TARIMDA İNOVASYON

Eylül 2016 | Süleyman Gönülkırmaz, Ziraat Mühendisi
Tarım ürünlerinin yetiştirilmesi, taşınması, depolanması, çok sayıda
yiyeceğe dönüştürülmesi, hammadde yapılması, pazarlanma ve sunum
sistemini de kapsayacak yeni fikir ve metotlarla katma değer yaratan
ürün ve hizmetlerin tamamını “Tarımda İnovasyon” olarak tanımladım.

“Tarımda İnovasyon”u yaratmanın en kolay yolu daha çok “Butik/Yerel
Tarımsal Faaliyet Alanları” diyebiliriz. Bu işletmelerde inovasyon
oluşturmak ve uygulamaya koymak daha kolaydır. Butik/Yerel tarımsal
oluşumlardan istenilen değer elde edilmesi durumunda uygulamayı revize
etmek ve yenilemek her zaman mümkündür.

Tarımsal faaliyetin en büyük girdisi aslında “insan”dır. Bu konunun
altının çok iyi çizilmesi gerekmektedir. Türkiye nüfusunun yaklaşık
%25’i bir şekilde uzaktan/yakından tarımla ilgilidir. Bu, Türkiye nüfusu
açısından çok önemlidir. Bu tarım grubunun eğitilmesi, farklı üretim
sistemlerine cesaretlendirilmesi, gelirinin artırılması ve mutlu
insanlar olmasını bir ziraat mühendisi olarak çok önemsiyorum. Yaşamını
tarıma adamış kişilere katkı sağlamak adına gördüklerimi ve
öğrendiklerimi “Tarımda inovasyon” adı altında yazmak istedim. Bu
yazımda akademik bir dil kullanmayacağım, farklı inovasyon yarışmalarına
katılmam nedeniyle daha çok tarla, doğa, köy, işletme ve seyahatlerde
gördüklerim üzerinden “Tarımda İnovasyon”u doğaçlama yazdım.

Toroslar’da bir etüt çalışması yaparken bir çiftçi ile karşılaştım,
ne iş yaptığını öğrenmek istedim, hayvancılık yaptığını söyledi. Etrafta
hiç bir ahır ve hayvan yetiştirmeye yönelik bir tesis göremediğimi
söyledim. Hikayesi beni çok etkiledi.

Hikayesi; “Günümüzde hayvanları evcilleştiriyoruz, ben ise onları
yabanileştirdim. 400 tane keçim var, onlara dağda bir bölgede
konaklamayı öğrettim. Ardından dağdaki ahırı da yok ettim. Haftada iki
gün onlara su götürüyorum, keçilerin bulunduğu meydana gelince 6-7 defa
güçlü ıslık çalıyorum, hepsi vadilerden koşarak toplanıyorlar.
Hayvanların su teknelerine sularını dolduruyorum ve kabaca hayvan
sayımını yapıyorum. Su ve ıslık bizim buluşmamızı sağlıyor, hiç
birisinden süt almıyorum, sütleri yavrularına kalıyor, benim işim
yetiştiricilik üzerine, gelişenleri belli dönemlerde alıp, pazarlıyorum”
dedi. Kışın dedim anlatmaya devam etti. “Keçilerin beni unutmaması ve
bağımlılığının devam etmesi için de kışın su yerine daha çok yem ve kuru
yonca veririm” dedi. Bu çiftçiden kendime göre bir ders aldım,
inovasyonu yaşam ortamına göre oluşturmuş ve bir şekilde kurmuş.

Anadolu tam bir meyve bahçesidir. Meyve çeşitliliği 200’ün üzerinde
olmasına karşılık, en yaygın ticaretin, taze/kuru meyve ve meyve suyu
şeklinden daha öteye ulaşamadığı gözüküyor. Anadolu’nun meyve tatları
farklı yiyeceklerle harmanlanarak buluşturularak yeni doğal lezzetlerin
elde edilmesi gerekliliktir. Bu lezzetlerin elde edilmesi yolu da çok
eski yıllarda yapılmış daha sonra zahmetleri nedeni ile bırakılmış ve
unutulmuş yerel üretimlerdir.

Elazığ’a eşimin ailesi ziyarete gitmiştim. Egeli olduğumu, ailemin
bağcılıkla uğraştığını söyledim. Yaşlı bir kadın “Üzümden ne
yaparsınız? ” dedi. Yaş ve kuru olarak satarız bazen de pekmez yaparız
dedim. “Hepsi bu mudur? ” dedi. Ben de “Eveté dedim. Kadın “O üzümün
şırasını bana verin, ben onla neler yaparım” dedi. Güngörmüş kadının
gözleri bana siz hiç bir şey yapmıyorsunuz der gibiydi.

Anadolu, doğal ve aromatik bitkiler yönüyle zengin çeşitliliğe sahip
ilginç bir bahçedir. Bu bitkileri sağlık alanında kullanan ülke Japonya
ve Almanya, kozmetik alanında kullanan ülke ise Fransa’dır. Bazı
ülkelerde organik üretimlerde suni tarım ilaçları yerine bu bitkilerden
doğal ilaçlar yapma yönünde Ar-Ge çalışmalarına başlanmıştır. Korkarım
ki patentlenme çalışması tamamlandığında doğal bu ilaçları yakın zaman
diliminde raflarımızda sadece satıcı konumunda olacağız. Meslekte yeni
olan ziraat mühendislerinin bu özellikte Ar-Ge çalışmalarında yer
almalarına dikkat çekmek istiyorum.

Manisa İli Akhisar İlçesi’nde yaşayan Okan Bakır ilginç bir tavuk
çiftliği kuruyor. Uzun yıllar yurtdışı inşaat şirketlerinde çalışarak
elde ettiği deneyimlerle tavukları tutsak etmeden yarı kontrollü bir
çiftlik kuruyor. Bu çiftlikle birlikte başlangıçta büyük sıkıntılarda
çekiyor. Nedeni ise tarımsal üretim çıktılarının sınıf tanımlama
sisteminin açık kurulmaması ve üretilen her yumurtaya aynı fiyatın
verilmek istenmesi olarak eklemekte. Bugün çiftlik çalışır durumda,
fotoğraflarda çiftlik hakkında her şeyi anlatıyor.

Tarımda inovasyona yer açılması gereken en önemli kapılardan birisi
de ekmektir. Seyahatlerimde en çok farklı özelliklerde oluşturulmuş
ekmekler ilgimi çeker.

Buğday (Triticum aestivum) 35 adettin üstünde antioksidan bulunduran,
güçlü ve dengeli bir tohumdur. Buğdayın bu özelliklerine karşılık, son
yıllarda ekmeğin oluşturulma şekli, ekmeği kilo alıcı ve bağışıklığı
koruma özelliği zayıflatılmış gıda olarak imal edilmektedir. Hamurun
mayalanarak dinlendirilmesi hamuru ekşitir, kabartır ve canlandırır.
Hamurun canlılığı ekmeği güçlü ve lezzetli yapar. Alman fırıncılar ekmek
hamurunun hazırlanmasından pişirilmesine kadar, ekmek yapımına ilginç
oluşumlar ekleyerek farklı lezzette besleyiciliği yüksek ekmekler
yapabilmektedirler. Ekmeğin içine koyabileceğimiz farklı meyvelerle
ilginç lezzetler oluşturmamız mümkündür. Ekmek bir fabrikadan çok yerel
üretilmesi gereken yiyeceklerin başında gelmektedir. Bugün inovasyona en
açık ürün grubundandır.

Tarımda inovasyonun iyi işlediği ürünlerin başında zeytin
gelmektedir. Zeytinyağı kimyası ile ilginç bir sıvıdır. Zeytinyağı,
sofrasına girdiği kralları, kraliçeleri, yöneticileri, şövalyeleri,
askerleri sağlıklı yaşatmıştır. Bunun en güzel örneği Akdeniz çanağında
yer alan kişilerin daha az sağlık sorunu ile karşılaşmaları ve sağlıklı
uzun ömür yaşamalarıdır. Türkiye’de farklı özelliklerde zeytinyağı elde
etme ve sunum farkındalığını ilk oluşturan kurum TARİŞ’tir. TARİŞ,
Zeytinyağı şişelerini özel tasarlayıp, her tasarımı ilginç tatlarla
sunarak, pek çok kişinin dikkatini çekebilmeyi başarmıştır. Zeytinyağına
yaşamınızda daha çok yer verin derim. Türkiye’de kişi başına yıllık
zeytinyağı tüketimi yaklaşık 2 litre, Yunanistan’da kişi başına yıllık
yaklaşık 21 litre, İtalya’da 12 litredir. O, altın sıvı sağlığın her
zaman etkin bir doğal iksiridir. Zeytinyağının elde edilmesinin yerel
olması, sunum şeklinin butik olması durumunda özel tatlarla daha çok
karşılaşacağız.

Tarımda inovasyona gereksinimi olan ürünlerden birisi de peynirdir.
Marketlerden aldığımız peynirlerin hemen hemen tamamı benzer
yapılardadır. Farklı yörelerden toplanan sütler büyük tanklarda
mayalanmakta ve tek düze tatlar ile sunumları yapılmaktadır. Sırt çantam
ile yaptığım Hollanda seyahatinde gökkuşağı gibi renk renk albenisi
olan peynirlerden bolca tatma fırsatım oldu. Hollandalılar peynirleri
renklendirmişler, nesilden nesille mayalamada elde ettikleri mini
sırları peynirlerine koymuşlar. En önemli özellikleri peynir elde etmeyi
çok ciddiye almaları, emek vermeleri, peynirin tanıtımı ve sunumu için
tıpkı bir tiyatro sahnesi gibi kişilerin localara alınarak peynir
gösterinin yapılmasına şahit oldum. Bir peynirin bir elmas kadar özel
sunulabileceğini öğrendim. Hollanda tarımı özel bir büyüteç altına
alınmalıdır. Çok özel bir ikliminin olmamasına rağmen sınırlı bir toprak
alanına sahip bir ülkenin Avrupa’da tarımdan yüksek gelir elde etmesine
şaşırdım. Avrupa’da bazı peynirlerin (Mont D’or, Mimolette, Rokfor,
Edam, Salers) aroma alması için özel ağaç kabuk ve renkleri, mayalama
mağaralarının kullanıldıklarını öğrendim. Yüzlerce peynir çeşidinin
üretildiği ve pazar bulduğu bu alanda ülkemize özel peynirler
oluşturmamız ve üretmemiz gerekiyor. Bu yönüyle peynir inovasyona en
açık alan olan olarak gözüküyor.

Dünyada inovasyon destekli ilginç tarımsal üretim ve denemeler
vardır. Yerel, organik, kapalı dikey çiftliklerden ledlerle aydınlanmış
seralara kadar uzayan farklı özelliklerde uygulamalara rastlamak
mümkündür. Bazı uygulamalar komik gibi gözükmesine karşılık, her
deneyimin inovasyosyonu oluşturmada yeni tarım şekillerine esin kaynağı
olma ve çok önemli tarım uygulamaları bu kuluçka fikirlerden
doğmaktadır.

İnovasyon düşüncesinin ana çizgisi tarım ürünün besleyici ve doğal
yapısını koruyarak ve artırarak nasıl geliştirmeliyiz sorusu sanırım en
doğru sorgu şeklidir. Tarımda kimyasal ağır ilaçlar yerine doğal ve
biyolojik mücadele sistemlerini çiftliklerimize davet etmeliyiz.
Kimyasal gübrelerin yerine kompost ve vermikompost gübrelerin yapımını
öğrenip, bitkisel üretimde çevre dostu ürün besleme girdilerine yer
açmalıyız. Her üretim için monokültür ve konvansiyonel yetiştiricilik
yerine yaratıcı küçük değişimlerle denemeler yapmalıyız. Elde ettiğimiz
inovasyonları daha sonra genelleştirerek tarıma tümden entegre etmekte
yarar vardır.
Not: APELASYON Eylül-2016 sayısındaki yazımdan özetledim.
Süleyman GÖNÜLKIRMAZ Ziraat Mühendisi-Antalya
#otadami @otadami