TÜRKİYENİN YENİ NESİL ÜNİVERSİTE ANLAYIŞI

Eylül 2012 | Cem Deyupoğulları, İş Ve Meslek Danışmanı
YÖK, AKP-Sermaye iş birliği ile şekil değiştirmeye hazırlanırken Türkiye’nin üniversite eğitimi kamuoyuna kapalı kapılar arkasında tartışılıyor. YÖK'ün organize ettiği ve AKP-TÜSİAD uyumunun göze çarptığı toplantılarda ikinci tur kasım ayı başında yapılacak.

DÜMENİN BAŞINDA SERMAYE VAR

Artık sermayenin emrinde çalışacak görevliler yüksek eğitimi yönetecek. Toplantılarda, üniversitelerin kendi öğrencilerini seçebildiği, üniversite giderlerini üniversitenin kendisinin karşıladığı ve kararları oluşturulacak Mütevelli Heyeti’nin aldığı bir sistem üzerinde duruluyor.

HER OKULUN KENDİ HEYETİ OLACAK

Yeni YÖK yasası tartışmalarında kurumsal düzeyde, ABD’de “Counsil of Trustees” (üniversite mütevelli heyeti) veya benzeri bir yönetim yapılanması öneriliyor. Bu şekilde, üniversitelerin kurumsal ana amaç ve hedeflerinin belirlenmesi, yönetilmesi, idari ve mali ana kararların alınması ile rektörün atanması mütevelli heyeti veya üniversite konseyi türü oluşumlara bırakılmak isteniyor. Tartışmaların ana eksenlerinden bir de Türkiye’de şu anda bulunan 205 üniversitenin de aynı kategoride değerlendirilemeyeceği. Köklü ve büyük üniversiteler kendi mütevelli heyetleri ile yürüyebilecekken; illerde açılan ve açılalı henüz 10 yıl bile olmayan küçük üniversiteler, ulusal düzeyde oluşturulacak ulusal mütevelli heyeti ile yönetilecek.

REKTÖR MÜTEVELLİ HEYETİNCE “SEÇİLECEK”

Tartışmalarda konuşulan bir diğer konu da Üniversitelerde Rektörün seçimi. Yeni düzenlemeye göre, rektörlerin ABD’deki gibi üst mütevelli heyeti (Governing Board) veya en azından eski üniversitelerde oluşturulacak Üniversite Konseyi (Council of Trustees) tarafından atanması/belirlenmesi ve liderlik edecek ‘güçlü’ konumunun korunması hedefleniyor. Konunun tartışılması için oluşturulan Özel İhtisas Komisyonu, uzlaşma arayışı güdüsüyle gelişmiş üniversitelerde rektörün YÖK-üst mütevellice veya üniversitenin mütevelli heyetini oluşturacak Üniversite Konseyi'nce atanması veya doğrudan seçimle ya da üniversite bileşenlerinden oluşacak Senato’ca belirlenmesi gibi konuların kendi kararlarına bırakılması da tartışılabilir bulunuyor.

ÜNİVERSİTELERE “PORTEKİZ” YÖK’E “İNGİLİZ”, MODELİ

TÜSİAD ve YÖK raporlarında çerçevesi çizilen model bugüne kadar yapılan tartışmaları belirliyor: Sermaye temsilcilerinin sözcülüğünü yaptığı “rekabet edebilir” mütevelli heyetli müteşebbis üniversite ve yönetişim modeli ile dışsal-denetim (kalite güvencesi, yeterlilikler, akreditasyon) esas olarak önerilen modeller. Üst yönetim (YÖK) için “İngiltere Yüksek Öğrenim Fonlama Kurulu (The Higher Education Funding Council for England-HEFCE)” benzeri bir model, üniversiteler düzeyinde ise Portekiz “Üniversite Konseyi” Modeli (üniversite onaylı mütevelli heyeti) tartışılıyor.

DENETİM KAMUNUN ELİNDEN ALINIYOR

YÖK ile ilgili yapılan çalışmalarda üniversitelerin denetimi kamunun elinden alınıyor. Fon ve başarı denetiminin, hem program hem de kurumsal değerlendirme ve denetimlerin stratejik plan, mesleki yeterlilikler, performans, kalite güvencesi, dışsal denetim/

akreditasyon mekanizmalarına bağlanması; denetim ve değerlendirmenin (kalite güvencesinin-akreditasyonunun) özel yasasının da çıkarılarak tamamıyla dışsallaştırılması, bu yetkilerin bağımsız ajanslara aktarılması öngörülüyor. YÖK Denetleme Kurulu, Sayıştay, Maliye, YÖDEK, ADEK veya İç Denetimin yetkileri salt hukukilik veya mevzuata uygunluk gibi konularla sınırlandırılmak isteniyor.

AKADEMİSYENLER SÖZLEŞMELİ OLACAK


Yüksek öğrenimle ilgili tartışılan yeni modelde akademik kadro neredeyse yok sayılıyor. Öğretim üye ve elemanlarının kurumsal amaç ve hedeflerin belirlenmesinde, idari ve mali karar süreçlerinde, yönetim ve denetimde yer almamaları düşünülüyor. Yeni düzenlemeye göre, öğretim elemanları sözleşmeli-geçici statüde olmalı, performansa bağlı ücretlendirilmeli, ‘Stratejik plana’ uymayan, uygun çıktı veya kaynak yaratamayan akademisyenler de rahatlıkla atılabilmeli.

OKUL ÜCRETLERİNİN ÜÇTE İKİSİ ÖDENECEK

Düşünülen sistemin en dikkat çeken yanlarından biri de, öğrencilerin üniversiteye bireysel getiri sağlayan kişiler olarak algılanması. Buna göre, öğrenciler üniversiteden aldığı bireysel hizmet ücretinin en azından üçte ikisini ödemek zorunda kalacak.