Travmatik Bağlanma

Ekim 2012 | Ismail Barış Salman, Psikolog
Giriş
Travmatik bağlanma paradoksal yapısı ile oldukça dikkat çekici bir kavramdır. Bu paradoks bağlanmanın tarafları ve meydana geldiği ortamdan kaynaklanmaktadır. Yoğun şiddetin mevcut olduğu ortamlarda faile yönelik güçlü ve yoğun duygusal bağ oluşması mağdurlara yardım edilmesinde engel teşkil edebilir. Örneğin; Stockholm Sendromu adıyla kendisine literatürde yer bulan olayda bir rehine polisin kurtarma girişimleri karşısında direnmiştir. Benzer durumlar aile içi şiddet gibi daha uzun süreçlerde de görülebilir. İstismara uğrayan çocuk ebeveyninin aleyhinde tanıklık yapmayı reddedebilir veya şiddet gören eş kocasına duyduğu “aşktan” dolayı ondan şikayetçi olmayabilir ya da boşanma girişiminde bulunmayabilir.
Yazının devamında travmatik bağlanmayı açıklayabilmek için araştırmacıların oluşturduğu tanımlardan, medyadaki olay örneklerinden, tutsaklık şartlarından, güç dengesizliğinden ve aralıklı pekiştirmeden bahsedilecektir.

Tanım
Psikoloji


Travmatik bağlanma bir tarafın istismar edildiği ilişkilerde bağların nasıl oluştuğunu ve neden bu kadar güçlü olduğunu anlamaya çalışan teoridir (Dugan ve Hock, 2000). Allen’a göre (2005), istismar ilişkilerinde ortaya çıkan güçlü, yıkıcı bağlanmalar travmatik bağlanmadır. Travmatik bağlanma bir kişinin diğerini aralıklı olarak taciz ettiği, dövdüğü, istismar ettiği, korkuttuğu durumda iki kişi arasında gelişen güçlü duygusal bağdır (Dutton, 1995). Travmatik bağlanma tanımları farklılıklar gösterse de yapılan tanımlamalar kavramın paradoksal yapısı üzerinde durmuştur. Bu paradoksal yapısı ile psikoloji literatüründeki dikkat çekici kavramlardan biri olmuştur travmatik bağlanma. Bağlanmanın oluştuğu ortam ve bağlanmanın taraflarını oluşturan kişiler arasındaki ilişki bu paradoksal yapının sebebidir.

Medyada Travmatik Bağlanma
Travmatik bağlanmayla ilgili en popüler olay kuşkusuz ki kendisine literatürde geniş yer bulmuş ‘Stockholm Sendromu’dur. Benzer vakalar medyanın ilgisini çekmeye devam etmiştir. Bunlara örnek olarak kaçırılmayla ilgili Jaycee Lee Dugard ve savaş esirliği ile ilgili Bowe Berghdal vakaları verilebilir.

Psikoloji

İkiz’e göre (2004), Stockholm Sendromu’nun konu olduğu olayda silahlı bir soyguncu 1973 yılında Stockholm şehrinde bir bankaya girip havaya ateş açarak dört kadını rehin almıştır, altı gün süren olay süresince soyguncu ceza evindeki bir arkadaşının bankaya getirilmesini istemiştir. Altı günün sonunda rehinelerden birinin soygunculardan birine karşı güçlü duygusal bağlar geliştirdiği keşfedilmiştir (Dugan ve Hock, 2000).

Psikoloji

Travmatik bağlanma belirtileri içeren diğer dikkat çekici olay ise Jaycee Lee Dugard vakasıdır. NTVMSNBC’nin 1 Eylül 2009 tarihli haberine göre; Londra’da 11 yaşındayken Gorrido tarafından kaçırılan Jaycee 18 yıl boyunca hapis tutulmuş, tekrarlayan tecavüzlere uğramış ve iki çocuk doğurmuştur, olayın açığa çıkmasından sonra detayları ortaya çıkan olayda Jaycee’nin 18 yıl boyunca yaz kış bir çadırda, çocuklarıyla beraber yaşadığı, çocukların hiç okula gitmediği anlaşılmıştır. Habere göre Jaycee kaçma fırsatı olmasına rağmen kaçmamıştır ve Gorrido’nun bazı işlerine yardımcı olmuştur.

Psikoloji

ABD’li asker Bowe Bergdahl’ın yaşadıkları da travmatik bağlanma bulguları içermektedir. Nethaber’in 25 Ağustos 2010 tarihli haberine göre; Bergdahl, Afganistan’da görev yaparken Taliban tarafından esir alınmıştır, esir edildiği süre boyunca Taliban tarafından birkaç defa video görüntüleri yayınlanan Bergdahl ilk videoda esir olduğunu ve eve dönmek istediğini söylüyordu, son olarak yayınlanan videoda ise Bergdahl’ın din değiştirerek İslam’ı seçtiği ve artık Taliban için bomba ürettiği, NATO askerlerinin bulunduğu stratejik noktalar konusunda Taliban’a yardım ettiği anlaşılıyordu.
Yukarıdaki üç olayda da mağdurlara yönelik yaşam tehdidi ve ihtiyaçlardan izalasyon altında geçen, süreğen bir tutsaklık öyküsü vardır. Bu tutsaklık sonucunda mağdurlar onları tutsak eden kişilere karşı güçlü duygusal bağlar geliştirmişlerdir.

Tutsaklık
Travmatik bağlanmayı konu alan araştırmalar tutsaklık olarak nitelendirilebilecek ilişkileri incelemiştir. Medyada yer alan ve travmatik bağlanma belirtileri bulunan olaylarda da tutsaklık durumu söz konusudur. Tutsaklık hapishanelerde, toplama kampında, kölelerin çalıştırıldığı kamplarda, dinsel mezheplerde, genelevlerde, organize cinsel sömürünün diğer kurumlarında ve aile içinde olabilir (Herman, 1992/2007). Cantor ve Price’a göre (2007); uzun süreli tutsaklık durumlarında göz bağlama veya izalasyon yolu ile duyusal yoksunluk sağlanabilir; hijyenik olmayan koşullar, çaresizlik, güçsüzlük, fiziksel ve cinsel istismar, ölüm tehdidi, kişiliksizleştirme, aşağılama tutsaklığın diğer karakteristiklerindendir. Cantor ve Price ayrıca faillerin kurbanlarını güçsüz bırakmak için düşmanca ortamlar hazırladığını, bu ortamların muğlak ve anlaşılır olmayan, önceden kestirilemeyen yaşamsal tehditler içerdiğini öne sürmüştür Tutsaklık durumu travmatik bağlanmayla ilgili olarak işlenen güç dengesizliği ve aralıklı pekiştirme gibi öğelerin oluşabileceği bir ortamdır.

Travmatik Bağlanmanın Oluşumasına Sebep Olan Tutsaklık Dinamikleri
John G. Allen’a göre travmatik bağlanmanın oluşabilmesi için güç dengesizliği ve mağdurun yaşamsal desteklerden izolasyonu gereklidir (akt.: Dayton, 2000). Dutton (2008), travmatik bağlanmanın oluşmasında rol oynayan iki önemli sebep öne sürmüştür; birincisi fail ve mağdur arasındaki güç dengesizliğidir, ikincisi ise istismarın sürekli olmayan, kestirilemeyen, aralıklı doğasıdır.

Psikoloji

Güç Dengesizliği
Kişinin kendinden daha geniş ya da daha güçlü bir kişiye ya da gruba bağlanması kendinde hissettiği gücü artıracaktır (Becker, 1973; Fromm, 1941; Lion, 1977; McClelland, 1975; akt.: Dutton, 1995). Herman (1992/2007), tutsaklığın kurbanın faille uzamış temasına neden olduğunu, tutsaklık durumunda failin kurbanın hayatındaki en güçlü kişi haline geldiğini ifade etmiştir. Dutton (2008), Anna Freud’un ‘Saldırganla özdeşleşme’ kuramının güç dengesizliğinin travmatik bağlanmaya etkisini açıklamada kullanışlı olacağını öne sürmüştür. Saldırganla özdeşleşme kavramına göre aşırı güç dengesizliği olan ve güçlü kişinin cezalandırıcı davrandığı durumlarda güçsüz kişiler saldırganın dünya görüşünü kabul etme, içselleştirme ve kendileri gibi olanlara yansıtma eğilimindedir. Güz dengesizliği arttıkça kişi kendini daha negatif değerlendirir, karşı koyma gücünün daha az olduğunu düşünür, daha çok muhtaç durumda hisseder, bu bağımlılık ve düşük benlik saygısı duyguları tekrarlanma yoluyla güçlü kişi ile yoğun duygusal bir bağ kurulmasına sebep olur (Dutton, 2008) .

İstismarın Sürekli Olmayan Aralıklı Doğası
Mağdur ve fail arasında gelişen yoğun ilişkiyi travma tabanlı inceleyen Dutton ve Painter (1981); travmatik bağlanmanın aralıklı olarak gerçekleşen temel ihtiyaçlar için bakım ve şiddet döngüsünden kaynaklanabileceğini önermişlerdir (akt.: Saunders ve Edelson, 1999). Young ve Lowry’nin (1992), ‘Ensestte Travmatik Bağlanma Döngüsü’ kuramında istismarın sürekli olmayan aralıklı doğası anlatılmıştır. Young ve Lowry, istismar ilişksinin beş evresi olduğunu öne sürmüşlerdir; Bu beş evre ebeveyn için kurama göre şu şekilde işler; A) Fantazileme: Bu evrede istismarcı ebeveyn çocuğunu cinsel açıdan çekici bulmaya, cinsel ilişkiyi hayal etemye, rasyonalize etmeye ve planlamaya başlar. B) Cinsel Eylem. C) Fiziksel ve Duygusal Olarak Rahatlama (Aralıklı takviye). D) Utanç ve Suçluluk: Utanç ve suçluluk hisseden ebeveyn çocuğuna karşı iyi, ilgili bir ebeveyn gibi davranmaya başlar. E) Zamanın geçmesiyle birlikte ebeveynin cinsel istekleri tekrar gündeme gelir ve aynı bilişsel veya davranışsal stratejileri kullanarak süreci tekrar başlatır. Youn ve Lowry’e göre (1992), kuram çocuk yönünden şu şeiklde işler; B) Cinsel Eylem: Döngü çocuk için cinsel eylem ile başlar. Bu çocuk tarafından kafa karıştırıcı, cezalandırıcı, rahatsız edici olarak algılanır. C) Rahatlama: Eylemin bitmesi, tehlikenin geçmesi rahatlama yaratır. D) Ebeveynin olumlu davranışları ile rahatlama artar. E) Tekrarlardan sonra çocuk anksiyetesini ve korkusunu yönetmeyi öğrenmeye ve olayın ne zaman gerçekleşeceğini anlamaya başlar. Olayın gerçekleşeceğini anlaması anksiyete ve korkuya yol açar, gerçekleşip bitmesi ise rahatlatır ve olumlu pekiştireç görevini görür. Buradaki olumlu pekiştireç mağdurun faile bağlanmasını kolaylaştırır. Dutton (2008) ise istismar nöbetleri arasındaki dönemlerde failin davranışlarının daha normal ve kabul edilebilir olduğunu bunun sonucu olarak da mağdurun caydırıcı ve olumsuz uyarıcılar süreci ile rahatlama ve serbest bırakılma sürelerinin bir ardalanmasına tabi olduğunu söylemiştir. Dutton öğrenme kuramında geçen kalıcı davranışlar oluşturmada oldukça etkili olan aralıklı pekiştirmenin oluşturduğu davranışların söndürülmesinin zor olduğunu ifade etmiştir.

Sheridan’ın 12F Teorisi
Sheridan şiddet gören ev kadınlarının faili neden terk etmediklerini açıklayabilmek için 12 sebep önermiştir (akt.: Hamel, 2005). Sebeplerin İngilizce karşılıklarının hepsi ‘F’ ile başladığı için teorinin adı 12F’tir. Sheridan’ın önermiş olduğu sebepler şu şekildedir:
  1. Korku (Fear): İstismarcıdan korkmak.
  2. Finans (Finance): Ekonomik olarak istismarcıya bağlılık.
  3. Baba (Father): Çocuklarının babalarını kaybetmesini istemez
  4. İnanç (Faith): Boşanmak kötüdür.
  5. Affedicilik (Forgiveness): İyi olanı görmeye çalışır ve değişeceğine inanmak ister.
  6. Düzeltme Fantezisi (Fantasy/Fix): Onu yeterince severse bir gün düzeltebileceğine inanma.
  7. Aile (Family): İstismar edilen kadının aile desteği zayıftır. Çünkü kadın ya istismarı saklıyordur, ya da ailesi onun istismara uğradığını reddediyordur.
  8. Arkadaşlar (Friends): Zayıf bir sosyal destek ağı vardır, terke etmesine yardım edecek kimse yoktur.
  9. Aile tutumları (Familiarity): İstismarcı bir ailede büyümüş olabilir.
  10. Seçenek (Full): Terk etmeye hazır olduğu zamanda daha iyi bir seçenek bulamayabilir.
  11. Yakalanma (Find): Önceki tecrubelerinden terk ettiği zaman istismarcısının onu tekrar bulacağını ve cezalandıracağını biliyordur.
  12. Yorgunluk (Fatigue): Kaçmak için duygusal ve fiziksel olarak yeterli gücü yoktur.
Terapi
Dutton göre (2008), travmatik bağlanma tanımı gereği bilinçdışında gelişen çok güçlü bir süreç olduğu için terapist sadece bu süreci danışanın bilincine getirebilir, ona sürecin başlangıç sinyallerini ve ipuçlarını gösterebilir. Hamel ise (2005) kurbanları yaşadıkları hakkında bilgilendirmekten bahsetmiştir. Kurbanların travmatik bağlanma, şiddet döngüsü ve kurbanın istismarcıya olan bağımlılığını anlaması gerektiğini vurgulamıştır. Danışman, danışanını suçlamadan, örnekler göstererek bu şiddet döngüsüne nasıl bağımlı olduğunu göstermelidir. Danışanla yapılacak yakın bir çalışma ile travmanın gündemi formüle edilmeli ve danışanın kendi kararını vermesi sağlanmalıdır.

Travmatik Bağlanma ve Cinsiyet
Travmatik bağlanma literatürde cinsiyet farklılıkları açısından araştırılmamıştır ya da bu konuda herhangi bir teori oluşturulmamıştır. Fakat travmatik bağlanmaya sebep olan şiddetin uygulayıcılarını cinsiyet açısında inceleyen araştırmalar vardır. Straus ve arkadaşları (1980), evlilikte şiddet kullanımının erkek ve kadın açısından değerlendirildiğinde neredeyse eşit olduğunu, eğer şiddet statüyü koruyabilmek için son seçenek ise erkeklerin çok daha fazla kullandığını belirtmişlerdir (akt. Dutton, 1995). Straus, şiddet kullanımın yıllık olarak sıklığına bakıldığında ise erkeklerin kadınlardan daha fazla şiddet kullandığını rapor etmiştir. Straus’un elde ettiği bulgulara göre kadınların katı şiddeti(Tekmeleme, ısırma, bir obje ile vurma, sarsma, silahla saldırma) kullanma eğilimleri daha fazladır (%11.8’e karşı %11.4) (akt. Dutton, 1995). Straus bu sonuçları kendini korumaya yönelik şiddetin farklılıkları ile açıklamaya çalışmıştır. Buna göre kadınların kullandığı şiddet daha defansiftir (kadınların zayıf şiddet kullandığı, erkeklerin katı şiddet kullandığı durumlar). Walker’a göre (1989), kadınlar şiddeti kendilerine uygulanan şiddete karşı kullanmaktadırlar (akt. Dutton, 1995). Bu teoriyi kanıtlamak için Stets ve Straus (1990), çiftlerin şiddet kullanma şekillerini karşılaştırmışlardır; kadınların katı/erkeklerin zayıf şiddet kullanması anlamlı olarak daha yaygın bulunmuştur(akt. Dutton, 1995). Benzer olarak Bland ve Orn’un yaptığı çalışmada kadınların, kocalarına bir şey atarak yada fırlatalarak saldırmları ve bu eylemlerde harekete ilk geçen olmaları daha yaygın olarak bulunmuştur. Bu sonuçlara göre kadınlar bir şekilde erkeklere kıyasla şiddet kullanmaya daha yatkınlardır (akt. Dutton, 1995).Dutton’a göre (1995), cinsiyet ile ilgili bu veriler aile içi şiddet ile ilgili üç önemli konuyu işaret etmektedir; birincisi ataerkilliğe karşı mücadelenin yeterince desteklenmediğidir, ikincisi insan davranışı hakkındaki açıklamaların her iki cinsi de kapasaması gerektiğidir, üçüncüsü ise araştırmanın yapılan davranıştan çok etkileri üzerinde durması gerektiğidir; erkeklerin uyguladıkları şiddetin sonuçlarının kadınlarınkine kıyasla çok da ciddidir. Stets ve Straus’un bildirdiği sonuçlara göre ciddi fiziksel şiddete maruz kaldığını ifade eden kadınların %7.3’ü tıbbi yardıma ihtiyaç duyarken, erkeklerin sadece %1’i tıbbi yardıma ihtiyaç duymuştur (akt. Dutton, 1995). Dutton’un aktardığı bir başka araştırmada ise araştırmacılar polise bildirilmiş aile içi şiddet vakalarında sonuçlara göre sınıflama yapmışlardır ve bildirilen vakalarda kadınların zamanın %94’ü oaranında mağdur durumundayken, erkeklerin zamanın %14’ü kadarında mağdur durumunda olduğunu bulmuşlardır. Bu araştırmalar aile içinde kadınların mı yoksa erkeklerin mi daha çok şiddet uyguladığını incelemişerdir. Şiddet kullanma oranlarına bakıldığında çok önemli farklılıklar bulamayan araştırmacılar, şiddetin etkilerini incelediklerinde oldukça yüksek oranda farklılıklar ile karşılaşmışlardır. Bu farklılıktan hareketle aile içi şiddet vakalarında travmatik bağlanmanın oluştuğu durumlarda istismarcının erkek, kurbanın ise kadın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Travmatik bağlanmanın oluşabileceği diğer tutsaklık ortamlarında ise travmatik bağlanmaya yatkınlık ya da şiddet uygulayanların cinsiyetleri ile ilgili araştırmalara rastlanmamıştır.

Travmatik Bağlanma ve Etik
Travmatik bağlanmanın birçok etik ilke yönünden zorlayıcı olacağı düşünülmektedir. Çünkü yardım isteyen kişi büyük bir ikilem içindedir, bu da terapisti de birçok yönden etik ikilimler içine alacaktır. Danışan sorunun kaynağı ile ilgili ikilem yaşamaktadır. Bir yandan yaşadığı şiddetin mevcut ve olası etkilerinin farkında olsa da bir yandan da şiddetin kaynağına karşı yoğun bir duygusal bağ ile bağlanmış durumdadır. Terapist ise her an yakın bir şiddet unsurunun tehdidinde olan danışanına mesleki etik ilkelerini, insan haklarını dikkate alarak yardım etmek zorundadır. Hastanın zarar görmesini engellemek, yarar sağlamaya çalışmak, bir suçu ihbar etmek, mahremiyete saygı göstermek, kurtarma isteği, kendini korumak gibi birçok değişkeni içine alan bu ikilem çok dikkatli davranmayı gerektiren bir ilişki yaratmaktadır. Her vaka için öznellik taşıyacak olan bu karar verme sürecinde terapistin profesyonel destek alması, şiddete karşı faaliyetlerde bulunan örgütlerin desteğini edinmesi, meslek derneği veya odası ile birlikte hareket etmesi sürecin en iyi sonuca ulaştırılmasına olumlu etki edebilir.

Sonuç
Travmatik bağlanma; şiddet ve istismar mağduru bir kişinin, sosyal destek ve yaşamsal ihtiyaçlardan mahrum edilerek, denetim ve kontrol altına alındığı, çaresiz ve güçsüz bırakıldığı tutsaklık ortamında onu tuksak eden kişi veya kişiler tarafından ölüm tehdidine, korkuya ve dehşete, fiziksel, duygusal veya cinsel istismara aralıklı olarak maruz bırakılması sonucu aralarında aşırı güç dengesizliği bulunan tutsak edene karşı geliştirdiği yoğun ve yıkıcı duygusal bağdır. Travmaik bağlanma yaşamsal tehdidin olduğu, kişinin yoğun korku, dehşet ve çaresizlik hissettiği ortamda son savunma mekanizması olarak görülebilir. Sosyal psikologlara göre güçlüye bağlanmak kişinin kendisini daha güçlü hissetmesine sebep olur. Farklı disiplinlerden getirilen teoriler, vaka incelemeleri ile açıklanmaya çalışılan travmatik bağlanmanın oluşmasında rol oynadığı öne sürülen dinamikleri test edebilen bir deney desenine, travmatik bağlanmada cinsiyet farklılıklarını inceleyen araştırmalara, travmatik bağlanmanın yaygınlığı ile ilgili herhangi bir araştırmaya veya travmatik bağlanmayı tespit etmeye yönelik herhangi bir araca rastlanmamıştır. Bu yönleri dikkate alındığında travmatik bağlanmanın hala netlik kazanmamış bir kavram olduğunu söylemek yanlış olmayabilir.

Kaynakça
  1. Allen, J.G., (2005). Coping with trauma: hope through understanding.Amerikan Psikiyatri Yayınları.
  2. Baskı. (s.123-132).2.Cantor, C., Price, J., (2007). Traumatic Entrapment, appeasement and complex post-traumatic stress disorder: Evolutionary perspectives of hostage reactions, domestic abuse, Stockholm syndrome. Australian and New Zealand Journal of Psychiatry; 41:377-384
  3. Dayton, T. (2000). Trauma and Addiction: Ending The Cycle of Pain Through Emotional Literacy. ABD: HCI. (s.140-141).4.deYoung, M., Lowry, J.A., (1992). Traumatic Bonding: Clinical Implications in Incest. Child Welfare/71. No: 2.
  4. Dugan, M.K., Hock, R.R., (2000). It's my life now: starting over after an abusive relationship or domestic violence. New York: Routledge. (s.13-16)
  5. Dutton, D.G. (1995). The domestic assault of women: psychological and criminal justice perspectives. Toronto: UBC Press. 4. Baskı, (sf.: 42-45, 190).
  6. Dutton, D.G., (2008). Traumatic Bonding. Reyes, G., Elhai, J.D., Ford, J.D. (Edt.) The encyclopedia of Psychological Trauma içinde. (s.664-666). New Jersey: John Wiley & Sons.
  7. Hamel, J., (2005). Gender-inclusive treatment of intimate partner abuse: a comprehensive approach. New York: Springer Publish company. (s.27-28, 72).
  8. Herman, J., (1992). Travma ve İyileşme: Şiddetin Sonuçları, Ev İçi İstismardan Siyasi Teröre. (Çev.: Tamer Tosun). İstanbul: Literatür. (2007).
  9. İkiz, O. (2004). Stockholm Sendromu. Arşiv/NTVMSNBC.arsiv.ntvmsnbc.com/news/230350.asp Erisim: 13.11.2010.
  10. Saunders, E., & Edelson, J. (1999). Attachment style, traumatic bonding, and developing relational capacities in a long-term trauma group for women. International Journal Of Group Psychotherapy, 49(4), 465-485.
  11. Yeni Bir Stockholm Vakası mı. (1 Eylül 2009). NTVMSNBC.ntvmsnbc.com/id/24996658/ Erisim: 13.11.2010.
  12. Yeni Bir Stockholm Vakası: ABD’li Asker Kendi Rızası ile Taliban Bombacısı Oldu. (25 Ağustos 2010). Nethaber.nethaber.com/dunya/158596/yeni-bir-stockholm-sendromu-vakasi Erisim: 13.11.2010.