrell, xiv) .

Tüm objelerin dengesi ve uyumu en fazla önemi içerir, diğer bir yandan, Aristo tüm biçimlerin zihinde işlevleriyle birlikte değerlendirilmesi konusunda ısrar eder, “ Verilen bir materyal, bir biçim ve bunların birleşimi, madde ve biçimin birleşiminin birincil birlikteliği; bundan dolayı, bir anlamda onun materyalinin bir parçası olarak; diğer bir anlamda bir parçası olmayarak, parçalarının sadece tanımlarının yapılabileceği öğeler olduğu... En azından her bir oluşun doğru tanımı, onun işlevine referans gösterilmeden yapılamaz” (Aristotle 150-151) .

Aristo varoluş biçiminin sayısız parçalar olarak değil bir bütün kavram olarak gözlemlenmesi ve bir obje için varoluşun işleviyle ilişkisiz olarak mümkün olamayacağı konusunda ısrar eder. Bu belki de Yunanlının tüm bedeni ve onun elbiselerinin gösterilebildiği heykelleri tercih etmesini açıklayabilmektedir. Helenistik Yunan heykelleri kadın erotisimine karşı yeni bir ilgiyi ortaya çıkarır. M. Ö. Dördüncü yüzyıldan önce pek çok heykel sadece giysilerle ağır bir şekilde örtülmüş dişi nesneleri barındırıyordu. Atinalılar Yunanlı ve Barbarların arasındaki farkı sembolize eden, kişinin üstünlüğünü ima eden, erkek çıplaklığından büyük haz alıyordu. Bu “kahramanca” çıplaklık çoğunlukla damgalanarak, Atinalı erkekleri temsil etmekle sınırlandırılmıştır (Pomeroy, 142) . Atinalı kadın kural gereği atletik aktivitelere katılamıyorlardı ve soyunmaları için de bir neden yoktu (143) . Ancak, Helenistik sanatın en dikkat çekici özelliği belki de heykelde çıplak kadın figürünün gelişmesidir. Çıplak kadının ortaya koyulmasında en yaygın olan, cinsel çekiciliğinin yanı sıra dinsel idealleri şekillendiren, Afrodit’dir. Böylelikle kadın formu cinselliğe dikkat çekmeye başlamıştır (145) .

Yunan heykeli, Aristo’nun biçim ve işleve ilişkin kurallarını akılda tutarak, Yunan giyiminin değerlendirilmesine olanak sağlıyor. Giyim bağlamında, biçiminin, giysinin işleviyle bağlantılı olarak değerlendirilmesi zorunludur. Bir kişinin giyiminin analizi onun toplum içindeki yerinin keşfedilmesini sağlayabilir. Yunanlı kadınlar ve erkekler birbirlerine benzer biçimde keten[1] giyiyordu. Erkekler diz boyu keten tercih ederlerken, kadınlar bilek boyunu tercih ediyordu (Ewing, 14) . Odisseus ve İlyada’da da kuşakla bağlanan bel gibi çeşitli bağlama materyallerinin kullanıldığı bölgelere gönderme yapılmıştır. Bu, Dorik ketenin ve elbiseyle beden yapısını bir araya getirenin altına gizlemişti (Abrahams, 45) . Homer Truvalı kadınları göğüslerin birbirinden ayrıklığına işaret eden “derin göğüslü” elbiselerle tarif ederken, barbar esirleri ince belli Knossos’lu kadınlara gönderme yaparak “derin kemerli” olarak tarif etmiştir (Abrahams, 15) . Bundan dolayı korsenin ataları Yunanlı sıkıştırılmış kadınlardır.

Kadın ve erkek giysileri toplumdaki işlevlerine göre oldukça büyük farklılıklar gösteriyordu. Erkekler savaşçılar olduklarından hareket kabiliyetine olanak verecek kısa ve bol kumaşlar kullanırken, kadınlar uzun ve dar kumaşlar içinde kısıtlanmışlardı. Aslında Yunanlıların kültürel idealleri yetişkin erkek savaşçılardı. Bu durum, erkek çocuklarının büyüdüklerinde savaşçı ve baba, kız çocuklarınınsa kocalarına eş ve oğullarına anne olmalarına dayanıyordu (Tyrrell, xiv) . Heredot buna M. Ö. 568’deki Atinalı kadınların giyimindeki değişimi tarif ederken vurgu yapar. Önceleri keten kemikten veya metalden yapılmış olan bir iğne yardımıyla omuzlardan tutturuluyordu. Heredot, haber iletebilen tek bir erkeğin sağ kaldığı büyük bir Yunan yenilgisinden sonra kadın giysilerinin nasıl değiştiğinden bahseder. Eşlerinin ölüm haberiyle çılgına dönen Yunanlı kadınlar, büyük öfke içinde haberciyi broşlarıyla bıçaklayarak öldürürler. Sonrasında ise kadınlar hiç iğne kullanılmayan İyona ait giysi biçimini kullanmaya zorlanarak cezalandırılırlar. Giysilerindeki iğneler kadınların öfkelenmelerine ve eyleme geçmelerine izin verdiğinden giysileri değiştirilmiştir. Yunanlı kadınların giysileri, algılanılan toplumsal rollerince dikte edilmiş gibi görünmektedir.

Ancak Yunanlı kadınlar için bazı istisnalar söz konusuydu. Bazı Yunanlı kadın anıtlarında kısa keten bulunmuştur. Bu anıtlardaki giysiler uzun tarzdaki gibi bir düzene ve bağlamalara sahip olsa da boyları ancak dizlere ulaşabiliyordu. Bu giysiler egzersiz yapan ya da savaşan Amazon kadınlar tarafından giyiliyordu. Giysiler çoğunlukla yay kullanan Amazon savaşçıya kolaylık sağlamak amacıyla sağ göğüsü açıkta bırakacak şekilde uyarlanmıştı (Evans, 34) . Giysideki farklılık Amazon kadının kültürel rolünü yansıtmaktaydı. Yunanlıların imgeleminde, Amazonlar, kadınların erkekleri yetiştirme rolleriyle terkedilmişlikleri ve kadınsı özellikler yerine erkeksi özellikleri kendilerine mal etmelerinden dolayı ortaya çıkan yıkıcı güçlerin serbest kalmasını temsil eder (Yalom, 23) . Amazon miti kültürel zorunluluğun tersine çevrilmesidir: oğullarının annesi olmayı reddedip savaşa giden kadınlar (Tyrrell, xiv) . Bu kadınlar erkek giysilerini ve harekete geçmeyi benimseyerek güç kazanırlar. Sağ göğüsün hatta pek çok durumda her iki göğüsün açılarak zincirlerinden kurtulması kadınların onlardan hayatlarını mütevazi bir şekilde meme vermeye dayandırmalarını isteyen erkek egemen kültüre teslim olmaktaki isteksizliklerini ilan eder. Spekturumun diğer tarafında ise başka bir örnek, göğüslerini başka bir amaçla açan Hetairalar vardır; fahişelik (Yalom, 160) . Hetaira kelimesi erkeklerle arkadaş olan ve zengin erkeklerle düşüp kalkarak entelektüel ve artistik yeteneklerini besleyebilecekleri eşsiz eğitim ayrıcalığından zevk alan fahişeler anlamına gelmektedir (Pomeroy, 89) . Hetairalar aşikar biçimde ücretlilerdi. Onlar Yunanlı kadınlar arasında bir tek onlar kendi ekonomik özgürlüklerine sahiplerdi. Mısırlı bir fahişenin Sappho’nun erkek kardeşi tarafından serbest bırakıldığı Rodopis zamanından beri, fahişelerin, servetlerini sıradışı yollarla harcamalarından feragat ettiklerine inanılmaktadır. Ropodis’in parayı bir piramid inşa etmekte kullandığı varsayılmaktadır (91) .

Bu kadınlar mükemmel bir biçimde birbirinden ayrılan iki dişil gücü elde etmişlerdir. Amazonlar gücü erkeklerden tamamen ayrı yaşayarak bulmuşlardı. Yalnız kadınların olduğu topluluklarında bir göğüsün çıkarılması ve fiziksel becerilerin arttırılması onur rozeti gibiydi. Diğer bir yandan Hetairalar bir bakıma kendi özgürlüklerini kazanabilmişlerdi. Bir kadın vücudunu kullanarak fahişeliği seçebilirdi. Eğer yeterince akıllıysa yeterli parayı biriktirerek kendi genelevini açarak erkeklerden ayrı kendi ekonomik özgürlüğünü elde edebilirdi (Pomeroy, 91) . Ancak bu tip bir güç kadınların düşürülmüş statülerini devam ettirdiklerinden belirsiz bir tip güçtür. Maalesef erkek egemen bir toplumda kadın vücudunun sömürülmesi oldukça karlı bir iştir. Sonuç olarak, hem Hetarailer hem Amazonlar kocalarına eş görevini yerine getiren kadınlardan daha yüksek bir statüye sahip olmayı istemişler ve bunu giysileri ile göstermişlerdir. Ancak, somutlaştırılmış fahişelikte güç yalnız bedenin yanlış kullanımıyla kazanılabilirken, Amazonlar gücü erkeksiz bir toplum yaratarak kazanmışlardır. Yani hiçbiri normal toplumda doğru eşitliğe ulaşamamıştır.

Yunanlılar üzerine güç uygulanarak sıkıştırılan söz dinler eşin vücut bölgesine işaret eden korsenin öncelini icat etmişlerdir. Ancak, Amazon kadın buna tamamen isyan etmiştir. Onlar kısa ve sağ göğüslerini açıkta bırakan ketenler giydiler (tabi eğer o göğüs yerinde ise, çünkü pek çoğu göğüslerini yay kullanımlarının gelişmesi için kesiyordu) . Onlar uygun eş biçiminin antiteziydiler ve giysileri de saf bir biçimde işlevseldi (Houston, 50) .

Eyvah, 80’lerin modası geri geliyor!

YASEMİN ÖZDEMİR
Dünyanın en ünlü markalarına moda danışmanlığı yapan, dünya modasının yeni sezondaki trendlerini belirleyen P& G Beauty, 2006 sonbahar/kış modasını açıkladı. Dünyanın lider markaları Gucci, Hugo Boss, Escada, Lacoste, Max Faktör, Blendax, Pantene, Wella Head & Shoulders, Olay, Braun, Ipana ve Orkid’in moda ve güzellik trendlerini oluşturan P& G’nin raporuna göre; önümüzdeki sezonun modasında donuk ve soğuk renkler ile dağınıklık, serserilik ve karamsarlık hakim olacak.

Modada 80’lere geri dönüş sayılan rapora göre trendler 4 gruba ayırılmış. İlk trend grubu; yıkım, yok oluş ve çöküş gibi temaların hakim olduğu kasvetli asillik; Lady Macbeth. İkinci trend grubu ise dev çantalı ve platform topuklu başarıya tutkun iş kadınları için; ‘Başarı Tutkusu’. Üçüncü trend, genç kızlar, kendini genç hisseden bayanlara ‘saçlarınızı örün’ diyor. Ayrıca bu sezon soluk grileri, siyah ve kahverengileri giymeye hazırlanın! Yeni sezonun sloganı ise ‘Gösterişli serseri’lik. Dördüncü trend, seksenlerin “ben geldim” dediği tarzı sunuyor; kazaklarda, paltolarda ve elbiselerde ekstra hacim hakim. Moda dördüncü trende ‘Ekstra Hacim’ diyor.

Kasvetli asillik

Önümüzdeki sezonun ilk trend grubu ‘Lady Macbeth’; bu grupta ekoseli ve dantelli kıyafetleri, geniş deri kemerler ve zincirli çantalar tamamlıyor. Bu sezon yavaş yavaş görmeye başladığımız platform topuk, parlak çizme ile birleştirilmiş ve yaygınlaşıyor. Aksesuar olarak da uzun ve büyük deri veya süet eldivenler seçilmiş. Bu kasvetli asilliği uzun dağınık saçlar ve pürüzsüz, porselen parlaklığındaki yüz tamamlıyor.

Dev çantalar, platform topuklar…

İkinci grup ‘Başarı Tutkusu’ iş kadınlarını yönlendiriyor. Kıyafetlerde bol kesim ve siyah takım elbiseler hakim. Kıyafeti tamamlayan takılar ise bu trendde olabildiğince az. Laptopların taşınabileceği dev çantaların şıklığını, geçtiğimiz sezonun ince topuklu, sivri uçlu ayakkabıları yerine platform topuklu ayakkabılar tamamlayacak. Gözlüklerde siyah çerçeve ile kaşlarda 80’lerin dağınıklığı ve gürlüğü bu trend ile geri dönüyor. Bu sezon saçlarda yandan ayırma modeli tercih edilecek.

Asi ve erkeksi...

Sırayı ‘Gösterişli Serseri’ trendi takip ediyor. Yünlü şapkalar, parmaksız eldivenler ve yine elde taşınan deri çantalar ile pantolonlardaki bol ve erkeksi kesim trendi oluşturuyor. Her zamankinin aksine soluk renklerdeki büyük beden kıyafetler ve topuklu kısa ya da uzun çizmeler seçilmiş. Bu trendin saçlarında ciddi bir görünüm sağlamak için bükmeler, örgüler ve kuyruklar ön planda. Şıklığı yeşil, kahverengi, mavi tonlarındaki gölgeler tamamlıyor.

Sade ama farklı...

Dördüncü trend farklılığı arayanlar için tasarlanmış. “Ekstra Hacim”i tercih edenler geniş paltolar, elbiseler, gömlekler, balon etekler giyecek. Saçlar bütün trendlerde olduğu gibi dağınık, fakat kısa veya kırpılmış tipteki perçemler yine geri döndü. Bu sezon makyaj yok, sade ve pejmürde görünüm hakim olacak. P& G Beauty Uluslararası Trend Raporu'ndan In'ler & Out'lar:

Mini Etek 1 Numaralı Moda İkonu

Mini etek, tüm zamanların en ikonik moda öğesi olarak seçildi.

Tasarımcı Andre Courreges tarafından yaratılan ve Mary Quant tarafından popülarize edilen mini etek, özgür altmışların en önemli sembolü oldu.

Zamanın sınavından geçmesinin ardından, bugün bile hala her kadının gardırobunun temel bir parçası olmaya devam ediyor.

Blucin ise, şık Harvey Nichols mağazası oylamasına göre halkın ikinci favori giyim eşyası oldu.

Yıllarca blucinler, sadece iş kıyafetleri olarak kullanıldı. Fakat 1950'lerde, James Dean ve Marlon Brando gibi ünlülerin de etkisiyle gençliğin beğenisini kazanarak kendisine popüler ve karizmatik bir kimlik edindi.

Listede üçüncü sırada ise, her dönemin giysisi, siyah elbiseler var.

1926'da Coco Chanel tarafından yaratıldı ve modaya uygun kalabilmesi için her onyılda bir LBD tarafından değiştirip geliştirdi.

Listenin beşinci sırasını, son dönemlerde Kate Moss ve Sienna Miller ile tekrar gündeme gelen kovboy botları aldı.

İlk beşteki bu parlak tasarımlar, 1970'lerde gelip geçen birçok rakibe rağmen popülerliğini korumaya devam etti.

Pantolonlar birçok kıyafet arasında hem en popülerler hem de en nefret edilenler listesinde yer alan tek kategori.

Çan kesimli geniş paçalar da en kötü moda listesinde beşinci sırada yer aldı.

1950'lerde erkeklerin kıyafet alım sıklıklıkları birbirleri arasında farklılık gösteriyordu. Orta sınıfa mensup olanlar, çalışanlara nazaran daha sık takım elbise alıyordı. Bu olay 1988'lere kadar -her ne kadar bu dönemde alınan kıyafetler takım elbiselerden kota, spor gömleklere, spor kıyafetlere geçiş gösterdiysede- devam etti.

Ancak, 1973’te çalışan erkeklerin, orta sınıftakilerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda kot, spor gömlek, spor kıyafetler gibi rahat giysileri aldığı görüldü. Bu spor kıyafetleri giymek, iş kıyafetleri giymekten daha fazla postmodernist duyarlılık gösteriyordu.

Kadınlar, 1950’li yıllarda ‘Cigarette’ olarak adlandırılan dar pantolonlar, çiçek motifli kadınsı detaylar taşıyan ‘top’lar, dar ve kısacık ceketler giyiyorlardı. Ayrıca Amerikan filmlerinde sık sık gördüğümüz seksi gecelik ‘baby doll’ler, mini etekle bağdaşan ‘baby doll’ tarzı bluzlar ve Brigitte Bardot stili sarı saçlar oldukça revaçtaydı.

1960’lı yıllarda başlayan hazır giyim (pret a porter) kavramı, moda tarihi bilincini podyumlara taşımaya başladı. Modayı etkileyen önemli akımlar, arşivlerin süzgeçten geçirilerek güncellenmesiyle doğdu. 1960’larda mini etek ‘sokak tarzı’ tarafından benimsenmeye başladı.

Savaş sonrası periyotta erkeksi üniformalar, erkeklerle benzer işlerde çalışan kadınlarda da görünmeye başladı. 1940’larda nakliye işinde çalışan kadınlar erkeklerle aynı şeyleri giyiyorlardı.

Eyalet ve yerel hükümetleri cinsiyet ayrımından uzaklaştırmak için, Amerikan polis departmanı, 1972’de Civil Rights Act’ı (renk, cinsiyet ayırımı gözetmeksizin herkesin yararlanabileceğini öngören ve mağdur olanlara güvence getiren kanun) değiştiren kongreden sonra erkek üniformalarını, kadınların da benimsemesini sağladı. 1973’lerin başında tüm ülke çapındaki polis departmanları, bütün kadınlara, uygun giyinebilme konusunda, erkeklerle aynı hakları verdi.

Etekler pantolonlarla yer değiştirdi, erkeklerin giydiğiyle büyük ölçüde benzer özellikleri olan pantolon, kravat, şapkadan oluşan takımlar yaratıldı. Akabinde demiryolu kondüktörleri, hemşireler ve hava yolları hostesleri işlerinin bir parçası olarak uniseks üniformalar giymeye başladılar.

1978’deki koleksiyonlarda, farklı bir pazar ve daha az sıkıcı bir değişim için sokak punk giysilerinin ağır elementleri –siyah tutsak pantolonları, zincirli ve çengelli iğneli deri ceketler- kullanılmaya başlandı.

Club yaşamının ve popüler müziğin etkilerinin 1981’lerde görülmesiyle kıyafetlerde yeniden bir değişiklik yaşandı.

Amerika ve Fransa’da, 1960’tan sonra kadınların kişi başına giyim masrafları erkekler kıyasla oldukça büyük artış gösterdi. 1990’da Amerikan kadınları erkeklerin 2 katı, 1984’te Fransız kadınları erkeklerden %30 daha fazla giyim harcaması yapıyordu. Kadın ve erkek arasındaki bu farklılığın psikolojik boyutu kadınların moda temelindeki artış gösteren temel kodlara erkeklerden daha kolay adapte olabilmeleri olarak açıklanmaktadır. Kadınlar postmodern modanın gereklerini yerine getirebilme konusunda daha üstün olmaları giyim alışkanlıklarına da yansımaktadır.

Erkeklerin kıyafet seçimi şu an olduğu gibi o zamanlarda da onların sosyal pozisyonlarının açıklanmasında yararlı oluyordu. Erkeklerin giyim alışkanlıkları sosyal ve endüstri sonrası sosyeteyi gösteren kültürel değişikliklerin bir barometresi gibiydi. Sosyal sınıflar arasındaki hiyerarşik ilişkiler iş yerinde giyilen kıyafeti etkilerken iş yeri dışında rahat aktivitelerin önemi artmakta ve sınıf kodlu giyimden çok, yaş bazlı olacak şekilde karakterize olmaktadır. Bütün bunların etkisiyle Avrupa’da ve Amerika’da kıyafet satışlarında yaş çok önemli bir faktör haline geldi. 1950’lere zıt olarak bugünün modası gençlerin tarzına doğru yöneldi.

Erkeklerde de giyimin doğası kadınlarda olduğu gibi çok önemli değişiklikler göstermiştir. 19. Yüzyılda şapka, fiili veya geçici, sosyal bir statü gösterirken 20. Yüzyılda iş yerinde giyilen kıyafetler de (rahat kıyafetler, özellikle de t-shirtler) kişilerin kimlikleri hakkında bilgi veriyordı. Kotlar ve t-shirtler, tamamen birbirinden farklı anlamlar gösteriyor. Ayrıca bu dönemde erkek giyiminin ana elemanı olan iş kıyafeti devri kapandı ve anlamında da bir daralma oldu. Aynı zamanda çeşitli kıyafet tipleri ortadan kalktı ancak, siyah derinin motosiklet ceketi olması gibi, güçlü negatif çağrışımlar baskın kültüre sembolik çağrışımlar olarak kullanıldı.

Dışarıdan görüldüğünden daha geniş ve daha karmaşık bir kavram olan moda için 1978’den sonraki 10 yıllık dönem, 1950’lerin motor endüstrisinde, 1970’lerin bilgisayarda olduğu gibi azimli, sonuca götüren bir dönem olmuştur. Ralph Lauren, Calvin Klein ve Giorgio Armani gibi tasarımcılar 1970’lerin ortalarında imkansız gibi görülen bir hızla hiç yoktan önemli bir moda imparatorluğu kurmuşlar ve tasarımcı parası, tasarımcıların sosyal statülerine kaymıştır.

20. Yüzyılın sonlarında, kadın özgürlüğünün sembolü olan kravatlar ve erkeklerin 19. Yüzyıldaki sosyal statülerine gönüllü karşı koyma, bu zamanlarda kimin, nerede, ne giydiğine bağlı olmaya başladı. Bütün bunlar reklamlarda, moda dergilerinde ve filmlerdeki kadın özgürlüğünün bir sembolü olarak görüldü.

1980’lerin başında idareci kadınlar için eğik kravatlar, muhtemelen kadın gücünün tehdit edilemez iddiası olarak, bayağı popüler oldu. Buna karşılık, sık sık çalışan kadına uygulanan kravatlar (hem kamu sektöründe (askerlik) hem özel sektörde (hava yolları, demir yolları)) anlamını kaybetti ve kadının değişik türdeki bürokratik ve hiyerarşik yapıdaki rutinleşmiş özümsemesini yansıtmaya başladı.

Bu zamanlarda ortaya çıkan süpermodel veya tasarımcı etiketi olan “cat walk” stili kısa sürede bütün sosyal ve coğrafik alanlara ulaştı. Modada bu bağlamdaki değişiklik 20. Yüzyılın sonlarındaki “lifestyle” veya kültürel deneyimlerle azalma yoluna girebilir.

Moda daha sade ve takdir edilmiş bir yol izlerken, bazı ekonomik ve sosyal trendleri de yansıtmıştır.

Sembolik direnişe karşı alternatif kıyafetler...

Tarihteki ve kadın dergilerindeki Victorian kültürü, genellikle yerel ideoloji üzerinde baskı uyguluyordu fakat gariptir ki giyimde de bir kararsızlık vardı. Bunun bir sebebi de neden giyimin, yazılı kültüre ters olarak, sözlü ve yazılı sözlü olmayan kültürler arası farklılıklara baskı gösterdiğiydi. Bu farklılıklar sonucu kadınlarda alternatif bir giyim tarzı çıktı. Bu tarzda erkeklerle ortak yönde, gösterişli, ve baskın stile direnen bir giyim vardı. Ayrıca bu tarz daha ucuzdu, üretimi karmaşık değildi ve sınıf farkı gözetmiyordu.

Bu tarz sosyal değişimleri ve sembollerin nasıl değişen yapıya, sosyal kurallara uyum sağladığını tasvir ediyordu. Bu stil daha çok feminist hareketi destekleyen kadınlar tarafından tercih edildi.

Ancak, İngiltere'de kadınların oy kullanma hakkını savunan kadınların hareketi “Women’s Social and Political Union” sert bir şekilde kıyafetlerdeki sembolik güç olan alternatif tarzı reddetti. Reddetmelerinin temelinde bu hakkı savunan kadınların kamu alanını istilaya itilmesi, politik toplantılarına engel olunması ve bazen de mülkiyete zarar verilmesi yatıyordu. Bu hareketler sonunda kadının toplumdaki yeri ve neler yapabileceği gösterilmiş oldu.

19. Yüzyılla karşılaştırdığımızda 20. Yüzyıl sonlarındaki kıyafetlerin daha karmaşık olduğunu görmekteyiz. 19. Yüzyıl kıyafetleri sınıf ve bölgeler arasındaki farklılıkları baz alıyordu. Şehirlerde sınıf kodlarını kabul etmek ve yorumlamak kolayken bölgesel kodlar yersiz görülüyordu.

20. Yüzyılın sonlarında ise çeşitli tiplerdeki işler için giyilen kıyafetler deşifre edilmeye oldukça açıktı. Erkekler arasındaki temel farklılık takım elbise giyenler ve giymeyenler arasında ortaya çıkmıştı. Ancak sokak tarzı 19. Yüzyıldaki tarzdan çok daha fazla karmaşık. Rahat kıyafetlerin tanımlanması mesleki kıyafetlere göre daha zordur, çünkü bunlar kişinin kendisini ifade etmesinde bir araçtır ve çok fazla farklılık gösterir.

Kadınlarda 19. Yüzyılda, cinsiyet ve kişisel kimlik etkilerinin görüldüğü kültürel normlara uygun giyim ve fiziksel görünümdeki değişiklikler, moda değişimindeki klasik modeli takip etti. Bunlar moda tasarımcıları tarafından teklif edildi, önde gelen eğlendiriciler tarafından popüler hale getirildi ve yüksek sınıftaki kadınlar ve bu sınıfa girmek isteyenler tarafından kullanıldı. Fransa’da ortaya çıkan moda giyim, bu ülkedeki geleneksel kadın modellerinin baskısıyla kullanılmaya başlandı.

Buna ters olarak, giyimdeki ve fiziksel görünümdeki yüksek ve orta sınıf normlarındaki değişiklikler marjinal kadınlar arasında başladı ve kamu alanında ayrı bir yere kondu. Bütün bu sınıflara mensup kadınlar kamu alanının avantajlarından yararlandılar, giyimde erkeksi tarzı kabul ettiler, baskın kültüre isyanlarını göstermediler, fakat çeşitli tiplerdeki aktiviteleri kolaylaştırdılar.

19. Yüzyılda demode olan giyim çeşitleri 20. Yüzyılda nispeten veya tamamen baskın tarz olarak ortaya çıktı.

19. Yüzyılda bazı şeylerden mahrum edilmenin başlıca sebepleri arasında insanların sosyal statüsünün seviyesi ve uygunsuz karşılanacağı düşüncesi yer alıyordu. 20. Yüzyılın sonlarında ise bu sebepler yerini yaş ve bazı zamanlarda da kişiler arasındaki yarış faktörüne bıraktı. 19. Yüzyılda yaşayan kadınlar ve 20. Yüzyılda yaşayanların azınlığı, kendi iletişim tarzlarını moda sayesinde geliştirdiler. Sonunda, bu alternatif gündem sterotip veya karikatürler gibi moda tarafından özümsendi.

Ayrıca giyilen kıyafetler, sosyal grupların birbirlerini anlamaları konusunda da bir yol oluşturuyordu. Bir iletişim olarak giyim, evrensel dilden çok bölgesel bir dil haline geldi.

Moda ve giyim, sosyal yapı ve kültür arasındaki ilişkileri fark etme konusunda bir ipucu sunmakta, ayrıca parçalanmış toplumlardaki kültür denetimi için izlenecek yol konusunda bir işaret oluşturmaktadır. 21. Yüzyılın artan çok kültürlülük ortamında, giyim kodlarının sosyal gruplar ve bölümler arasındaki ilişki üzerinde ve çelişen hegemonyalara karşılık vermedeki etkisi giderek artmaktadır.

Bugün olduğu gibi o zamanlarda da moda konusunda ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ sözü önemli bir yer tutuyordu. Nasıl şu günlerde eskiye rağbet fazlalaştıysa, geçmiş zamanlarda moda olan şeyler birer birer ortaya çıkıyor, herhangi bir savaş veya sosyal olay büyük değişikliklere yol açıyorsa o zamanlarda da aynı gelişmeleri görmek mümkündü.

Bütün bu değişimler yaşanırken "tasarımcılığın" ve kendisini ifade etmek isteyen, bu yönde kıyafetler yaratan "tasarımcılar"ın ortaya çıkması kaçınılmazdı... .

Kaynak:

Fashion and Its Social Agendas (Class, Gender and Identity in Clothing), Diana Crane

The Culture of Fashion, Christopher Breward

Moda, Kültür ve Kimlik, Fred Davis