Ulus devlet masalları ve ötesi...

Mart 2015 | Abdullah Gürel, Webmaster
Ulus devlet masalları inandırıcılığını yitiriyor. Ulus devlet, yerel sorunlarımızın çözümü için çok büyük. Küresel sorunlarımızın hallindeyse çok küçük.
Zaman yolculuğu yapabilsek. Bir an için Homeros’un dünyasında yaşadığımızı tahayyül etsek. Onlar da aynı bizim gibi, tanrılarıyla, kahramanlarıyla inandıkları bir dünya kurmuşlar. İnançları uğruna savaşmışlar. Çocuklarını egemen düzenin erdemlerine göre yetiştirmişler.
Onların gerçeklerini bugün masal diye okuyoruz. İnançlarına ‘mitoloji’ diyoruz. Efes’te, Delfi’de, Milet’te, tapınaklarının taşlarını kültür mirasımız diye sahiplenirken, haddimizi bilmememizin ilkelliğinde, ilkel diye bakıyoruz inançlarına.
Benmerkezciliğimizin aymazlığı yetmiyormuş gibi, kendi masallarımıza inanmayanları dıştalıyor, ayıplıyor, cezalandırıyoruz.
Çocuklarımıza, inançlarımızım madalyalı kahramanlarını, onların destanlarını yazan, göğsümüzü kabartan ozanlarımızı belletiyoruz.
Ulus devlet masallarımızdan bahsediyorum.
Biz dünyalıları birbirimize ötekileştiren, aramıza sınırlar koyan ulus devlet masallarımızdan.
Şu anda dünyada 200’e yakın ulus devlet, 15 bin kadar da devletleşmemiş ulus var. Bir de onlar bayrağım diye tuttursa! Ulus devlet miyadını doldurdu. Ulus devlet, yerel sorunlarımızın çözümü için çok büyük. Küresel sorunlarımızın hallindeyse çok küçük.
Burası benim, orası senin diye hayali çizgiler çizmişiz havada, denizde ve toprakta. Sonra da kendimizi kökleştirme masalları yazmışız. Ulusal kimliklerimizin üniformalarını diktirmişiz. Türümüzün en güzel özelliklerinden hayal gücümüzün ulus devlet konusunda ibret verici örnekleri çok.
Ruslar 19. Yüzyılda Pan Slavist yayılmacı politikalarıyla Lehistan’ı da mı ilhak etmek istiyorlar? Lehler, biz aslen Slav değiliz, kökü İran’dan gelen Sarmatlarız diye uydurmuşlar. Güney Afrika’da ırkçı işgalci beyazlar, yerli halk zencileri neden mi hakir gördüler? Kendilerinin Habil’den, zencilerin ise kardeş katili Kabil’in soyundan geldiğine inanmışlar. Osmanlı kültürlerine Cumhuriyetin kurucularının dediği gibi ‘esarette geçen 500 yıl’ diye mi bakmak istenmiş? Güneş Dil Teorisi’ni uydurup dünya dillerinin kökünde Türkçe olduğunu yazmışlar.
Ulus devlet masalları günbegün inandırıcılığını yitiriyor. DNA araştırmaları ırk, ulus farklılıklarını yok ediyor. Dünyanın en saf ülkelerinden sanılan, destanlarında bir tek kendilerini yazan İzlandalıların adası bile, herkesin gelip geçip, kaynaşıp kırmalaştığı yol geçen hanıymış meğer.
Kimliksiz duramıyoruz. 20. Yüzyılda, ideolojik kimliklerimizin de kurbanı olduk. Yeryüzü cennetlerimizi kurmak uğruna Sovyetler’de, Çin’de, Kamboçya’da rejimleri tarafından katledilen 100 milyona yakın insanın devrim düşmanı olduğuna, Yahudilerin farklı yaratıklar olduğuna inandık. Katolik kimliklerine sarılan milyonlar, inançlarının kurbanı. Cinsel ilişkilerinde prezervatif kullanmaları Papa tarafından yasaklandığından AIDS’ten ölüyorlar.
Müslümanların sesi çıkmıyor, İslam teröristlerine karşı.
Bir yandan da bizi taraflaştıran başka kimlikler edinmeye başladık. Çok uluslu şirketlerde çalışanlar, şirket kimlikleriyle, sermayeyle bütünleştirilirken sendikasızlaştırılıyorlar. Avustralya’da beyazların, Aborjinlerin çocuklarına el koyup onları devşirdikleri gibi, çalışanlar da şirket kimliğinde eritiliyor. Marka aidiyetliklerimizde, tükettiklerimizle markalaşıyoruz.
Ve egemen düzenin adaletsizliğinde ezilen biz kadınlar, eşcinseller, egemen düzenin azınlık, özürlü dedikleri bizler, aidiyetliklerimizin kimlik politikalarında haklarımızı ararken hem sıklaştırdığımız saflarımızda bencilleşiyoruz hem de düzenin ‘böl yönet’ politikalarına alet olabileceğimizi görmezlikten gelebiliyoruz.
Sermaye, doğal afetler, küresel ısınma ve en son Japonya örneğinde olduğu gibi nükleer felaketler de küreselleşti. Dünyamız, dünya vatandaşlarını bekliyor. İlle de uzaydan düşman mı gerekli birleşmemiz için?
Dünyalıyız hepimiz.

GÜNDÜZ
VASSAF
radikal.com.tr/yazarlar/gunduz_vassaf/ul. . .